Ankara'nın iklim gündemiEditörün Seçtikleriİklim KriziManşetRöportaj

[Ankara’nın iklim gündemi-2] DEVA Partisi: Türkiye’nin en önemli iklim ve çevre sorunu rant ve umursamazlık

0

Röportaj: Hilal KÖYLÜ 

*

AKP iktidarının iklim değişikliği ve beraberinde gelen çevre sorunları için yeterince mücadele etmediğini düşünen muhalefet partileri, yeni eylem planlarıyla halkın karşısına çıkıyor. O partilerden biri de AKP’den kopan Ali Babacan liderliğinde kurulan DEVA Partisi. DEVA Partisi Doğa Hakları ve Çevre Politikaları Başkanı Evrim Rızvanoğlu. kamuoyuna yakında açıklayacakları “Çevre ve İklim Değişikliği Eylem Planı”nın ana hatlarını ve hedeflerini Yeşil Gazete’ye verdiği röportajda açıkladı.

Rızvanoğlu; iktidara geldiklerinde Paris İklim Anlaşması’nı bütünüyle uygulamaya geçireceklerini, enerji açığı yaratmadan kömürden çıkacaklarını, “ulusal güvenlik sorunu” olarak gördükleri iklim değişikliği ile mücadelede bilim insanları ve çevre aktivistleriyle birlikte çalışacaklarını söylüyor.

‘Kaybedecek vaktimiz yok’

Hilal Köylü: Türkiye’nin en önemli iklim ve çevre sorunu sizce nedir, çözümleriniz neler? 

Evrim Rızvanoğlu: Türkiye’nin en önemli iklim ve çevre sorunu rant. Ne yazık ki rant, iklim ve çevrenin karşısındaki en büyük tehdit. Orman yangınlarından, zeytin ağaçlarına, müsilajdan, termik santrallere kadar her konuda bu sorunu görüyoruz.

İkinci önemli sorun da umursamazlık. Sanki iklim ve çevre konuları önemsizmiş gibi bir bakış açışı var. İklim ve çevre konularının ne kadar önemli olduğunu, insanların bu sorunlardan dolayı öldüğünü, sağlık sistemimizin milyonlar harcadığını, bazı doğal güzelliklerimizin bir daha geri gelmemek üzere yok olduğunu göz ardı ederek “ileriki bir tarihte nasılsa bu işler çözülür” diye düşünen bir bakış açısı.

Oysa ki iklim krizi günümüzün çok önemli sorunlarından biri. ‘Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli Raporu’na göre Akdeniz havzasındaki ülkemiz bu krizden en çok etkilenecek ülkeler arasında yer alıyor.

İklim kriziyle beraber ayrıca fosil yakıtlardan dolayı meydana gelen hava kirliliği, denizlerimizin ve toprağın kirletilmesi, yanlış su yönetimi, atıkların ayrıştırılmadan ve yeterince geri kazanılmadan sokağa atılması, her yıl yanan binlerce hektarlık ormanlarımız da en büyük çevre sorunları arasında.

Biz, hem gelişmiş ülkelerin refah seviyesine ulaşmak için atılım yapmak istiyoruz hem de gelişmiş ülkelerin iklim ve doğa alanlarındaki sorumlu politikalarını benimsiyoruz. İktidara geldiğimizde ‘Çevre ve İklim Değişikliği’ eylem planımızı uygulayacağız. İklim ve doğa konularında kaybedecek vaktimiz yok.

‘Çevre ve şehircilik bakanlıklarını ayıracağız’

İktidara gelmeniz halinde, ilk 100 gün için çevre ve iklim alanında hangi politikaları hayata geçirmenin sözünü veriyorsunuz?

Çevre ve iklim konuları maalesef popülist siyaset için arkasında hiçbir çalışma olmadan, rahatça söz verilebilen bir alan. Bu, gerçekten çok üzücü.

“Çevre ve İklim Değişikliği Eylem Planımızı” önümüzdeki aylarda açıklayacağız. Şunu söyleyebilirim ki tüm eylem planımız Avrupa Birliği standartlarına uyum çerçevesinde hazırlandı.

Her alanda detaylı çalışmalar yaptık; gerek bakanlığın yapısı, gerekse bütçeleme konularına kadar her türlü detayı analiz ettik. Bütüncül bir bakış açısı ile sorunlara yaklaştık ve çözümleri de yine aynı şekilde bulduk.

