Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Bir kadın dayanışması örneği olarak mahalle mutfakları

Türkiye’de özellikle büyük kentlerde, sağlıklı gıdaya erişim büyük bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle yoğun çalışma temposu nedeniyle evde yemek yapmaya vakit bulamayanlar ister istemez piyasanın sunduğu endüstriyel ve sağlıksız yemeklerle yöneliyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) sağlık istatistikleri 2020 yılı itibariyle Türkiye’de obezite oranının yüzde 28 düzeyinde olduğunu gösteriyor. Yüzde 40’lık obezite oranıyla ABD’nin başı çektiği listede Türkiye 7’nci sırada yer alıyor.

Öte yandan, yine OECD verilerine göre, Türkiye’de kadınların istihdama katılım oranı üye ülkeler içerisinde en son sıralarda yer almakta. İzlanda’da yüzde 77, Almanya’da yüzde 73 ve OECD ortalaması da yüzde 59 düzeylerindeyken, Türkiye’de bu oran sadece yüzde 29 civarında (OECD, 2021). Kadınlar işgücüne katılımda zorlanırken, çoğu zaman geçim sıkıntısı çeken kadınların tek alternatifi evlerde temizliğe gitmek oluyor. Bu noktada kadınların beceri kazanarak katma değeri yüksek alanlara yönlendirilmesi kadın istihdamını desteklemek için çok önemli bir politika aracı haline geliyor.

Sağlıklı gıdaya erişimin öneminin ortaya çıktığı pandemi dönemde gönüllülerce geliştirilen ve Şişli Belediyesi tarafından desteklenen mahalle mutfakları bu iki temel soruna çözüm getirmeyi amaçlıyor.  Mahalle mutfaklarının “fikir sahibi” olduğunu belirten Halit Konanç, ‘kentlerde sağlıklı ve güvenilir gıdaya süreklilik esasında erişebilme örnek olacak bir yerel yönetim inisiyatifi oluşturmayı hedeflediklerini’ belirtiyor.

Projenin yürütücüleri öncelikli amacın sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişmede mahalle bazında bilinç yaratılmak ve mahallede yaşayanlara endüstriyel gıdaya bir alternatif sunulmak olduğunu belirtiyor. Hızlı tüketilen sağlıksız gıdaya alternatif olarak yerel tohumdan mümkün olduğunca doğal ve geleneksel yöntemlerle üretilen  girdilerle hazırlanan yiyecekler mahalle mutfaklarında satışa sunuluyor. Çeşitli sebeplerle işgücüne katılmayan kadınlara da bu yolla istihdam olanağı sağlanıyor.

Uzun vadede mahalle mutfakları kentlilik, komşuluk ve dayanışma bilincini harekete geçirerek bir taban örgütlenmesi yaratmayı kendisine misyon edinmiş.  Bu kapsamda her mahallenin kendi mutfağını kurması için Türk vatandaşları ve Suriyeli çalışanların birlikte istihdama katılması yoluyla bir arada yaşama kültürüne katkı sunulması da proje hedefleri arasında yer alıyor. Proje yürütücüleri uzun dönemde Şişli ilçesinin kültürel çeşitliliğine uygun farklı milletlerden ve etnik kökenlerden katılımcıların sürece dahil ederek ilerlemeyi düşünüyorlar. Katılımcılar farklı kimlik ve profilden kişilerden oluştuğu için ötekileştirici dil ve davranışlardan uzak durulmasını sağlamak amacıyla personele eğitim verilmiş.

Meslek örgütleri de destekliyor

Şişli Belediyesi’nin Komşu Dayanışma Gıda ve İşletme Kooperatifi işbirliğiyle yürüttüğü proje, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı ve Gesellschaft für Internationale Zusammenarbeit- GmbH (GIZ) tarafından hassas grupların kendi kendine yeterliliklerinin arttırılması ve Türkiyeli-Suriyeli bireyler arasındaki sosyal uyumunun güçlendirilmesi amacıyla destekleniyor ve fonlanıyor. Kurulum ve uygulama sürecinde meslek odaları/örgütleri de deneyimlerini paylaşarak sürece rehberlik etmişler. Projeye Şişli Kent Konseyi, muhtarlar, kanaat önderleri ve sivil inisiyatifler katılım ve örgütlenme aşamasında katkıda bulunuyor.

