EnerjiKöşe YazılarıYazarlar

Bir Resmi Gazete kararı ve yok edilen enerji kooperatifleri – Oral Kaya

Mayıs ayının 10’u sanırım ülkemizde yeni yeni yeşermeye başlayan, emeklemekten ayağa kalkmaya çalışan ülkemizdeki 40’dan fazla Enerji Kooperatifleri için bir hüzün günü oldu. Kooperatifçilik algısının bu kadar kötü olduğu bir dönemde bile, ortaklarını ikna etmek için binbir çaba harcayan bu kooperatif girişimlerinin önüne birden, boylarının çok üstünde bir duvar dikildi.

Resmi Gazete’de yayınlanan kararı incelediğimizde, önümüze iki çok önemli karar çıkıyor.

1- Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına uygulanan alım garantisi kaldırılıyor: Bütün dünyada devletler enerji bağımsızlığının sağlanabilmesi için, yenilenebilir enerji kaynakları ile üretilen elektrik enerjisine belli teşvikler sağlıyor. Ülkemizde de aynı uygulama “Lisanssız Enerji Üretim Yönetmeliği” ile sağlandı. Güneş, rüzgar, jeotermal veya biyogaz ile üretilen elektrik için devletimiz 10 yıl boyunca, belli bir fiyattan alım garantisi verdi. Bu alım garantisi de özellikle USD üzerinden belirlendi ki, yatırım yapacaklara uzun vadede rahat hareket edebilme imkanı tanındı. Bu karar ile son iki yılda en büyük yatırım artışı, lisanssız enerji yatırımlarında oldu. Daha çok küçük (1 MW kapasitelerinde) olan bu yatırımlar, hızla arttı ve ülke geneline yayıldı. Yerelde istihdam yarattı. Yerelde ekonomik hareketliliği geliştirdi. 2020 yılının Eylül ayına kadar hayatta kalması yasal olarak gereken alım garantisi, 10 Mayıs kararı ile kaldırıldı. Bugün bir yatırıma başlamış ve iki ay sonra üretime geçeceğinizi düşündüğünüzde bile, artık bu “alım garantisi”nden yararlanamayacaksınız. Birden ortadan kalktı. Bu durumda olan yüzlerce yatırımcı biliyorum. Sadece kooperatifler değil, kendi imkanları ile yatırım yapmaya kalkan bireysel yatırımcılar da dahil.

Peki devlet ürettiğiniz elektriği almayacak mı? Alacak, o konuda bir dert yok. Ama teşviksiz alacak. Yani “artık sizi desteklemiyorum, isterseniz üretin ve bana benim normal tüketicilere verdiğim fiyattan (perakende tek zamanlı aktif enerji bedeli) satın, karar sizin” denmiş oluyor.

2- Bağlantı anlaşması çağrı mektubu almaya hak kazanmış olmak: Lisanssız enerji yönetmeliğine göre yenilenebilir kaynaklardan elektrik enerjisi üretmek için, ülkemizde tüm elektrik şebekesinin kontrolünü sağlayan TEDAŞ ve bölgesel dağıtım firmalarından, şebekeye bağlanabilmek için bağlantı anlaşması yapmanız gerekir. Bu şebekenin kalitesini korumak ve olası olumsuzlukları (iki sene önec bir bütün gün tüm Türkiye’de yaşadığımız elektrik kesintisi gibi) önlemek için bir taahhüt metni. Bu çok önemli bir metin ve sadece üretime standart getirmekle kalmıyor, aynı zamanda tüketici memnuniyetini de olası olumsuzluklara karşı koruyor. 10 Mayıs Kararnamesi, bugüne kadar bağlantı anlaşması çağrı mektubuna hak kazananlar, üretime devam edebilirler, fakat yeni anlaşmalar artık eski hakları taşımayacak. Bağlantı anlaşması için başvurmuş olanlar ve halen inceleme süreçleri devam edenler bile bu haktan yararlanamayacak. Bu kısım, çok büyük bir hak kaybına neden oluyor. Kurulmuş olan ve devletine güvenerek yola çıkmış olan 2000 insan birden açıkta bırakılmıştır.

Ülkemizde Enerji Kooperatiflerinin tarihi 2013 yılına dayanıyor. Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışmalar bu tarihte başlıyor. Aynı tarihlerde bazı sivil girişimler de enerji bağımsızlığı için çalışmalar yapmaya başlıyor. İlk enerji kooperatifleri ise 2014 yılında kuruluyor. Fakat lisanssız enerji üretim yönetmeliğinde kooperatifler ancak 2016 tarihinde yer alabiliyor. Aynı yıl birden 14 tane enerji kooperatifi hayata geçiyor ve her geçen yıl biraz daha sayıları artarak, deneyimleri fazlalaşarak ve de en önemlisi kendi aralarında kurdukları bağ gelişerek büyüyor. Bugün sayısı 45 olan enerji kooperatifleri, yaklaşık 2000 ortakları ile birden sektörün dışına itilmiş oldular.

Ülkemizin ekonomik kalkınması ve gelişimi için, dışa bağımlı enerji politikalarına yerelden bir önlem olarak düşünülen ve tüm dünyada hızla gelişen yenilenebilir enerji kooperatifçiliğinin daha çok teşvik edilmesi gerekirken, kömür, nükleer ve büyük HES’lere verilen teşvikler aslında ülkemizde enerji üretimi için genel kararı gözler önüne sermektedir. Enerji kooperatiflerinin ve de hatta bireysel çatı uygulamalarının geliştirilmesi ve desteklenmesi için bu kararlardan bir an önce dönülmesi gerektiğini belirtmek gerekiyor.

Resmi Gazete kararı: https://www.solar.ist/wp-content/uploads/2019/05/YEKA-5MW-karar-2019.pdf

(Yeşil Gazete)

Kategori: Enerji

Yazarlar

NES’e teşvik, nesine teşvik? Bir alternatif öneri

Ekonomi Bakanlığı Kasım ayında verilen yatırım teşvik belgeleri listesini yayınladı  Bununla birlikte ilk defa olarak bir nükleer enerji santrali yatırımına da yatırım teşvik belgesi sağlanmış oldu.

