Köşe Yazıları

Avrupa Yeşiller Partisi 28. konsey toplantısından izlenimler I – Sema Alpan Atamer

Avrupa Yeşiller Partisinin 28. Konsey Toplantısı 18-20 Mayıs 2018 tarihlerinde Antwerp’te yapıldı. Toplantıya Yeşil Siyaset Platformundan ben ve Ümit Şahin katıldık. Toplantı notlarımı özetle sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Sema Alpan Atamer ve Ümit Şahin

Açılış

Toplantının açılış oturumunun konuşmacılararı,  Avrupa Yeşiller Partisinin Eşbaşkanı Reinhard Bütikofer ve Belçika Parlamentosu Üyesi, Yeşiller Başkanı Meryem Almaci idi.

Bütikofer, Avrupa Projesi’nin geleceği üzerinde durdu: Avrupa Projesi, bir ortak değerler demetinden çıkmıştır. Avrupa’daki otoriterleşme eğilimine karşı son zamanlardaki Avustuya, Fransa, Finlandiya’daki yerel seçimler, Projenin yeniden başarıya doğru döndüğünü gösteriyor. Macaristan’da, İsveç’te, Belçika’nın Flaman ve Valon Bölgelerinde Yeşillerin oylarında artış var.

Avrupa’nın geleceğine yönelik tartışmalarda 3 kamp gözlemleniyor:

  1. Avrupa Projesinden yana olanlar: Avrupa’nın statükosunun devamını isteyenler ki bu bir anlamda şimdiki haliyle distopya demek ve mutlaka bu durumun değişmesi gerek
  2. Avrupa Projesine karşı olanlar: Avrupa karşıtı olanlar ki bu Avrupa Projesini mahvedebilir ve Avrupa’daki barışı ortadan kaldırabilir
  3. Hem Avrupa projesinden yana olup; hem de değişim isteyenler: bunlar genel anlamda yeşiller ve solcular

Avrupa’lıların yeni gündemi:

  • biyoçeşitlilik ve plastikler
  • yeşil finansman ve yeşil ekonomi
  • çalışma hayatı
  • mülteciler

Bunlar da zaten Yeşillerin konuları.

Bütikofer, sözlerini  “Siyasi irade, bir yenilenebilir kaynaktır” cümlesiyle bitirdi.

Türkiye kökenli, Antwerp doğumlu, 2. Nesil Belçikalı Meryem Almacı, Avrupa’nın tüm renkleriyle bir bütün olduğuna vurgu yaptı. Yeşillerin Avrupa’nın geleceğindeki sorunlara çözüm olacağını söyledi ve  Avrupa Projesinin, barış, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları demek olduğunun altını çizdi.

Avrupa’nın geleceği

İlk günkü oturumlardan birinin konusu “Avrupa’nın geleceği” idi. Moderatör, Avrupa Yeşiller Partisi eşbaşkanı Monica Frassoni’ydi. Bu oturumda 5 panelist konuyu ele aldılar.

Franklin Dehousse (Liege Üniversitesi, Uluslararası Hukuk Profesörü):  Avrupa Projesinin sıkıcılığı özellikle kurumsal yapısından geliyor. Çok karmaşık ve hantal. Mevzuat çok uzun metinlerden oluşuyor. Okumak, anlamak, üzerinde konuşmak hem zor, hem de sokaktaki insan için çok sıkıcı. AB’de her konuda kararlar konsensusla alınıyor. Bir ülke bile itiraz etse, karar çıkmıyor. Çok uzun süre müzakere edildiği, üzerinde çalışıldığı halde hala üzerinde karar alınamamış pek çok konu rafta duruyor. “İşbirliğini güçlendirme (enhancing cooperation)” adına bazı adımlar atıldı. Parasal birlik, Schengen Bölgesi, PESCO (The Permanent Structured Cooperation=AB’nin Güvenlik ve Savunma Politikası çerçevesinde 28 ülkeden 25’inin silahlı kuvvetlerinin yapısal bir entegrasyona gitme süreci) bunlara birer örnek; ama hala pek çok sorun çözülemedi. Örneğin Avrupa Kamunun Satınalma Prosedürlerine ilişkin kararlar hala sürüncemede. Avrupa vergi sistemi de keza böyle bir konu. Sistemi yönetmek çok zor çünkü çok bürokratik bir yapı var ve Avrupa fazla genişledi. Göçmenlerin Avrupa’ya aidiyeti de ayrı bir sorun.