Mahalle mutfaklarının uygulama paydaşı olan Komşu Dayanışma Gıda ve İşletme Kooperatifi​ ortaklarından Birsen Kement, kooperatifin kuruluşunu şu şekilde anlatıyor: “İki arkadaşım önce kendileri satışlar yapıyordu. Sonra neden biz de yapmayalım diyerek başladık”

İş modellerinin gönüllülük temelli olduğunu belirten Kement çalışanlara saat başı ücret ödendiğini ve ihtiyaç duyulduğunda günlük olarak istihdam sağlandığını anlatıyor.  

Katılımcılık ve temsiliyet

Şu an için iki ilçenin merkez mahallesinde kurulan mutfakların Şişli’nin 25 mahallesinde kurulması ve bu mutfaklarda “ekşi maya ekmek, yoğurt, turşu, tarhana, salça” gibi ürünlerin üretilmesi düşünülüyor. Proje yürütücüleri üretimlerin salamura, füme, kurutma, marine gibi geleneksel yöntemlerle yapılmasını planlıyorlar.  Mahalle mutfaklarında hali hazırda bir Suriyeli, bir LGBTİ+ birey olmak üzere toplam dört kişi istihdam ediliyor. Hibe desteği ve paydaşlarla hayata geçen proje, profesyonel aşçıların eğitim süreçlerine katıldığı bir “okul” görevini de üstlenmiş. Yerel yönetimler açısından Suriyelileri sürece dahil eden öncü “mutfak” olma özelliği gösteren projeyle hassas grupların güçlendirilmesi hedefleniyor.

​Proje yürütücüleri kuruluş sürecindeki katılımcı yapısı ve insanları salt bir tüketici konumundan “üreten tüketiciye” dönüştürmesi bağlamında özgün bir model olduğunu belirtiyorlar.  Mahalle mutfakları  temiz ve sağlıklı gıdaya erişimi hedeflerken aynı zamanda “meslek edindirme” misyonu da taşıyor. Mahalle Mutfağı’ndaki eğitimlerde kullanılacak malzemeleri maddi yetersizliklerden dolayı karşılayamayacak katılımcılar, sosyal hizmet uzmanı  tarafından tespit edilerek yapılan sosyal inceleme sonucunda Şişli Belediyesi tarafından destekleniyorlar.​

Merkez Mahalle Mutfağı’nda ilk uygulamalı eğitimler Mart 2021 yılında ‘Geleneksel Türk Mutfağı’ ve ‘Aşçı Çırağı’ adı altında başlamış. Bu eğitim Halk Eğitim tarafından merkez mahalledeki mekânda gerçekleştirilmiş. İlk aşamada 48 faydalanıcı Milli Eğitim Bakanlığı onaylı sertifika almaya hak kazanmış. Kendi mekândaki mutfağın olanaklarının kısıtlı olması belediyeyi üniversitelerle iş birliği yapmaya sevk etmiş.  Şişli belediyesi şimdiye kadar üniversitelerle iş birliği yaparak sosyal hizmetler birimi tarafından belirlenen kadınların profesyonel aşçılık ve pastacılık eğitimi almalarını sağlamış. Şimdiye kadar Nişantaşı, Ayvansaray ve Kent üniversitelerinde düzenlenen eğitimler sonrasında toplam 48 kişi sertifika almaya hak kazanmış. Benzer bir çalışmayı Altınbaş Üniversitesi’nde de yapmak için belediye ve üniversite yetkileri görüşerek anlaşma sağlamışlar. Diğer eğitimlerden farklı olarak Gastronomi eğitimini tamamlayan katılımcılara Altınbaş Üniversitesi İşletme Bölümü öğretim üyeleri temel işletmecilik eğitimi de sağlayacaklar.

