Köşe YazılarıYazarlar

Altın madencilerine karşı doğayı ve yaşamı savunmak

‘Sorun sadece Kazdağları’nı savunmakla sınırlı değil; Kazdağları’nda altın madeni girişimine sessiz kalmak, aslında tüm ülkemizin doğal kaynaklarını; ekosistemlerini, tarihi ve doğal güzelliklerini ve insanlarımızın yaşam kaynaklarını tehlikeye atacaktır.’

Hepimiz farkındayız; bir süredir toprağın altındaki ve üstündeki tüm doğal kaynaklarımız; ekosistemlerimiz yerli-yabancı, çok uluslu sermayenin umarsızca yaptığı saldırı altında… Madenler, kömürlü termik santraller, nükleer santraller uğruna binlerce ağacımız kesiliyor, ormanlar yok ediliyor; toprak, yer altı ve yer üstü su kaynaklarımız, havamız para uğruna düşüncesizce kirletiliyor. Adeta hiçbir canlıya adeta yaşam alanı bırakılmıyor. Doğal kaynaklarımıza yapılan bu saldırının kamuoyu tarafından en çok bilineni ise Kazdağlarındaki siyanür liçi yöntemi ile çalıştırılacak olan altın madeni… Aslında son dönemde kamuoyunun gündemine 200 bin ağacın kısa sürede yok edilmesi ile gelen Kazdağları Balaban Çeşmesi mevkiindeki altın madeni girişimi kelimenin tam anlamı ile aysbergin su üstündeki kısmı…

Filmlerdeki gibi değil…

Türkiye’nin altın madenciliği ile tanışması ilk 1990’da oldu. Bergama Ovacık köyü yakınlarında altın bulunduğu haberleri önce bölge insanında büyük bir heyecan yarattı. Sonra anlaşıldı ki; bulunan altının verimi klasik altın madenciliği metotları ile çıkarılamayacak kadar düşük. Yani bir ton cevherde 1 gram altın var… Bu kadar düşük tenörlü madenlerde uygulanan yöntem, sinema filmlerinde izlenen fiziksel yöntemlerden oldukça farklı kimyasal yöntemlerdi. Köylüler önce ‘siyanürü’ sonra da ‘ağır metalleri’ duydular ve bugün hala hatırlanan ünlü altın madenine karşı bölge insanının Bergama direnişi başladı…  Yöntem basit ama çok ürkütücüydü. Önce verimli binlerce ton tarım toprakları sıyrılıp ‘pasa’ adı altında bir köşeye atılıyordu. Sonra kayalar şeklinde çıkan ‘cevher’ önce kırılıp un ufak ediliyor ve siyanür çözeltisi ile muamele edilerek içindeki altın, gümüş ve kadmiyum, arsenik, civa, kurşun gibi diğer ağır metallerde serbestleşerek sıvı faza geçiyordu. Üstelik altın ve gümüş bu sıvı fazdan alınarak geri kalan tüm ağır metaller atığın içinde tekrar geri atık havuzlarına bırakılıyordu.

Peki; atık ne kadar? Bir ton cevherin içinden 1 gram altın alınarak gerisi maden alanındaki atık havuzlarına ağır metallerden zengin atık olarak terk ediliyor. Yani 999 kilo 999 gramı bu şekilde atık olarak terk ediliyor doğaya… Daha sonra işletilmeye başlanan Uşak Eşme Altın Madeni’nde136 milyon ton ağır metalden zengin atık bu şekilde doğada depolanıyor. Kazdağları’nda 200 bin ağaç kesilerek kurulmaya çalışılan altın madeninde ise kendi hazırlattıkları çevresel etki değerlendirme raporlarında da belirttikleri gibi 72 milyon ton bu tip ağır metallerden zengin atık çıkaracaklar. Kimyasal yöntemlerle altın çıkartma tamamen siyanür liçi yöntemi ile oluyor. Yöntem iki yolla uygulanabiliyor:

  • Tank içinde yapılan siyanür liçi ve
  • Yığın liçi

Çim sular gibi

Tank içinde uyguladıkları siyanür liçi metodunu genelde bir ton cevherin içinde 1-1.25 gram altın varsa uyguluyor altın madeni işleten firmalar… Ama bir ton cevherin içinde bir gramdan bile az altın varsa uyguladıkları siyanürleme yöntemi daha da tehlikeli olan  ‘yığın liçi’ … Bu metotta kırılarak un ufak hale getirilen cevher geniş bir alana seriliyor ve çim sular gibi sıvı siyanür ile sulanıyor. Oluşan sıvı eriyik toplanarak içindeki bir gramdan bile az olan altın alınıp; 999 kilo 999 gramdan fazlası alana ağır metallerden zengin atık olarak bırakılıyor.