Çok basit bir örnek vermek gerekirse mesela mevcut bakanlığın adı her ne kadar Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı olarak değiştirilmiş olsa da bizler Çevre ve Şehircilik alanlarının birbirinden çok farklı uzmanlıklar olduğuna ve farklı ele alınması gerektiğine inanan bir partiyiz. Çevre ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın münferit olması, sadece çevre konularına odaklanan ve Avrupa Birliği standartlarına göre kurallar ve politikalar oluşturan, denetime önem veren bir bakanlık olmasını hedeflemekteyiz.

Paris’e tam uyum sözü

İmzalanan Paris İklim Anlaşması’nı tam anlamıyla hayata geçirecek misiniz?

Paris İklim Anlaşması’nı hayata geçirmek bizim gelecek nesillere verdiğimiz bir söz. Bu söz “ama”sız “fakat”sız bir söz. Partimiz bu anlaşmanın imzalanması ve gerekenin yapılması konusunda kamuoyu oluşmasında çok uğraş verdi.

Paris Anlaşması’nı iklim politikalarımızın merkezinde yer alan bir yapı taşı olarak görüyoruz. İklim değişikliğine uyum ve iklim değişikliğinin etkilerini azaltmaya yönelik yaklaşımımızı Paris Anlaşması’nın kurduğu temeller etrafında şekillendiriyoruz ve anlaşma kapsamında belirtilen raporlamalar dahil olmak üzere tam olarak uygulanacağının taahhüdünü veriyoruz.

Kömürden çıkışta Almanya modeli

Avrupa ülkeleri birer birer kömürü terk ediyor, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? İktidara gelmeniz halinde kömürlü termik santralleri kapatacak ve kömürden çıkacak mısınız? Belli bir tarih ve geçiş yönteminiz var mı? Doğal gaz bağımlılığını sona erdirecek bir temiz enerji projeksiyonu oluşturdunuz mu?

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin birçoğunun kömürden çıkış için adım attığı bir çağda, ülkemizin hala kömüre dayalı bir ekonomi içerisinde olmasını bizim kesinlikle kabul etmediğimizi ve gerçekçi bir plan ile kömürden çıkmak için çalıştığımızın altını çizmek isteriz.

Geçtiğimiz yıl itibariyle, toplam 324 termik santralin yarısı ya kapatıldı ya da 2030 yılına kadar emekliye ayrılacak. Ülkemize baktığımızda, Paris İklim Anlaşması’nın TBMM’de onaylanmasını takiben çalışılmaya başlanan 2053 emisyon hedeflerinden ve geçtiğimiz aylarda toplanan İklim Şurası’ndan maalesef kömürden çıkışa dair somut bir hedef veya planın ortaya konulmadığını görüyoruz.

DEVA Partisi, Türkiye‘de enerji açığı yaratmadan kömürden çıkışı hedefleyen bir anlayışa sahip. Bu bağlamda ülkemizin kömürden çıkış stratejisini oluşturarak, yıllar içerisinde kademeli olarak termik santrallerimizin yerine güneş ve rüzgâr başta olmak üzere, depolama teknolojilerini de içeren, yenilenebilir enerji santrallerinin kurulumunu hızlandıracağız. Burada yeni istihdam modelleri ve adil geçiş en çok önemsediğimiz konuların başında geliyor. Bu stratejinin oluşturulmasında özellikle AB ülkelerinden elektrik üretim profili ülkemize benzeyen ülkelerin uygulamalarını örnek alıyoruz.

Almanya’nın 2030 yılına kadar tamamen kömürden çıkacağı yol planının ülkemiz için de kullanılabilecek bir plan olduğunu düşünmekteyiz. Ayrıca ülkemiz STK’larının bu konu üzerine yapmış olduğu çalışmaları da ekip olarak çok önemsiyor ve detaylı analiz ediyoruz. İlgili STK’larla bir araya gelip yol planımız üzerine fikir alışverişi yapıyoruz. Kömür ekonomisine dayalı illerimizin yeşil ekonomiye geçmeleri için gerekli altyapı ve teşviklerin sağlanması üzerine de bir çalışma yapıyoruz.

Paris İklim Anlaşması’nı da göz önünde bulundurarak, fosil yakıtların azaltılması için kömürden kademeli çıkış planına paralel olarak enerji arz güvenliğinin sağlanması ve ekonomik aktivitenin devamı için kesintisiz elektrik üretiminin devam etmesi şart.

Nükleer enerjiyle ilgili partinizin tavrı nedir? Temiz enerji olduğunu düşünüyor musunuz? Akkuyu Nükleer Santrali’nin inşasına devam edecek misiniz?