Gastronomi eğitimi alan kadınların tamamını doğrudan istihdam etmek gibi bir hedeflerinin olmadığını söyleyen Şişli Belediyesi Sosyal Hizmet Uzmanı Sultan Ercüment eğitimi alan kadınları kooperatif kurmaya teşvik ederek asgari ücret standardındaki gelirin de üzerinde bir kazanç sağlamalarını desteklediklerini söylüyor:

“… biz istiyoruz ki onlar kendileri öğrensin mücadele edip girişimde bulunsunlar, kooperatifi öğrensinler. Kursiyerlerimizin sosyal medya hesapları da var ve bu hesaplarda satış yapıyorlar ama gıda sektörünün fiyat artışından ötürü de satışlarında zorlanıyorlar…”

Yoksulluk ve gıda krizine karşı önlem niteliğinde

Sonuç olarak proje kapsamında mahalle mutfaklarının gastronomi eğitimi alan kadınların girişimiyle farklı mahallerde kurulan kooperatifler aracılığıyla örgütlenerek yaygınlaşması bekleniyor. Verilen eğitimlerle istihdamda olmayan kadınlar kendi ürünlerini üretip satabildikleri için süreç boyunca kalıcı bir gelir modelinin de oluşması amaçlanmış. Proje kapsamında eğitimlerin sürekliliği ve sertifikasyon sistemi sayesinde Mahalle Mutfakları verimli ve proaktif bir çalışma modeliyle yaygınlaşacağı öngörülüyor. ​

Şişli Belediyesi Sosyal Destek Hizmetleri Müdürü Öznur Sarıahmetoğlu ise uluslararası kuruluşlar, sivil toplum örgütleri, üniversiteler, kadın kooperatifleri ve Şişlili kadın komşular ile katılımcı bir anlayış çerçevesinde bir kadın ve istihdam projesi olarak gördükleri mahalle mutfaklarının aynı zamanda yoksulluğun ve gıda krizinin getirebileceği risklere karşı da koruyucu-önlem niteliğinde bir tedbir olacağını düşündüklerini söylüyor.

Mahalle mutfakları gelişmekte olan bir proje. Projenin yaygınlaşması ancak mutfakların bulunduğu mahallede yaşayan vatandaşların benimseyip sahip çıkmaları ve karar süreçlerine katılmasıyla mümkün olabilir. Ezcümle; bu tür projelerin yaygınlaşması için kentlerde yaşayan her bireye sorumluluk düşüyor. Gönüllü olarak mahalle mutfaklarını destekleyebilir, alış-veriş yaparak onlara sahip çıkabiliriz. Mahalle mutfaklarını merkez mahallesi ve Komşu Dayanışma Gıda ve İşletme Kooperatifi​ kafesinde öğlen yemek servisi yapmanın yanı sıra toplu siparişlerimizi bekliyor. Sadece tek bir gün ve bir anma çerçevesinde değil, her zaman emekçi kadınların yanında olmak için bu tür girişimlere dahil olmalı, destekleyeli ve yaygınlaştırmalıyız. Dünya emekçi kadınlar günü kutlu olsun…

*

OECD (2021), OECD Data
OECD (2021), Health at Glance

 

Kategori: Hafta Sonu

DuyurularManşet

Şişli Kent Konseyi, mikroplastik tehlikesini Doç. Sedat Gündoğdu ile konuşacak

Şişli Kent Konseyi Ekoloji Meclisi İklim ve Çevre Çalışma Grubu, 15 Ekim Perşembe akşamı saat 19.00’de besin zincirimize kadar girmiş olan mikroplastik tehlikesini konuşmak için bir araya geliyor.

“Gözle görülmeyen büyük tehlike: Mikroplastikler” başlığıyla gerçekleşecek etkinlikte Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nde öğretim görevlisi ve aynı zamanda Yeşil Gazete yazarı Doç. Dr. Sedat Gündoğdu konuşmacı olarak yer alacak.

 

İklim ve Çevre Çalışma Grubu tarafından yapılan çağrıda “Her geçen gün artan plastik kirliliğin sonucunda mikroplastiklerin sayısı da gitgide artmakta. Araştırmacılar göllerimiz, nehirlerimiz hatta besin zincirimiz de dahil olmak üzere her yerde plastik atıklara rastlıyor. Sonuç mu? Gelecek 10 yıllarda büyük bir plastik kirliliğiyle karşılaşacağız” ifadeleri kullanıldı.

