Köşe Yazıları

Ekoloji, 68 ve Yeşiller – Murat Bjeduğ

Ekolojik mücadele, çok eskilere giden tarihe sahip bir mecradır. 68, yeni bir tarihsel olgudur; Yeşiller ise çok yeni ve dünyayı çok etkilemiş bir siyasi / toplumsal harekettir.

Ekoloji odaklı savaşımın siyasallaşarak Yeşiller adını alması ve 70′ lerde hem mali finans oligarşisinin hem de gelişmiş kapitalist ülkelerin kendi iç sanayi burjuvazisini sarsan; tarihsel haklılıkları karşısında sus pus eden- bence- devrimci cenahta sayılması gereken çıkışıyla 68 doğumludur; 68 i temsil eder.

Çevreciler adı verilen ve çevre koruma ekseninde hareket eden ilk çıkışlar saf ekoloji ile tanımlanabilir. Farklı arealarda ama bir zincirin halkaları bütünselliğinden uzak ekolojik mevzi direnişleri yer yer kırılmalara da uğrayabiliyordu. Ama Yeşiller; çevre sorununun kapitalist endüstrileşme ile doğayı mahvederken giderek insanlığa biyosferin tahammül sınırlarını aşan aç gözlülüğü ve küstahlığıyla karşı karşıya kalındığını gösterdi. Gidişatın bir ekolojik infilake doğru yöneldiğine dair tezleri, kıyamet haberciliği ile gerçek ötesi feveranlar muamelesi gördü.

Yeşiller, ilk başlarda idrak edilemeyen önermeleri ve eleştirilerinin ciddiye alınmamasına takılmadan, siyasi harekete dönüşüp insanları etkilemeye başladılar. Daha ziyade, sorunun vuku bulduğu yerlerde ki eylemleriyle, desantralize ve çok parçalı yapılardan müteşekkil özellikleriyle tüm dünyanın nazar-ı dikkatini celbettiler. Bu tarihsel evrede, Die Grünen – batı alman Yeşiller partisi, tam manasıyla esin verici lokomotif idi.

68 dalgası geri çekilmeye yüz tutarken Yeşillerin yanısıra  68 doğumlu başka çıkışlar da dünyayı epeyce meşgul etti. Silahlı mücadeleyi ve şehir gerillası tipi örgütlenmeyi benimseyen yapılar bir anda arenaya fırladılar. En bilinenleri sıralamak icap ederse: Almanya’ da rote armee fraktion, ABD’ de weather underground, İtalya’ da brigatte rosse, Japonya’ da Japanese armee, Uruguay’ da Tupamaros

Bu örgütler;  şiddet konusunda uzmanlaşmış militer devlet departmanlarının ustaca provokasyon ve imha yöntemlerinin çökertmeye matuf atakları neticesinde 5-6 yıl içinde etkilerini yitirdiler. Varlıkları, onlarca soru işaretleri bırakan, karanlık ve aydınlatılmasından hala o ülkelerin devletlerince bilhassa imtina edilen eylemlerinin nedensellikleri öylece kalakalarak son buldu.

Yeşiller ile bu örgütleri aynı yazıda anmamın nedeni önderliklerinin 68 kalkışmasında da önde gidenler ve yakın arkadaş olmalarındandır. Bir yarılma yaşanmış bir kesim kuramı anlaşılması zor sözcükler yığını diye umursamayarak doğrudan silahlı şehir gerillasına ve şiddete yönelirken başka bir grup ise şiddeti mahkum ederek, teoriyi ekoloji ve endüstriyel kapitalizmi ve hatta reel bürokratik sosyalizmi de eleştirerek apayrı bir kulvarda mücadeleyi sürdürme iradesini pratiğe geçirmiştir.

Yeşiller Almanya’ da ”Parti olmayan parti ” şiarıyla, şu ilkeler etrafında teşkilatlandılar:

  • Ekolojik
  • Toplumsal
  • Şiddetsiz
  • Taban demokrasisi

Bu ilkeler, Stalinist komünist partiler gibi kımıldamayan kayaların, geleneksel tezlerini iyiden iyiye marjinaleştirdi. Klasik devrim anlayışı yani, üretim araçlarının mülkiyetinin el değiştirmesi ya da devletleştirilmesinin olmaması bu partilerin (KP) daha 68’in en alevli zamanlarında ”Bu sahte devrimcilerin maskelerini indirelim” şeklindeki  sloganları, o partileri, burjuvazi ile aynı saflara düşürdü.

Yeşillerin endüstriyalizme reddiyeci eleştirileri ve yegane yol olmadığına dair görüşleri, sanayileşmenin sosyalist ülkelerce de tartışmasız hedefler arasında baş köşede bulunmasının inanıldığı gibi hayırlara vesile olamayacağı somut ama çok kahredici örneğiyle doğrulandı. Sovyet sosyalist Rusya bünyesindeki Ukrayna’nın Çernobil kentinde çalışan nükleer santralın patlaması, 9.000 insanın feci şekilde ölmesinin, kentin çöküşünün daha fazla gizlenememesi ile peşin kabuller sorgulanmaya başladı. Çünkü nükleer santrallerin mülkiyeti değildi belirleyici olan, işlevleri ve müsebbibi olan sonuçlar ile insanlık ve doğayı yıkıma götürecek tehlike potansiyelleriydi.

Sızan radyasyon bulutları sınır tanımıyordu; radyasyon bulutları karadenize de yağmur oldu, indi. Bulgaristan üzerinden Galler’e kadar ulaştı. Yeşillerin uyarılarının, çığlıklarının haklılığı üzücü sonuçlarla kanıtlandı. ”Şimdi aktif olmazsan yarın radyo–aktif olursun” sloganı hayat tarafından doğrulandı ama bir sismik şok etkisi yaratsa da kapitalizm ve enerji sorunu nükleer santrallerle çözüm bulma inadı yaşanan ve ileride de yaşanacak olan felaketlere rağmen sürdü.

