Editörün SeçtikleriEnerjiManşet

A’dan Z’ye Rüzgâr Enerjisi Santralleri: Dost mu yoksa düşman mı?

rüzgar enerjisi santrali

Dosya Haber: Dilan Karacan

İklim değişiyor, salgın hastalıklar çoğalıyor, hava kirleniyor, afetler artıyor. Bütün bunlar modern sanayinin neredeyse tek asırda büyük bir hız ile sebep olduğu zararların sonucu.

Artık yenilenebilir, sürdürülebilir enerji kaynakları öncülüğünde düşük karbonlu bir sisteme geçmek zorunda olduğumuz aşikâr.  Rüzgâr Enerjisi Santralleri (RES) ise yenilenebilir enerji santralleri arasında en tercih edilenlerden biri. Ancak destekleyeni olduğu kadar çevreye ve sosyal yaşama verdiği zararları göz önüne alıp karşı çıkanlar da var.

RES’ler hakkında bilgi almak, faydalarını ve zararlarını masaya yatırmak amacıyla Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Enerji Çalışma Grubu Yürütücüsü Prof. Dr. İbrahim Dinçer ve Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü’nden Öğretim Üyesi Dr. Cem İskender Aydın ile konuştuk.

Rüzgar Enerjisi Santralleri nedir?

Rüzgar Enerji Santralleri en basit ifadesiyle kurulan türbinler aracılığıyla rüzgardaki kinetik enerjiyi önce mekanik enerjiye, daha sonra da elektrik enerjisine dönüştüren sistemler. Bu türbinler karada olduğu gibi denizde de yer alabiliyor.

Prof. Dr. Dinçer, “Yenilenebilir enerji kaynakları arasında dünya çapında baktığımız zaman birinci, lokasyon ve kaynak faktörleri de göz önünde bulundurulduğunda yer yer ikinci en iyi enerji sistemleri olarak görülmektedir” ifadelerini kullanıyor.

Deniz üzerinde kurulan rüzgar enerjisi santralleri

Deniz üzerinde kurulan rüzgar enerjisi santralleri

Türkiye’nin rüzgar potansiyeli ne?

Rüzgar enerjisinin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yüksek bir potansiyeli var. Türkiye’de yer seviyesinden 50 metre yükseklikte ve 7,5 m/s üzeri rüzgâr hızlarına sahip alanlarda kilometrekare başına 5 MW gücünde rüzgâr santralı kurulabileceği kabul ediliyor.

Bu kabuller ışığında hazırlanan orta-ölçekli sayısal hava tahmin modeli ve mikro-ölçekli rüzgâr akış modeli kullanılarak üretilen rüzgâr kaynak bilgilerinin verildiği Rüzgâr Enerjisi Potansiyel Atlası’nda (REPA) Türkiye rüzgâr enerjisi potansiyeli 48.000 MW olarak belirtiliyor. Bu potansiyele karşılık gelen toplam alan ise Türkiye yüz ölçümünün yüzde 1,30’una denk geliyor.

Türkiye’de 3 bin 285 rüzgâr türbini bulunuyor

2020 yılının ilk 6 ayında rüzgârdan elde edilen elektrik toplamı 11 milyon 506 bin 233 kilovat saate erişirken bu miktar Türkiye’de üretilen toplam elektriğin yüzde 8,52’sini oluşturdu. Nisan ayında ise Türkiye’de üretilen elektriğin yüzde 10,36’sı rüzgârdan karşılandı.

Mart ayı verilerine göre Türkiye’de şu ana kadar 3 bin 285 rüzgâr türbini dikilmiş durumda. Bunun yanında inşası süren ve lisans/önlisans alan projeler de sayılırsa bu sayı önümüzdeki senelerde hızla katlanacak gibi duruyor.

Dünyada birçok ülkenin bu sistemleri kullandığını ve kullanmaya ağırlık verdiğini söyleyen Prof. Dr. Dinçer “Hele ki Türkiye gibi enerji tedariği açısından dışa bağımlı bir ülke böyle yenilebilir enerji kaynaklarına yönelip kendine yeten enerji organizasyonunu kurmayı amaçlamalıdır” değerlendirmesinde bulunuyor.