Bakanlığın ilanına göre 4.800 MW gücünde olacak Akkuyu NES projesi için 76 milyar TL’lik KDV istisnası ve yaklaşık 4,5 milyar TL’lik de Gümrük Vergisi Muafiyeti sağlandı . 17 Kasım 2017 tarihli 133805 no’lu belge ile düzenlenen teşvik kapsamında santral kurulumunda alınacak tüm mal ve hizmetler KDV ve gümrük vergisinden muaf tutulmuş oldu.

Demek ki Akkuyu NES   toplam 76 milyar liralık alımlarında KDV ödemeyecek:  76 milyar x %18= Akkuyu şirketine 13 milyar 680 milyon  TL hediye ediliyor. Ortalama %5 civarı Tarım dışı Gümrük Vergisi muafiyetini de 225 milyon TL olarak hesaba katarsak nükleerci şirkete yuvarlak rakam ile  14  milyar  TL bir kıyaktan söz edebiliriz.                                                                                                                                                                                                                                            

Güneş Enerjisi sektöründe aynı parayla daha fazla kapasite yaratacak bir teşvik programı mümkün.

14 milyar TL yatırım teşviği ile Akkuyu’da kurulu gücü toplam 4800 MW olan bir NES ‘e devlet hediye  verecek.   Santralin maliyetini ise vatandaşa dünyanın en pahalı elektriğini satarak çıkartacaklar. Bu NES’in nesine teşvik verirsiniz? Anlamak imkansız.

Güneş gönüllüleri olarak Devletin  bu  14 milyar TL  teşviği  yurttaşlarına vermesini öneriyoruz. Bu yöntemle beheri ortalama 3 KW den toplam kurulu gücü 10.500 MW olan 3,5 milyon Y.E.S. kurulmasının önü açılmış olur. Yurttaşların çatılarında, bahçelerinde kuracakları  3kW kurulu gücü olan Güneş enerji santrallerinin 2 kW sinin yatırım maliyetini yurttaş ödeyecek, kalan 1 kW yatırım maliyetini Devlet Baba verecek. ( 1 kW yatırım maliyetini 4000 TL varsayıyorum). Santral sahibi? Yurttaşlar. Yurttaşların kazancı, dünyanın en pahalı nükleer santral elektriğine para ödemek zorunda olmayacaklar.

Kendi santralinin sahibi olacak insanımız :  Y.E.S.  (Yurttaşın Elektrik Santrali).    

Ayrıca hepsi minisantraller olmak zorunda değil, bu atılımı kısmen enerji kooperatifleri eliyle yapmak daha yararlı olur.                                                                                                                                                                                                                                     5 yılda bu projeyi bitiririz. 2023’te dünya küçük dilini yutar bunu görünce. Ayrıca belirtmekte fayda var, devletten bir günde bu kadar para çıkmayacak.

Bir iyi haber daha: Devlet gerçi 14 milyar Türk Lirasını eliyle peyderpey dağıtacak AMA her dağıttığını herhalde 1 yıl içinde geri alacak.

Nasıl mı? Bu devasa programı hayata geçirmekle  sağlanacak istihdam ile devletin ücretlilerden doğrudan ve dolaylı vergi gelirleri artacak.

Alper Öktem

Kategori: Yazarlar

Yazarlar

Yurttaşların enerji santralleri (YES) ve Yenilenebilir enerji kooperatifleri (YEK)

Yenilenebilir Enerjilerin ve kooperatiflerin hızlı  gelişimi

Alman Yenilenebilir Enerjiler Yasasında (EEG,) Yurttaşların Enerji Birlikleri (Bürgerenergiegesellschaft) kavramı yer almaktadır. Birlikler genellikle kooperatif şeklindedir. Limited şirket gibi, ya da kamu yararına çalışan vakıflar ve dernekler gibi, adi şirket gibi formlar da vardır. (Bu yazıda Yurttaşların Enerji Birlikleri’ni temsilen enerji kooperatifleri kavramı kullanılacaktır.)

YEK tekellerden bağımsız, ademi merkeziyetçi ve ekolojik enerji üretimi yerel yahut bölgesel seviyede yapan yurttaşların katılımını amaçlayan kuruluşlardır. Bu şekilde enerji dönüşümü ve iklimi koruma çabalarına katkı imkanı bulmaktadırlar.

Son yıllarda başta Kanada, ABD, İngiltere, Danimarka ve Almanya olmak üzere bir dizi ülkede YEK’ler kuruldu. 2014 yılında Almanya’da sayıları 900’ün üzerindeydi. Hollanda’da sayısı 150 ve 300 arasında olduğu tahmin ediliyor. Fransa’da Enercoop yenilenebilir enerjilerin yerel üretimi alanında çalışması dışında tüketicilere tedarikçi hizmetleri de sunmaktadır. 2014 yılı sonunda Enercoop 10 bölgesel kooperatiften meydana geliyordu ve 23.000 müşterisi vardı, ki bunların %60’ı kooperatif üyesiydi. 2011 yılından beri AB düzeyinde YEK’lerin networku var (REScoop.eu). Bu kuruluşun 11 ülkeden 31 üyesi var.

YEK’ler dünya çapında 1995 yılında uluslar arası kooperatifler ittifakı tarafından belirlenen 7 temel prensibe uyuyorlar: Özgür ve şeffaf üyelik, kurumun üyelerin demokratik kontrolüne tabi olması, üyelerin ekonomik katılımı, otonomi ve bağımsızlık, eğitim ve enformasyon, başka kooperatiflerle kooperasyon ve kooperatifin birlik ve bütünlüğün  korunması.

Almanya’da enerji kooperatifçiliğinin  geçmişi

Daha 19’uncu yüzyılda Almanya’da kırsal bölgelerde enerji üretimi ve dağıtım ağı kurmak ve işletmek üzere bir dizi enerji kooperatifi kurulmuştu. Büyük enerji şirketlerinin nüfus yoğunluğu olmayan kırsal bölgelerde enerji dağıtım ağı kurmakla ilgilenmemeleri nedeniyle iş yurttaşlara düşmüştü. 20’nci yüzyılın ilk yarısında 6000 civarında elektrik kooperatifi vardı. Bu sayı 30’lu yıllardan itibaren sektördeki konsantrasyon çabaları ve zorunlu kapatmalarla giderek azaldı. 2012 yılına gelindiğinde “eskilerden” 50 civarında kooperatif varlığını sürdürüyordu.