Güçlü argümanları, endüstriyel tüketim toplumunun yegane seçenek olduğu savının, zihinlerdeki yerleşik ön kabul ve konsensus konumunu derinden sarsılmasını sağladı. Eleştiri ve alternatif önerileri, genel kabullerin tamamen olmasa da kayda değer ölçüde ya terk edilmesine ya da seslerine kulak verilmesine neden oldu.

Diyebiliriz ki, silahlı mücadeleden çok daha kalıcı izler bıraktı, uzanımları bugünlere kadar geldi. Her parti gibi Yeşil partiler de parlamentolara girmeyi önemsediler. Alman Die Grünen’in seçim başarısı aynı ölçekte değilse de İtalya, Finlandiya, Avusturya, Hollanda, İsviçre ‘de de görüldü. Bu ülkelerde de Yeşil partiler parlamentoya girdiler.

Esasen Die Grünen yani Almanya’daki Yeşiller partisi idi, dünyayı etkileyen esin veren.

Bunun analizine eğilince en öne çıkan sonucu, Alman 68’inin önde gelen isimleri 68 alevinin sönümlenmeye yüz tutmasının hemen akabinde, Rudi Dutschke, Petra Kelly, Daniel Cohn Bendit gibi isimlerin 68 deneyim ve birikimlerini seferber ederek aynı mücadele motivasyon ve enerjisiyle Yeşillere katılması tahmin bile edilemeyen bir güç kattığıdır.

Ancak parlamentoya girişle beraber ‘parti olmayan parti’ anlayışı aşındı, içeriden gelen eleştirilerle 68 idealleri terk edilmeye başlandı; kurumsallaşan bir parti haline yönelindi. Bu aşamada partide iki kanadın kıyasıya iç tartışmalarına, çekişmelerine ve mevzi almasına içimiz acıyarak tanık olduk. Bu uğursuz süreç sonunda kazananın Fundoslara (Fundamentalistler) karşı, realoslar (gerçekçiler) olmasıyla sonuçlandı.

Realosların yönetim erkini almasıyla parti bildik düzen partilerine benzemeye başladı, radikal ve devrimci özünden fersah fersah uzaklaşılması tercih edildi.

O parlak on yılın sonunda (1970- 80) Die Grünen giderek çevreci sosyal demokrat parti kılıfına girdi. 68’liler partiden koptu. Rudi öldü.  Heyecan yitip gitti. Kızıldan Yeşile akış tersine döndü. Yeşil partinin uluslararası boyutta etki yaratan kuramcılarından Rudolf Bahro partiden hala ikna olmadığım nedenler ileri sürülerek ihraç edildi ve bugünlere gelindi. Bu son paragraf 1980 – 2018 yıllarına tekabül eden bir panoramadır.

Başta saydığım altın ilkeler zayıflayan titreşimler halinde belleklerde kaldı.

Ardı sıra da ”Elveda başkaldırı”, ”Elveda proletarya” nidalarıyla umutlar ne zaman geleceği kestirilemeyen bir başka bahara ertelendi; kuğu son ötüşünden sonra Simurg olmak için kanatlandı.

Yeşillerin Türkiye serencamı ise ayrı bir yazıda tartışılacak.

 

Murat Bjeduğ

ManşetYeşil Havadis

Daniel Cohn-Bendit: Türkiye’nin AB yöneliminden ne kadar ümitliydik

Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Cohn-Bendit, Gezi olayları ve 17 Aralık skandalı hükümetin kullandığı dış güçler ve paralel devlet tezlerinin ‘saçma’ olduğunu söyledi. Bendit, Erdoğan’ın çoğunluk ototritesinin Türkiye için bir tehlike olduğu görüşünde.

article_Bendit

‘Erdoğan hain ilan etmediyse demokrat değilsiniz’

Samanyoluhaber‘de yayınlanan Avrupa Masası programında gazeteci Selçuk Gültaşlı‘nın misafiri olan ‘Kızıl Dany’ lakaplı Cohn-Bendit, uzun bir süre desteklediği AK Parti ve Erdoğan’a sert eleştiriler yöneltti. Erdoğan’ı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin gibi davranmakla itham ederek Türkiye’de şu an Erdoğan’ı desteklemeyen herkesin ‘hain’ ilan edildiğini söyledi. Türkiye için yeni bir demokratik ölçü geliştirdiğini ifade eden Cohn-Bendit, “Eğer Erdoğan tarafından hain ilan edilmiyorsanız demokrat değilsiniz. Benim yeni Türkiye vizyonum bu.” dedi. Başbakan’ın yürüttüğü gerilim siyasetini devam ettirmesi durumunda ülkenin AK Parti-Erdoğan otoriterizmine doğru gideceğini kaydetti.

‘Türkiye gün geçtikçe otoriterleşiyor’

İktidarın Gezi olayları ve 17 Aralık skandalı için geliştirdiği dış güçler ve paralel devlet tezlerini ‘saçma’ olarak değerlendiren Cohn-Bendit asıl sorunun Erdoğan olduğunu söyleyerek şöyle konuştu: “Kemalistler de tenkit edildiğinde hemen ‘dış güçler saldırıya geçti, komployla karşı karşıyayız’ derlerdi. Bugün Erdoğan da tamamen aynısını yapıyor. Bu kesinlikle saçma sapan bir yaklaşım. Bugün asıl mesele Erdoğan ve AK Parti’nin kendi söylediklerine, sözlerine ihanet ediyor olması. Erdoğan daha demokratik, özgür ve müreffeh Türkiye için çalıştıklarını söylüyordu. Şimdi ise her geçen gün daha da otoriterleşen bir Türk devleti var karşımızda. Bu gelişmelerin uluslararası komplo teorileri ile hiçbir alakası yok, mesele Erdoğan’ın kendisi. Bu dönemde birbirine benzeyen birkaç siyasetçi var. Putin, Erdoğan ve (Macaristan Başbakanı) Orban. Bu liderlerin ortak özelliği hepsi otoriter ve ‘çoğunluğa sahibim, istediğimi yaparım’ diyor olmaları.”

