Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Atık yönetiminin olmazsa olmazı: Depozito iade sistemi

Atık yönetimi deyince akla geri dönüşüm, farklı kategorilere ayrılmış çöp konteynerları ve ne anlama geldiği belli olmayan yeşil renkli döngüsel ok sembolü gelmektedir. Ancak bu bahsedilenlerin atık azaltımına katkısı ise şaibelidir. Her ne kadar siz doğayı korumak amacıyla ayrı toplasanız da büyük çoğunluğu merdiven altı olan ve hiçbir standardı sağlamayan, adeta çöplükten hallice olan toplama ayırma tesisleri ve geri dönüşüm işletmeleri -ortama hâkimse- sizin doğayı kirletmemek adına ayrı kutulara attığınız çöpleri sizin yerinize farklı formlara sokarak doğaya salacaktır.

İşte bu nedenle gıda atıkları, metal ve kısmen de kağıt atıkları dışında kalan plastik ve kompozit ürünlerin ayrı toplanmasının çevre kirliliğini engellemeye olan katkısı neredeyse yoktur, üstüne kirliliğin artmasına katkısı çoktur. Çünkü ayrı da toplansa çoğu plastik ve kompozit malzemeler yakılarak bertaraf edilmektedir. Çöpün yakılarak bertarafı ise kömür yakılarak üretilen enerjinin çevre maliyetinden çok daha fazla çevresel maliyete sahiptir. Bunun yanında bazen ayırmak bile en sonunda yakmaya kadar varabilmektedir. Yani siz geri dönüşsün diye ayırırsınız ama sonuçta onu da yakabilirler. Nitekim Finlandiya’da ayrıştırmanın aslında çok da bir anlamının olmadığı şu skandal haber sonucu ortaya konulmuştu. İnsanlara ayrıştırarak toplatılan çöpler en nihayetinde yakma istasyonlarında yakılmış. Madem yakacaktınız ne diye ayrı toplatıyorsunuz değil mi?

Atık yönetiminin ana amacı atıkları düzenli sınıflara ayırıp sonrasında da çalakalem ve zararlı yöntemlerle bertaraf etmek değil, atığı uzun zamanda azaltacak bir eğilimle yönetmek olmalıdır. İşte bunu yapabilmek için de bir illüzyondan ibaret olan geri dönüşümü, ya da sağlıklı diye tek kullanımlık plastik övmekle değil daha da faydalı olduğu ispat edilmiş olan depozito iade sistemini desteklemek ve üretici ve perakendecilere sattıkları her bir tek kullanımlık ambalaj için sorumluluk yüklemek gerekir. Bu sorumluluğun en uygulanabilir şekli de ambalaj üreticilerine ve perakende/toptan satış yapanların tekrar kullanılabilir ambalajlara yönelmesini sağlayacak alternatifleri bir an önce harekete geçirmekle mümkündür.

Depozito sistemi 25 kuruşluk poşetin akıbetine uğramamalı

Türkiye’nin 2021 yılında uygulamaya koymayı planladığı ancak uygulanması 2022 yılına ertelenen depozito iade sistemi de tam olarak bu anlama sahiptir. En azından teorik olarak öyle. İşin ekonomisini düşünerek ağız sulanması yaşamak yerine yaratacağı etkili atık yönetimin faydasına odaklanırsa teoride mümkün. Aksi takdirde kullanılacak cihazların ihalesine ya da ortaya çıkacak toplanmış ambalajın maddi getirisinin hesabında takılı kalınırsa bu sistem de 25 kuruşluk poşet uygulaması gibi kadük kalabilir. Çünkü poşetin para ile satılması uygulamasının sadece marketlerde sınırlı kaldığı herkes tarafından bilinmekte ve semt pazarları da dâhil olmak üzere ne bakkallar ne manavlar ne de diğer işletmeler doğru düzgün poşet parası uygulaması yapmamaktadır. Bu tehlike depozito iade sistemi için de geçerlidir. Eğer ki tüm büyük plastik ambalaj kullanıcıları bu sisteme entegre edilirse işte ancak o zaman kararlı ve çevreci bir yaklaşım ortaya konulmuş olur.

Depozito iade sisteminin en önemli avantajı ülkelerin kendi kıyılarına karışan özellikle cam, alüminyum ve plastik şişelerden kaynaklı çöp sızıntısının önüne geçme potansiyeline sahip olmasıdır. Eğer ki bir ülke depozito iade sisteminin özellikle içecek ambalajlarının tekrar kullanıma uygun olarak tasarlanmasıyla birlikte düzenlerse o zaman ülkede şu aşağıdaki görüntü oluşmayacaktır.