Kimyasal yöntemlerle çalışan altın madenlerinin çevre ve insan sağlığı üzerine büyük bölümü onarılamaz olan çok sayıda olumsuz etkisi var. Altın madenciliği uygulandığı her bölgede büyük bir ekolojik yıkıma yol açıyor. Maden bölgeleri Kazdağları’nda görüldüğü gibi ormansızlaştırılıyor.  Yine maden çalıştırılırken cevher çıkartma amaçlı olarak büyük bir delik açılıyor. Uşak Eşme’de ki altın madeninde açılan koni biçimli delik 450 metre derinliğinde ve yaklaşık 100 metre genişliğinde. Madenler kapandıktan sonra gerek bu deliklerin kapatılmasının mümkün olmaması; gerekse alanda biriken milyon tonlarca ağır metalden zengin atık nedeniyle maden bölgesinin tekrar rehabilite edilmesi de mümkün değil.

Kazdağları’nda aynı şekilde Balaban tepesi yok edilecek. Rezerv bittiği zaman madenci şirket altın alıp gidecek ve bozulmuş bir doğa yapısı, her an sızıntı yapma riski bulunan ağır metallerden zengin atık yığınlarını bölgede bırakacaklar.

İnsan sağlığı üzerine etkileri ise özellikle partikül maddelerden oluşan hava kirliliği yaratması, atıkların içinde bulunan ağır metallerin yer altı, yer üstü su kaynaklarına ve toprağa sızması nedeni ile besin zincirine ulaşması sonucu görülür. Cevherin çıkarılması, taşınması, kırılarak ufalanması sırasında hava kirliliği ortaya çıkar. Özellikle 2.5 mikron ve daha altındaki partiküller solunum yolu ile insana ulaşabilir. Bu partiküllerin ağır metallerden oluşanları ek sağlık tablolarına neden olur. Genelde solunum ve sindirim yolu ile alınan ağır metaller büyük çoğunluğu kanserojen… Ayrıca solunum, kardiyovasküler ve hematolojik sorunlara da yol açıyorlar… Atıkların içinde bulunan ağır metaller genelde aşırı yağışlar sonucu ortaya çıkan sellerle, depremler sonucu depolandıkları alanların bütünlüğünün bozulması nedeniyle, kazalarla; havaya, toprağa ve yer altı-yer üstü su kaynaklarına karışıyorlar ve bu yolla insana ulaşıyorlar. Kazdağları’nda kurulmak istenen altın madeninin Çanakkale’nin tek içme ve kullanma suyu barajı olan Atikhisar Barajı’nın su toplama havzası üzerinde olması bu karışma riskini artırmakta.

Mesele sadece Kazdağlarıyla sınırlı değil

Birkaç örnek verirsek; 2018 yılında Şili’de yapılan bir çalışmada bir altın-bakır madeninde yapılan patlatma işlemleri sonucu oluşan hava kirliliğinin çocuklarda astım ve alerjik rinit ve konjuktuvit sıklığını artırdığını göstermiştir. Meksika’da yine aynı yıl yapılan bir başka çalışmada çok eski bir altın madenciliği alanında yüzey ve sığ yeraltı sularında arsenik konsantrasyonunun arttığı belirlenmiştir. Kolombiya’da ise iki altın madeninden kaynaklanan civa kirliliğinin bölgedeki balık stokunu etkilediği ve besin zincirine girerek insanlara ulaşabileceği gösterilmiştir. Avustralya’nın Victoria Eyaleti’nde 2018’de yapılan bir başka çalışmada altın madenlerinden oluşan eski maden alanlarının yüzey ve yeraltı sularında ağır metal kirliliğine neden olduğu ispatlanmıştır. 2017’de Peru; And Dağları’nda yapılan çalışmada ise içinde altın madenlerinin de olduğu maden tesislerinin toprakta özellikle kurşun, bakır, çinko, kadmiyum ve cıvadan oluşan ağır metal kirliliğine neden olduğu kaydedilmiştir.  Yine 2017’de Güney Afrika’da altın madeni katı atık alanından 1-2 kilometre uzaklıkta yaşayan çocuklarda astım sıklığının 5 kilometreden fazla uzaklıkta yaşayanlara oranla fazla bulunmuştur. Bu çocukların daha fazla partikül maddeye maruz kaldıkları hesaplanmıştır. 2016’da Romanya’da içlerinde altın madenlerinin de olduğu alanlarda yapılan çalışmalarda yerleşim bölgelerinde toprağa bulaşan başta arsenik, kadmiyum, civa kurşun seviyelerinin uyarı eşiğini aştığını ortaya koymuştur.