Bendit,  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e ilişkin de hayal kırıklığı yaşadığını ifade ederken, “Daha net tavırlar alıp, demokrasiyi savunmasını beklerdim.” dedi.

‘Türkiye’yle ilgili üzüldüğüm konu..’

AK Parti iktidarını uzun süre desteklediğini hatırlatan Cohn-Bendit, siyaseti bırakırken Türkiye’ye ilişkin yaptığı yorumların kendisini üzdüğünü söyleyerek şu değerlendirmeyi yaptı: “Bugünkü Türkiye her geçen gün Avrupa Birliği’nin demokratik standartlarından uzaklaşıyor. Bu Türkiye ile müzakereleri sürdürmenin bir manası yok. Beni en çok üzen de bu. Avrupa Parlamentosu’ndan ayrılırken bu tür sözler ediyor olmam beni ziyadesiyle üzüyor. Halbuki Türkiye’nin Avrupa Birliği yöneliminden ne kadar da ümitliydik.”

Erdoğan’la neden kavga etti?

21 Ocak’ta Brüksel’deki görüşmede Erdoğan’la neden kavga ettiğinin sorulması üzerine Cohn-Bendit, “Çünkü çok basit bir yaklaşımı vardı. Sürekli ‘ben çoğunluğa sahibim. O zaman haksız olamam çünkü çoğunluk yanlışlık yapamaz’ diyordu. Ben de kendisine bunun doğru olmadığını söyledim. Tarihte çoğunluğun birçok kereler hatalı olduğunu, yanlışlık yaptığını söyledim. Örneklerden biri de Almanya. Hitler’in idaresindeki Almanya’da çoğunluk hatalıydı. ‘Hitler’le mukayese edemezsiniz’ diye sinirlendi. Ben sadece kendisine tarihten örnek verdim. Demokrasi sadece çoğunluğun taleplerinin yerine getirildiği bir sistem değildir. Demokrasi aynı zamanda azınlık haklarının korunduğu bir sistemdir.” cevabını verdi.

(Zaman/Yeşil Gazete)

Kategori: Manşet

GündemManşet

Yeşiller’den Sakharov ödülü adayları : Snowden ve Duran Adam


Avrupa Parlamentosu’ndaki Yeşiller grubu, sızdırdığı bilgilerle tüm dünyada büyük yankı uyandıran eski ABD istihbarat çalışanı Edward Snowden’ı AP’nin her yıl verdiği Sakharov insan hakları ödülüne aday gösterdi.

Yeşiller grubunun liderleri Daniel Cohn-Bendit ve Rebecca Harms, Rusya’ya sığınma başvurusunda bulunan Snowden’ın ‘ABD ve Avrupalı gizli servislerin gerçekleştirdiği sistematik temel hak ihlallerine ışık tutması sebebiyle onurlandırılmayı hak ettiğini’ söyledi.

Cohn-Bendit ve Harms, ‘Snowden, bizim özgürlüğümüzü savunmak için kendi özgürlüğünü tehlikeye attı’ dedi.

AP’deki Avrupa Birleşik Sol/Kuzey Yeşil Sol grubu da 2013 Sakharov Ödülü’ne Snowden’ı aday göstererek kendisi gibi insanların ‘suçlu gibi muamele göremeyeceğini ve korunmaları gerektiğini’ söyledi.

Grup, ‘[Snowden] günümüzün büyük bir skandalını, internette kitlesel olarak gözetime dair uzun süredir mevcut olan şüpheleri doğrulamak için hayatını tehlikeye attı’ dedi.

Bu yılki Sakharov Ödülü’ne aday gösterilenler arasında Gezi Parkı olayları sırasındaki pasif eylemi sebebiyle ‘Duran Adam’ olarak bilinen Erdem Gündüz de yer alıyor.

Ödül Ekim ayında açıklanacak.

Geçen yılki ödülü hapiste bulunan iki İranlı, hukukçu Nesrin Sotude ve sinemacı Cafer Penahi kazanmıştı.

 

www.euractiv.com.tr

Kategori: Gündem

DünyaManşet

Daniel Cohn-Bendit Fransız Yeşillerinden ayrıldığını açıkladı

Avrupa Parlamentosu’nun Yeşiller Partisinden Fransız üyesi Daniel Cohn-Bendit, partisinin Avrupa Birliği’nde bütçe disiplini anlaşmasına karşı çıkma kararı almasının ardından yeşiller partisi üyeliğinden ayrıldığını açıkladı.

1968 yılında Paris’teki öğrenci hareketlerindeki lider rolüyle tanınan Cohn-Bendit’in ayrılığı, Yeşiller Partisi içinde ve Sosyalistlerin Yeşillere kabinede iki bakanlık verdiği Fransa’da tartışmalara yol açabilir.

Fransız Yeşillerin büyük kısmı, mali sözleşmenin AB’deki krize uzun vadeli çözümler getiremeyeceği ve çevre dostu politikalar üretilmesine yardımcı olamayacağı kararı yönünde oy kullanmışlardı. Cohn-Bendit’e  göre bardağı taşıran son damla oldu bu. Yeşillerin avrupa bütçesine hayır demesinin ertesi günü olan 23 eylül pazar günü , “bu harekete dahiliyetini parantez içine aldığını” duyurdu.