Yıllara göre Almanya’da Enerji Kooperatifleri

Ulusal düzeyde enerji dağıtım ağı henüz oluşmamışken özellikle kooperatifler enerji ihtiyaçlarını karşılamak için yerel çözümler buluyorlardı. Kömür ve petrole dayalı büyük elektrik santralleri, daha sonra da nükleer güç santralleri yaygınlaştıkça 20’nci yüzyılın ortlarından sonra YEK’lerin sayısında bariz azalma oldu. Enerji piyasalarında liberalizasyon ve buna bağlı olarak tüketicinin hizmet alacağı şirketi seçme imkanın ortaya çıkması kooperatif tipi yapılanmaların enerji sektöründe yeniden canlanmasına yol açtı. Bunun sonucunda bir dizi enerji satış organizasyonları kuruldu. Bunlar arasında 1999 kurulan Greenpeace Energy kooperatifi gibi kooperatifler de vardı.

Enerjide dönüşüm, yenilenebilir enerji yasası ve kooperatifler

Enerjide dönüşüm ve bunu teşvik eden yenilenebilir enerji yasası ile birlikte kooperatif biçiminde örgütlenen enerji üreticileri özellikle yurttaşların güneş enerji tesisleri 2000’lı yılların başından itibaren arttı. Halen yeni kurulan kooperatiflerin yarısı enerji, çevre ve su sektöründe çalışmaktadır. 2008’den bu yana YEK’lerin sayısı hızla artmıştır. 2008-2011 arasında YEK’lerin sayısı 4’e katlanmıştır. Yalnızca 2011 yılında 150’den fazla EK kurulmuştur. YEK’lerin önemli bir özelliği merkezi olmayan yapılar olmalarıdır. 2015 yılında 165.000 vatandaş YEK’lere ortaktı ve yatırımlar 1,8 Milyar Euroya ulaşmıştı. Genellikle bir hisse 500 ya da 1000 € olmakla birlikte, bunların yalnızca 50 € olduğu kooperatifler de vardır. Kooperatiflerin çoğu yatırımların yarısını öz sermayeden karşılamaktadır. Kooperatiflerin %10’nu ürettikleri cereyanı kendileri satmaktadır, %52’si bölgesel doğrudan pazarlamayı (aracısız) planlamaktadır. 2012 yılı itibari ile YEK’ler 580 Milyon kWh yenilenebilir enerji üretiyordu. Bu rakam 160.000 evin enerji ihtiyacını karşılar. Yatırımlar ağırlıkla fotovoltaik GES alanındadır. Bazı rüzgar enerji RES’lere yatırım yaparken, CHP (combined heat and power, verimleri %90’lara ulaşan, suyu ısıtan “doğal” gaz ocağı değil, ortaya çıkan gücü de kullanan (elektrik üreten) ve bu nedenle kombi adını hak eden sistemler) ve başka enerji alanlarında yatırım yapanlar da vardır.

Yurttaş katılımını o zamana dek desteklemiş olan yenilenebilir enerjiler yasasının 2014 yılında değiştirilmesinden sonra siyasetin çizdiği çerçeve şartların yol açtığı belirsizlik YEK’lerin faaliyetlerinde duraklamaya yol açtı. Yeni kurulan EK’ların sayısı 2015 yılında 40’a inerek dibe vurdu. Bu gerilemede EEG reformunun dışında sermaye piyasaları yasasının da bu sektörde uygulanmaya sokulması ve küçük hisse sahiplerinin korunması yasası üzerine sürdürülen tartışmalar rol oynamıştır. Her yıl gözden geçirilen ve “şartlara uydurulan” yenilenebilir enerjiler yasası 2017 yılında öngörülen değişikliklerde yurttaşların enerji kooperatiflerinin çalışma şartlarını ve yaygınlaşmasını engelleyecek gibi görünüyor. Ki burada şartlar siyasi partilerine bakış açılarına ziyadesi ile bağlı oluyor.

Kooperatiflere has bir fenomen

Yeni teknolojilerde konsensus arayışı ve bu teknolojilerin yurttaşlar tarafından kabul edilmesi noktasında kooperatiflerin pozitif bir etkisini görüyoruz. Katılımcı demokrasinin yurttaşlara getirdiği söz ve örgütlenme hakkı görünüşte yatırımların kar maksimizasyonuna günümüzde zaman zaman engel olmaktadır. Rüzgar enerjisinde karşılaştığımız gürültü konusu buna bir örnektir. Rüzgar enerjisi sektöründe arazi sahibi köylüyü kooperatife ortak etmek bir yandan uzlamaşlara kapı açiyor, beri yanda gürültü ile yatırım arasındaki çelişkiyi RES’e aynı zamanda ortak olan köylü çözüyor. Yurttaş katılımın bu tür olumlu sonuçlarının karşılaşılan problemlerin hepsini çözmeye yetmeyeceğini belirtmek gerekiyor. Hükümet partilerinin siyasi program ve dünya görüşü itibariyle belirleyici rolü var. Tarihsel olarak yerel enerji şirket, komünal kuruluş ve kooperatiflerin oluşturduğu enerji piyasasında, geçen yüzyıl ortalarında gerçekleşen temerküz, az sayıda enerji tekelinin piyasaya hakim olmasını ve siyasette maksimüm ağırlığa sahip olmasını getirdi ve bu bugün de siyasi partilerin enerji politikasına damgasını vuruyor.

Enerji dağıtımı ve kooperatifler: Tüketicilerin gücü

Enerji kooperatifleri yalnızca üretim değil, aynı zamanda kullanıcılar için enerji dağıtım hizmetini de üstlenebiliyorlar. Almanya’da nükleer santrallere karşı hareketten ortaya çıkan Schönau Elektrik İdaresi (EWS Schönau) 2009 yılında 90.000 müşterisinin ortak ederek bir kooperatif haline dönüştü. Bazı eyaletlerde birkaç yıldan beri yerelde üretilen ekolojik enerjiyi yerelde pazarlayan yapılar ortaya çıkmaya başladı. Buna eko-bölgesel cereyan gibi isimler veriliyor. Yerel düzeyde ortaya çıkan bu üretici kooperatifi ve müşteri örgütlenmesi fiyatlarda bir istikrar sağladığı gibi, GES işletmecileri açısından da daha iyi fiyattan satabildikleri için daha karlı oluyor.