Örnekleri daha da çoğaltmak mümkün; literatürde çok sayıda konu ile ilgili bilimsel makale var. Ayrıca çok sayıda da bu madenlerden kaynaklanan kazalar olduğunu da biliyoruz; yanı başımızdaki Romanya’da 2000 yılında meydana atık havuzu taşmasının Tuna nehrine kadar siyanür ve ağır metallerin ulaşmasına yol açtığı hala hafızalardadır. Yazının başında da belirttiğim gibi Kazdağları altın madeni girişimi ülkemiz için bir aysbergin su üstündeki parçasıdır. Sırada Eskişehir Murat Dağı altın madeni girişimi, 6600 hektara yayılan Balıkesir İvrindi altın madeni girişimleri; Biga yarımadasında verildiği iddia edilen 36 adet daha maden ruhsatı ve İzmir çevresinde olduğu iddia edilen yeni altın madeni alanları var. Sonuç olarak sorun sadece Kazdağları’nı savunmakla sınırlı değil; Kazdağları’nda altın madeni girişimine sessiz kalmak, aslında tüm ülkemizin doğal kaynaklarını; ekosistemlerini, tarihi ve doğal güzelliklerini ve insanlarımızın yaşam kaynaklarını tehlikeye atacaktır. O nedenle Türk Tabipleri Birliği’nin yaptığı gibi; tüm sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, tüm meslek örgütleri her türlü mesleki kaygıları bir tarafa bırakarak bizzat Çanakkale’ye giderek Kazdağları’na sahip çıkmalıdır.

Doğayı ve yaşamı savunmak; gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak; Anadolu’nun binlerce yıllık doğal ve tarihsel birimini korumak; işte bunun için Kazdağlarındayız.

(Yeşil Gazete)

Manşet

Altın madencilerine karşı doğayı ve yaşamı savunmak

‘Sorun sadece Kazdağları’nı savunmakla sınırlı değil; Kazdağları’nda altın madeni girişimine sessiz kalmak, aslında tüm ülkemizin doğal kaynaklarını; ekosistemlerini, tarihi ve doğal güzelliklerini ve insanlarımızın yaşam kaynaklarını tehlikeye atacaktır.’

Hepimiz farkındayız; bir süredir toprağın altındaki ve üstündeki tüm doğal kaynaklarımız; ekosistemlerimiz yerli-yabancı, çok uluslu sermayenin umarsızca yaptığı saldırı altında… Madenler, kömürlü termik santraller, nükleer santraller uğruna binlerce ağacımız kesiliyor, ormanlar yok ediliyor; toprak, yer altı ve yer üstü su kaynaklarımız, havamız para uğruna düşüncesizce kirletiliyor. Adeta hiçbir canlıya adeta yaşam alanı bırakılmıyor. Doğal kaynaklarımıza yapılan bu saldırının kamuoyu tarafından en çok bilineni ise Kazdağlarındaki siyanür liçi yöntemi ile çalıştırılacak olan altın madeni… Aslında son dönemde kamuoyunun gündemine 200 bin ağacın kısa sürede yok edilmesi ile gelen Kazdağları Balaban Çeşmesi mevkiindeki altın madeni girişimi kelimenin tam anlamı ile aysbergin su üstündeki kısmı…