Rui Tavares (tarihçi, Avrupa Parlamentosu eski milletvekili): Avrupa’yı coğrafi açıdan genişletelim. Avrupa bir insan hakları projesi idi. Buna inanan insanlar arasında bir birlik sağlamaya çalışalım. Yeşiller olarak bizim milliyetçi bir “yurttaşlık” tanımımız olamaz. Yerel, bölgesel, ülkesel, küresel olarak insanları toplulaştıran yurttaşlık kavramları olabilir. Avrupa yeşil meselelere, temel haklara odaklanarak yaşamalı. Bu anlamda Avrupa Temel Haklar Bildirgesi, halen Avrupa’da yaşayan herkesin seçme hakları çok önemli.

Erzsébet Schmuck (Macaristan Parlamento Üyesi, Siyaset Farklı Olabilir Partisi Grup Başkan Vekili):

Demokrasi ve hukukun üstünlüğü için dışarıdan gelmesini beklemeden önce o ülkenin vatandaşları mücadele etmeli. Ekopolitika bu konuda bir fırsat. Popülist partiler demokrasi ve hukukun üstünlüğü konularını hiçe sayabiliyorlar. Avrupa Projesi, bunlara cevap niteliğinde. “Daha az mı daha çok mu Avrupa?” tartışması gereksiz. (Bu konuşmaya bazı eleştiriler geldi: Hukukun üstünlüğünün korunması sadece o ülkenin vatandaşlarının meselesi değildir. Çünkü örneğin Orban, yurttaşlarına AB’den aldığı parayı popülizm adına dağıtmaya karar verirse, AB vergi mükelleflerinin buna itiraz etme hakkı vardır. Ya da AB kurallarına aykırı olarak kendi sanayicisini teşvik etmeye kalkarsa bu, Avrupa’da haksız rekabete yol açabilir ve buna AB’nin karışma hakkı doğar).

Claude Turmes (Avrupa Parlamentosu Üyesi, Lüksemburg): Avrupa vergi açısından sanayiciler için bir cennet. Vergi konusuna gelince, ulusal egemenlik ön plana çıkıyor. Her ülke kendi vergilerine kendisi karar veriyor. Liberalizasyon cenneti haline gelmiş durumda. Sanayiciler için vergiler düşürülürken, çalışanlar için vergiler arttırılıyor. Bu da çalışan kesimin aleyhine oluyor. İşsizlik artıyor, yeni iş olanakları yaratılması zorlaşıyor. Bu nedenle Avrupa’nın ortak vergilendirme sistemine geçmesi konusu, Yeşillerin ana konularından biri olmalı. “Güçlü işbirliği” konusunda adımlar atıldı ama vergilendirme konusunda yetki henüz yok.

Karbon vergisi konusunu 28 ülke veto etmiş durumda. Emisyon Ticareti Rejimi (ETS) Avrupa gibi, ne ölüyor, ne doğrudürüst gidiyor. Çünkü o da çok bürokratik bir sistem.

Diğer bir konu ise ticaret. Eğer Yeşiller, kendi politika ve kurallarını oluşturup, gündeme getirmezlerse liberaller, yeni antidemokratik ve neoliberal kuralları ile karlarını arttırmaya devam edecekler.

Petra de Sutter, (Belçika Senato Üyesi): “Dayanışma”, Avrupa’nın temel kelimesi. Temel Haklar (Fundamental Rights), Avrupa Sosyal Bildigesi (European Social Charter) temel belgeler. Avrupa, 60’lı yıllarda göçmenler için konutlar yapılması, ayrılmış ailelerin birleştirilmesi, grev hakkı gibi konulara yoğunlaşmıştı. Şimdi, bu konular neredeyse unutulmuşken, sosyo-ekonomik konulara yoğunlaşmak Yeşiller için önemli. İnsan hakları, demokrasi, sivil toplum konuları öne çıkmalı.