2014 yılı başında yurttaş enerjisi girişimleri birliği adıyla Almanya çapında bir çatı örgütü kuruldu. Bu çatı derneği bir yandan toplumda YES için bilgilendirme ve tanıtım yapıyor, beri yanda YES alanında bilimsel çalışmalara yürütmek gibi hedefler koymuş kendisine.

Bugün Almanya’da tüketicilerin yüzde 20’si temiz enerji (yeşil enerji) abonesi. Mamafih yeşil enerji satıcısı şirketler yalnızca yenilenebilir enerji kooperatifleri değil. Kimi nükleer enerji santralleri işletmecesi tekeller dahi “arzu ederseniz, bizde yeşil enerji de var” diye müşteri toplayabiliyor. Beri yanda 1999 yılında kurulan Greenpeace enerji kooperatifi 125.000 müşterinin enerji gereksenimini karşılıyor ve kooperatifin üye sayısı 23.000’den fazla. Greenpeace enerji kooperatifi kurucuları arasında Greenpeace derneği sembolik sayıda hisse ile kurucular arasında. Bu tanınmış dernek, isminin kooperatif tarafından kullanılmasını kooperatifin dağıtımını yaptığı enerjinin zaten bizzat kendisi tarafından belirlenmiş olan temiz enerji kriterlerine uygunluk göstermesine bağlı kılmıştır.

Yenilenebilir enerjiler: Politik bir eylem

Yenilenebilir enerjiler ve özellikle güneş enerjisinden elektrik üretiminin yeni üretim organizasyonlarına yol açmasında bu enerjilerin teknolojileri belirleyici olmuştur. Giderek büyüyen termik santraller, nükleer santraller gibi devasa teknolojiler, deyim yerindeyse, yerini mikro üretim birimlerine bırakmaktadır. Büyük santraller, enerji naklindeki merkezileşme yerini yerel üretim ve yerel tüketim gibi yeni gelişmelere bırakırken bunların mülkiyeti açısından kapitalist üretim biçiminde yeni tecrübeler yaratıyor, yurttaşın enerji santrali gibi (Bürgerkraftwerk veya Bürgerenergie, YES). Günümüz ekonomilerinin can damarı olan enerji sektörü, uluslararası siyasete, savaş ve barışa, ve demokrasiye, diktatörlüklere damgasını vuruyor. Yurttaşın Enerji Santrali bir yandan merkezileşmenin ezici ağırlığı hafifletecek, beri yanda katılımcı demokrasiyi güçlendirecek gibi görünüyor. Bu yenilenebilir enerji teknolojileri istihdam konusunda da işgücü ihtiyacını azaltan geleneksel devasa teknolojilere göre pozitif özelliklere sahip.

Günümüz enerji üretiminde (petrole dayanan mobiliteden termik santrallere ulaşan elektrik üretimine dek) kısa vadeli ve stratejik hammadde temini, bölgesel iktidarlar, global oyuncular insanlık açısından iyi not almıyorlar. Beri yandan getirdikleri anti-demokratik, şeffaf olmayan yapılar toplumları apolitikleştiriyor. Buna ek olarak nükleer santraller nükleer silahlarla birlikte dünyayı yok edecek potansiyele sahip. Yenilenebilir enerjiler, her yerde bulunan güneş ve rüzgar bu hammadde ihtiyacının yol açtığı, bu anlattığımzı sorunları ve özellikle insanlığın temel sorunu olan iklim değişikliğine karşı çözüm olabilecekse eğer, bu bizlerin, tek tek bireylerin, yurttaşların duruma müdahale etmesi ile mümkün ve bunun için elimizde gereken teknolojiler var.

Çağımızın bir başka toplumsal özelliği de üreticilerin ürünlerinin nasıl üretildiğine ve sonuçlarına karşı geliştirdiği kopukluktur. Bu yabancılaşmaya en güzel örnek silah fabrikalarında çalışanlardır. Madalyonun diğer yüzü ise tüketicilerin bu ürünlerin üretim süreçlerine, kullanım risklerine ve çevresel etkilerine olan vurdumduymazlıklarıdır. Artık benden sonra tufan değil, „yanıbaşımızda zaten tufan“ havası (Lessenich), battı balık yan gider hayat tarzı egemenlik kurmuş. Daha kötüsü bu gelişme ile birlikte tarihsel olarak başka düşünme tarzları, başka hayat anlayışları büyük ölçüde silinmiştir. Tüketicinin üretici haline gelmesi ürününün kıymetini bilmesi, paylaşması ve benzeri acaba yukarıda dert yandığımız yabancılaşmaya çare olabilir mi? Enerji verimliliği, çevre koruma gibi davranışların maddi müşevvikler dışında doğrudan üretici olmakla da ilişkisi vardır. Yenilenebilir enerji teknolojileri ne ölçüde yabancılaşmaya karşı etkili olduğunu hep birlikte göreceğiz.

Bir başka evrensel fenomen de iktisat bilimi gelişirken maliyet hesaplarındaki kaygısızlık artmaktadır. Gelecek kuşaklara havale edilen maliyet, örneğin nükleer atıkları saklama sorunu netleştikçe fırlayan maliyet tahminlerinin karşısına bundan 30, 40 yıl öncesi rakamlarla güneş enerjisi santrali maliyetindeki aşırı ucuzlamayı karşı karşıya koyalım. Beri yanda Danimarka, Mısır, Hindistan, Peru ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki son anlaşmalarla yenilenebilir enerjilerde üreticilerin satış fiyatı  kW başına 0.05 Dolar seviyelerinin altını gördü. Bu, bu ülkelerin her birindeki fosil yakıt ve nükleer enerjiden üretimlerden daha ucuz bir rakama denk geliyor.

Kurulu yenilenebilir enerji kapasitesindeki artış 2016’da yeni rekorlar kırdı. Toplam küresel kapasite, 2015’e göre161 gigawatt artışla (neredeyse yüzde 9)  yaklaşık 2,017 GW’ya ulaştı. Hesaplanan güneş enerjisi kapasitesi yaklaşık yüzde 47 artarken, bunu yüzde 34’le rüzgar ve yüzde 15,5’le hidroelektrik takip etti.