Filmlerdeki gibi değil…

Türkiye’nin altın madenciliği ile tanışması ilk 1990’da oldu. Bergama Ovacık köyü yakınlarında altın bulunduğu haberleri önce bölge insanında büyük bir heyecan yarattı. Sonra anlaşıldı ki; bulunan altının verimi klasik altın madenciliği metotları ile çıkarılamayacak kadar düşük. Yani bir ton cevherde 1 gram altın var… Bu kadar düşük tenörlü madenlerde uygulanan yöntem, sinema filmlerinde izlenen fiziksel yöntemlerden oldukça farklı kimyasal yöntemlerdi. Köylüler önce ‘siyanürü’ sonra da ‘ağır metalleri’ duydular ve bugün hala hatırlanan ünlü altın madenine karşı bölge insanının Bergama direnişi başladı…  Yöntem basit ama çok ürkütücüydü. Önce verimli binlerce ton tarım toprakları sıyrılıp ‘pasa’ adı altında bir köşeye atılıyordu. Sonra kayalar şeklinde çıkan ‘cevher’ önce kırılıp un ufak ediliyor ve siyanür çözeltisi ile muamele edilerek içindeki altın, gümüş ve kadmiyum, arsenik, civa, kurşun gibi diğer ağır metallerde serbestleşerek sıvı faza geçiyordu. Üstelik altın ve gümüş bu sıvı fazdan alınarak geri kalan tüm ağır metaller atığın içinde tekrar geri atık havuzlarına bırakılıyordu.

Peki; atık ne kadar? Bir ton cevherin içinden 1 gram altın alınarak gerisi maden alanındaki atık havuzlarına ağır metallerden zengin atık olarak terk ediliyor. Yani 999 kilo 999 gramı bu şekilde atık olarak terk ediliyor doğaya… Daha sonra işletilmeye başlanan Uşak Eşme Altın Madeni’nde136 milyon ton ağır metalden zengin atık bu şekilde doğada depolanıyor. Kazdağları’nda 200 bin ağaç kesilerek kurulmaya çalışılan altın madeninde ise kendi hazırlattıkları çevresel etki değerlendirme raporlarında da belirttikleri gibi 72 milyon ton bu tip ağır metallerden zengin atık çıkaracaklar. Kimyasal yöntemlerle altın çıkartma tamamen siyanür liçi yöntemi ile oluyor. Yöntem iki yolla uygulanabiliyor:

  • Tank içinde yapılan siyanür liçi ve
  • Yığın liçi

Çim sular gibi

Tank içinde uyguladıkları siyanür liçi metodunu genelde bir ton cevherin içinde 1-1.25 gram altın varsa uyguluyor altın madeni işleten firmalar… Ama bir ton cevherin içinde bir gramdan bile az altın varsa uyguladıkları siyanürleme yöntemi daha da tehlikeli olan  ‘yığın liçi’ … Bu metotta kırılarak un ufak hale getirilen cevher geniş bir alana seriliyor ve çim sular gibi sıvı siyanür ile sulanıyor. Oluşan sıvı eriyik toplanarak içindeki bir gramdan bile az olan altın alınıp; 999 kilo 999 gramdan fazlası alana ağır metallerden zengin atık olarak bırakılıyor.

Kimyasal yöntemlerle çalışan altın madenlerinin çevre ve insan sağlığı üzerine büyük bölümü onarılamaz olan çok sayıda olumsuz etkisi var. Altın madenciliği uygulandığı her bölgede büyük bir ekolojik yıkıma yol açıyor. Maden bölgeleri Kazdağları’nda görüldüğü gibi ormansızlaştırılıyor.  Yine maden çalıştırılırken cevher çıkartma amaçlı olarak büyük bir delik açılıyor. Uşak Eşme’de ki altın madeninde açılan koni biçimli delik 450 metre derinliğinde ve yaklaşık 100 metre genişliğinde. Madenler kapandıktan sonra gerek bu deliklerin kapatılmasının mümkün olmaması; gerekse alanda biriken milyon tonlarca ağır metalden zengin atık nedeniyle maden bölgesinin tekrar rehabilite edilmesi de mümkün değil.

Kazdağları’nda aynı şekilde Balaban tepesi yok edilecek. Rezerv bittiği zaman madenci şirket altın alıp gidecek ve bozulmuş bir doğa yapısı, her an sızıntı yapma riski bulunan ağır metallerden zengin atık yığınlarını bölgede bırakacaklar.

