Hafta SonuManşet

Aysun Topar’la dublaj dünyası…

Bu aralar sanat dünyasının daha çok sahne arkasında kalan ya da kalmayı tercih eden, ama bu nedenle de ne yapıp ettiklerini öğrenme fırsatı bulamadığımız mesleklerin değerli emekçilerine sözü vermek istiyorum. Kulaktan kulağa sanat sohbetlerinde “Türkler dublaj konusunda dünyanın en iyileri arasındaymış” diyerek övündüğümüz ama çoğumuzun pek de tanımadığı bir sanat dalından bu haftaki konuğum… Deneyimli “mikrofon oyuncusu”, “dublaj ve seslendirme sanatçısı” Aysun Topar

Topar, tiyatro, oyunculuk ve anlatı sanatlarıyla daha çocuk denecek yaşlarda hem de ödüller alarak tanışmış. Üniversite sonrasında önce reklamcılık sektöründe yıllanmış ama sonra kalbinin seslendirme sanatlarında daha kuvvetli çarptığına karar vermiş. Kurumsal işlerinin yanı sıra, Hannah Montana’nın kendisi, Smallville’in Chloe Sullivan’ı, Mickey’nin kulüp evi’nin Minnie’si, Lolita’nın bizatihi kendisi, X-Men’in Kitty’si olmuş. Benim özellikle favorilerim arasında yer alan animasyonlardan Avatar Son Hava Bükücü’de de yer almış ve Korra Efsanesi’nin Korra’sı da olmuş. Elbette bu liste 17 yıllık dile kolay bir kariyerin sonucu olarak yüzlerce başka karakter ve sinema ve dizilerin yüzleriyle uzayarak devam ediyor.

Aysun Topar’ın sesi ile can verdiği karakterler arasında kimler yok ki!

Aysun Topar’ın sesi ile can verdiği karakterlere birkaç örnek

Şimdi Aysun Topar’ın uzman rehberliğinde ekran arkasında gölgelenmiş bu dünyanın en dar dehlizlerine dahi ışık tutan bir yolcuğa çıkalım…

* * *

Yeşil Gazete: Hoş geldiniz. İlk oyunculuk deneyiminizden başlayarak sizi mikrofon oyunculuğuna ulaştıran serüven nasıl gelişti?

Aysun Topar: Merhaba! Üniversiteye kadar çeşitli okul oyunlarında oynadım, hatta performanslarım nedeniyle zaman zaman ödüller de aldım, ancak ben kendimi oyuncu olarak görmüyorum, yoksa yıllarını bu mesleğe vermiş arkadaşlarıma ayıp etmiş olurum. Ben Marmara Üniversitesi Halkla İlişkiler-Reklamcılık ve Tanıtım bölümünden mezun oldum, 5 yıl kadar reklamcılık yaptıktan sonra, reklamcılığın severek yapabileceğim en iyi ikinci iş olduğuna karar verip zaten hep aklımda olan ama nereden başlayacağımı bilemediğim seslendirmenin peşine düştüm. İnsan, eğer yapabiliyorsa, hayatında hep sevdiği işi yapmalıdır. Çok yorulabilirsin ama asla usanmazsın. Seslendirme stüdyosuna gitmeye başladığımda, yeni iş arkadaşlarım gayet iyi kazandığım reklamcılığı bıraktığım için bana deli gözüyle baktı. Aldırmadım… Çok değerli ustaları izledim, dinledim sürekli. Bizim işimiz en güzel usta-çırak ilişkisiyle öğrenilir, öğrenme süreciyse ciddi sabır gerektirir.

6 ayın sonunda küçük roller konuşmaya başlamıştım, orta halli rolleri ancak 1 yılın sonunda konuşmaya başladım, benden deneyimli arkadaşlar sonraları benim için “Aysun bu işi çabuk kavradı” demişlerdir. Düşün yani, o kadar sebat etmen gereken bir iştir seslendirme. O gün bu gündür, orijinal film dublajı yapıyorum, reklam ve tanıtım filmleri seslendiriyorum çoğunlukla. 18 yıl oldu sanırım.