Çevrimiçi etkinliğe katılmak ve mikroplastikler konusu hakkında hem daha fazla bilgi sahibi olmak hem de bu konuda tartışmak isteyenlerin [email protected] adresine e-posta atması gerekiyor.

Kategori: Duyurular

LGBTİ+Manşet

Ayrımcılık ve nefret bitmiyor: Tatlıcıdan market çalışanına, LGBTİ+ fobi her yerde

Keyf-i Künefe

LGBTİ+‘lara yönelik ayrımcılık ve nefret suçları bitmiyor. Son olarak Kaos GL.org‘da yayınlanan haberlere göre Osmaniye‘de Keyf-i Künefe adlı tatlıcı kapısına “LGBTİ+’lara kapalıyız” yazdı, Şişli Pangaltı’da ise bir market çalışanı, yoldan geçen trans kadını ölümle tehdit etti.

Habere göre ikinci olay Namlı Market‘te gerçekleşti. Market çalışanı Azmi Ateş, marketin önünden geçen trans kadın G.’ye, cinsiyetçi küfürler etti, ardından “Geçen haftaki ibnenin de fotoğrafını çektim, sizi tenhada kıstırır, karnınızı deşerim” diyerek ölümle tehdit etti. G. polisi ararken zorla fotoğraflarını çekmeye çalıştı ve ardından yumruk ve cam su şişesi ile saldırdı.

‘Lubunyalar stres topu haline geldi’

Nefret saldırısına maruz kalan G., yaşadıklarını KaosGL.org’a şu sözlerle anlattı:

Bu olay sadece transfobik bir olay değil kadın karşıtı bir olay. İki fobinin ikisi de var. Geçen haftalarda da başka bir saldırı yaşanmıştı. Bana laf attıktan sonra polisi aradım, beklerken fotoğraflarımı çekmeye başladı. Kalıcı görsel edinmeye çalıştı. Engel olmaya çalıştım. O esnada bana vurmaya başladı. Kafamda su şişesi kırdı. Cinsiyetçi küfürler etti. Ölümle tehdit etti.

Son günlerde lubunyalar stres topu haline geldi. Ülkenin başarısız gidişatında hedef saptırma olarak lubunyalar gösteriliyor. Son dönemde artan nefret söylemlerinin bir sonucu bu. Sistematik bir durum söz konusu.

Saldırganın ilk olayı değil

G.’nin avukatı Levent Pişkin de daha önce aynı kişinin göçmen bir çocuğa, geçtiğimiz hafta da başka bir LGBTİ+ aktivistine saldırdığını hatırlattı.

Saldırgan Azmi Ateş hakkında kasten yaralamadan soruşturma başlatıldı. G. hakkında koruma da talep edildi.

Yaşanan saldırının ardından LGBTİ+ aktivistleri market önünde eylem yaptı. Kurtuluş Komşu Dayanışma Ağı ile HDP Şişli ve Şişli Kent Konseyi‘nin de destek verdiği eylemde aktivist Şevval Kılıç basın açıklamasını okudu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Arkadaşımıza cam su şişesi ile saldıran manav Azmi Ateş’in bu ne yazık ki ilk saldırısı değildir. Geçen hafta da bir başka arkadaşımıza olay mahallinde “sizi yaşatmayacağız” diyerek ölüm tehdidinde bulunmuş, hakaret ederek saldırmıştır.

Biz bu zihniyeti tanıyoruz. LGBTİ+’lara, kadınlara, göçmenlere yönelik homofobik-transfobik-ırkçı-cinsiyetçi saldırılara göz yummayacağız.

Biz her yerdeyiz.

Olduğumuz her yerde örgütlü gücümüzle bu saldırılara karşı duracağız.

Korkmuyoruz, geri adım atmıyoruz, yılmıyoruz.

Vardık, varız, var olacağız.

Diyanet’in hutbesinin ardından arttı

LGBTİ+’lara yönelik saldırılar Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Ramazan‘ın ilk haftasında okuduğu cuma hutbesinde LGBTİ+’ları hedef almasıyla birlikte katlanarak arttı. Siyasetçilerin LGBTİ+fobik açıklamalarını sosyal medyadaki nefret söylemleri izledi.