İnsan sağlığı üzerine etkileri ise özellikle partikül maddelerden oluşan hava kirliliği yaratması, atıkların içinde bulunan ağır metallerin yer altı, yer üstü su kaynaklarına ve toprağa sızması nedeni ile besin zincirine ulaşması sonucu görülür. Cevherin çıkarılması, taşınması, kırılarak ufalanması sırasında hava kirliliği ortaya çıkar. Özellikle 2.5 mikron ve daha altındaki partiküller solunum yolu ile insana ulaşabilir. Bu partiküllerin ağır metallerden oluşanları ek sağlık tablolarına neden olur. Genelde solunum ve sindirim yolu ile alınan ağır metaller büyük çoğunluğu kanserojen… Ayrıca solunum, kardiyovasküler ve hematolojik sorunlara da yol açıyorlar… Atıkların içinde bulunan ağır metaller genelde aşırı yağışlar sonucu ortaya çıkan sellerle, depremler sonucu depolandıkları alanların bütünlüğünün bozulması nedeniyle, kazalarla; havaya, toprağa ve yer altı-yer üstü su kaynaklarına karışıyorlar ve bu yolla insana ulaşıyorlar. Kazdağları’nda kurulmak istenen altın madeninin Çanakkale’nin tek içme ve kullanma suyu barajı olan Atikhisar Barajı’nın su toplama havzası üzerinde olması bu karışma riskini artırmakta.

Mesele sadece Kazdağlarıyla sınırlı değil

Birkaç örnek verirsek; 2018 yılında Şili’de yapılan bir çalışmada bir altın-bakır madeninde yapılan patlatma işlemleri sonucu oluşan hava kirliliğinin çocuklarda astım ve alerjik rinit ve konjuktuvit sıklığını artırdığını göstermiştir. Meksika’da yine aynı yıl yapılan bir başka çalışmada çok eski bir altın madenciliği alanında yüzey ve sığ yeraltı sularında arsenik konsantrasyonunun arttığı belirlenmiştir. Kolombiya’da ise iki altın madeninden kaynaklanan civa kirliliğinin bölgedeki balık stokunu etkilediği ve besin zincirine girerek insanlara ulaşabileceği gösterilmiştir. Avustralya’nın Victoria Eyaleti’nde 2018’de yapılan bir başka çalışmada altın madenlerinden oluşan eski maden alanlarının yüzey ve yeraltı sularında ağır metal kirliliğine neden olduğu ispatlanmıştır. 2017’de Peru; And Dağları’nda yapılan çalışmada ise içinde altın madenlerinin de olduğu maden tesislerinin toprakta özellikle kurşun, bakır, çinko, kadmiyum ve cıvadan oluşan ağır metal kirliliğine neden olduğu kaydedilmiştir.  Yine 2017’de Güney Afrika’da altın madeni katı atık alanından 1-2 kilometre uzaklıkta yaşayan çocuklarda astım sıklığının 5 kilometreden fazla uzaklıkta yaşayanlara oranla fazla bulunmuştur. Bu çocukların daha fazla partikül maddeye maruz kaldıkları hesaplanmıştır. 2016’da Romanya’da içlerinde altın madenlerinin de olduğu alanlarda yapılan çalışmalarda yerleşim bölgelerinde toprağa bulaşan başta arsenik, kadmiyum, civa kurşun seviyelerinin uyarı eşiğini aştığını ortaya koymuştur.

Örnekleri daha da çoğaltmak mümkün; literatürde çok sayıda konu ile ilgili bilimsel makale var. Ayrıca çok sayıda da bu madenlerden kaynaklanan kazalar olduğunu da biliyoruz; yanı başımızdaki Romanya’da 2000 yılında meydana atık havuzu taşmasının Tuna nehrine kadar siyanür ve ağır metallerin ulaşmasına yol açtığı hala hafızalardadır. Yazının başında da belirttiğim gibi Kazdağları altın madeni girişimi ülkemiz için bir aysbergin su üstündeki parçasıdır. Sırada Eskişehir Murat Dağı altın madeni girişimi, 6600 hektara yayılan Balıkesir İvrindi altın madeni girişimleri; Biga yarımadasında verildiği iddia edilen 36 adet daha maden ruhsatı ve İzmir çevresinde olduğu iddia edilen yeni altın madeni alanları var. Sonuç olarak sorun sadece Kazdağları’nı savunmakla sınırlı değil; Kazdağları’nda altın madeni girişimine sessiz kalmak, aslında tüm ülkemizin doğal kaynaklarını; ekosistemlerini, tarihi ve doğal güzelliklerini ve insanlarımızın yaşam kaynaklarını tehlikeye atacaktır. O nedenle Türk Tabipleri Birliği’nin yaptığı gibi; tüm sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, tüm meslek örgütleri her türlü mesleki kaygıları bir tarafa bırakarak bizzat Çanakkale’ye giderek Kazdağları’na sahip çıkmalıdır.