Hollanda’da bile popülist politikacılar, yabancılar yüzünden gelecekte çocuklarının iş bulamayacağı korkusunu yaratıyorlar seçmenler üzerinde. Kültürel çatışmayı, popülist politikacılar amaçlarına yönelik çok iyi kullanıyorlar.

Sosyal Avrupa

Ortak oturumlardan bir diğerinin konusu “Sosyal Avrupa” idi. Kasım 2017’de Gothenburg’da yapılan Hakkaniyetli Çalışma ve Büyüme için Avrupa Sosyal Zirvesi’nde üye devletlerin bir araya gelerek ilan ettikleri “Sosyal Hakların Avrupa Ayağı (European Pillar of Social Rights)” çerçevesindeki meseleleri temel alıyordu[1].

Konuşmacılar aşağıdaki sorulara yanıtlar vermeye çalıştılar:

  • Alınan kararlar, gerçek hayatta; özellikle en kırılgan konumda olanlar, prekaryalar için neyi değiştirecek?
  • Üzerinde anlaşılan prensipler, iyi bir profesyonel yaşam için makul şanslarla iş piyasasına girme konusunda korkunç zorluklarla karşı karşıya bulunan gençlere Üye Devletlerde pratikte nasıl bir yarar sağlayacak?
  • Bu bağlamda hangi yeşil politikaların gerçek hayatla en fazla ilgisi var?

Konuşmacılar özetle şunları söylediler:

Philippe Lamberts (Avrupa Parlamentosu  Yeşiller/EFA Group (Avrupa Serbest İttifakı) eş-başkanı, Ecolo-Belçika): Yeşiller genelde yüksek tahsilli, zengin, yeni burjuvalardan oluşan, çevrelerinin iyi olmasını; böyle bir ortamda yaşamayı arzu eden insanlar. Nesiller arası toplumsal eşitliğe önem veriyorlar. Çocuklarının, torunlarının geleceği onları ilgilendiriyor; bu nedenle uzun vadeli politikalara bakıyorlar.

İneğin sütünü sağmayı ne zaman bırakırız? Devlet bırakmamızı emredince! O halde devletlere çok iş düşüyor. AB’de rekabetten, işbirliğine doğru geçmek gerekiyor. AB üyesi devletlerde vergiler, çalışma kuralları, iş piyasası çok farklı; o nedenle rekabet söz konusu. Mali ve sosyal konularda işbirliği önemli. Şu anda işçiler için getirilen esnek çalışma koşulları, işverenlerin işine yarıyor; semaye sahipleri için koruma geçerli; çalışanlar ve işçiler için değil. Gençlerin daha iyi ücretler alabilmeleri için nitelikli iş gücünü nadir hale getirmeliyiz. Bunun için çalışma saatlerini, haftalarını, yıllarını azaltan yeni kanunlar yürürlüğe koymalıyız. Tüketiciler ve çalışanlar için, sınırları silik hale getirmeliyiz; çünkü bu kümeler aslında birbirinin içine geçmiş halde. Kanunların uygulanması için yaptırımları arttırmalıyız.

Selena Jans (Hollanda Riders Union FNV’de (yemek teslimatı sektörünün sendikası) kampanyacı):  Ben okurken çalıştığım ve ağır işlerde çalıştığım için sağlığımı kaybettim. O nedenle mezun olduğumda uygun bir iş bulamadım. Bugün gençler, hatta üniversite mezunu olan gençler için en büyük sorun, işsizlikten daha çok “prekarya” olarak çalıştırılma ve “ücretsiz stajyer” olarak çalıştırılma. Sahte “serbest çalışma (fake freelance jobs)” işleri  türetilmiş durumda. Bunlar “gig” diye tabir edilen sitelerden ve platform şirketlerden yaygınlaştırılıyor. Bir tür yeni sömürü düzeni.

Mali sorumluluk sigortası (liability insurance) sadece çalışamaz hale geldiğinizdeki gelir kayıplarınızı karşılıyor. Başka bir harcamanıza destek vermiyor.

Çalışma koşullarında esneklik de ayrıca önemli bir konu.

Çalışanlar olarak sosyal ortaklarınızla ortaklaşa eylemler yapmak önemli. Bu eylemleri:

  • -gösteri yap
  • -işgal et
  • -grev yap

şeklinde sıralıyoruz.