Burada çöpün ihraç edilmeyeceği varsayımıyla konuşuyoruz. Eğer ihraç edileceklerse kurulacak hiçbir sistem doğanın korunmasına katkı sağlamayacaktır. İşte bu nedenle döngüsel ekonomi denilen şeyin ülkelerin kendi içerisinde oluşturduğu döngüye hapsedilmesi gerekmektedir. Ülkeler arası bu tarz tehlike potansiyeli olan atıkların dolaşımı döngüsel değil, sömürgecidir. Özellikle atık yönetimi ihraç eden ülkeden daha düşük olan bir ülkeyse ithal eden ülke, bunun adı düpedüz sömürgecilik ve ikiyüzlülüktür. Çünkü zaten ithal eden taraftaki çöp tüccarlarının çevre, doğa ya da başka bir kaygısı olmadığı için, göndericilerin de aynı kategoride değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.

Sonuç olarak depozito iade sistemi daha da geliştirilmek suretiyle atık yönetiminin merkezinde bir yere oturtulursa ve bir de tekrar kullanılabilir ambalaj tasarımıyla desteklenirse işte o zaman plastik kirliliğinin uzun vadede engellenmesinin mümkün olabileceğinden bahsedebiliriz. Aksi durumda işimiz merdiven altı geri dönüşüm çöplüğüne kalır ki oranın ne insafı ne de duyarlılığı yoktur ve plasentada bulunan mikroplastiği, hemen her türlü canlı organında bulmak olası hale gelecektir.

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Yakmak!

Yanlış hatırlamıyorsam 1990’ların başıydı. İstanbul’da PTT eliyle hummalı bir kablo yenileme, değiştirme ve düzenleme faaliyeti gerçekleştiriliyordu. Bu işlemler esnasında ortaya çıkan bolca kablo artığı da işçiler tarafından tamiratın yapıldığı yere terk ediliyordu. İçerisinde bakır tel olan bu kablolar hurda olarak kıymetliydi. Ancak öncesinde bakır tellerin etrafını kaplayan plastikten kurtulmak gerekiyordu.

Önceleri, kabloları bir tarafından tutup bakırı çekerek plastikten sıyırıp ayırma işlemi gerçekleştirirdik. Ancak nasıl olduysa bir anda yakma fikrini benimseyip eski yöntemden vaz geçtik. Artık hiç uğraşmadan plastiğin yanıcılığının yardımıyla kabloları bir araya getirip bir gazete parçasıyla yakarak ve belli bir süre sonra da sönen ateşten kabloları alıp yere vurarak kalıntılardan kurtarır, hurdacının yolunu tutardık. Bu şekilde, içerisinde bakır tel bulunan kabloları uzun yıllar yakıp sattığımızı hatırlıyorum.

Geçtiğimiz günlerde bir inceleme için gittiğim yasadışı çöp döküm alanlarından birinde sığınmacı olduğunu tahmin ettiğim bir çocuğun bir tomar kabloyu benzer bir yöntemle yaktığını görünce, bir anda kendi çocukluğumuzda yaptığımız bu korkunç işi hatırladım. Artık yakma faaliyetlerinin sonucunda ortaya çıkan toksik gazların içeriği hakkında da bilgi sahibi olduğumdan, hafızadaki hatıra bir deneyimden ziyade bir korku sahnesine ve trajediye dönüşüverdi.

Bir yandan o kabloları yakıp ortaya çıkacak kıymetli hurdadan kazanacağı parayı düşünerek kenarda bekleyen çocuğa bakarken bir yandan da bu durumun neden bu kadar olağan olduğunu düşünmek, hafızamdaki başka benzer yakma faaliyetlerini de ortaya çıkardı.

Bunlardan bir diğeri de işe gitmek için bisiklet sürdüğüm rota üzerinde karşılaştığım bir sahneydi.  Bu olayda da belediyeye ait bir temizlik personeli, çoğunluğu tek kullanımlık maske ve PET şişelerden oluşan çöp yığınını, büyük bir hastanenin karşısındaki bir otobüs durağının arkasında yakıyordu. Nedenini ise “abi bunlar pis yakarak ancak kurtuluruz bunlardan” şeklinde açıklıyordu. Bir diğer örnek de çalıştığım üniversitedendi. Bir grup işçi molalarda oturdukları bir noktada, topladıkları her türden çöpü yakıyor ve etrafında ısınıyorlardı.