Doğayı ve yaşamı savunmak; gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak; Anadolu’nun binlerce yıllık doğal ve tarihsel birimini korumak; işte bunun için Kazdağlarındayız.

(Yeşil Gazete)

Kategori: Manşet

DoğaEkolojiManşet

CHP’den ‘siyanür’ uyarısı: Gümüşhane’de bir kişi öldü, Kirazlı’da 11 bin ton siyanür kullanılacak

Gümüşhane’de faaliyet yürüten maden tesislerinde incelemede bulunan CHP heyeti, hazırladıkları raporda, maden tesislerinde çalışan bir kişinin siyanür zehirlenmesinden öldüğünü, atık suların temiz su kaynaklarına bulaştığını açıkladı. Çanakkale Belediye Başkanı Gökhan da Alamos Gold’un Kirazlı’daki madeninde belirtildiği gibi 100-200 ton değil, tam 11 bin ton siyanür kullanılacağını söyledi.

CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, CHP Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya,  Giresun Milletvekili Necati Tığlı, İstanbul milletvekilleri Turan Aydoğan, Gökhan Zeybek ve Emine Gülizar Emecan, Gümüşhane il ve ilçe teşkilatı yöneticileri ve üyeleri ile birlikte Gümüşhane’de faaliyet yürüten maden tesislerinde incelemelerde bulundu.

Biçer Karaca, vekiller ve örgüt üyeleri, yapılan incelemeler sonunda hazırladıkları raporu kamuoyuyla paylaştı. Raporda, madenlerde kullanılan siyanür nedeniyle yaşamını yitiren Rıdvan Doruk’la ilgili Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığı’nın verdiği takipsizlik kararı hakkında bilgiler de yer alıyor. CHP’nin Gümüşhane yerinde inceleme ziyaretinden çıkan çarpıcı sonuçlar şöyleı:

Siyanür zehirlenmesi nedeniyle yaşam kaybı gerçekleşti: Yıldız Maden tesislerinde çalışan Rıdvan Doruk isimli yurttaşın siyanür zehirlenmesi nedeniyle 05.09.2019’da yaşamını yitirdiği, Adli Tıp Kurumu’nun bu yöndeki raporuna rağmen Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından takipsizlik kararı verildiğine dikkat çekiliyor.

Atık sular, temiz su kaynaklarına karışıyor: Geçtiğimiz Temmuz ayında, Gümüşhane Şiran ilçesine bağlı Karamustafa köyü sınırlarında bulunan Yıldızlar Holding’e ait Maden Tesislerinde, atık barajına atık su basan plastik borunun patlaması sonrasında, Midi deresi başta olmak üzere, temiz su kaynaklarına atık suyu karışmıştır. Koza Madenciliğe ait Mastra isimli maden tesisinin etki alanı içerisinde bulunan Dibekli Köyü’nde içme suyundan kaynaklı zehirlenme vakıaları yaşanmış, kısa bir süre içerisinde 192 vatandaşımız zehirlenme şikayetiyle hastanelere başvurmuştur.

Denetimsizlik vahşi madenciliğe yol açıyor: Valilik ve Koza Madencilik yetkilileri; Dibekli köyünde 192 kişinin zehirlenmesine neden olan içme suyundaki kirliliği “kanalizasyon” gerekçesine dayandırmıştır.

Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü gibi kuruluşların denetim görevlerini aksatığı yönünde, vatandaşların yoğun şikayetleri bulunmaktadır. İl Çevre Durumu Raporunda, madenciliğin tarım üzerinde yarattığı etki hakkında bir veri bulunmadığından söz edilmiştir. Köylerdeki içme ve kullanma sularındaki kirliliği ölçmek için alınan su numuneleri Valilik eliyle bu maden firmalarına yaptırılmaktadır. Sudaki siyanür oranı, maden tesislerinin laboratuvarlarında yapılan incelemelerde, mevzuat yönünden kabul edilebilir seviyede siyanür çıkıyor. Denetim mekanizması kamu eliyle yürütülmek zorundadır. Gümüşhane Valiliği bu yetkisini şirketler eliyle yürütmektedir.