Jeremias Prassl ( Oxford Üniversitesi Hukuk fakültesinde Doçent, UK, 2018 yılında yayınlanan “Bir Hizmet olarak İnsan =Human as a Service” adlı kitabın yazarı): ILO, açıkça belirtmiştir ki; “işçiler, ticari mal değildir”. Esneklik ne yazık ki tek taraflı uygulanıyor. Gençler, istedikleri yerde, istedikleri zaman, istedikleri işi yapmak istiyorlar. Bu kulağa hoş geliyor; ama genelde mümkün olmuyor ve daha çok işverenlere esneklik sağlayan bir durum yaratıyor. Teknoloji, genelde klasik patrona kıyasla daha sıkı ve daha kötü bir biçimde çalışanları kontrol ediyor. Çalışma ortamı giderek insani olmaktan çıkıyor.

Maria Jepsen, (European Trade Union Institute, Araştırma Bölümü Başkanı Belçika): İşin yoğunluğu, işin kalitesi, esneklik, gelirin güvenilmezliği, üretimden kazanılanların eşit paylaşılmaması günümüzün sorunları. AB’de piyasa esaslı entegrasyon 2005 yılında başladı. 2007 yılında yayımlanan AB Temel Haklar Bildirgesi (EU Charter of Fundamental Rights) sendikalar tarafından destekleniyor ama hala tam olarak hayata geçirilemedi.

İrlanda, Portekiz, İspanya ve Yunanistan’ın durumuna baktığımızda piyasa değerleri üzerinden düşünmememiz gerektiğini görüyoruz. Ama AB bu temele dayanıyor. Sosyal hakların araçsallaştırılması, yeşil yıkama (bir markanın/firmanın  ürünlerinin çevre duyarlı, temiz vb olduğunu söyleyen reklamlarla yeşilmiş gibi gösterme), kızıl yıkama (yerel halkların doğal kaynaklarına, kültürlerine vb onlara yardım ediyormuş gibi göstererek el koyma/sömürme) hala Avrupa’daki iş dünyasında geçerli. İnsanların merkeze konduğu bir iş dünyası öngörmeliyiz.

Yapay zeka, hiç bir ahlaki değer taşımıyor. Über, airbnb gibi platform ekonomilerdeki platform şirketler belki vergi ve çevre ile ilgili yasalara uyabilirler; ama iş kanunları için bunu söylemek zor. Bu platformlardaki “kendi işinde çalışanlar (self-employed)”dan oluşan çalışanların, sağlık ve sosyal güvenlik konuları nasıl halledilecek? Sendikalaşma giderek azalmakta. Örneğin Über’de çalışanlara “kendi işinde çalışanlar” demek de güç; çünkü pazarlık güçleri yok. Bunlar “sahte” kendi işinde çalışanlar.

Çalışma koşullarında esneklik tek başına kötü değil; ama korumanın da buna dahil edilmesi gerek.

[1] Sosyal Hakların Avrupa Ayağı kapsamında 3 başlık altında açıklanan 20 ilke şunlar:

  1. Fırsat eşitliği ve iş piyasasına girme
  • Eğitim, öğretim ve yaşam-boyu öğrenme
  • Toplumsal cinsiyet eşitliği
  • Fırsat eşitliği
  • İstihdamın aktif olarak desteklenmesi
  1. Adil çalışma şartları
  • Güvenceli ve uyarlanabilir istihdam
  • Ücretler
  • İstihdam koşulları hakkında bilgilendirme ve işten çıkarılma durumunda koruma
  • Sosyal diyalog ve işçilerin ilişkilendirilmesi
  • İş-hayat dengesi
  • Sağlıklı, güvenli ve iyi adapte edilmiş çalışma ortamı ve verilerin korunması
  1. Sosyal koruma ve dahil etme
  • Sosyal koruma
  • İşsizlik haklarından yararlanma
  • Asgari gelir
  • Yaşlılık geliri ve emekli maaşları
  • Sağlık yardımları
  • Engellilerin dahil edilmesi
  • Uzun dönemli bakım
  • Konut edindirme ve evsizlere yardım
  • Temel hizmetlere erişim (gaz, su elektrik, vb)

Bu ilkelere ilişkin ayrıntılı açıklamaları bu linkten görebilirsiniz:

Avrupa Yeşiller Partisi ise, söz konusu toplantıda kendi öncelikli 5 prensibini şöyle sıralamış:

  1. Tüm işçiler için sosyal haklar

  2. Tüm işçiler için uygun çalışma koşulları ile asgari ücret

  3. Bakmakla yükümlü oldukları tüm kişiler için mali olarak karşılanabilir kaliteli bakım

  4. İhtiyacı olan herkese yeterli minimum bir gelir

  5. Herkes için iş-hayat dengesi

 

 

Sema Alpan Atamer

Günün ManşetiManşetTürkiye

Avrupa Yeşilleri: Yeşil Sol Parti eş sözcülerini derhal serbest bırakın!

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Ankara’da gerçekleşen 3. olağan kongresinin hemen öncesinde gözaltına alınan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) eş sözcüleri Eylem Tuncaelli ve Naci Sönmez’in derhal serbest bırakılması için Yeşil Sol Parti ile Avrupa Yeşilleri’nden (European Greens) çağrı metinleri yayınlandı.

Yeşil Sol Parti’nin resmi web sitesinde Türkçe, İngilizce ve Almanca olarak üç dilli yayınlandığı  çağrı metninde, “Eş Sözcülerimiz Eylem Tuncaelli ve Naci Sönmez Derhal Serbest Bırakılmalıdır!” denildi.

Yeşil Sol Parti’den yapılan açıklama şöyle:

 

Eş Sözcülerimiz Eylem Tuncaelli ve Naci Sönmez Derhal Serbest Bırakılmalıdır!

Yeşil Sol Parti Eş sözcülerimiz Eylem Tuncaelli ve Naci Sönmez bu sabah 06.30’da evlerine yapılan operasyonla keyfi olarak gözaltına alınmışlardır. Aynı saatlerde diğer HDP bileşeni partilerin başkan ve yöneticilere de evleri basılarak gözaltına alınmışlardır.

Öncelikle bugünkü gözaltılar çok açık ki demokratik siyaseti esas alan HDP’nin hafta sonu yapılacak olağan genel kurul ve kongresini engellemeye yöneliktir. HDP bileşeni partilerin eş sözcü ve başkanlarının gözaltına alınması demokratik siyaseti engelleme, şiddeti ve çatışmayı esas alan siyasi iktidarın bir tasarrufudur.

Yeşil Sol parti olarak;

Şiddeti ve çatışmayı reddeden bir anlayışla demokratik siyaseti esas alan, demokrasi, barış, adalet ve ekolojik mücadeleyi öncelikli kabul eden bir anlayışla faaliyet yürütmekteyiz ve bu tür baskı ve gözaltılar bizi bu mücadelemizden alıkoyamayacaktır.

Barışın, adaletin, demokratik siyasetin sesini susturamazsınız.

Eş sözcülerimiz Eylem Tuncaelli ve Naci Sönmez ve diğer HDP bileşeni partilerin yöneticileri derhal serbest bırakılmalı. Şiddet ve çatışmayı körükleyen baskı politikalarına son verilerek demokratik siyasetin yolu açılmalıdır.

Yeşil Sol Parti Merkez Yürütme Kurulu

Avrupa Yeşilleri’nden kınama ve “Serbest bırakın” talebi

Yeşil Sol Parti eş sözcüleri Tuncaelli ve Sönmez’in göz altına alınmaları ile ilgili Avrupa Yeşilleri’nden de (European Greens) aynı gün içinde “Türk eş sözcüleri Tuncaelli ve Sönmez’in derhal serbest bırakılmalarını talep ediyoruz” açıklaması geldi.

Avrupa Yeşil Partisi (The European Green Party) eş sözcüleri Monica Frassoni ve Reinhard Bütikofer ile Avrupa Parlamentosu Yeşiller Birliği (The Green/EFA Group in the European Parliament) eş başkanları Ska Keller ve Philippe Lamberts‘ın imzasını taşıyan açıklama şu şekilde,

We demand immediate release of Turkish co-chairs Eylem Tuncaelli and Naci Sonmez

We demand an immediate explanation from the Turkish authorities over the outrageous arbitrary arrests of Eylem Tuncaelli and Naci Sonmez in the early hours this morning and call for their immediate release.