Daniel Cohn-Bendit’in Cumartesi günü katılmadığı Fransız Eko-Yeşillerinin (d’EELV) Federal Konsey’inde yapılan oylamada %70 ile AB bütçe disiplini anlaşmasına “Hayır” deme kararı çıktı. Cohn-Bendit’in yakın çevresine ağustoa ayı başından beri bu konuda bir karar çıkacağını öngördüğünü, konseye gitmesinin bir yarar sağlamayacağını düşündüğü için de gitmek istemediği belirtiliyor.

Fransa’nın mali sözleşmeyi önümüzdeki ay onaylaması bekleniyor. Ancak koalisyondaki bir bölünme, Sosyalistlerin sağ muhalefetin desteğine ihtiyaç duyması ve siyaseten küçük duruma düşmesine yol açabilir.

Fransız i-Tele kanalına konuşan Cohn-Bendit, ‘Dünkü konsey çok acıklıydı. Bu harekete üyeliğimi askıya alma kararı aldım. Yeşillerle aramdaki bağın artık koptuğunu görüyorum’ şeklinde konuştu.

Fransız Yeşiller partisinin mali sözleşmeye yaklaşımını ‘tutarsız’ bulduğunu söyleyen Cohn-Bendit, partinin iktidar koalisyonundan çekilmesi gerektiğini söyledi ve  ‘Bu sol politika eğilimine destek vermek istemiyorum’ şeklinde konuştu.

Öğrenci hareketlerindeki rolü sebebiyle ‘Kızıl Danny’ lakabı takılan Cohn-Bendit, 1999 yılından beri Fransa’daki Yeşil partilerden milletvekilliği yapıyordu ve Avrupa Parlamentosu’ndaki Yeşiller grubunun da eşbaşkanıydı.

( Le MondeEuractiv.com)

Kategori: Dünya

DünyaManşet

Daniel Cohn-Bendit’ten Charlie Hebdo’ya: “Aptallar!”

Fransa’nın tanınmış mizah dergisi Charlie Hebdo’nun ABD’de yapılan “Müslümanların Masumiyeti” isimli islam karşıtı filminin ardından başlayan şiddet dalgasına karşı, Muhammed’in çıplak bir karüikatürünü yayınlaması nedeniyle alarma geçen Fransa’da, mizah dergisinin yaptığını provokasyon olarak niteleyenlerin tepkileri büyüyor. Ancak ifade özgürlüğünün korunmasına yönelik çağrılar da bu tepkileri tamamlıyor.

BBC’nin haberine göre Avrupa Parlamentosu Yeşiller grubu eşbaşkanı olan ve Alman ve Fransız siyasetinde on yıllardır ileri gelen bir isim olan Daniel Cohn-Bendit, Fransız BFMTV kanalındaki röportajında Charlie Habdo’yu “aptallar” diye niteleyerek olayı tartışmaya değer bulmadığını gösterdi. Bu tarz karikatürlerin yasaklanmasını desteklemediğini belirten Cohn-Bendit, “provokasyonun sınırları” olduğunu söyledi.

Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, karikatürlerden “kaygı duyduğunu” belirtti; sorun çıkabilecek ülkelerde özel güvenlik önlemleri alınmasını istediğini kaydetti. Bakan Fabius, Batılı ülkelerin elçiliklerinin tehdit altında olduğu bir dönemde bu karikatürlerin basılmasının “ateşe körükle gitmek” olduğunu belirtti.

Başbakan Jean-Marc Ayrault ise, dışişleri bakanlığının internet sitesinde yayımlanan bir mesajda “İfade özgürlüğü Fransa’nın temel ilkelerinden biridir. Laiklik ve dini inançlara saygı da öyle.” dedi.

Derginin Charb lakaplı editörü Stephane Charbonnier ise, şiddeti teşvik ettiği ve vatandaşlarının hayatını tehlikeye attığı eleştirilerini reddetti.Editör, karikatürlerin amacın ın Peygamber’le değil, filmle dalga geçmek olduğunu savunuyor. Charbonnier, bir başka konuşmasında da “Nasıl ki ben camiye gidip inandığım herşeye ters düşen konuşmaları dinlemiyorsam, Müslümanlardan da Charlie Hebdo’yu okumalarını beklemiyorum” demişti.

Müslüman ülkelerde zaman zaman protesto gösteri Cuma namazının ardından düzenlendiğinden, Fransız hükümeti yaklaşık 20 ülkedeki Fransız büyükelçiliklerini, konsoloslukları ve kültür merkezlerini Cuma günü kapatacak.

(BBC, Yeşil Gazete)

Kategori: Dünya

Köşe Yazıları

Siyasal bir kooperatif kuralım

“Siyasal bir kooperatif kuralım!” ya da “Siyaset değiştirmek için siyaseti değiştrelim!” Bu başlıklar benim değil. Biraz hafızasını yoklayanlar, Türkiye’de  kısa bir süre bu konunun tartışıldığını hatırlayacaklardır. Bundan 25 ay önce, Fransa’da gerçekleşen bölge seçimleri sonucunda Daniel Cohn-Bendit tarafından Liberation Gazetesi’ne yazının başlığıydı “Siyasal Bir Kooperatif İcat Edelim!“. Tartışmayı Türkiye gündemine getiren ise Ahmet İnsel’in Radikal 2’de yazdığı “Siyasal kooperatif olarak parti” yazısıydı. İki yazının oluşturduğu fikirler bütününün günümüz ile ilgili düşünürken önemli olduğunu ve üzerine gitmek gerektiğini düşünüyorum.

Kooperatif, “Birlikte iş yapmak isteyenlerin kurduğu dayanışma yapısı” anlamına geliyor. Peki, bir siyasal kooperatif ne anlama geliyor? Siyasal bir kooperatif Türkiye’de ve 2012 yılında ne anlama geliyor? Ve tabii ki önümüzde duran sol bir ekoloji projesinde, sol bir ekoloji akıl yürütmesinde, nerelere denk düşüyor? Sol bir ekoloji “ideolojisi” Türkiye ve Dünya’daki insanlara bakarak ve temel sorunları ortaya koymaya çalışarak ifade edilmişti. Yani bir hedef olarak ortaya konmuştu. Acaba siyasal bir kooperatif de bu hedefe ulaşmanın aracı olabilir mi?