Aysun Topar

Foto: Beyaz Perde.com

 

YG: Seslendirme sanatçılarını bateristlere benzetiyorum. Gözünüzle bir yandan canlandırdığınız karakterin beden dili ve dudak takibini yaparken bir yandan da önünüzdeki metnin Türkçe akışını kurguluyorsunuz. Kulakla yabancı bir dildeki entonasyonu anlamaya çalışırken, Türkçe metnin uyumunu da kontrol ediyorsunuz. Tüm bunları eşzamanlı yaparken çok da az bir prodüksiyon zamanınız var. Allah aşkına tüm bunları nasıl yapıyorsunuz?

Topar: Yıllar önce otomobil kullanmayla ilgili sıkıntımı ve çekincemi Bedia Abla’yla (Bedia Ener Öztep) paylaşmıştım. Öyle ya, aynı anda hem direksiyona hakim olacaksın, hem dikiz aynasını ve yan aynaları kontrol edeceksin, tabii hep önüne de bakacaksın, elinle vitesi ayarlayıp, ayağınla şaşırmadan gaza frene basacaksın, trafik kurallarına uyacaksın, yayalara dikkat edeceksin, nasıl olacaktı bu? Bana “Aysun’cuğum olur mu öyle şey? Sen dublaj yapabiliyorsun, tabii ki otomobil kullanabilirsin!”, demişti.

Seslendirme yaparken algılarının açık, tekniğinin sağlam olması gerekiyor. Konsantrasyonunun tam olması gerekiyor. Tabii bir de kabiliyet olmazsa olmaz…

İngilizce bilmem, orijinali kulaklıktan takip etmemde kolaylık sağlıyor. Çevirinin iyi olması da bir gereklilik. Kötü çeviri performansı ciddi oranda etkiler, sinirin bozulur, çeviri uzun mu gelecek, kısa mı kaygısıyla hiç takılmayacağın yerde takılırsın, tekrar tekrar kayıt olur, bir de çeviri hataları vardır ki, o apayrı bir konu. Fark etmeyip söylersen bir de dublajcının hatası gibi durur, oysa bu, dublajcının sorumluluğu değil. Özellikle son dönemde iyi çeviriyi mumla arar hale geldik.

Konuyu çok dağıtmayayım, sorunun cevabı: Stüdyoda izleye izleye, dinleye dinleye, tekstten takip ede ede bir süre sonra otomatik olarak bir pratik oluşuyor. Teknik kazanıyorsun, sonra da zaman içinde bir bakmışsın bir tarzın var. Kendi adıma; ben oyuncunun oyunu kadar konuşmayı hedeflerim, ne biraz altında ne biraz üstünde. Yoksa rol bir tarafa gider, sesin başka tarafa… O yüzden de her rolü karşılayacak ses kıvraklığına sahip olmalısın.

 

YG: Haftada kaç gün, günde kaç saat kayıtta kalıyorsunuz? 1 saatlik bir yapımın seslendirmesi bir profesyonel için ne kadar sürer?

Topar: Bu sorunun tek bir cevabı yok . Bazen tek stüdyoda sabahtan akşama kadar işim olabiliyor, bazen aynı gün içinde birden çok stüdyoda çalışabiliyorum, bazen de 1 saatte işim bitiyor. Çalışma programımız, seanslarımız genellikle 1 gün önceden belirlenir, bu yüzden kişisel işlerimle ilgili, mesela 1 hafta önceden; bir yere randevu almam, arkadaşlarıma buluşma sözü vermem ya da kış aylarında yaz tatilimi organize etmem çok zor…

Bir saatlik bir belgeseli sürekli konuştuğumu düşünecek olursak ve iyi bir çeviriyse, kaydı bir buçuk saatte alabilirim. Ama bu bir vizyon filmiyse daha uzun zamana yayılır. Şunu belirtmek isterim ki, hızlı kayıt almak, takılmadan konuşmak yönetmenin işini kolaylaştırır, seslendirmene avantaj sağlar ama asla profesyonelliğin belirleyici kriteri değildir. Teknik, disiplin, senkron, oyunu kavrama ve oyun vermenin yanı sıra elbette rejiyle iletişimin de tam olması gerekir.