Bu konu hakkında istişarelerimiz devam ediyor. Şimdilik bilgiye ve araştırmaya dayalı net politikalarımızı oluşturmadan bu soruya cevap vermeyelim.

‘İklim değişikliğine karşı gerekli mücadele verilmiyor, endişemiz derin’

Avrupa, Yeşil Mutabakat ile net sıfır karbon emisyonunu hedefini 2050 olarak belirledi; enerji sektörünün karbondan arındırılması, çevre dostu teknolojilere yatırım yapılması, üretimde inovasyonun teşvik edilmesi, kaynak kullanımına bağlılığının sona ermesi için çalışacak. Avrupa’nın bir parçası olan Türkiye, bu alanlarda nasıl bir performans gösteriyor, siz olsanız neyi değiştirir, nasıl yaparsınız? Hali hazırdaki iktidarı mutabakata uyması için nasıl, hangi araçlarla zorlamayı ve/veya teşvik etmeyi düşünüyorsunuz?

Bu sorunuza bağımsız bir rapordan istatistikler ile cevap vereceğim. Türkiye, her yıl yayımlanan İklim Değişikliği Performans Endeksi’nin 2022 versiyonunda 50.53’lük puanı ile “düşük” performanslı ülkeler arasında yer aldı. Endeks, Avrupa Birliği dahil olmak üzere 60 ülkeyi değerlendirerek küresel emisyonların %92’sini kapsıyor; yani oldukça kapsamlı bir analiz. İlginç bir şekilde, endeks ilk üç sırada hiçbir ülkeye yer vermiyor! Sebep olarak, ilk üç sıraya denk gelen “çok yüksek” seviye performansı hak edecek bir ülkenin bulunmaması belirtiliyor. Dünya olarak ihtiyacımız olan bakış açısı tam da bu! Boş sıralamalar dahil edildiğinde, Türkiye 64 sıra içinde 41. ülke olarak “düşük” performanslı sınıfına alınıyor.

Endeks kategorilerine göre Türkiye’nin performansı; sera gazı salımında “düşük”, yenilebilir enerji kullanımında “yüksek” enerji tüketiminde “çok düşük” ve iklim politikalarında da “çok düşük” ülkeler arasında belirtiliyor. Böylesine uluslararası bir raporda iklim politikaları kategorisi dahil olmak üzere “çok düşük” performanslı ülkeler arasında yer almamızı, varoluşsal bir tehdide karşı gereken mücadelenin verilmediğinin kanıtı olarak görüyor; dolayısıyla derin bir endişe duyuyoruz.

‘İklim değişikliği ulusal güvenlik sorunu’

Biz DEVA Partisi politikalarını iklim değişikliğini hesaba katarak oluşturduk ve DEVA Partisi iktidarında ülkemizi iklim değişikliği ile mücadeleyi merkeze alarak yöneteceğiz; çünkü bunu aynı zamanda bir ulusal güvenlik sorunu olarak görüyoruz. Dolayısıyla, öncelikle çevremize rant gözlükleriyle bakan iktidardaki zihniyetin değişmesi gerektiğini düşünüyoruz.

İklim değişikliği ile mücadelede siyasi irade başta gelir. Genel Başkanımız Sayın Ali Babacan, 2010’lu yıllarda Birleşmiş Milletler Eski Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un dünyanın farklı yerlerinden göreve getirdiği 20 kişiden biri ve Türkiye’den tek kişi olarak “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları“nın temelini atan çalışmaya imza attı. Bu nedenle gönülden söyleyebiliyorum ki bu siyasi irade Ali Bey başta olmak üzere partimizin kılcal damarlarında akıyor.

Şu anki iktidarın, Yeşil Mutabakat ve net sıfır geleceği doğrultusunda kendisini konumlandırmamasının, kendilerine ve ülkemize son derece ciddi sonuçları olacaktır. Somut örnek vermek gerekirse Yeşil Mutabakat kapsamında önümüzdeki yıllarda devreye girecek olan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, doğrudan ihracatçımızı ve ülkemizin finansallarını etkileyecek.

Net sıfır konusunda ise enerji güvenliğinin ve fosil yakıtların ne kadar ciddi sonuçlara yol açabileceğinin belki de en iyi örneklerinden birini bu yıl canlı olarak yaşıyoruz. Bu gerçekleri dile getirerek, ülkemizin çıkarlarının ancak iklim değişikliği ile etkin mücadele verilerek korunabileceğini örnekleri ve kanıtları ile kamuoyuna sunarak, 2 yıldır devam eden ciddiyetimizle iletişimlerimize devam edeceğiz.