This action is yet another example of Turkey’s growing contempt for the rule of law under the leadership of President Erdogan. At the EU-Turkey summit in March, European leaders must show that they are not being held hostage to the refugee deal and send out a clear signal to Erdogan that this kind of behavior is unacceptable.

Running a political party is not a crime and this is once again evidence of an increasing intolerance of any kind of free political association.

We are also calling for an immediate meeting with Faruk Kaymakçı, the Ambassador and Permanent Delegate of Turkey to the EU to explain the reasoning behind the arrests. ”

Açıklamanın Türkçe metni,

Türk eş sözcüler Eylem Tuncaelli ve Naci Sönmez’in derhal serbest bırakılmalarını talep ediyoruz

Eylem Tuncaelli ve Naci Sönmez’i sabahın erken saatlerinde zalimane bir keyfiyetle göz altına alan Türk yetkililerinden acil bir açıklama ve her ikisinin acilen serbest bırakılmasını talep ediyoruz.

Bu eylem Başkan Erdoğan’ın liderliği altındaki hukuk uygulamalarının Türkiye’deki örneklerinden birisidir. Mart ayında Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye arasında gerçekleşecek zirvede Avrupalı liderler Türkiye’nin mülteci anlaşması üzerinden kendilerini rehin almasına müsaade etmeyerek Erdoğan’ın bu tür davranışlarının  kabul edilemez olduğunu kesin bir şekilde göstermelidirler.

Siyasi bir partinin çalışmaları suç teşkil etmez ve yaşanan bu durum özgür siyasi faaliyetlere yönelik takınılan hoşgörüsüzlüğün bir kanıtıdır.

Ayrıca Türkiye ve AB ilişkileri daimi temsilcisi ve elçisi Faruk Kaymakçı’dan da bu göz altına almaların arkasındaki sebepleri öğrenmek maksadı ile acil bir toplantı talep ediyoruz.

Monica Frassoni and Reinhard Bütikofer – The European Green Party

Ska Keller and Philippe Lamberts – The Green/EFA Group in the European Parliament

 

(Yeşil Gazete)

 

 

 

 

ManşetTürkiye

Avrupa Yeşilleri’nden Davutoğlu’na, “Akademisyenleri derhal serbest bırakın”

20 avrupa yeşilleri...Avrupa Yeşiller Partisi Eşsözcüleri ve Avrupa Partisi Yeşiller Grup Başkanları başbakan Ahmet Davutoğlu’na bir mektup göndererek akademisyenler üzerindeki baskılara son verilmesini  ve sınırdışı edilen akademisyen Chris Stephenson’a yapılan hukuk dışı haksızlığın giderilmesini istediler.

Ahmet Davutoğlu’na gönderilen mektup şöyle:

 

Başbakan Davutoğlu’nun dikkatine
Brüksel, 17 Mart 2016
Sayın Başbakan Davutoğlu,

10 Mart’ta bir basın açıklaması yaparak Türkiye’nin güneydoğusundaki askeri operasyonları eleştiren 3 akademisyenin terör propogandası yaptıkları gerekçesiyle 15 Mart’ta tutuklanmış olmalarını şiddetle kınıyoruz.

Barış için Akademisyenler’ce başlatılan kampanyaya imza atan bu akademisyenlerin ikisi hali hazırda işlerini kaybetmiştir. Polis aynı zamanda 25 yıldır Türkiye’de yaşayan ve son 14 yıldır Türkiye’de çalışmakta olan, İngiliz vatandaşı Chris Stephenson’ı çantasındaki HDP broşürlerini bahane göstererek adliye girişinde gözaltına almış, akabinde sınırdışı etme talebiyle Kumkapı Yabancılar Şubesi’ne sevketmiştir. Stephenson meslekdaşlarına destek için adliyede bulunmaktaydı. Bir hüküm verilene kadar hücrede kalmak istemediğinden gönüllü olarak ülkeyi terketmeye karar vermiştir.

Demokratik toplumlarda vatandaşlar barışçıl görüşlerini ifade etme hakkına sahiptir. Bu sebeple, Türkiye otoritelerini düşünce özgürlüğüne ve imzacıların akademik özgürlüğüne saygı göstermeye davet ediyoruz.