Avantajları 

Prof. Dr. İbrahim Dinçer rüzgâr enerjisinin avantajlarını dört başlıkta ele alıyor. İlk olarak ön plana çıkan avantajı elbette ki fosil yakıtlara kıyasla iklim değişikliğine yol açan karbon emisyonlarına çok daha az bir katkısı olması.

Yenilenebilir enerji seçeneklerine yönelmedeki başlıca sebebin endüstri devrimi ile başlayan süreçte fosil yakıtların çevreye verdiği zarar ve sera gazları gibi olumsuz endüstriyel etkiler olduğunu söyleyen Prof. Dr. Dinçer, rüzgâr enerjisinin de çevresel etkiler bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.

‘Emisyonsuz enerji üretimi sağlıyor’

Söz konusu tesisi yaparken kullanılan sistemlere, uygulamalara ve aygıtlara bağlı olan bir miktar emisyon salımı olduğunu belirten Dinçer, buna rağmen günün sonunda enerji üretirken emisyon salımı yapılmadığını söylüyor.

Bu da rüzgâr enerjisini içinde bulunduğumuz iklim değişikliği gerçekliğinde sürdürülebilirlik açısından önemli bir konuma getiriyor.

‘Daha ekonomik bir alternatif’

Rüzgârdan elektrik üretiminde ikinci ön plana çıkan avantaj ise ekonomik olması. Dinçer, “Türkiye’de bu konuda ilk ihale 2017 ya da 2018 senesinde yapılmıştı. Ve ihale birim değer açısından 3.48 dolara yapıldı” diyor. 

Dünyada üretilen nükleer elektrik birim değerinin ise 9 dolar civarında olduğunu hatırlatan Dinçer, “Yani ekonomik boyutta da diğer kaynaklara göre oldukça fayda sağladığını söyleyebiliriz” ifadelerini kullanıyor. 

Fotoğraf: Shutterstock

‘Pratik şekilde hayata geçirilebiliyor’

RES’lerin üçüncü avantajı ise daha pratik bir şekilde hayata geçirilmesi. Termik santral veya nükleer enerji santral kurmak için potansiyel ihtiyaçlar, bölgeye ve çevreye etkisi gibi birçok farklı parametreye uygun standartlar geliştirilmesi gerekiyor.

Ancak söz konusu RES’ler olduğunda kısmen bağımsız bir şekilde enerji çözümlerini hayata geçirmek mümkün oluyor.

‘Sosyal bağlamda daha pozitif bir algıya sahip’

Rüzgarın dördüncü avantajı ise rüzgar enerji santrallerinin sosyal bağlamda oluşturduğu algı ile ilgili. İnsanların bu tarz santrallere diğer fosil yakıtla çalışan santrallere kıyasla daha sıcak baktığını belirten Dinçer, şu ifadelere yer veriyor: 

Eskiden termik santraller için sigara içmek gibi bir benzetme yapılırdı. Yani sosyal anlamda da çevreye ve etrafa, dünyaya bir zarar veriyor tıpkı sigara içen insanların yaptığı gibi. Fakat yenilenebilir enerji söz konusu olduğunda insanların sosyal anlamda mutlu bir tutumda olması söz konusu. Bu da zaten yapılan birçok ankette ortaya çıkıyor.

Mesela anketlerde ortaya çıkan yorumlardan biri de ‘sabah kalktığımda rüzgâr türbini gördüğüm zaman kendimi mutlu hissediyorum.’ şeklinde. Yani insanlarda mutluluk yaratacak bir algıya da sahip diyebiliriz.

Bütün bu avantajlar söz konusu olduğunda rüzgârın enerji seçenekleri içerisinde büyük bir rolü olduğunu belirten Dinçer, “Tabi bu RES’lere dünyanın her yerinde herkes sevgi ile yaklaşıyor demek değildir. Teknik, sosyal ve konuma göre siyasal anlamda da yer yer bazı problemler olabiliyor” hatırlatmasında bulunuyor. 

Fotoğraf: Shutterstock

Dezavantajları 

Dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi Türkiye’de de RES’lere karşı çıkanlar da bulunuyor. Fosil yakıta neden karşı çıkıldığını anlamanın oldukça kolay olduğunu ve fosil yakıtların etkisinin gözle görülür olduğunu belirten Dr. Cem İskender Aydın, söz konusu rüzgâr olunca insanların da kafasının karıştığını ve “Neden karşı çıkılsın ki?” diye düşündüğünü belirtiyor. 