Bu yakma örneklerini siz de hafızanızı yoklarsanız hatırlayabilirsiniz. Bu yoklamalar kimi yerlerde anız yakımı gibi ortak hafızalara denk gelinebilirken kimi yerlerde de bağımsız trajik hikâyeler olabilir. Bu hikâyelerdeki failler, aynı zamanda mağdur. Ancak trajik oluşu yukarıda bahsettiklerimizden daha farklı bir duruma tekabül eden örneklerde, failler aynı zamanda pişkin de olabiliyor. Failin aynı zamanda mağdur olduğu örneklerde bilinçsizlik, çaresizlik ve yoksulluk gibi faktörler etkiliyken, failin pişkin olduğu örneklerde ise ana faktör zenginlik ve çürümüşlük…

Yakmanın maliyeti…

İşte bu zenginlik ve çürümüşlüğün belirleyici olduğu yakma faaliyetine son zamanlarda medyada da geniş yer bulan ithal edilen çöplerin yasa dışı olarak yakılmasını örnek gösterebiliriz. Çünkü faili bariz ortada olan bu olaylarda daha fazla para kazanmak isteyen çöp endüstrisi, pişkince kendilerini sıyırmaya çalışma peşinde.  Olayın mağdurları ise (bölge sakinleri) bu örnekte yakma faaliyetinin gerçekleştirildiği alandaki kuş kadar, böcek kadar, bitki kadar mağdurlar. Birilerinin maliyetinden kurtulmak için yaktıkları çöpün maliyetini karşılamak zorundalar.

Peki, bu maliyet nedir? Para kazanmak için topladığı hurdayı yakan çocuk, topladığı çöpleri durak arkasında yakan işçinin dumana maruz bıraktığı vatandaş ve daha fazla para kazanmak isteyen çöp tüccarının çöpleri yakması sonucu çıkan dumana maruz kalan vatandaş, bu iş sonucunda ortaya çıkan maliyetten nasıl etkileniyorlar? Dioksin! Furan! PCB! Kloroform! Fitalat! Ağır metal ve daha niceleri ile etkileniyorlar. Hepsi için tek tek Google araması yaptığımızda ortaya çıkan şey aynı kuru kafa sembolü!

Yanan plastik ve diğer atıklar, ağır metaller, kalıcı organik kirleticiler ve diğer toksik maddeler gibi tehlikeli maddeleri havaya ve kül atık kalıntılarına bırakırlar. Bu işlem bizim çocukluğumuzda yaptığımız yakma olayında da aynıdır çöp tüccarlarının yaptığında da belediye temizlik işçisi yaptığında da… Hatta şu son düzenlemelerle artık yasal olarak da yakılmasına izin verilen araba lastiği yakılmasında da aynıdır. Bu, ileri teknolojilerle kurulan ve amacı belediye katı atıklarını işlemek olan ticari ölçekli gazlaştırma, piroliz ve plazma ark tesisleri için de geçerlidir. Bu ve benzer ileri teknoloji diye pazarlanan yaklaşımlardaki toplu yakma fırınları bile aynı kirleticileri yayabilmektedir. Bu tür yakma faaliyetleri sonucu ortaya çıkan zehirli gazlar da başta astım, kanser, hormon bozulması olmak üzere, kronik baş ağrısı, akciğer sorunları, kronik öksürük ve kalp krizi gibi sorunlar yaratabilmektedir.

Gezegen ve insan sağlığına etkisi

Üstelik bu etkiler sadece ilgili yakma faaliyetlerinin gerçekleştiği yerle de sınırlı değil. Yakma sonucu ortaya çıkan kalıcı organik kirleticiler uzun mesafelere taşınarak en nihayetinde okyanus ve kutup buzullarına ulaşıp oralarda birikebilmektedir. Bunun yanında sucul ortama karıştıklarında da plastik deniz çöplerine ve mikroplastiklere yapışabilmekte, besin zincirinde biyolojik olarak birikmekte, deniz ve insan sağlığını da bu yolla tehdit etmektedir.