Şu bilinsin isterim ki, Türkiye’de ve yurt dışında bulunan ve bize Doğa Hakları ve Çevre Politikaları birimimize katkı sunan dürüst ve ehil kadrolarımızla ülkemizi en yakın zamanda hak ettiği çevre performansına kavuşturacağız. Bunu bilimi dinleyerek ve ortak akıl ve istişare ile başaracağız.

Nesiller arası adalet

Partinizin Doğa Hakları ve Çevre Politikaları Başkanlığı, iklim adaletinin öncelikli olarak ele alınacağını açıkladı. İklim krizinden en çok etkilenen yoksullar, kadınlar, çocuklar ve yaşlılar için ürettiğiniz ya da üreteceğiniz iklim politikaları neler?

 Ulusal ölçekte iklim değişikliğinin yoksullar, kadınlar, çocuklar ve yaşlılar olmak üzere kırılgan kesimleri en fazla etkilediği açık. Genel Başkanımız Ali Babacan’ın sürekli tekrarladığı “nesiller arası adalet” kavramı özellikle çocuklarımız için büyük önem taşımakta. Afetlerde daha fazla etkilenen yoksullar ve kadınlar; endüstriyel ve hava kirliliği gibi zayıf çevresel şartlardan daha fazla etkilenen yaşlılar da dahil olmak üzere, kırılgan kesimler için iklim adaletini sağlayacak çözümlerimiz, Çevre ve İklim Değişikliği Eylem Planımız ve Afet Yönetimi ile Şehircilik Eylem Planlarımızın desteği ile gerçekleşecek. İklim değişikliğine etkin uyum ve doğru mücadele, isabetli afet yönetimi ve çevre anlayışının entegre edildiği adil şehircilik anlayışı ile kırılgan kesimleri koruyacağız.

‘Sürdürülebilir tarım ve su politikamız hazır’

İklim değişikliğine bağlı olarak önümüzdeki dönemin en büyük sorunlarından biri yeterli gıda ve temiz suya ulaşım ve iklim göçü olacak. Bu konularda hazırlığınız var mı?

Birleşmiş Milletler, 2050’ye kadar 200 milyondan fazla insanın iklim değişikliğinin etkileri sonucu ülkeleri içinde veya ülkeler arası göç edebileceğini belirtiyor. Yanı başımızdaki savaştan ötürü gerçekleşen göçlerin ölçeği ve Avrupa başta olmak üzere dünya dinamiklerini etkilediğini düşünürsek, 200 milyon kişinin göç etmek durumunda kaldığı senaryoyu eminim hiçbir ülke yaşamak istemeyecektir.

Bir tarım ülkesi olarak tarımı tekrar ayağa kaldırmanın reçetesi hazır. Coğrafi bazda ve lokasyon özelliklerine uygun, dijital imkanların kullanıldığı ve kaynakların israfsız kullanıldığı, çiftçinin desteklendiği bir bütüncül tarım politikasıyla tarımımızın tekrar şahlanacağını düşünüyoruz. Büyük resimde iklim değişikliği ile mücadele politikamızın başarısı, tarım politikalarının başarıya ulaşmasını mümkün kılacak. Başarılı bir iklim ve tarım politikası, rekolte kaybının önüne geçip erişilebilir ve düşük maliyetli üretimi tetikleyerek yeterli gıdaya ulaşımı sağlayacak.

Temiz suya erişimin ülkemizin en ciddi sorunlarından biri olması bekleniyor. Halihazırda üçte ikisi kurak ve yarı kurak alanlardan oluşan ülkemiz, bulunduğu coğrafya özelinde bu yüzyıl içinde en yüksek su stresi yaşayacak ülkeler arasında yer alıyor. Dolayısıyla su yönetimi ve su tüketimi verimliliği konusunda çözüm odaklı adımlar atacağız.

Uyum için Yeşil AR-GE

İklim değişikliğine uyum ve iklim finansmanı için hangi araçları kullanmayı, ne yapmayı planlıyorsunuz?