Ancak burada çevre adaleti ve enerji adaleti kavramları karşımıza çıkıyor.

‘Kararlar katılımcı şekilde alınmıyor’

Dr. Aydın, en büyük sorunun Türkiye’de enerji politikalarının genel anlamda adil ve katılımcı şekilde oluşturulmaması olduğunu söylüyor.

Kararların katılımcı bir şekilde alınmamasının büyük bir problem olduğunu belirten Aydın, “Gürültüsünden yalnızca yakınındaki insanlar etkileniyor. Ancak RES kurulacağı zaman buradaki insanlara ‘Biz buraya rüzgâr türbini kuracağız, sizin de onayınız var mı?’ diye sorulmuyor” ifadelerini kullanıyor.

‘Köyün ihtiyacından fazlası üretiliyor’

Burada ön plana çıkan bir başka sorun ise enerjinin kimin için kullanacağı sorusu oluyor. Aydın konuyla ilgili görüşlerini şu şekilde aktarıyor: 

Bir köye rüzgâr enerjisi santrali yapıyorsunuz ama oradaki insanlar bu santralden doğrudan faydalanmıyorlar. Sonuçta Türkiye’de merkezi bir elektrik şebekesi var. Birleşik bir sistem var ve o sistemin içine veriliyor enerji. Bir köye o köyün kullanılacağından çok daha fazla rüzgâr enerji santrali yapılabiliyor.

Dr. Aydın’ın aktardığına göre, şu anda Türkiye’deki sistem şöyle işliyor: Bir yere rüzgâr santralinin kurulması kararı çoğunlukla merkezi iktidar tarafından alınıyor ve çoğunlukla acele kamulaştırma kararı çıkarılarak yöre insanına tebligat gidiyor. Tebligatta ise ‘Sizin bu tarlanızı, arazinizi tamamını değil ama bir köşesini kamulaştırdık. Oraya RES dikeceğiz’ deniyor. Hızlı biçimde insanların meralarına çit çekiliyor, etrafı kapatılıyor.

RES karşıtı mücadele örneği: Karaburun

Genel olarak bu tür nedenler yüzünden karşı çıkıldığını belirten Aydın,  Türkiye’de başından beri RES’lere karşı çıkan İzmir Karaburun ve Kazdağları örneklerini veriyor: 

2013 yılında yapılan basın açıklamasında ‘RES’ler yenilenebilir ve temizlenebilir evet ama karbondioksitin azaltılmasının faturasını Karaburun halkına ve bu bölgedeki canlılara, doğaya ve hayatın kendisine ödetmek adil midir?’ diye sordular. Aslında sorun adalet meselesi. Siz ‘sera gazı azaltacağım’ diye geliyorsunuz. Küresel problemi çözeceğim diye bir başka probleme sebep oluyorsunuz.

RES karşıtı sloganlar: RES demek SES demek

RES’lerin bunun dışında da şikâyet edilen başka bazı özellikleri de mevcut. “RES demek SES demek” sloganları ise bunlardan birine işaret ediyor. Dr. İskender Aydın Kazdağları’nda ‘RES’lere hayır’ kampanyasında toplulukların buradaki gürültü kirliliğinin sağlık ve biyoçeşitlilik üzerindeki etkisi üzerine yoğunlaştığını hatırlatıyor: 

Yarasalar da çok fazla etkileniyor bu kurulumdan. Bununla ilgili bir slogan da ‘Yarasalar zeytin sineği yer, yarasa yok olursa sinekler de zeytini yer o zaman insan ne yer?’ şeklinde.

Burada biyolojik çeşitlilik üzerine olan etkilerin ve bunun üzerinden insanların geçim kaynaklarına olan etkilerinden söz ediliyor. Ve doğanın ekosisteminin karmaşıklığına değiniliyor. Siz buraya RES kurarak doğanın dengesini bozuyorsunuz deniliyor.