Onur Haftası‘nın hemen ardından Kızılay Başkanı Kerem Kınık LGBTİ+’ları pedofiliyle ilişkilendirdi, ardından Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan toplumu “LGBTİ+’lara karşı tavır almaya” çağırdı. Bunu takiben, LCW giyim firmasının gökkuşağı ve tek boynuzlu at motiflerini LGBTİ+’larla ilişkilendirildiği gerekçesiyle kısıtlama yönünde çalışanlarına uyarılarda bulunduğu, Büyükada’da LGBTİ+’ların plaja alınmadığı, eşcinsel çiftin fotoğrafını paylaşan bir fotoğraf stüdyosunun tehditlere maruz kaldığı yolunda haberler medyada yer aldı.

Kategori: LGBTİ+

LGBTİ+ManşetTürkiye

H. Metehan Özkan Türkiye’deki ilk LGBTİ+ aileleri örgütünün kuruluş öyküsünü anlatıyor

Yeşil Gazete olarak Onur Haftası (22-28 Haziran) boyunca sayfalarımızı LGBTİ+ hareketinin içinden çeşitli isimlerle söyleşilere ayırıyoruz. Bugünkü konuğumuz LİSTAG’ın kurucularından H. Metehan Özkan.

Kendisiyle, derneğin nasıl kurulduğunu, Lambda‘nın kapatma davasından Yeni Türkiye’ye, nelerle mücadele ettiğini ve nasıl çıkış yolları bulduğunu, karantina sürecini ve nefret söylemini konuştuk.

Katıldığın ilk Onur Haftasını hatırlıyor musun?

LİSTAG’in (Lezbiyen Gey Biseksüel Trans İnterseks Bireylerin Aileleri ve Yakınları Derneği) başından itibaren katıldığım Onur Haftaları’nı hatırlıyorum. Ama ondan önce Onur Yürüyüşlerine aktivist olarak gitmiş miydim açıkçası onu hatırlamıyorum, Kendi kişisel aktivizmim de LİSTAG’a endekslenmiş bir yerde (gülüyor) emin olamıyorum…

En iyi şeyi hatırlıyorum… 2008’de kurduk LİSTAG’ı ve o zamanlar çok az anne baba vardı yanımızda ve biz onları hep motive etmeye çalışıyorduk Lambdaİstanbul’daki arkadaslarla. O sırada Avrupa’daki LGBTİ+ aile örgütlenmeleriyle de ilişki içindeydim sürekli olarak ve çat diye, İtalya’daki LİSTAG diyebileceğimiz AGEDO, Floransa’da bir sempozyum düzenlemeye karar verdi ve biz Sema (Yakar) ve Günseli (Dum) ile oraya gittik. Konferansa katıldık. Konferansta çok güzel bir belgesel seyrettirdiler bize. Biz onu hüngür şangır ağlayarak seyrettik, İtalyanlar’in “Benim Çocuğum” belgeseli diyeyim sana…

Ve gitmeden önce sormuştum Roma‘dan Floransa‘ya gidiyoruz trende Sema’yla Günseli…. Mayıs ayı filandı herhalde “Bakın döneceğiz Onur Yürüyüşü olacak çıkar mıyız” filan… Onlar biraz tedirgindi. Yani yapabilir miyiz, ben çıkarım ama belki kocam/annem/babam bir şey der falan filan… Ama belgeseli seyrettik orada. Derken yine trendeyiz, bu sefer dönüş treninde. “Mete,” dediler “pankartları hazırla, bayrakları hazırla, çıkıyoruz.”

Onu çok iyi hatırlıyorum, şapkalar, güneş gözlükleri, ellerinde dövizler… Ve tam da Lambda’nın kapatılma davası var, dövizlerde “Çocuğumun Derneğine Dokunma” yazıyor… Böyle.