Son zamanlarda çöpten enerji elde ediliyor diye pazarlanan yöntemler de yukarıda bahsettiğimiz riskleri taşıyor. Çöp yakmak ideal bir yöntem değildir. İsveç ve Norveç bunu çok yaygın olarak yapıyor, ancak bunların sonucunda çevreye olan etki konusunda söylenenler doğruyu pek yansıtmıyor. Plastiği gazlaştırma, piroliz ve plazma arkı gibi yeni yakma teknolojileri kullanarak yağa veya enerjiye dönüştürmek de dâhil olmak üzere, çöpten enerji elde etmek iddialı ve etkili bir çözümmüş gibi görünse de bu yöntemler hem pahalı hem de küresel çöp ticaretinin de nedenlerinden biridir. Çünkü birçok ülke çöp azaltmak ya da alternatif yöntemlerle tekrar kullanımı teşvik etmek yerine bu tarz tesislere yatırım yapmıştır. Ancak zamanla hem ekonomik hem de çevresel maliyetlerin artması, bu tesislerin cazip olmaktan çıkmasına neden olmaktadır. Bu durum da başka bir yatırımı olmayan ülkeleri bu çöpleri başka ülkelere ihraç etmeye yöneltmiştir.

Sonuç olarak çöpten enerji elde etmek matah bir fikir değil, tersine oldukça riskli bir yöntemdir. Bunu bir de termik santrallerine bile filtre taktıramayan Türkiye gibi ülkelerde yapmak çevre ve insan sağlığı açısından ciddi tehlikeler barındırmaktadır.

Yakmak toplumsal hafızada derinlere kadar yerleşmiş bir yaklaşım tarzıdır. Ancak insani, hukuki ve çevresel maliyetleri ne yazık ki o kadar iyi anlaşılamamıştır. Çocukken de olsa yetişkinken de olsa, yakmanın ortaya çıkardığı maliyet telafisi olmayan durumlar yaratabilir. Toplumsal akıldan yakmanın sökülüp atılması hem çevre hem insan hem de gelecek için olmazsa olmazdır.

Kategori: Hafta Sonu

Köşe YazılarıYazarlar

Belediyeler evsel atık sorununu neden çözemiyor?

‘Ülkemizde belediyelerin evsel katı atık sorununu çözememesinin altında maliyet unsurları kadar çözüm için kentlerinde yaşayan tüm tarafların katkısını ve görüşlerini almaması yatıyor.’

Evsel atıkların yönetimi tarih boyunca insan yaşamında önemli bir yer tutmuştur. Ortaçağ Avrupa’sında sokaklara atılan her türlü atık başta fare olmak üzere kemirgenlerin aşırı üremesine ve tüm kıtayı etkileyen veba salgınlarına yol açmış. O dönemin günümüze ulaşan izleri ise birçok Avrupa kentinde gördüğümüz veba sütunları ve zenginlerin ‘pisliğe’ basmaması için ikinci kat seviyesinde yapılan ve binadan binaya geçmeye yarayan revaklar…

Aslında günümüzde belediyelerin sorumluluk alanlarında çıkan evsel nitelikli atıklar tüm katı atıklar içinde %5-6’lık bir bölümü oluşturuyor. Buna karşın tüm dünyada toplum tarafından evsel atıkların bertarafı katı atık yönetimi içinde diğer atıklara göre daha ön planda tartışılıyor. Günümüzde insanların büyük bir bölümünün kentlerde ve dar alanlar içinde yaşadığı göz önüne alınırsa çevre ve insan sağlığı açısından toplumun neden tehlikeli endüstriyel atıklar, maden atıkları gibi atıklardan daha çok evsel atık yönetimini tartıştığı anlaşılabilir. Evsel katı atıklar, gerek içeriklerindeki hastalık yapıcı veya bulaştırıcı maddelerle doğrudan; gerekse fare, sinek vb. diğer canlılar için beslenme ve üreme kaynağı olması nedeniyle dolaylı olarak çevre ve insan sağlığını açısından riskler oluşturur. Katı atıkların kentsel çevreye etkileri biyolojik, kimyasal ve fiziksel boyutta olmaktadır. Doğrudan veya kemirgenler ile bulaşıcı hastalıklar ortaya çıktığı gibi çöp depolama alanlarında veya taşıma sırasında oluşan sızıntı suları ve gazlar, kimyasal ve biyolojik olumsuzluklara neden olmaktadır.