Yenilenebilir enerjiler adem-i-merkeziyetçilik özelliği taşımaları nedeniyle bireyi toplum karşısında güçlendireceği gibi, yereli merkeze karşı güçlendiriyor. Bunun boyutları önüğmüzdeki yıllarda daha iyi anlaşılacak.

 

Alper  Öktem

Kategori: Yazarlar

EnerjiManşet

Güneş kooperatifleri Çanakkale’de buluşuyor

İşini Güneşe Dön projesi kapanış toplantısı ve bu yıl ikincisi düzenlenecek olan Yenilenebilir Enerji Kooperatifleri Konferansı, Yeşil Düşünce Derneği ve Troya Çevre Derneği ortaklığında 2-3 Mayıs 2017 tarihlerinde Çanakkale Parion Hotel’de gerçekleşiyor.

Yeşil Düşünce Derneği tarafından  Mart 2016’dan beri süren İşini Güneşe Dön projesi ile Çanakkale bölgesinden çoğu meslek okulu öğrencisi 35 kişiye yenilenebilir enerji eğitimi teorik ve uygulamalı olarak verilmişti.  Proje kapsamında Adatepebaşı köyünde köy sosyal tesisinin ihtiyacını karşılamak üzere 8kw gücünde bir güneş enerjisi santrali kurulmuştu.

Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü, GÜNDER, Boden Hukuk, DGRV (Almanya), EurosolarDK (Danimarka), Folkecenter for Renewable Energy (Danimarka), REScoop (Belçika), WECF (Almanya), EM Normandie (Fransa) ve yereldeki kooperatif temsilcilerinin de katılacağı konferansta kooperatifçilik ve yenilenebilir enerji üretimi farklı yerel deneyimler, yerel yönetimler ve yenilikçi politikalar çerçevesinde birçok açıdan ele alınacak. Konferansta “İşini Güneşe Dön” projesinin çıktıları da katılımcılarla paylaşılacaktır.

Konferansın ikinci gününde gerçekleşecek olan atölye çalışmalarında Türkiye’deki farklı kooperatif ve birliklerden katılacak temsilcilerin mevcut durumları üzerine aktarımları sonucunda yenilenebilir enerji üretiminde istihdam, finans, sorunlar ve çözümler tartışmaya açılacak; öneriler değerlendirilecek.

Konferansın ardından sunum ve atölye çalışmalarından elde edilen verilerin bir araya derleneceği bir rapor hazırlanarak Türkiye’de yenilenebilir enerji ve kooperatifçilik alanındaki henüz sınırlı olan kaynaklara ve yeni kooperatiflerin gelişmesine katkı sunulması amaçlanıyor.

Konferansla ilgili ayrıntlı bilgi

 

(Yeşil Gazete)

Kategori: Enerji

Köşe Yazıları

Güneş Enerjisinden elektrik üretiminde önemli gelişmeler – Alper Öktem

Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelikte Mart ayında önemli değisiklikler yapıldı. Mevzuat engellerle doluydu. Siyaset ilgilenmiyordu ama sektörden eleştiri geliyordu. Yapılan değişikliklerle özellikle çatılarda küçük ölçekli GES kurmanın önü açılıyor.

Çok önemli gelişmeler

1) Enerji kooperatiflerinin önü açılıyor. Kooperatif üyeleri, için aynı ikamet ve trafo şartı kalktı. Bu engel yok artık. Belediyeler de artık bu yenilenebilir enerji kooperatiflerine ortak olabilir ya da onları destekleyebilir.

2) Tüketim birleştirmek mümkün. (Ben söylemiş olayım, site yahut apartman toplantılarında insanlar enerji politikaları tartışacaklar bir yıl sonra) ve

3) 10 kW kurulu güce kadar çatılara GES kurmak sıfır bürokrasi ile olacak. (Biz Almanyada bu mücadeleyi çatılarda kazandık diyorum sık sık)

Heyecan verici gelişmeler

Uluslararası Güneş Enerjisi Topluluğu (International Solar Energy Society – ISES) – Türkiye Bölümü (GÜNDER), Yüzbin Çatı projesi var.

Almanya 1999 demektir bu! Almanya’da günes enerjisinin önü böyle 1999-2003 arasında uygulanan 100.000 çatı programı ve bunun için kamu desteği verilmesiyle açılmıştı. Yani ucuz kredi, ehven fiyat programı. Milyonlarca kişinin elektrik üreticisi olacağını düşünmek cok heyecan veriyor.

16

…………………………………………………………………

Proje ülkemizde bulunan yaklaşık 8 milyon GES kurulumuna uygun konut, ticari ve yaklaşık 85 milyon m2 sanayi çatısını güneş enerjisi için kullanabilmeyi amaçlamakta. Çatı kurumları için yasal mevzuatın düzenlenerek finansman modellerinin yaratılması, gerekli düzenlemelerin oluşturulması için zemin oluşturulacaktır. Proje durum raporunu buradan okuyabilirsiniz. www.gunder.org.tr

………………………………………………………………………

Ekonomipolitik

Tekelci kapitalizmde yaşıyoruz ve özellikle enerji sektöründe tekelleşme çok ileri noktalara ulaşmış durumda. Enerji sektörü ekonominin can damarı. Beri yanda enerji kaynakları çok çeşitli. Örneğin bugün nakliye için araba kamyon, uçak yahut gemileri fosil yakıt olan petrol ile çalıştırabilirsiniz veya (örneğin Almanya‘da temiz kaynaklardan elde edilen) elektrik enerjisi ile çalışan demiryolu taşımacılığını kullanabilirsiniz. Tercihiniz fiyat ve sürate bağlı olur. Beri yanda yeni teknolojiler giderek daha fazla motoru çalıştırır oldular, elektrikli araba buna bir örnek.