Yani resimlerden hatırladığım büyük LİSTAG pankartları filan değil, sadece iki üç kişi ve birer döviz… İnanılmaz ilgi uyandırdı tabii. Herkesten. Onu hiç unutamıyorum o ilk yürüyüştü. Sonraki yılları hatırlarsınız, daha hemen ondan sonraki sene LİSTAG biraz daha büyüyüp ilerleyince çocuklar, hemen bizi en öne aldılar LISTAG pankartıyla. Bir iki yıl öyle gitti ama biz tabii en önde olmak da istemiyoruz, politik olarak da hep “ne önünde ol ne arkasında ol yanında ol” noktasındayız. Bak artık ben de çocuklar diyorum, LGBTİ+lar tabii ki, yaş da ilerledi, içimde küçük bir anne yaşıyor. (gülüyor)

‘Alternatif çözümler ürettik’

“Annenim yanındayım”, “Babanın yanındayım” dövizleri hep oradan çıktı. İlk LİSTAG yaptı bunu, sonra işte “Öğretmeninim, doktorunum yanındayım” gibi dövizler görmeye başladık. “LGBTİ Hakları çocuğumun hakları,” “Lafı olan bana söylesin ben annesiyim”… Hep bunlar akıllarda kalan dövizler oldu. Böyle geçti ta ki yasaklar başlayana kadar. Ama durmadık yani çözümler ürettik bir kere bir şekilde hepimiz sokakta olmayı becerdik. En son yaptığımız şeyler son iki sene bizimkiler, üstlerinde bizim adapte ettiğimiz “Free Hug” tişörtleriyle çıkıyordu “Sarılalım Annem” gibi.

Öyle bir sürü çocukla sarıldılar son yıllarda ve şimdi de bu sene de böyle işte…

Karantina sürecinden nasıl etkilendiniz?

Bizimkiler, LGBTİ+ anneleri/babaları çok etkilendi bu süreçten çünkü bir kere bazıları 65 yaş üstüne takıldı, hiç evden çıkamadı. Bazıları sağlık nedeniyle çıkmak istemedi. Bu sene böyle bir dijital Pride‘ımız var. Gökkuşağı maskeleri üretttik, onları insanlara dağıttık, belki insanlar bakkala markete giderken kendi Pride’larını yaşarlar veya fotoğraflarını çekip sosyal medyada paylaşırlar bizi etiketlerler… Böyle alternatif çözümler ürettik ve oldukça da dijital etkinlik yaptık.

Onur Haftası’nın ilk etkinliklerinden birini yapmıştık, #evdekalma deneyimlerimiz; atanmış aile evlerine sığanlar-sığınanlar-sığamayanlar. İlk canlı yayınımızı yaptık. Global şirketlerle Zoom etkinlikleri yaptık. Bir yoğunluk içindeydik.

‘Devletle yapabiliceklerimiz artık çok kısıtlı’

Atanmış aileleriyle kalanlar için de zor bir süreç oldu. Size nasıl çağrılar ulaştı?

Bir kere danışma hattı çok çalıştı. Çünkü herkes evde o kadar rahat kalamıyor. LGBTİ+’ların evde kalma deneyimi çok farklı olabiliyor. Bazıları belki yeni açılmıştı ve aileleri biliyordu ama onları daha çok darladı evdeyken. LGBTİ+’lar çok aradılar.

Bazı translar evlerini kapatıp ailelerinin yanına dönmek zorunda kaldı, çalışamadılar, aç kaldılar, bunlar olumlu deneyimler değil.

Bizim Günseli‘nin oğlu Kerem Londra’da yaşıyor, videoda demişti “Annem beni ilk açılmamdan bu yana hiç darlamamıştı ama şu pandemi sürecinde daha çok darladı her gün arayacaksın, haber vereceksin diye…”  (gülüyor)

Nefret söylemlerinde son aylarda bir yükselme oldu. Aileler bundan nasıl etkilendi aileler?