İklim değişikliğine uyuma yönelik bölgesel incelemelere ve çalışmalara önem veriyoruz çünkü Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde iklim değişikliğinin etkileri çok farklı. Bölgesel çalışmaların yanı sıra ulusal bir uyum planı geliştirilmesi gerektiğini de düşünüyoruz. Bu planları hazırlarken sivil toplum kuruluşları ile istişare içerisinde olmak çok önemli ve biz bunu çok sıklıkla yapıyoruz. Öte yandan bu plan adil dönüşümü sağlamalı, şeffaf bir sürece dayanmalı ve cinsiyet eşitliğini de dikkate almalı.

Hazırladığımız politikalarda en fakir ve iklim değişikliğine en hassas bölgelere öncelik veriyoruz. Her bir bölge ve şehir için risk analizleri yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu alanda veri toplama ve bunların uzmanlarca incelenmesi çok önemli.

Elbette bütün bu süreçte gerekli olan takip ve denetim mekanizmalarının da oluşturulması gerekiyor. Bütün bu süreçler için gerekli kurumların oluşturulması ve bağımsız bir şekilde yönetilmesi gerekiyor. Kamu-özel sektör işbirliğine büyük bir görev düşüyor. Uyum politikalarının başarılı olmasında şirketlerin de çok büyük bir payı olduğunu ve hem vatandaşların hem de şirketlerin uyuma yönelik çabalarını desteklememiz gerektiğini düşünüyoruz.

İklim finansmanı konusuna gelince; iklim değişikliği ile alakalı inovasyonlara gerekli ARGE harcamaları için hem finansal hem de teknik desteği verebilmek çok önemli. Bu bağlamda şirketlere AR-GE teşvik koşullarını kolaylaştırmak istiyoruz.

Ekonomi Eylem Planımızda da belirttiğimiz üzere Kalkınma ve Yatırım Bankası’na, yeşil girişimlere ve yeşil AR-GE faaliyetlerine daha fazla ve öncelikli finansman sağlama konusunda performans kriterleri getirecek ve gerekli imkanı sağlayacağız.

Karbon piyasasını oluşturmak çok önemli. Karbon piyasasından toplanacak gelirleri de özellikle dar gelirli kesimler ve bölgeler için iklim değişikliğine yönelik harcamalarda kullanmak istiyoruz. İlaveten sigortacılık ve bankacılık sektörlerinin rolü iklim finansmanında çok önemli. Bu açıdan hükümetin de bu sektörlerle işbirliği yapması ve kredi koşullarını iklim değişikliği ile ilgili konularda kolaylaştırması gerektiğini düşünüyoruz.

Yeşil tahviller çıkarmak çok önemli. Bunun için de ekonomi politikaları başkanlığımız ile koordineli çalışıyoruz. Ayrıca finansal sektöre de yeşil yatırımlar konusunda vergi teşvikleri oluşturmak istiyoruz.

‘Yeni bir Su kanunu çıkartacağız’

 Sürdürülebilir su politikalarınızı paylaşır mısınız? 

Su yönetiminin çok karmaşık olduğu ve hemen hemen her kurumun yetkili olduğu ülkemizde, su politikalarının tek elden yönetimi çok önemli ve sürdürülebilirliği için yeni bir Su Kanunu çıkartmak şart. Söz konusu kanunla suyun havza bazında yönetilmesi, bütçelendirilmesi, izlenmesi ve denetiminin daha rasyonel ve ekonomik bir şekilde yapılmasını sağlayacağız.

Su tasarrufunu sağlayacak önlemleri dikkate almamız gerektiğini düşünüyoruz. Su tüketimini azaltan hane halkı, çiftçi ve iş dünyasına yönelik ödül mekanizmaları (düşük tarife, bedelsiz kullanım günü gibi) ile tasarrufu hedefliyoruz.

Su güvenliği önceliğimiz kapsamında olup, su kaynaklarının hem miktarının hem kalitesinin korunması için yeni düzenlemeler yapacağız. Atık su arıtması olmayan bütün belediyelerde ve organize sanayi bölgelerinde bölgenin coğrafik durumuna göre münferit veya ortak atık su arıtma tesisi yapılması sağlayacağız. Amacımız, merkezi yönetim ve belediyelerin içme suyu ve atık su projelerinde yapacağı ortaklıklarda belediyelerin proje geliştirme, finansman ve işletme kapasitesini güçlendirmek. Bu doğrultuda projelendirme, yapım ve işletme aşamaları için alternatif ortaklık modelleri (yap işlet devret) ve ödüllendirmeye dayalı mekanizmalar geliştireceğiz.

Yangınlarla mücadelede AB ile diyalog

Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz, orman yangınlarıyla boğuşuyor. Yangın çıkmadan öncesine ilişkin projeksiyonunuz var mı?