Barış için Akademisyenler’in barış talebinin karşılaştığı yıldırma girişimlerini endişe ile izliyoruz. 10 Ocak 2016’da, 105’i Türkiye, 329’u yurtdışı üniversitelerden toplam 2212 akademisyen Türkiye’nin güneydoğusundaki askeri operasyonları eleştirip barış talep eden bir metnin altına imzalarını koymuşlardı.

Barış için Akademisyenler’in topladığı verilere göre, 5 Mart itibariyle, imzacılara karşı medya, hükümet ve öğrencilerden 47 tehdit olayı vuku bulmuş; 7 akademisyen istifaya zorlanmış; 37 akademisyen işinden edilmiş ve bir diğer 37 imzacı görevden uzaklaştırılmıştır. 508 akademisyen idari soruşturmaya maruz kalmış, 161 imzacı mahkemede ifade verirken, 33 imzacı evlerinin aranmasına müteakip geçici olarak gözaltına alınmıştır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “terörist” tanımını içine gazetecileri, sivil aktivistleri ve siyasetçileri ekleyerek genişletme niyetinden aynı oranda endişe duymaktayız. Mevcut terörle mücadele yasasında “terörizm” tanımı oldukça belirsizdir. Bu sebeple Türkiye’nin ceza ve terörle mücadele yasalarını AİHM içtihatlarıyla uyumlu hale getirme gereğinin altını bir kere daha çiziyoruz.

Tutuklanmış tüm akademisyenlerin derhal serbest bırakılmasını ve Tükiye hükümetinden, AB’ye aday her ülkenin üye olmak için sağlaması gerektiği üzere, fikir ve ifade özgürlüğünü demokrasinin ilkeleri, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı çerçevesinde sürdürmesini bekliyoruz.

Cevabınızı bekliyoruz.
Saygılarımızla

Rebecca Harms ve Phillippe Lamberts
Avrupa Parlamentosu Yeşiller/Avrupa Özgür Birliği Grubu Eşbaşkanları

Monica Frassoni ve Reinhard Bütikofer
Avrupa Yeşil Partisi Eşsözcüleri

 

(Yeşil Gazete)

Kategori: Manşet

DünyaManşet

Yeşiller: Avrupa Parlamentosu Strasbourg binası mültecilere verilsin

strasbourgAvrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, 160 bin mültecinin AB içinde yeniden yerleştirilmesine ilişkin planını, Strasbourg’daki Avrupa Parlamentosu genel kurulunda sundu.

Yeşiller grubunun Eşbaşkanı Philippe Lamberts ise, AP’nin Brüksel’deki diğer binasına taşınarak kendi üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirebileceklerini söyledi.

Lamberts, ‘Bugün bir araya geldiğimiz parlamentoyu, yılın yalnızca 50 günü kullanıyoruz. Geriye kalan 300 gün boyunca 750 parlamenterin ofisleri, ısıtılmış halde, kendi duşakabinleriyle, boş ve gereksiz olarak duruyor. Brüksel’de çalıştığımız süre boyunca, bu mükemmel donatılmış binanın, mültecilerin geçici olarak barınması için kullanılmasını öneriyoruz’ dedi.

Avrupa Parlamentosu’nun faaliyetlerinin büyük bölümü halihazırda Brüksel binasında yürütülüyor. Strasbourg binası, yılda yalnızca 12 genel kurul oturumuna ev sahipliği yapıyor.

750 milletvekili, danışmanları, diğer personel ve evrakların her ay Brüksel-Strasbourg arasında taşınmasının maliyeti uzun süredir tartışmalı bir konu ve Strasbourg binasının tamamen boşaltılması önerisi sık sık gündeme geliyor.

Ancak Fransa, prestij unsuru olarak gördüğü bu binanın AP genel kurullarına ev sahipliği yapmaya devam etmesi konusunda ısrarcı.

AP’nin Fransız muhafazakar üyesi Anne Sander, Lamberts’in önerisinin ‘çılgınca’ olduğunu ve’göçmenlerle ilgili ciddi bir tartışmayı anlamsızlaştırdığını’ söyledi.

Kaynak: http://www.euractiv.com.tr

Kategori: Dünya