Anne babaların çok siniri bozuldu. Öyle zamanlardan geçiyoruz ki iktidar sürekli bir öteki, bir düşman yaratmaya çalışıyor ama şimdi LGBTİ+’lara inanılmaz organize bir saldırı var. Bu çocuğunu kabullenmiş aileleri bile zorluyor. Yani onların açılma süreçlerini, kabul süreçlerini zorluyor… Çocukları için endişe ediyorlar, çocuklarının başına bir şey gelecek diye korkuyorlar. Haksızlar mi? Nefret söylemlerinden dolayı birimize bir şey olsa hangi karar alıcı ödeyebilir bunun vebalini? Hoş biz hep bedel ödüyoruz…

Elimizden geldiğince elimizdeki imkanlar ölçüsünde bununla mücadele etmeye çalışıyoruz ancak şunun çok farkındayız. Devletle yapabileceklerimiz çok kısıtlandı artık. O eskiden, Gezi ve Gezi öncesi öncesi yıllar, 24. dönem Parlamentosu gibi değil Türkiye. Bir rejim değişikliği var ve devlet bırak bizimle iletişim kurmayı bizi düşmanlaştırıyor, bizi hedef haline getiriyor. Bunun dışında kamuyla yapabileceğin şeyler belediyelerle kısıtlanıyor. E biz zaten sivil toplum olarak yıllardır her şeye koşmaya çalışıyoruz, bizi çağıran her yere gidiyoruz, hangi kurum ya da dernek bizimle bir şey yapmak istese buna zaman, enerji ayırıyoruz. Bir tek GONGO’lar (hükümet destekli ‘hükümet dışı’ örgütler) çağırmıyor (gülüyor) ama biz son yıllarda artık özel sektöre yöneldik.

‘Resmin tamamına bakmaya çalışın’

Bu bence LGBTİ+ hareketinin de çok fazla yol aldığı bir alan değildi. Kaldı ki firmalar da çok ilgi göstermiyordu ama bugün artık uluslararası firmalar çeşitliliğe ve kapsayıcılığa politikalarında çok önem vermeye başladı, onlar da bize gelmeye başladı biz de onlara yaklaşma başladık. Orada kazanacak çok kalp var, ben öyle tanımlıyorum. Bizim insan kazanmamız lazım, belki kulağa çok hoş gelmiyor yani ama ben şimdi şu dönemde devletle uğraşıp enerjimi harcamanın, Diyanet’e cevap yetiştirmeye çalışmanın bir anlamı yok onlar zaten sizi polemiğe çekmek istiyorlar. Bunda biz yokuz. Ne yaparlarsa yapsınlar, dünyanın gidiş hatını durduramayacaklar, bunu kendileri de biliyor. Zaten muhafazakarların en büyük sorunu muhafaza edememe kaygıları ve bundan dolayı korkuya kapılmış olmaları.

Belediyeler peki?

Beşiktaş bir kazanım olabilirdi ama şu an orada hiçbir şey yok gibi. Şişli’de Kent Konseyi’nde LGBTİ+ Meclisi var, uğraşıyor. Kadıköy LGBTİ+ meclisi biraz karışık bildiğim kadarıyla… Geçen belediye seçimlerinden önce biz İmamoğlu’nu Hollanda‘danın resepsiyonunda gördük, geldi sarıldı, LGBTİ+larla fotoğraflar çektirdi ama bu sene ne yapıyor bilmiyorum. Keşke bir resepsiyon verseydi belediye binasında? Ama İmamoğlu‘nun son açıklamalarını da gördük. Bir belediye başkanından beklediğimiz açıklamalar bu değildi. Ne derler… Herkese öpücük dağıtmanın alemi yok. Yani böyle bir siyasetçi tipi var artık bunu da kabullenmek zorundayız, dünyada böyle bir siyasetçi tipi var biz de bunun sonuçlarını yaşıyoruz. “Herkesin umudu İmamoğlu…” Ama öyle herkesin umudu olunca olmuyor işte. Neyse belki, LGBTİ+lar için göreceğimiz cesur icraatları olur…

Onur Haftası özel mesajın?

LİSTAG olarak buradayız, hep buradaydık, burada olmaya devam edeceğiz.

Benim Türkiye’de herkese, gençlere, özellikle LGBTİ+lara ve aktivistlere bir mesajım var, Nietzsche’nin sözüydü galiba “uzun süre uçuruma bakarsan uçurum da sana bakar”. Karanlığa, kötülüğe, mutsuzluğa bakmayın, yoksa sizi içine çeker… Resmin tamamına bakmaya çalışın, hem mücadelemizde, hem de ilişkilerde.

Kategori: LGBTİ+