Orman Genel Müdürlüğü verilerine göre 2021 yılında tarım alanları ile birlikte yangınlardan zarar gören alan 180 bin hektara yaklaştı. Şu an orman yangınları mevsimine dört ay gibi kısa bir süre kaldı ve biz ne yazık ki hükümet tarafından yeterli hazırlıkların yapılmadığını görüyoruz.

“Havadan Erken Müdahale ve Kurtarma Milli Filo”muzun kurulması elzem. Bugüne kadar Orman Genel Müdürlüğü çıkan orman yangınlarını büyümeden söndürme şeklinde bir strateji uyguladı.  Ancak iklim değişikliğinin de etkisiyle artık müdahale edilinceye kadar yangınlar hızla büyümekte ve mega yangına dönüşmekte. Bu nedenle yangın çıkmasını engelleyecek şekilde bir strateji izlenmeli.

Orman yangınlarının söndürülmesinde yer ekipleri havadan müdahaleye göre çok daha fazla etkili. Yer ekiplerinde yer alan orman yangın işçilerinin sayısı arttırılmalı, yangın mevsimi öncesinde eğitimleri tamamlanmalı.

Ormanlarda izin verilen maden, elektrik nakil hattı, yol gibi ormancılık dışı uygulamalar orman yangınlarının artmasına yol açmakta. Bu nedenle verilen izinler sınırlandırılmalı, orman içinde yapılacak her türlü tesis için yangın risk değerlendirmesi yapılmalı.

1 Mayıs-1 Kasım olarak kabul edilen yangın mevsimi tüm yıla genişletilmeli. Yangınla mücadelede en son teknolojiler takip edilmeli ve ARGE yatırımlarında bu konu göz önünde bulundurulmalı.

Su temini sorunlu olan bölgelerde yangınlarla mücadele için su depolama göletlerinin sayısı artırılmalı. Yangın riski yoğun olan bölgelerde vatandaşlarımızın orman yangınları konusunda ivedilikle eğitim programlarına alınması gerekiyor. Afet anı ve sonrası bilgilendirme kitapçıkları acilen oluşturulmalı ve vatandaşlara dağıtılmalı. Ek olarak bu bölgelerde yangın tahliye planları oluşturulmalı. Komşularımız ve bölge ülkeleri ile yangınlarla mücadele konusunda diyalog kurulmalı ve iş birliği geliştirilmeli. Yeşil Mutabakat kapsamında orman yangınlarıyla mücadele tedbirler alan AB ile bu konuda diyalog kurulması ve bilgi alışverişinin sağlanması gerektiğini düşünüyoruz.

Ulusal akıllı kentler programı

Sürdürülebilir kentler, yerleşim yerleri, temiz enerji ve temiz hava politikalarınızı oluşturdunuz mu? Öyleyse nasıl tarif edersiniz?

Kentlerimizin yaşanabilir, refah seviyesi yüksek, temiz, huzurlu, güvenli, üretken, verimli, sürdürülebilir, tarihi ve kültürel değerleri korunan, dirençli, teknolojik ve çağdaş kentler olmasını hedefliyoruz.

Yerel yönetimlerin özellikle altyapı ve imar planları için rehber olacak nitelikte uzun vadeli yatırım ve kalkınma stratejik planlarını oluşturacağız. İmar planlarına aykırı yapılaşmaya ve kentleşmeye kesinlikle izin vermeyeceğiz. İmar ve çevre mevzuatına aykırılıklara uygulanan cezaları arttıracağız.

Geniş yolları, engelli dostu kaldırımları ve geçitleri, parkları, anlaşılır yönlendirme işaretleri, yayaya, bisiklet kullanımına ve toplu taşımaya öncelik veren caddeleri ile insanı merkeze alan her türlü düzenlemenin yerel yönetimlerce gerçekleştirilmesini sağlayacağız.

Belediyelerin yönetişim kapasitesini desteklemek, akıllı kent yatırımlarının finansmanını kolaylaştırmak ve akıllı kent çözümleri üreten bir ekosistem oluşturabilmek amacıyla, Ulusal Akıllı Kentler Programı’nı tasarlayıp uygulayacağız.

Binalarda enerji verimliliği ve Enerji Kimlik Belgesi düzenlemeleri ile çevre dostu inşaat süreçlerinin ve yöntemlerinin geliştirilmesi için çaba sarf edeceğiz. Bu çerçevede, çevreye duyarlı malzemelerin kullanımını teşvik edecek, yeşil çatı uygulamalarını, enerji verimliliğini esas alan ve çevreyi kirletmeyen çalışmaları destekleyeceğiz.