Türkiye’de (ve belki de Dünya’da) gidişattan hoşnutsuz olmasına rağmen siyasi bir örgütle bağını seçimlerden seçimlere oy vermek düzeyinde tutan (düşen katılımlar gösteriyor ki artık bundan da vazgeçme eğiliminde olan) insanların sayısı, hoşnutsuz olup, siyasi bir yapı içerisinde olanların sayısını kat be kat aşıyor. Bu kişiler kendilerine, mevcut siyasi yelpaze içerisinde yer bulamıyorlar, mevcutlar içerisinde bir umut görmüyorlar ve seçim olduğunda da oylarını meclise yansıyacak şekilde kullanıp, siyasetle aralarına tekrar mesafe koyuyorlar. Başka bir Dünya’yı isteyip, gidişattan hoşnutsuz olup, “beni temsil edebilecek, benim içerisinde bulunabileceğim bir siyasi yapı yok” diyorlar. En iyi ihtimalle bir sivil toplum örgütünde, tek bir konu üzerinden hayata müdahale etmeyi seçiyor bu kişiler ya da bir cenazede, kutlamada sokağa çıkmayı…

İnsanlara hitap etmeyen siyasi yapılar denildiğinde, Türkiye’nin bir de özel durumu var. Muhalif yapılara baktığımızda hepsinin bir tarihselliği var. Kartlar halen, 1980 öncesindeki duruşa göre dağıtılıyor. Böyle olunca da o yapıların içerisine girmek için bu tarihselliği yakalama zorunluluğu ortaya çıkıyor. İlginç bir şekilde bu tarihselliği yakalamak da, akrabalık, yakın arkadaşlık gibi birincil ilişkiler üzerinden olabiliyor. Bu da sosyolojik olarak cemaat kalıbına denk gelen birincil ilişkiler üzerinden hareketi getiriyor. Bu yüzden “gelenekli” partiler hep belli bir kalabalığa sahip oluyorlar. Bu devamlılık anlamında olumlu, artışın önünde engel olması anlamında da olumsuz yorumlanabilir. Bu kalabalık, onurlu ve mücadele içerisinde geçmiş olan yılların devamı olarak hep orada evet; fakat birincil ilişkilere nüfuz edemeyenleri de cemaate kabul etmekte zorlanan bir kalabalık bu. Hatta bu ilişki yapısı, varlıksal olarak kalabalıkların, muhalif yapılardan uzak durmasının da nedeni.

İşte bu yazıda adını anmaya ve üzerinde düşünmeye çalıştığım, siyasal kooperatif olarak kuruluş fikri tam geleneksizliği temel almalı. Geleneksiz olacak olmanın, 80 öncesinin formülleriyle 2012’yi değerlendirmeyecek olmanın avantajını kullanmalı. Buradan da hoşnutsuz ve örgütsüz kitlelerin adresi olmaya talip olmayı kendine hedef olarak belirlemeli. Tabii ki hedef olarak belirlemek yetmiyor. Bunun için de yapısını düzenlemeli.

Türkiye’de şimdiye kadar hep çatılar üzerinde duruldu. Çatı partisi, çatı örgütlenmesi. Fakat bunun olmadığını, herkesin çekildiği odalarından, sıvalar düşmeye başlayınca, tarihsellik etrafında hızlıca ayrıldığını defalarca gördük. Her deneme ve başarısızlık da bu denemelere umutla yaklaşan kişi sayısını azalttı. O zaman bize gereken çatı değil. Bize gereken bir muhalefet kabıdır. Yani çatının ters çevrilmesidir. Herkesin içerisinde olabileceği, herkesin “nereden geldiğiyle değil, nereye gitmek istediğiyle ilgilenen” bir kap. Cohn-Bendit’in söylediği gibi “Kendini iktidar oyunlarının sterilliğine ya da yarış halindeki egoların şiddetli fırtınasına kaptırmadan kolektif konumlanmalara izin veren ve ekoloji projesini taşıyabilen, hem zaman içinde kalıcı hem de esnek olabilen bir yapı”

İşte buradan hareketle düşünmeliyiz. Elimizde belli kazanımlar var. Öncelikle, ortaya çıkacak olan yapı, siyasal ekolojinin Türkiye’deki temsilcisi olacak. Bu bağlamda da “biricik.” Bu biricikliği, sıradanlığa feda etmemek gerekir. 21. YY’ın en önemli mücadele alanı ekoloji olacaktır ve eğer bir 22. YY olacaksa da bu ekoloji mücadelesi sayesinde olacaktır. Bu biricikliği hem fikir olarak, hem de klasik parti anlayışını devam ettirerek feda etmemeliyiz. Siyasal ekolojinin belirli kazanımlarından artık geri dönülemez. Doğrudan demokrasi ile aradaki farkın adım adım kapatılmaya çalışılması gibi, lidersizlik gibi, kotalar gibi, eş sözcülük uygulamaları gibi kazanımlardan geri dönülemez. Zaten ancak bu tip ilkelerle hareket edildiğinde siyasal bir kooperatif kurmaya yaklaşabiliriz. Oluşturmak için yola çıktığımız muhalefet kabının sağlıklı işleyebilmesi bu tip ilkelere bağlı.