Tarım ürünlerinde verimlilik düştü, ürünler ‘siyanürlü’ denilerek alınmıyor: Karamustafa ve Dibekli Köylerinde görüşlerini CHP heyetine aktaran vatandaşlarımız, madenlerden çevreye yayılan toz ve kirleticiler nedeniyle arıcılık ve bal üretim faaliyetlerinin eskisi gibi yapılamadığı, bölgede bal üretiminin çok düştüğünü ve maden kaynaklı toz ve kimyasallar nedeniyle arı ölümlerinin olduğunu ve bu nedenle arıların meyve ve sebze çiçeklerini dölleme faaliyetlerini yapamadıkları için meyve sebze verimlerinde eskiye göre ciddi düşüşler olduğunu, bu ürünleri satarak geçinen köylülerin büyük mağduriyetler yaşadıklarını aktarmışlardır. Yetiştirdikleri tarımsal ürünlerin, bölgedeki pazarlarda önyargı ile karşılandığından ve “siyanürlüdür” denilerek alınmadığından söz etmişlerdir. Gümüşhane’nin tarımsal yönden verimliliğini aktaran il sakinleri, pestil, köme gibi ürünlerin il dışına ve yurtdışına yüksek bir oranda gönderildiğini de iletmişlerdir.

Köylüler borç batağında: Yıldızlar Maden firması açılmadan köylülere istihdam vaadinde bulunuluyor. Köylüler kamyon aldırılarak, taşımacılık kooperatifi kuruyor. Köydeki esnaftan alışveriş yapılarak, köyün ekonomisine katkı sunuluyor.  Şirket bahsedilen yöntemlerle girdiği bütün ekonomik ilişkilerde, köylüleri ekonomik buhrana sokmuştur. Çünkü, köylülere paraları düzenli bir şekilde ödenmemiştir. Uzun süredir, alacaklarını tahsil edemeyen köylüler mağduriyetlerini dile getirmişlerdir.

Raporda, çözüm önerileri ise şöyle sıralandı:

1.) Gümüşhane’de Sağlık Etki Değerlendirmesi yapılması zaruridir. Kentin tüm potansiyelleri, kamu sağlığı ve başka kriterler üzerinden Gümüşhanelilerin, kendilerine karşı pompalanan maden yatırımlarına ihtiyaçlarının olup olmadığını görebilmek için bir fırsat yaratacaktır.

2.) İlin tarımsal potansiyelleri güçlendirilmelidir.

3.) Vatandaşlar, kamunun aktif denetleme işlevini güçlendirmelidir.

Raporun tamamı için gumushane-raporu-15-agustos-2019-1

Gökhan: Kazdağlarına zehir yağdıracaklar

Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan da Kanadalı Alamos Gold şirketi tarafından Kirazlı bölgesinde yürütülen altın madeninde açıklandığı gibi 100-200 ton değil, tam 11 bin ton siyanür kullanılacağını açıkladı. Gökhan, “O ağır metaller yağmur suları ve diğer etkenlerle gün yüzüne çıkacaktır. Mücadeleye devam edeceğiz” dedi.

Çanakkale Belediyesi’nin eylül ayı meclis toplantısında konuşan Gökhan, Kazdağları’nda yürütülen madencilik faaliyeti hakkında meclis üyelerine bilgi verdi. Bölgede kullanılacak siyanürün miktarını da paylaşan Ülgür Gökhan “Kirazlı’da açıklandığı gibi bir, iki, yüz, iki yüz değil, tam 11 bin ton siyanür kullanılacak. O topraklara 11 bin ton siyanür değecektir. O ağır metaller yağmur suları ve diğer etkenlerle gün yüzüne çıkacaktır. Burada birbirimizin söylediklerini çürütmeye gerek yok. Her şey ortada. Ama biz mücadele etmeye ve Kaz Dağları’nı kurtarmaya devam edeceğiz” dedi. Başkan Gökhan ayrıca altın ayrıştırmada kullanılan siyanürün ne kadar iyi muhafaza edilirse edilsin olası bir deprem ihtimalinde toprağa sızıp toprağı zehirleyeceğini paylaştı.

Kategori: Doğa

EnerjiManşet

Yeşil Siyaset Buluşmaları başlıyor: Gündemde nükleer enerji var!

Yeşil Siyaset Platformu tarafından düzenlenen Yeşil Siyaset Buluşmaları Aralık ayında başlıyor.