Kaliteli su yönetim anlayışını güvence altına alacak, su kaynaklarını koruyacak ve içme suyu havzalarında suyu kirletecek hiçbir yapıya izin vermeyeceğiz. Büyük kentlerde atık su arıtma merkezlerinde, yeni teknolojileri kullanarak doğrudan kullanılabilir nitelikte su çıktısı üreten sistemleri kullanmaya başlayacağız.

Kentlerde yayaların daha rahat ve güvenli şekilde yürümesini, bisiklet kullanabilmesini sağlayacak çözümler geliştireceğiz. Çevre dostu elektrikli araçların kullanımını desteklemek amacıyla araç şarj istasyonlarının ülke genelinde yaygınlaşmasını destekleyeceğiz.

‘Bilim insanları ve aktivistlerle çalışmanın önemine inanıyoruz’

Çevre, iklim ve doğa politikalarınızı hayata geçirirken, bilim insanları, uzmanlar, çevre aktivistleriyle birlikte çalışacak mısınız?

Çevre, iklim ve doğaya yapılacak en büyük ihanet; içi boş popülist söylemler. Biz DEVA Partisi olarak ortak akıl ve istişarenin domino taşının sivil toplum örgütleri olduğunu düşünüyoruz. Sadece son dokuz ayda 35 STK ile görüş alışverişinde bulunduk. Bu STK’ların ilgilendikleri konular üzerinde yıllarca çalıştıklarını biliyoruz. Bizim görevimiz bu çalışmaları politikalara dönüştürmek. Ekibimizde Türkiye, İngiltere, Fransa, İspanya, Kanada ve Belçika’da çalışan uluslararası düzeyde uzmanlarımız var. Herhangi bir konuda görüş açıklamadan önce o konu hakkında yayınlanan bilimsel makaleleri tarayan bir ekibimiz mevcut.

Açıkladığımız politikaların finansal maliyetini ve fizibilitesini gözden geçiren bir uzmanlar ekibimiz de var. Partimiz liyakate, bilime ve uzmanlığa inanıyor. Çevre, iklim ve doğada güvenilirliği sürdürmemiz için bilim insanları, uzmanlar, çevre aktivistleri ile ortak çalışmamız gerektiğinin bilincindeyiz ve onlarla birlikte çalışıyoruz.

‘Sokakta yaşayan hayvanlar için kısırlaştırma ve koruma, yasak türler için sahiplendirme’   

Hayvan Hakları Yasası çıktı, ancak kadük kaldı. “Yasaklı ırk” kapsamına alınan çok sayıda hayvan, ömürlerinin sonuna kadar dar bir kafeste yaşamaya mahkûm edildi. Sokakta yaşayan hayvanlara yönelik şiddet arttı, belediye barınaklarından her gün bir katliam haberi alınıyor. Yasaklı ırk olarak tarif edilen hayvanların rehabilite edilip yeniden sahiplendirilmesi, hayvan cinayetlerinde ya da kötü muamele durumlarında cezaların ağırlaştırılması, barınaklarda gönüllüler ve sivil toplumla birlikte çalışılması gibi yasayı reforme edecek bir planınız/yol haritanız var mı?

Ülkemizde hem sokakta yaşayan hayvanlar hem de evlerde beslenen hayvanlar bakımından düzenlemelerin yetersiz olduğunu düşünüyoruz. Sokaklarda yaşayan canlılara ilişkin olarak çip sistemi ve mahalle muhtarlarına sorumluluk verilerek online takip edilebileceği bir sistem projemiz var. Bu proje ile evine hayvan alamayan çocuklar ve aileler sokaklardaki canları isimlendirip onlara sahip çıkabilecek hem hayvan sevgisi artan nesiler yetişecek hem de canlar takip altında korunacak.