 

“Oyuncular Sendikası’nın istikrarlı çalışmaları var.”

YG: Çok meşakkatli bir meslek icra ediyorsunuz. Sosyal güvence, çalışma şartları ve sektörün dinamikleri açısından değerlendirmeleriniz neler olur?

Topar: Çok güzel bir soru… Teşekkür ederim! Şu anki uygulamada bir bütünlük yok. Çoğumuz serbest meslek erbabı olarak çalıştırılıyoruz. Dolayısıyla, sosyal güvencemizi de kendimiz oluşturmak durumundayız. Ancak Oyuncular Sendikası’nın, tüm oyuncular gibi, mikrofon oyuncularının da çalışma ve sosyal güvence şartları ve telif alımlarını düzenlemek adına, istikrarlı çalışmaları var. Yani önümüzdeki dönemde soruya bambaşka bir cevap verebilirim…

Topar, Hannah Montana’ya da sesi ile hayat veriyor

YG: Bu dileğinize, sahne önü ve arkasıyla tüm sanat camiası emekçilerini kapsayacak şekilde katılalım ve bir sonraki sorumuza geçelim: Seslendirme sanatçılarımız arasında en başarılı bulduklarınız hangileridir?

Topar: Klasik bir cevap olacak ama birini söyleyip diğerini unutursam hatırı kalır, üstelik hemen hepsi de arkadaşım, ağabeyim, ablam. Onlar kendilerini bilir diyeyim en iyisi…

 

Doğaldan şaşmayın!

YG: Peki o zaman biraz da foniatri ve bedensel kondisyon detaylarına geçelim. Bir dublaj sanatçısı, sesinin sıhhati ve zihinsel odaklanma performansını nasıl korumalı? Antrene kalması, belli teknik ya da sağlık kontrollerinden geçmesi gerekir mi?

Topar: Bol bol çok soğuk olmayan, tercihe göre ılık sıvılar tüketmek, düzenli ve kaliteli uyku ve tabii ki sigara içmemek sesin korunması açısından çok önemli. Üst solunum yolu enfeksiyonları, nezle, ses tellerinde ödem de korkulu rüyalarımızdır. Boğazın ağrırken seslendirme yapmak oldukça sıkıntılı bir iştir. Rol gereği bir anda çığlık atmak zorunda kalabilirsin ya da bağırarak kavga etmek… Ve bu, o günkü şansına(!) bağlı olarak, çok ama çok uzun süren bir sahne olabilir, ne yazık ki… O yüzden, mümkün olduğunca, özellikle kış aylarında, vitamin takviyesi yapmak, bal, tarçın, limon, zencefil, zerdeçal gibi doğal destekleri evden eksik etmemek gerekir.

 

“Kısa zamanda para kazanmayı düşünmeyin!”

YG: Yeşil Gazete olarak, “ne varsa doğada var” söyleminizin altını bir kere de biz çizelim! Peki, sağlığımıza dikkat ediyoruz. Yeteneğimiz de var. Sektöre girmeye hazır mıyız? Meslektaşınız olmak isteyenlere neler önerirsiniz?

Topar: Öncelikle, dublaj yarı zamanlı bir iş değildir! Bu bilinmeli. Sektör başarınız oranında ya da tercih edildiğiniz oranda sizi içine alır. Bu haftada 2 saat de olabilir, günde 6 saat de… Diksiyonunuz düzgün olmalı, Türkçe dilbilgisine hâkim olmalısınız. Dil, damak, dudak ve çene yapısında bozukluğu olanlar ya da konuşma bozukluğu olanlar, ne yazık ki, bu işi yapamaz. Daha önce bir şekilde oyunculuk yapmış olmaksa, işimizin mantığını iyice kavramak açısından çok önemlidir…