Alanında uzman isimlerin ağırlandığı Yeşil Siyaset Buluşmaları’nın ilk konuğu Yeşil Gazete yazarı ve Nükleersiz aktivisti Pınar Demircan olacak. Nükleer enerji alanında başarılı haberlere imza atarak kamuoyunun farkındalığını artıran Demircan, Nükleer karşıtı mücadelede son durum ne? Akkuyu’da, Sinop’ta, İğneada’da neler oluyor? 2’inci bir Fukuşima Felaketi’nin önüne geçebilir miyiz? Nükleer santralleri nasıl durdurabiliriz? sorularına cevap verecek.  Antinükleer mücadele ve Fukuşima Nükleer Felaketi’ndeki son durumun tartışılacağı etkinlik 2 Aralık Cumartesi günü 15.00’da İstanbul Beyoğlu’nda Cezayir Toplantı Salonu’nda.

Adres: Hayriye Cad. 12 Galatasaray Beyoğlu

 

(Yeşil Gazete)

Kategori: Enerji

ManşetYerel

Kazdağı’nın kadınları suyuna sahip çıkıyor!

Kazdağı’nın kadınları “Kazdağı’nın kadınları suyuna sahip çıkıyor” toplantısında bir araya geldi.

Çanakkale Çevre Platformu tarafından 22 Mart  Dünya Su Günü’nde Bayramiç’in Evciler köyü düğün salonunda düzenlenen toplantıya Evciler, Kızılelma, Şahinli ve civardaki diğer köylerden 250’ye yakın kadın katıldı.

Çanakkale ÇEP dönem sözcüsü Hicri Nalbant’ın açış konuşmasını yaptığı toplantıya kadınların ilgisi büyük oldu. Bayramiç Belediye Başkanı İsmail Sakin Tuncer, kadınların altın madenciliğine karşı verilen mücadelede çok önemli olduğunu, kendisinin de bu mücadeleye her zaman destek vermeye hazır olduğunu söyledi.

Özer Akdemir’in hazırladığı “Altın Madenciliği bilgilendirme videosu” izlenmesinin ardından Prof. Dr. Murat Türkeş, bölgenin coğrafyası, depremsellik durumu ve olası bir depremde altın madenciliği atık havuzlarının yaratacağı zararlarla ilgili bilgi verdi.

Ege Üniversitesi’nde Halk Sağlığı Uzmanı olan Prof. Dr. Ali Osman Karababa, altın madenciliği faaliyetleri sırasında havaya salınan toz zerreciklerinin, kullanılan siyanürün ve madencilik atıkları nedeniyle ortaya çıkacak arsenik vb. ağır metallerin çeşitli kanserlere, erken ve anormal doğumlara yol açacağını belirlerek Bergama ve Kışladağ altın madenlerinin bölgedeki insanlar, hayvanlar ve içme sularında yol açtığı zararları anlattı.

İnay köyünde anormal görünümlü ve ölü doğan kuzuların fotoğrafları köylü kadınları çok etkiledi.

Ziraat Mühendisleri Odası’ndan  Ali Atalık’ın  altın madenciliğinin zararlarını anlattığı toplantı, Prof. Dr Beyza Üstün’ün birlik, dayanışma ve direnmenin ve bu mücadelede kadınların yerinin önemini vurgulayan ve çeşitli yerlerdeki kadınların direniş örnekleyen konuşmasıyla devam etti.

Panelin sonunda Evciler, Kızılelma ve Şahinli’den kadınlar da mücadelede kararlılıklarını gösteren konuşmalar yaptılar.

Kazdağı kadınlarıyla dayanışmak amacıyla Küçükkuyu’dan gelerek panele katılan Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıları Koruma Derneği üyesi kadınlar da bölgelerindeki altın madenciliği mücadeleleri ile ilgili bilgi vererek, birlik ve dayanışmanın önemin vurguladılar.

Köylerden gelen kadınlardan temsilciler oluşturularak, iletişim bilgileri toplandı.

Tüm konuşmacıların üzerinde ortak olduğu bir konu vardı: “Bir mücadelede kadınlar varsa mücadelenin başarıya ulaşma şansı daha fazladır. Kadınlar daha duyarlı ve kararlıdır”

 

Haber: Süheyla Doğan

(Yeşil Gazete)

Fotoğraflar Kazdağları Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği facebook sayfasından alınmıştır.

 


 

Kategori: Manşet