Enerji sektöründe fiyatların oluşumunun bu şekilde sürmeyeceğini de tahmin edersiniz. Örneğin ömrünü 40 yılda tamamlayan bir nükleer güç santralinin sökülmesi masraflarını bu 40 yıl boyunca biriktirmez iseniz nükleerden elde edilen elektrik şu an daha ucuz görünür (torunlarınızın ecdad hakkında ne düşüneceğinin nasıl olsa fiyatı yok). Fakat giderek daha fazla uzman santral sökmek başlangıçta planlandığından çok daha pahalı olacak diyor.

Tabii ileri görüşlü olmak zorunda olan bankacılar ve sigortacılar iklim değişikliğinin fosil kaynaklı yakıtlardan kaynaklandığını biliyorlar ve bunun faturasının termik santrallere çıkacağını görmeye başladılar.

Ama daha önemlisi : Tuhaf bir camın altında kumdan üretilmiş bir düzenek ile güneş enerjisinden elektrik elde ediliyor. Hammaddesi bedava ama bitmiyor, tükenmiyor, kirletmiyor. Ne var bunda diyeceksiniz ama bunu her isteyen yapabiliyor. Ruhları kapitalizmin devri krizlerinin ve fiyatların sürekli inip çıkmasının açtığı yaralardan kurtaracak, korkuları azaltacak yeni üretim aracı, insanla bir düşününce üretici güc.

Bütün yollar güneşe çıkıyor ama

HERKES güneş enerjisinden elektrik üretebiliyor ve bunu yapmak için çok farklı yapılanmalar var:

Güneşe giden yollar diyelim

1) Enerji Kooperatifi kurmak

2) Tüketim birleştirme çerçevesinde apartman , site , köy  vs (çatılara) kurmak

3)  Kendi çatınıza kurmak

4)  Herkese Güneş Enerjisi Santrali gibi bir özyardım programı

5) Pozitif örnek yaratmak, ikna ile, bağış ile, kampanya ile mesela cemevlerine, cami , kilise, sinagoglara, okullara

GES

Tabii bir de büyük ölçekli üretim tesisleri var, güneş çiftlikleri gibi. Bunlar Nükleer Güç Santralleri ya da termik santrallere oranla çok daha fazla istihdam sağlıyorlar.

Ama Güneş Gönüllüsü hesabı şöyle yapıyor:

100.000 çatı x 10 kW= 1milyon kW = 1000 büyük GES x 1000 kW (1MW) = 1000 MW = 1 milyon kW
Yani, bir kaç firma 1000 büyük santral mi kursun? Yoksa 100.000 yurttaş aynı üretimi yapıp, başta enerji politikaları, toplumsal meselelerde söz sahibi mi olsun?

İnsan ve kültür

Ama heyecan verici olan insan ve kültür faktörü. Herkesi üretici yapmak otonomi ile özgürlükler ile insanların bağımlılığını görece azaltıyor. Yabancılaşmaya karşı panzehir burada.

Kısa notlar :

Düzen insanları bağımlı kılıyor, hatta modern sosyal yardım yerine sadaka düzeni geçiyor acaba tersi yol var mı? Evet, desantralize enerji, kendisi üretsin  insanlar.

Niye yaşam alanlarını savunma konusunda aktif olan insan sayısı az? 15 Mayıs’ta termik santrallere karşı Aliaga’da yapılan mitingde niye göreceli olarak az kişi idik?

Yabancılaşma, tasarruf konularına girsek? Enerji konusunu konuşabilirsem, kömüre karşı yürüyüşe cağırabilirim belki, ne dersiniz?

Öztüketim, Bengladeş’te Hindistan’da elektriksiz köylerde olabilir, ama burada? Tabii burada da olur, diye düşündüm, olur mu? Yatırım ortaklığı düşünsek (senin paran benim çatım). GES kurmak orta tabakanın dışına çıkamaz diyorlar, acaba başka yollar yok mu?

Y.E.S! Yapabiliriz
Yurttaşın Enerji Santrali

17-alper_oktem
Alper Öktem
Güneş Gönüllüsü

Köşe Yazıları

Temiz enerji artarken dev enerji şirketleri zorda – Alper Öktem

Temiz enerji  üretimindeki  artış,  dev elektrik şirketlerini  zora sokuyor. Bu başlık Alman basın ajansı  DPA’nın  haberinin başlığı. Cümle hemen anlaşılmıyor. Yenilenebilir enerji = temiz enerji = yeşil enerji = eko-elektrik = ekocereyan  üretimi  artmış. Halbuki elektrik şirketleri mesela üretim /tüketim  artınca değil azalırsa zarar edebilirler.

13

Nitekim Almanya enerji devlerinden EON şirketi 2015 yılı için 7 milyar Euro zarar açıkladı. Daha önce de RWE şirketi zarar açıklamıştı. Elektrik üretiminde artış var, dev şirketler ise  krizde.

Çünkü  bu devler yeşil elektrik işine girmek yerine mesela bu satırların yazarı ile alay ettiler. 20 yıl önce  bizim çatıya 1,5 kW kurulu gücü olan foto-voltaik panel (GES  güneş enerji santrali) kurarken ,  ‘’böyle şeylerle olmaz ‘’ diyorlardı. Ama o zamanlar çok pahalı olan bu santralin parasının bir kısmını eyalet hükümeti  hibe ediyordu, teknoloji gelişsin diye. Bir süre sonra ise, madem kaynak güneş, büyük sahra çölünden getiririz  diye  projeler  üretildi . Birşey çıkmadı, sadece bir sürü masraf. Çünkü ne yapsan sonuç aynı! Yerinde üretim, yerinde tüketim yani otonomi en ucuz maliyetin garantisi. Otonomi, yurttaş eliyle yapılan üretim sayesinde gerçekleşiyor.

Evet Almanya’da temiz enerji üretimi arttı, çünkü  giderek daha fazla sayıdaki  tüketici  temiz enerji istiyor; kömür yahut doğal gaz yakarak üretilen ve yanarken karbon salımına dolayısıyla iklim değişikliğine yol açan elektrik  istemiyorl. Otomobili bile elektrikli istiyorlar. ‘Devler‘ ise fosil yakıtlardan elektrik üreten  konvansiyonel santrallerden  vazgeçmiyorlardı. Çünkü  bunlar kuruluş maliyeti ödenmiş, amorti etmiş  santraller; para basmaya devam ediyorlardı.