Cohn-Bendit’in yazısı üzerine yazdığı yazıda Ahmet İnsel şöyle diyor “Kooperatif ortaklık, eşitlik ve paylaşımın ön planda olduğu bir ilişki modeli. Çoklu aidiyetli bireylerin, otoriterlik karşıtı bir anlayışa sadık kalarak ortak siyasal özneye dönüşebilmesi için kooperatif gerçekten anlamlı bir benzetme.” Buradan hareketle, siyasal kooperatif Dünya’dan hoşnut olmayan ama kafasındaki Dünya (ütopyaları), bizimkilere benzeyen insanlara ulaşıp, onların da ortak olabilecekleri bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. Çok ya da az, tek bir sorun-çözüm ya da bir çok. Bu önemli değil. Siyasal bir özne olarak, Dünya’yı değiştirmek için hep birlikte olmak…

Öyle bir mekanizma kurmamız gerekli ki; bir soruna ya da bir çözüme, parti üyesi olmayan muhattapları da rahatça ortak olabilmeli. Bunun yolu da hem yerellere, hem de bireylere tam bir özerklik verecek olan esnek bir yapı oluşturmaktan geçiyor. Hatta özerkliği de aşacak şekilde “mühür” onlara verilmeli. Yerelin/bireylerin, yerele/bireylere dair sorun ve çözüm saptamaları, demokrasinin işleyişi içerisinde tüm kooperatifin de olmalı ve böylece her yereli/bireyi içerisine alan ve dinamik şekilde tüm Türkiye’yi kapsayabilecek olan kabımızı oluşturmalıyız. Liderliği ve Cohn-Bendit’in çok güzel bir şekilde tanımladığı, “sanayi devriminin ürünleri ve cisimsiz makineler olarak tasarlanan partileri” dağıtabildiğimiz kadar dağıtmalıyız. Bu bize, her noktada yeniden doğan, yeniden filizlenen bir yapı kazandıracaktır.

Önümüzde bu yapıyı oluşturmak ve insanları harekete geçirecek olan duyguyu yani coşkuyu oluşturacak bir imkan var. Bu hem teorik olarak mümkün (sol bir ekoloji) hem de yapısal olarak (siyasal bir kooperatif) mümkün. Dünya’da muhalefet bu kadar dinamikken, Türkiye’de bir türlü bu dinamizmi yakalayamaması, hoşnutsuz bireylerin kendilerini ifade edecek bir yer bulamaması bir gerçek. Eğer biricikliğimizi kullanıp bu alanı insanlarla paylaşmaya karar verirsek, var olacağız!

Not: “Sol bir ekoloji” yazılarının tümüne buradan ulaşabilirsiniz: SOL BİR EKOLOJİ

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

https://twitter.com/#!/Urbarli

ManşetTürkiye

Dink ödülü Altan’a geldi, tepkiler gecikmedi

Hrant Dink Vakfı tarafından verilen “Uluslararası Hrant Dink Ödülü” bu yıl, Taraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan’a ve Meksikalı gazeteci Lydia Cacho’ya verildi. Ödülün Türkiye parçasının Ahmet Altan’a gitmesi ise tepkilere neden oldu.

Uluslararası Hrant Dink Vakfı (UHDV) tarafından verilen üçüncü “Uluslararası Hrant Dink Ödülü” bu yıl, Taraf gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan‘a ve Meksikalı gazeteci Lydia Cacho‘ya verildi.

Dink’in 57. doğum günü anısına Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda düzenlenen gecenin açılış konuşmalarını Ödül Komitesi Başkanı Ali Bayramoğlu ve Uluslararası Hrant Dink Vakfı Başkanı Rakel Dink yaptı.

Cengiz Çandar, Sırrı Süreyya Önder, Ahmet İnsel, Leyla Zana, Alper Taş, Mehmet Ali Birand, Gülten Kaya gibi isimlerin de konuk olduğu gece, Noray Kardaşyan tarafından kurulan ve Ermenistanlı 14 gençten oluşan Van Project’in Ermenice parçalarıyla başladı. Rojin ve Yavuz Bingöl de daha sonra Van Project’e eşlik etti. Sarı Gelin, Türkçe ve Ermenice söylendi.

“Utançla kabul ediyorum”

Türkiye’deki militarizm konularını gündeme taşıyarak, askeri otoritenin kırılması, sorgulanması, eleştirilmesi, ülkede demokrasinin yerleşmesi için çalıştığı, idealleri uğruna mücadeleye devam ettiği, cesur haberlerle gündemi belirlediği gerekçesiyle ödüle layık görülen Ahmet Altan ödülünü Adalet Ağaoğlu ve Hasan Cemal‘in elinden aldı.

Altan konuşmasına, “Her insan aldığı ödülü gururla kabul eder, bense bugün bu ödülü utançla kabul ediyorum” diyerek başladı.

Ödülü, emanet olarak aldığını ve ödülün gerçek sahibinin, Hrant Dink’in gerçek katillerini bulacak olan kişi olması gerektiğini söyleyen Altan konuşmasına şöyle devam etti:

“Nezaketinize minnettarım ama ben adımı, onun adının yanına yazdırmayı hak ettiğime inanmıyorum. Bunu hak edebilmek için onu koruyabilmiş olmam gerekirdi. Bunu hak edebilmek için onun katillerinin bulunmasını sağlamış olmam gerekirdi. Bu ödülü, eğer izin verirseniz, bir emanet olarak alıyorum. Bir gün bu ülkede, Hrant Dink’in gerçek katillerini bulan, onları ortaya çıkartan, bu korkunç vahşetin hesabını soran cesur, dürüst ve onurlu bir yönetici çıkarsa, o zaman bu gece burada aldığım bu emaneti ona, gene burada, bu kalabalıkların önünde sevinçle vereceğim.”

“Hepimiz yürüyene kadar yazacağım”

Kadın hakları savunucusu olan ve çocuk pornosuna karşı çalışmalarıyla bir suç zincirini ortaya çıkaran Meksikalı gazeteci ve yazar Lydia Cacho ise ödülünü alırken, dünyadaki kadınların yaşadığı zorluklara değindi.