30 yıllık yönetmelik

Ülkemizde 1991’den günümüze evsel katı atıkların yönetimi bir yönetmelik çerçevesinde yapılıyor. Zaman zaman çeşitli değişikliklere uğrayan yönetmelik evsel atıkların üretim yerlerinden; yani konutlardan toplamadan son imha noktasına kadar taşınması ve son imhasında sorumluluğu belediyelere bırakıyor. Ancak yönetmeliğin yayınlanmasının üzerinden otuz yıla yakın bir süre geçmesine rağmen bu alanda sorunlar halen çözülebilmiş değil. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TUİK) resmi rakamlarına göre belediyeler tarafından 1994’de 17 754 000 ton evsel atık toplanırken bu miktar nüfus ve kentlerde yaşayan insan sayısındaki artış; kişi başına çıkarılan atık miktarının artması gibi nedenlerle 2016’da 31 584 000 tona fırlamış*. Yine TUİK’in rakamlarından öğreniyoruz ki; belediyeler evsel atığı bu süre içinde büyük oranda vahşi depolamanın bir adı olan belediye çöplüklerine dökerek ‘imha’ etmiş. 1994’de % 81.5 olan belediye çöplüklerine evsel atıkların boşaltılma oranı 2016’da ancak %28.5 kadar düşürülebilmiş. Bugün birçok gelişmiş ülkenin uyguladığı düzenli katı depolama alanlarına depolama oranı ise ancak 1994’den 2016’ya %4.6’dan %61.2’ye çıkabilmiş. Üstelik TUİK belediyelerin verdiği bilgilere dayanarak yapıyor bu istatistikleri… Belediyeler tarafından ‘düzenli katı atık depolama alanı’ olarak belirtilen sahaların daha çok belli düzeltmeler yapılmış belediye çöplükleri olduğu da bir sır değil. Üstelik belediyeler kapasitesi dolan bu alanların yerine yeni alanlarda açmıyor; açamıyor. Belediyeler tarafından TUİK’e bildirilen bertaraf yöntemleri arasında düzenli katı atık depolama, belediye çöplüğüne dökme dışında; açıkta yakma, dere ve göle dökme, gömülme, dolgu malzemesi olarak kullanma, kompost tesisine gönderme ve diğer geri kazanım tesislerine gönderme de var. Diğer kazanım tesisleri olarak belirtilen tesisler ise cam, metal, plastik gibi geri kazanım ayrılmış maddeleri lisanslı tesisler ve bunalar dışındaki atıkların gönderildiği biyogaz tesisleri… Özellikle bu son bertaraf yöntemi için TUİK’in elinde 2014 yılına kadar hiçbir veri yok. 2016 yılında ise TUİK ülke çapında tüm evsel atıkların % 9,3’nün bu yöntem ile bertaraf edildiğini belirtiyor.

Tablo 1: Bertaraf/geri kazanım yöntemleri ve belediye atık miktarı (1994-2016) (http://tuik.gov.tr/UstMenu.do?metod=temelist)

1994 1998 2004 2010 2016
Bertaraf yöntemleri Miktar % Miktar % Miktar % Miktar % Miktar %
Belediye çöplüğü 14 479 81,5 16 853 67,6 16 416 65,6 11 001 43,5 9 095 28,8
Düzenli depolama tesisi 809 4,6 5 258 21,1 7 002 28,0 13 747 54,4 19 338 61,2
Açıkta yakılan 442 2,5 386 1,5 102 0,4 134 0,5 10 0,032
Dereye ve göle dökülen 558 3,1 375 1,5 155 0,6 44 0,2 0,5 0,002
Gömülen 523 2,9 852 3,4 426 1,7 34 0,1 7 0,021
Dolgu olarak kullanılma gibi diğer yöntemler 753 4,2 1 039 4,2 563 2,3 122 0,5 41 0,130
Kompost tesisine gönderilen 192 1,1 166 0,7 351 1,4 194 0,8 146 0,5
Diğer (ayrıştırma, biyogaz vs.) 2 946 9,3
Toplam 17 757 100 24 945 100 25 014 100 25 277 100 31 584 100

* bin ton olarak

Aslında evsel atıkların yönetimi evden; yani üretildiği noktadan son bertaraf aşamasına kadar bir bütün. Bu bütünün herhangi bir parçasında aksama olması halinde ise sağlıklı bir evsel atık yönetiminden bahsetmek imkansız… Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Baran Bozoğlu’nun 12.07.2019’da bir televizyon programında da vurguladığı gibi ilk aşamada; sağlıklı bir atık yönetimi çöpün üretildiği noktada; evlerde yapılan ayrıştırma ve geri kazanım ile başlar. Geri kazanım oranları Almanya, Avusturya, Japonya gibi ülkelerde %60 oranına yaklaşmıştır. Bu durum çevresel kaynakların korunması; ham madde gereksiniminin azaltılması gibi yararlarının yanı sıra özellikle evsel atıkların bertarafı maliyetleri de önemli ölçüde azaltmakta; geride kalan büyük çoğunluğu yiyecek ve hayvan artıklarından oluşan organik atıkların yönetimini de oldukça kolaylaştırmaktadır.