Yurttaşlar satın alacakları enerji temiz olsun istiyor, bunu yapan firmaların işleri büyüyor. Yetmiyor, bu  yurttaşlar bir de  ‘bilerek yahut bilmeyerek  Alman ekonomisini baltalamak’ için kendi elektriğini kısmen de olsa kendisi üretmeye başlıyor. Üstüne bir de ‘enerjinin etkin kullanımına’ kafa yoruyorlar tüketimi azaltmak için. Sonuç olarak  konvansiyonel üretici  olan dev şirketlerin karbon ayak izi taşıyan elektrik üretimini düşüyor.

EON ve RWE’den sonra gelen dev şirketler ise EnBW Energie Baden-Württemberg AG üçüncü, uluslararası faaliyet gösteren büyük İsveç firması Wattenfall  ise dördüncü. Bunlar ayrıca nükleer santral sahibi ve nükleer güç santrallerinin söküleceği günler yaklaşınca, bunların maliyetlerinin de inanılmaz çok para gerektirdiği ortaya çıktı. Dev şirketleri zorlayan bir sebep de bu.

Bu şirketler üretimi  kısıtlanan konvansiyonel  santrallerin  dışında  ayrıca şebekelerin de sahibi ve tüketiciye de dağıtıyor. Tekel olmak da zor işmiş diyebilirsiniz yani. Hareket kabiliyeti azalıyor.

Bir nokta daha var. Yenilenebilir enerji yasaları; üretilen enerjilerin şebekeye verilmesini ve fiyatlarını düzenleyen yasa , yenilenebilir enerjilerin şebekeye verilmesine öncelik tanıyor. Güneşli havada elektrik üretmek için kömür santralinde kömür yakmaya ne gerek var, kömür bekleyebilir!

1999 yılında yasal çerçeveye kavuşan  temiz enerji  çağı o noktaya geldi ki, Alman demiryolları trenlerin temiz elektrikle işlediğini gururla reklam konusu yapıyor (büyük  barajlardan su enerjisi). Almanya’da bir postaneye girince önce buranın aslında  bir banka olduğunu, pul da satılan bir banka olduğunu görürsünüz. İnanması zor, kırtasiye de satın alabiliyorsunuz bu  pul satan posta bankasında. Ve bir de temiz enerji firmalarından birinin acenteliğini yapıyor bu  pul satan posta bankası şubesi. Artık Eon’dan elektrik almak istemiyorum, aboneliğini  feshedip  bir ekocereyan firmasına geçeceğim diyorsanız, mesela  buyurun postaneye.

Ya da bir kaç gün bekleyin lütfen. Gelecek yazımda enerji kooperatiflerini anlatacağım, kooperatifler bence daha iyi bir alternatif.

12-alper_oktem

 

 

Alper  Öktem

“Güneş Gönüllüsü”

Köşe Yazıları

Yenilenebilir Enerji Kooperatifleri demokratiktir – Oral Kaya

Enerjinin üretimi konusu, son dönemde üzerinde en çok konuşulan alanlardan bir tanesi. 1960ların başına kadar enerjinin üretimi ve dağıtımı sadece devlete ait idi. Dünya kapitalizmi mal üretebilmek için enerjiye ihtiyaç duyuyor. Bu enerjiyi de doğal olarak en ucuza sağlaması gerekiyor. Yüksek maliyetli yatırımları da tek başına yapamadığı için, bu alandaki yatırımları devlet üstleniyordu. Fakat sektördeki gelişmeler ve ucuzlama, kapitalizmin yeni alanlara yatırım ihtiyacı, sermaye gruplarının enerji sektörüne yatırım yapmasını sağladı. Doğal olarak da o güne kadar bilinen üretim biçiminin modernize edilerek yeniden kullanılması en çok tercih edilen yol oldu.

Bu kadar uzun girizgaha gerek yok idi. Sadece enerji üretiminin devlet ve sermaye gruplarının elinde olduğunu yazmak yeterli idi. Ama biliyoruz ki, enerji sadece bu iki kesime ait değil. Çünkü fizik kanunlarına göre her yerde enerji var. Yani elektrik üretmek için sadece kömür veya doğalgaz yakmamıza gerek yok. Yenilenebilir enerji kaynakları gibi, daha nice alanda zaten var olan bu enerjinin açığa çıkarılması ve kullanılabilir hale gelmesi gerekiyor. Ama o kadarına da gitmemize gerek yok. Sadece enerji kaynaklarının kullanımını daha demokratik hale nasıl getiririz sorusuna cevap aramak bile bizim için yeterli olacak sanırım.

Enerjiyi biz bugün daha çok elektrik enerjisi olarak kullanıyoruz. Bunu da üretmek için iki yol kullanıyoruz. Kirli olarak addettiğimiz fosil yakıtları tüketerek veya nükleer enerji ile. Bir de temiz yolla ki bunu da yenilenebilir yollarla yapıyoruz. Kirletici yöntemlerin verdiği zararlar ortada ve özellikle iklim değişikliğine neden olmaları karşısında bizim önceliğimiz tabii ki yenilenebilir enerji kaynakları olmalı. Yenilenebilir enerji üretimi için henüz yeni bir sistem ve maliyetleri de yüksek diyerek, özellikle sermaye grupları bu alana yatırımdan kaçındılar. Sadece bazı ileri görüşlü gruplar bu alana yatırım yapıp ilk olmanın avantajını yakalamak istediler. Bu yeni yatırım alanı da doğal olarak halen istenilen hız ve kapasitede gelişemedi. Bunun için de farklı üretim modelleri üzerinde insanlar çalışmaya başladı. Bu üretim modellerine de belki hepimizin bildiği ve tanıdığı kooperatif modeli bir çözüm oldu. Bugün özellikle kıta Avrupa’sı, kuzey Amerika ve Avustralya’da gelişen bu model ile insanlar kendileri elektrik üretimi alanına girmiş oldular. İlk aşamada küçük ve yerel düzeyde başlayan bu girişimler, kendi ihtiyaçlarından fazla üretmeye başladıklarında da bunu fazla üretimi ulusal şebekeye veya farklı tüketicilere satmaya başladılar. Neticede bu hakkın elde edilmesi ve kullanılabilmesi için verdikleri politik mücadele de yörede yaşayanların demokratik gelişimine olumlu etki yarattı.