Cacho, “Burada milyonlarca kız kardeşin sahip olmadığı bir hakkı kullanıyorum: Sesimi duyuruyorum. Hepimiz bu yolda birlikte yürüyebilene dek yazmaya devam edeceğim. Hrant Dink gibi dünyanın dört bir yanından arkadaşlarımızın verdiği ilhamla bunu sürdüreceğim” dedi.

Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nün jürisinde Adalet Ağaoğlu, Judith Butler, Hasan Cemal, Daniel Cohn-Bendit, Rakel Dink, Irene Khan, Boris Navasartian ve 2010 yılının Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahipleri Baltasar Garzón Real ve Türkiye Vicdani Ret Hareketi bulunuyordu.

Ödül tepkileri de beraberinde getirdi

Bununla birlikte, ödülü Ahmet Altan’ın alması kamuoyunun bir kısmında tepkilere yol açtı.

Hrant Dink Ödülü’nün sahibinin Ahmet Altan olduğu anons edildiğinde, gazeteci Ruşen Çakır ayağa kalktı ve salonu terk etti.

Çakır’ın bu hareketi, sosyal medyada ve bazı basın organlarında protesto olarak değerlendirildi.

Ödül’ün Altan’a verilmesi Twitter’da da tartışıldı. Yapılan yorumların bazıları şöyle:

Yazar Ahmet Nesin:Yakında Dink’in delilleri karartılır ve Ahmet Altan ‘yakışmadı Erdoğan’ diye yazar, böylece ödülü hak etmiş olur. Öz Aydın Hakiki Aydın Gerçek aydın.”

Gazeteci Engin Baş: “Hrant Dink vakfı ödülü Ahmet Altan’a vererek ‘Sana tokat atana öbür yanağını dön’ teatisine uymuş oldu.”

Gazeteci İsmail Saymaz: “Törene şu umutla gittim: belki Ahmet Altan, ödülün Nedim ve Ahmet’e ithaf ederdi. Eder miydi? Maalesef etmedi.”

Gazeteci Kemal Göktaş: “Hrant Dink ödülü Ahmet Altan’a verilmiş. Hükümetin AİHM savunması ve içişlerinin Danıştay savunması Taraf’ta yoktu. Ben üzüldüm bu ödüle.”

Gazeteci Cüneyt Özdemir: “Ahmet Altan’ın Hrant Dink ödülünü almasına itirazım yok. Hatta tebrik ederim. Ancak neden bu ödül ısrarla Nedim Şener’e de verilmez… Nedim Şener bu çabaları yüzünden dünyada basın özgürlüğünün simgesi olurken, Hrant Dink Ödülü’nü alamaması tuhaf ve düşündürücü bir ironi.”

(Bianet)

Kategori: Manşet

Sivil Toplum

Uluslararası Hrant Dink Ödülü adaylarını bekliyor!

Uluslararası Hrant Dink Ödülü, 15 Eylül 2011 günü üçüncü kez sahiplerini bulacak.

Ödül her yıl ayrımcılıktan, ırkçılıktan, şiddetten arınmış, daha özgür ve adil bir dünya için çalışan, bu idealler uğruna bireysel risk alan, ezber bozan, barışın dilini kullanan, bunları yaparken, insanlara mücadeleye devam etme yolunda ilham ve umut veren kişi, kurum veya gruplara verilecek. Hrant Dink Vakfı, ödülle, bu yönde çaba gösterenlere, seslerinin duyulduğunu, yaptıklarının görüldüğünü ve yalnız olmadıklarını hatırlatmayı, onlara manen destek olmayı, tüm insanları idealleri uğruna mücadeleye teşvik etmeyi amaçlıyor.

Bu yılın ödülleri için aday önerileri, 15 Nisan 2011 tarihde son bulacak.

Aday önerisi vermek için tek yapılması gereken  http://www.hrantdinkodulu.org/ adresindeki formu doldurarak Uluslararası Hrant Dink Vakfı’na yollamak.

2011 Jurisinde Avrupa Parlementosunun Yeşil üyelerinden Daniel Cohn-Bendit de var.

Ödül uluslararası bir jüri tarafından yapılan değerlendirmeler sonucunda karara bağlanıyor. Ödül jürisinde geçen sene bu ödüle layık görülen Türkiye Vicdani Ret Hareketi Temsilcileri ve Franco rejiminin işlediği suçları araştırırken hakkında dava açılan İspanyol yargıç Baltasar Garzon Real’in üyesi olduğu uluslararası jüride Kızıl Danny olarak bilinen yeşil aktivist ve parlamenter Daniel Cohn-Bendit de var.  Juri’de aynı zamanda Adalet Ağaoğlu (yazar), Boris Navasardian (Erivan Basın Kulübü Başkanı),  Hasan Cemal (gazeteci), Irene Khan (Uluslararası Af Örgütü Eski Başkanı),  Judith Butler (feminist düşünür) ve Rakel Dink (Hrant Dink Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı)  bulunuyor.

(Yeşil Gazete)

Kategori: Sivil Toplum

Türkiye

“Erdoğan ‘Bitti Bebeğim’ diyor”

AP Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Cohn-Bendit, Başbakan Erdoğan’ın Avrupa sürecini terk ettiği görüşünü savundu. 68’in gençlik  lideri Kızıl Danny, “Bana kalırsa Erdoğan AB’yle bütünleşme meselesini kafasında bitirdi. Yani ‘bitti bebeğim’ diyor” diye konuştu.

Cohn-Bendit, “İnsanların din ile devlet arasında daha büyük ayrım isteme hakkı olduğunu kabul ediyoruz” demeyen Erdoğan’ın Tophane olayını önemsememesinin karşısındakini anlamadığını gösterdiğini söyledi.