Şimdi sektöre girmek isteyenler bizim kadar şanslı değil… Çünkü gelişen teknolojiyle stüdyoya artık hep birlikte girilmiyor, dolayısıyla daha önce bahsettiğim usta-çırak ilişkisinden çok büyük oranda yoksun olacaklar. Bu nedenle, stüdyolarda uygulamalı çalışma veren kurslara yazılabilir, çalışma gruplarına katılabilirler. Ancak, lütfen, iş garantisi verip umut tacirliği yaparken fahiş fiyatlar isteyen firmalara şüpheyle bakın! Sonuçta, bu bir kabiliyet işidir, mikrofon önü er meydanıdır, o anda yapıp yapamayacağınızı ayna gibi yansıtır size. Kimse kimseye sürekli iş garantisi sağlayamaz. Bunu da bilin, sonra hayal kırıklığına uğramayın! Paranız da yanmasın…

Emekli oldum artık bol vaktim var deyip de seslendirme macerasına atılmayın… Önerim, bu işe gençken başlanması. Unutmayın, zaten orta yaşta bu işi yapmakta olan pek çok profesyonel var. Sıranın size gelmesi için, çok beklemeniz ve “oldukça sabırlı” olmanız gerekebilir!

Bu işten kısa zamanda çok kazanç elde etmeyi düşünmeyin! Hatta kısa zamanda, para kazanmayı bile düşünmeyin!!! Daha çok kendinize bir yatırım yaptığınızı düşünün… Çünkü bir stüdyoya gitmeye başladığınızda hemen kayda girmeyebilirsiniz, stüdyo çalışma koşullarına göre, sizin uzunca bir süre izlemenizi, dinlemenizi isteyebilirler.

 

“Mel Gibson’a Dublaj Yapmak İsterdim!”

YG: Son sorumuz biraz daha eğlenceli olsun: Siz en çok hangi oyuncu ya da karakteri seslendirmek isterdiniz? Yabancı dildeki bir yapımda oyuncu olsanız, sizin Türkçe dublajınızı hangi meslektaşınızın yapmasını isterdiniz?

Topar: Ben de “eğlenceli” bir cevap vereyim… Bugüne kadar sayısız karakter seslendirmişimdir. Pek çoğu çok başarılı oyuncular ve harika karakterlerdi. Hepsinden ayrı keyif aldım. Yine de, mümkün olsaydı, mesela bütün fimlerinde Mel Gibson’a dublaj yapabilmeyi isterdim. Anthony Hopkins’e, Jim Carrey’e, Al Pacino’ya ya da Hugh Jackman’a…

Gerçekçi cevabıma gelince: Sesle ilgili değişik projelerde yer almak, hatta “ilk olmak” beni her zaman mutlu etmiştir. Mesela, İstanbul’da türünün ilki olan bir oyun eğlence şehrinde, ben kurumsal karakterlerinden birinin sesi oldum. Önümüzdeki günlerde vizyona girecek ilk Küba yapımı animasyonda, dublaj yaptım. Yabancı oyunculardan oluşan bir tiyatro için yapılan Türkçe seslendirmede rol aldım. Yabancı oyuncu sahnede oynuyor ama Türkçe benim sesim duyuluyordu. Bu da, ilk kez uygulanan bir projeydi. Türkiye’ye ilk kez gelen canlı Disney Show’ları için de, onaylı sesi olduğum için, Minnie Fare’yi seslendirdim. Minnie Fare’nin Türkiye’de satışa çıkan konuşan ve şarkı söyleyen bebeğin içindeki sesler de bana ait. Bilgisayar oyunları da yeni yeni Türkçe seslendirilirken katkım olmuştur. Böyle değişik projelerin daha çok karşıma çıkmasını isterdim. Yabancı dilde kendimi oynasaydım, beni yine kendimin seslendirmesini isterdim.

 

YG: Nefesinize sağlık diyelim ve başarılarınızın daha nice seneler devamını dileyelim.

Topar: Ben teşekkür ederim.

 

Yazımızı sonlandırırken, “Aysun Topar” ve görece yeni ama çok önemli bir girişim olan “Oyuncular Sendikası” hakkında daha fazla detaya ulaşabilmeniz için linklerimizi paylaşalım. Aysun Topar’ın kişisel web sayfası www.aysuntopar.com da pek yakında hizmete girecekmiş. Bu bilgiyi de aktarmış olalım.

 

Sanatla ve barışla kalın!

 

Kategori: Hafta Sonu