Kooperatifleri sadece üretim mekanizmaları olarak görmemek, aynı zamanda sosyal hayatın planlamasında etkili olan kurumlar olarak da görmek sağlıklı sonuçlar yaratacaktır. Buna en iyi örnek, kuzey İtalya’da Alp dağlarının yamaçlarındaki küçük köylerdeki kooperatifleri gösterebiliriz. Burada günlük yaşamı da organize eden, planlayan ve destek veren kooperatifler posta hizmetlerinden, çöplerin ayrıştırılması ve toplanmasına kadar birçok günlük yaşam pratiklerini de organize ediyor. Ve tabii bu tür hizmetler, yerel halkın kendi günlük yaşam kalitesini arttırdığı gibi, demokratik hakların kullanımı ve geliştirilmesine de etki ediyor.

Yenilenebilir Enerji Kooperatifleri, günlük hayatın vazgeçilmez unsurlarından olan enerjinin üretimi üzerine yoğunlaşır iken, kirli üretim metotları ile enerjinin elde edilmesine yerelden birer alternatif ses olarak çıkacaklar ve demokrasi mücadelesinin de birer unsuru olacaklardır.

Oral Kaya

Köşe Yazıları

Temiz enerjiye geçiş – Oral Kaya

Çanakkale son günlerde yoğun bir şekilde 1/100 bin Çevre Düzeni Planını tartışıyor. Planın en can alıcı noktalarından biri olan enerji başlığında Biga-Lapseki hattının termik santrallere tahsis edilerek enerji üretim alanı olarak belirlenmesi. Şu anda 4 tane aktif olarak çalışan termik santrale ek olarak 9 tanesi için de çalışmalar sürüyor. Enerji üretim bölgesi olarak ilan edildikten sonra buraya daha fazla termik santral yapılabilecek. Tamamen ithal kömüre dayalı çalışacak olan bu kömür santrallerinin bölgenin havasını nasıl şekillendireceğini tahmin etmek ise hiç de zor değil diye düşünüyorum.

Bu girişi yapmamın temel nedeni, geçtiğimiz hafta katıldığım bir toplantı. Fransa’nın Lille kentinde Avrupa Yenilenebilir Enerji Kooperatifleri toplantısında konuşulanlar, bizim önümüze konulan kara tablonun daha temiz bir şekilde çözülmesini sağlama imkanı var mıdır diye düşündürdü. Hepimizin de bildiği gibi enerji yatırımları büyük bütçeli yatırımlar ve bunların yapımını her zaman devlet veya büyük sermaye grupları üstleniyor. Bu şekilde yapılan enerji yatırımları da özellikle gelir dağılımında halka yansıması çok düşük olmakta. Bunu giderebilmek, halkın da bu büyük sermaye gerektiren alanlara yatırım yapmalarını sağlamak için Amerika ve Avrupa ülkelerinde yeni bir yol bulunmuş. Aslında çok eskilere giden kooperatif düşüncesi, yenilenebilir enerji üretimi için insanlara alternatif olmuş. Bu alanda yetersiz olan yasal düzenlemeler için yoğun faaliyetler ve çalışmalar yapılmış ve bazı ülkeler artık özellikle yenilenebilir enerji kooperatiflerini daha fazla destekleme kararı almışlar. Şu anda hedefleri bunun bir AB politikası olarak kabul edilmesi ve tüm Avrupa Birliğine üye ülkelerde bu teşviklerin sağlanması.

Toplantının ana amacı ise daha çok deneyimlerin paylaşılması ve herkesin de birbirinden yeni yollar ve yeni teknikler öğrenmesi idi. Türkiye’den tek katılan kişi olarak bizdeki mevzuatın çok yeni olması, kooperatif deneyimleri hakkında biraz bilgi verdim. Ülkelerin deneyimlerini dinledim. Benim gitmeden önceki düşüncem, ekoloji hareketinin ve özellikle yenilenebilir enerji hareketinin lideri olarak gördüğüm Almanya’nın, bu alanda da öncülük ettiği idi. Fakat öğrendim ki İtalya’da yaklaşık yüz yıllık bir gelenek var bu alanda. Özellikle Alp dağlarının eteklerindeki dağ köylerine elektriğin devlet tarafından ulaştırılması yüksek maliyetlerde olduğu için, burada yaşayan köylüler kendi aralarında örgütlenerek kurdukları kooperatifler aracılığı ile su değirmenlerinden elektrik elde ederek çevrelerindeki yerleşimlere ulaştırmaya başlamışlar. Ama bu kadarla kalmamış, bu kooperatifler köylere hizmet götürme birliklerine dönüşmüş. Köyün posta, ulaşım ve temel sağlık hizmeti gibi alanlarına da el atmışlar. Ama bakmışlar ki ürettikleri elektrik enerjisi fazla geliyor, bunu çevre köylere, hatta devlete satmaya başlamışlar. Tabii bunun sonucunda da üyelerine daha çok geri dönüş sağlayabilmişler. Fransa’da küçük belediyeler bu işe soyunmuş ve ellerindeki küçük bütçelerle yatırımlar yapmışlar. Hem o yörede yaşayanlara daha sağlıklı ve ucuz bir enerji sağlamışlar, hem de kendi bütçelerini geliştirme imkanı bulabilmişler. İspanya’daki kooperatifler yasaları iyice zorlamışlar ve ülkenin her tarafına enerji satar hale gelmişler. Sermayeleri yıllık 8 milyon €’ya üye sayıları 12.000 olmuş.

Bunun gibi nice örnek önümüzde. Ülkemizde özellikle çok iyi kooperatif deneyimleri var. Yani bize de hiç yabancı olmayan bir sistem. Kentimizi, bölgemizi hatta ülkemizi kömür santrallerinin kara dumanlarından korumak için el ele verirsek ve böyle bir hareketi başlatırsak farklılığımızı da göstermiş oluruz. Aşağıdaki fotoğrafın çevirisi bile biz çok şeyler anlatıyor. “Almanya’da üretilen yenilenebilir enerjini %46’sı yerel inisiyatifler, çiftçiler ve bireyler tarafından üretiliyor”. Gelecek nesiller için bunu yapmak zorundayız.

yenilenebilir

Oral Kaya