Aydın bütün bunların yanında karşı çıkanların diğer bir argümanının ise RES yapımı sırasında kesilen ağaçlar olduğunu belirtiyor. Eğer enerji santralinin kurulmak istenildiği yer ormanlık bir alansa yol çalışması ve alan çalışması yapılıyor. Bu da buradaki ağaçların kesilmesini gerektiriyor.

‘Arazi fiyatlarını düşürecek’

Öte yandan bütün karşı çıkanların da böyle çevreci argümanları olmayabiliyor. Aydın’a göre bölgeye RES kurulunca bozulan doğa; bölgede ‘orman manzarasına karşı kahvaltı/yemek’ satanların ya da çevrede evi, villası olanların manzarası bozulduğu için değerinin düşecek olmasından endişe edenlerin de muhalefetine maruz kalıyor. 

RES yapıldığı zaman oradaki arazi fiyatlarının düştüğünü hatırlatan Aydın örnek olarak Çeşme ve Kazdağları‘ndaki durumu gösteriyor.Buradaki insanların “Zeytinciliği, hayvancılığı bitiriyorsunuz merayı kapatarak. Turizm bitiyor, bu yere kimse gelmiyor. Arazi fiyatları da düşecek. Biz nasıl hayatımızı kazanacağız?” diye sorduğunu belirten Aydın, bunun da meşru bir adalet argümanı olduğunu söylüyor. 

‘Kooperatifleşme çözüm olabilir’

Aydın, kooperatifleşme veya daha katılımcı bir idarenin kurulması ve insanların kendi enerjilerini rüzgardan kendilerinin üretmesi halinde etkilerine katlanmanın da daha kolay olacağını anlatıyor. 

Katılım ve ekoloji adaletinin daha çok üzerinde durulduğu durumda RES’lere karşı muhalefetin de olmayacağını belirten Dr. Öğretim Üyesi Cem İskender Aydın, “Aslında kooperatifleşme olsa, katılımı destekleyen bir süreç şeklinde yürütülse ve herkesin hakkı garanti altına alınsa herkes RES’lere sahip çıkar” ifadelerine yer veriyor. 

Belli bir süre çevreciler içerisinden de RES’lere karşı çıkanlara yönelik tepkiler oluştuğunu belirten Aydın, “Bir ara rüzgar enerji santrallerine karşı çıkanlar sanki iklim değişikliğini istiyorlarmış gibi hava oluşturuluyordu. Karşı çıkanlar bu yüzden çok gündeme gelmiyordu. Şimdi seslerini daha çok duyurabiliyorlar” değerlendirmesinde bulunuyor. 

Dünyada RES’ler nasıl kuruluyor?

Dünyada rüzgar enerjisi santrallerinin kurulumunda örnek alınabilecek uygulamalar olduğunu belirten Prof. Dr. İbrahim Dinçer ise sistematik olarak takip edilen iyi örneklerden birinin Kanada‘nın Durham bölgesinde olduğunu söylüyor.

Burada yaklaşık 12 yıl önce 250 kilovat kapasitesinde bir rüzgar türbini yapıldığını söyleyen Dinçer, türbinin aynı zamanda öğrencilerin ve kişilerin ziyaret ederek yenilenebilir enerjiye karşı duyarlılığının artması için eğitim amaçlı da kullanılabilecek şekilde oluşturulduğunu anlatıyor. 

Bunun yanı sıra kurulum aşamasında da halkın katılımına özen gösterildiğini belirten Dinçer süreci şöyle dillendiriyor:  “Oranın belediye meclisi bu amaç doğrultusunda RES’in yapılması için belirlediği dört bölgeyi halkın seçimine bıraktı. Bir toplantı düzenlendi ve buna halk da davet edildi. Yapılan ufak anket sonrası belirli bir bölge seçilip o dönem oraya bu şekilde bir RES yapıldı. Bu süreçte halkın düşüncelerini teknik bir heyet ile beraber değerlendirip karar aldılar ve nükleer tesisin 150 metre yakınına RES’i konumlandırdılar.” 

Bunun, işin etik ve demokratik açıdan değerlendirilecek kısmı olduğunu belirten Dinçer “Geri kalan kısım, yani teknik tarafı ilgili firma ile çeşitli test ve saptamalar sonucunda bölgeye en uygun standartlar ile gerçekleştirildi” diyor.