Bendit, Erdoğan’ın ‘Güçlüyüz, yalnız da yapabiliriz. Dünya politikasında tek başımıza var olabiliriz’ mesajını verdiğini söyledi.

Avrupa Parlamentosu’ndan Yeşiller grubu 1 Kasım’da İstanbul’da Türkiye-AB ilişkilerinin masaya yatırıldığı geniş kapsamlı bir konferans hazırlığı içinde. Birçok aydının konuşmacı olarak katılacağı iki gün sürecek konferans eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Marti Athisaari, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AP Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Daniel Cohn Bendit’in tartıştığı bir panelle sona erecek.

Daniel Cohn Bendit konferansın tanıtımı için AP’de bir araya geldiği gazetecilere “Bana kalırsa Erdoğan AB’yle bütünleşme meselesini kafasında bitirdi. Yani ‘Bitti bebeğim’ diyor. Bence bu süreç onun için bitti” dedi.

1968 hareketinin sembol ismi “Kızıl Danny” yani Daniel Cohn Bendit’in verdiği mesajlar şunlar oldu:

• Bana kalırsa Erdoğan AB’ye üyelik sürecini kafasında bitirdi. Bence bu süreç onun için bitti. Yani “Bitti bebeğim” diyor. Sanıyorum Gül çok daha liberal ve bu konuda daha açık. Ermenistan meselesi ve diğerlerinde olduğu gibi…

• Bence Erdoğan’ın bir gizli ajandası yok. Ama dünyada olup bitenler, Erdoğan’ın yandaşlarının giderek daha dindarlaşması ve Erdoğan’ın “Ben böyleyim ama, biz insanların inanmama hürriyeti de olduğunu, din ile devlet arasında daha büyük bir ayrım isteme hakları olduğunu kabul ediyoruz” dememesi, bu konuda yeterince açık olmaması bu tabloyu ortaya çıkarıyor. İstanbul’daki olaylar için “O kadar da önemli değildi” demesi karşısındakileri anlamadığını gösteriyor.

• Ben Türk kadınlarının “Kimse beni başörtüsü takmaya zorlamıyor” demesini anlıyorum. Ama sosyal baskı var. Belki İstanbul’da sorun yoktur. O da İstanbul’un hangi semtinde olduğunuza göre değişir.

Ama Türkiye’nin başka yerlerinde bir kadın “Hayır ben başörtüsü takmak istemiyorum” dediği zaman işler biraz daha karmaşık hale geliyor.

• Erdoğan Türkiye’nin eski pozisyonunu temsil ediyor, “Güçlüyüz, başkaları umurumuzda değil. Yalnız da yapabiliriz. Dünya politikasında tek başımıza var olabiliriz” diyor

• Avrupa’da yayılan İslamofobi büyük bir problem ve çok kaygılıyım. Bu yüzden de İstanbul’daki sanat galerilerinde meydana gelen olaylarda şoke oldum. Bizim tezimize göre Türkiye demokratik İslamın olabileceğinin göstergesi. Ve eğer İstanbul’da olduğu gibi toplumun bir dayatması ile karşı karşıya kalırsak, bu bize hiçbir yarar sağlamaz.

• AKP’nin sorunu laiklere karşı bir tehdit olmayan dindar Müslümanlar olduğunu gösterememesi.

• Dindarlar laik kadınları anlamıyorlar. O kadınlar korkuyorlar.

• Evet ve hayır diyenleri haritada gördüğüm zaman “bu çılgınlık” dedim. Sahillerde çoğunluk “hayır” dedi. İç Anadolu ve Doğu’da çoğunluk “evet” dedi.

• Bana sakın Doğu’da pakete evet diyenlerin paketin içinde ne olduğunu bildiklerini söylemeyin. Bu Erdoğan içindi ve bu son derece otoriter bir durumu yansıttı.

Bence doğru olan “Evet, ama…” idi. Bu yüzden CHP’nin yeni anayasa için attığı adımı çok yakından izliyorum. Tartışmayı başlatalım. Bunu seçimden önce yapmak oldukça saçma. Ama seçim yeni anayasanın çerçevesinin belirlenmesindeki ilk adım olabilir.

• Türkiye’nin AB’ye katılımı bir gereklilik, hem Türkiye hem AB için.

•Ama Davutoğlu ile görüştüğümüz zaman şunu sormak istiyorum: “Bizimle egemenliğinizi paylaşacak mısınız?” Bu Türkiye için büyük bir sorun. AB’nin Türkiye konusunda sorunu var ama Türkiye’nin de AB ile egemenliğini paylaşma konusunda sorunu var.

• Referandumdan bir gün önce Yaşar Kemal’le İstanbul’da bir araya geldik. “Evet ama… ” diyenlerdendi ama Kılıçdaroğlu’ndan da son derece umutluydu.

• Kılıçdaroğlu CHP’nin AB’ye karşı milliyetçilik politikasının bir yere varmayacağını görüyor. CHP, AKP’nin muhafazakârlarının karşısına modern-sol-liberal bir parti olarak çıkmalı. Gelecek orada.

(Çimen Turunç Baturalp/Cumhuriyet)

Kategori: Türkiye

ManşetYeşeriyorum

Daniel Cohn-Bendit: "Siyasal Bir Kooperatif İcat Edelim!"

Fransa Yeşiller Partisi’nin önde gelen isimlerinden biri olan Daniel Cohn-Bendit 22 Mart 2010 tarihli Libération gazetesinde “Siyaset Değiştirmek İçin Siyaseti Değiştirelim” başlıklı bir çağrı yayınladı. Ahmet İnsel de Radikal 2’de bu çağrıyı kısmen özetleyen bir yazı yazdı*.

Çağrıda vurgulanan başka noktaların da kaybolmaması adına bu çağrının tamamının çevirisini yayınlıyoruz: (daha&helliip;)

Kategori: Manşet