Yaptırımlar konusunda daha somut adımlar atacağız ve cezaların daha caydırıcı hale getirilmesi ve infaz sırasında bu cezaların uygulanması konularının takipçisi olacağız. Geçici bakım evi olarak adlandırılan barınaklara sivil toplumun erişimini artıracağız. İki haftada bir çevre konusunda sivil toplum kuruluşları ve gönüllüler ile bir araya geliyoruz. Bunların arasında hayvan gönüllüleri de var ve barınaklara erişimde yaşadıkları sorunları dinledik ve çözüm üretmek adına hem erişimlerini kolaylaştıracak hem de kamera sistemi ile daha güvenli alanlar yaratacağız. Tabii sokaklarda özellikle köpeklerin saldırısına uğrayan vatandaşlarımız ve özellikle ciddi zarar gören çocuklarımız olduğunun farkındayız. Veteriner istihdamının kamuda artırılmasını da kapsayan bir çözüm paketi ve teşviklerle kısırlaştırma ile hem insan hem de canlılar için uygun olmayan sokaktaki yüksek sayıdaki hayvan popülasyonunu azaltacağız.

Yasaklı ırklar konusunda da bunların merdiven altı üretimleri ile ciddi bir mücadelenin şart olduğunu düşünüyoruz. İktidara geldiğimizde barınaklarda bulunan bu ırkların rehabilitasyonu ve sahiplendirilmesi için sistemler kuracağız. Sadece bu ırklar değil geçici barınma evlerinde bulunan hayvanların tamamı için sahiplendirme çalışmalarını artıracağız. Ayrıca hayvan sahibi olmak isteyenlere denetim, eğitim gibi programlar ile sokağa terk etme gibi sorunların da önüne geçmek için çalışacağız. Hali hazırda terkin takibi pek yapılmıyor ve bu da sokak hayvanı sayısının ciddi şekilde artmasına yol açıyor. Kısırlaştırma ve terklerin önüne geçilme olmadan bu sorunun çözülmesi mümkün değil.

‘Yurt dışından atık gelmesini yasaklayacağız’

Çöp ithalatını sürdürecek misiniz?

Sürdürülebilir üretim ve tüketim kuralları içinde üretimin her aşamasında girdi kayıplarının önlenmesi ve tasarrufun sağlanması, son kullanıcıya ulaşan ürünün atıklarının (ambalaj atıkları dahil) bertarafında “yaşam boyu yönetim” anlayışı gerçekleştirilerek, her kademedeki üretici-tüketici sorumluklarını belirleyeceğiz.

Bu çerçevede, atıkların geri dönüşümünü hızlı bir şekilde artırarak hem çevreyi hem de ekonomiyi destekleyeceğiz. Özellikle başta plastik atıklar olmak üzere yurtdışından gelen atıkların bir takvime bağlanarak sektör paydaşları ile istişare edilerek yasaklanmasını sağlayacağız.

Kendi atıklarımızın değerlendirilmemesi ülkemiz için bir milli servet kaybı. Ülkemizde üretilen atıkların geri dönüşüm oranını hızlı bir şekilde artırarak ithalatın önüne geçmiş olacağız. Bildiğiniz gibi, mevcut iktidar plastik atıkların ithalatı ile alakalı önce yasaklama kararı getirdi, daha sonra da U dönüşü yaparak kararından vazgeçmiş oldu. Biz DEVA Partisi olarak, mağduriyetlerin önüne geçebilmek için önemli kararların zamana yayılarak ortak akıl ve istişare ile alınması gerektiğini düşünüyoruz.

‘Kanal İstanbul ısrarı anlaşılamaz’

Kanal İstanbul ile ilgili partinizin tavrı nedir?

Çevresel felaket riski, kanal inşasının iklim değişikliğine muhtemel etkileri, yeni şehirleşme ile yapılacak tahribatlar, yok olacak arkeolojik alanlar, dış politika ve güvenlik risklerine rağmen iktidarın Kanal İstanbul Projesinde ısrarcı olması anlaşılamaz.

Kanal İstanbul Projesi’ni ülkemizi çeşitli noktalarda felakete sürükleyecek bir proje olarak görüyoruz. Proje hayata geçerse; Marmara Denizi’nin tamamen oksijensiz kalması, canlı fay hatlarının bulunduğu bölgede nüfus yoğunlaşmasına neden olarak deprem ve tsunami risklerinin artması ana gündem maddelerimiz olacak.

Projenin 20 -60 milyar dolar arasında maliyeti olacağı tahmin ediliyor. Bu kaynağın, İstanbul’un olası bir depreme hazır hale getirilmesi, iklim değişikliğine uyumlu ve yaşanabilir bir şehre dönüştürülmesi gibi öncelikli sorunlar için harcanması yerine bu projeye ayrılması kabul edilebilir değil.

Kanal İstanbul projesine DEVA Partisi olarak Nisan 2021 tarihinde İstanbul Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne itiraz dilekçemizi vermiştik ve konuyu takip etmeye devam ediyoruz.

 

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.