Yakma yerine biyogaz üretimi 

Ancak son dönemlerde özellikle kentlerde yaşayanların ve kişi başı çıkarılan katı miktarının artması gibi nedenlerle geri kazanıma rağmen son depolama noktalarında kaçılmaz olarak bir kapasite sorunu ortaya çıkmıştır. Belediyeler bu noktada yeni arayışların içine girmiştir. Kentsel yerleşimin dışında yeni düzenli katı atık alanları kurmanın ve işletmenin maliyetinden kaçınmak için bu çözümü kentin içinde veya yakınlarında yapmaya çalışmaktadır. Bu noktada belediyeler için ilk akla gelen ise kent yakınlarında yeni atık depolama alanları bulmak; bu alanlarda geri kazanım yapmaya çalışmak ve atığı yakarak elektrik üretmek olmaktadır. Başta Çin olmak üzere birçok ülkede atık yakma tesisleri kurulmuştur. Ancak bu tesislerin yapımının, işletmesinin çok pahalı olmasının yanı sıra başta dioksin ve furan olmak üzere kanserojen gazlar ve özellikle 2.5 µ ve altında partikül madde çıkarması; insan sağlığı sorunlarına neden olması; buna karşılık enerji veriminin düşük olması bu tesislerin sağlıklı bir evsel atık yönetiminde yeri olmadığını göstermiştir.

Bu nedenle başta Avrupa ülkeleri olmak üzere birçok ülke bitkisel ve hayvansal atığı yakmaktan vazgeçmişlerdir. Ancak son yıllarda özellikle büyük miktarda bitkisel ve hayvansal atık çıkarılan kentlerde düzenli katı atık depolama alanlarında oluşan metan gazının toplanarak değerlendirilmesi; ayrıca yiyecek artıkları, bitkisel ve hayvansal artıkların çürütülmesi ile oluşturulan biyogazın da bu üretime katılması ile elektrik üretim tesislerinin kurulmasına başlanmıştır. Ancak bu metotta olmazsa olmaz koşul özellikle konutlarda atık ayrıştırmasının son derece iyi yapılmasıdır. Yani son depolama noktasında kullanılacak atığın içinde özellikle plastik, naylon poşetler, kimyasallar, cam, teneke gibi maddeler olmamalıdır. O nedenle öncelikle belediyelerin konutlarda iyi bir ayrıştırma için toplum eğitimlerine önem vermesi; daha da önemlisi geri kazanıma ayrılan maddeleri konutların kapısından düzenli olarak toplamasıdır. Bunu yaptıkları takdirde biyogaz üretimi açısından önemli bir aşama alabileceği açıktır. Ancak bu yöntem de belediyeler açısından oldukça pahalı bir yöntem.

Ayrıca sadece evsel katı atık yönetimi için kurulacak tesisler için değil; genel bir ilke olarak tüm tesisler için çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) ve sağlık etki değerlendirmesi (SED) yapılmalıdır. SED için tüm paydaşların katıldığı; yakın ve uzak çevrede yaşayan insanların sağlığı üzerine o tesisin yapabileceği etkiyi ölçen bir yöntemdir ve demokratik bir süreç uygulanmaktadır. Özellikle tüm kenti ilgilendiren ve kentin içinde veya çok yakınında kurulacak katı atık bertaraf tesisleri için bu katılım önemlidir.  Ülkemizde belediyelerin evsel atık sorununu çözememesinin altında maliyet unsurları kadar çözüm için kentlerinde yaşayan tüm tarafların katkısını ve görüşlerini almaması yatıyor.

*http://tuik.gov.tr/UstMenu.do?metod=temelist

**Health Impact Assessment;  https://www.who.int/hia/en/

***Why HİA? ; https://www.who.int/hia/about/why/en/

**** Renu Bala, Monoj Kumar Mondal; Study of biological and thermo-chemical pretreatment of organic fraction of municipal solid waste for enhanced biogas yield.

https://link.springer.com/article/10.1007%2Fs11356-019-05695-w

***** Yingqun Maa, Yu Liua. Turning food waste to energy and resources towards a great environmental and economic sustainability: An innovative integrated biological approach https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0734975019301041?via%3Dihub

(Yeşil Gazete)