ManşetEkolojiHayvan Hakları

Yabani şempanzeleri kurtarmak için habitatlarını bir elektrik devresi olarak düşünün

Fotoğraf: Shutterstock

Noemie Bonnin, Alexander Piel ve Fiona Stewart’ın The Conversation için kaleme aldığı makale Doğanın Çocukları Çeviri Komisyonu’ndan Aykut Özmen tarafından Türkçeleştirildi.

***

Yaşayan en yakın akrabalarımız olan şempanzeler yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olabilir. 1900’de dünya üzerinde bir milyon şempanze varken bugün doğada en fazla 300 bin birey kaldığı tahmin ediliyor.

Şempanzelerin birincil habitatı olan Afrika yağmur ormanları hem kaçak avcılar ve oduncular tarafından parçalanıyor hem de iklim değişikliği yüzünden kuruyor. Habitat kaybı, türleri besin kaynaklarından ve yuvalama alanlarından mahrum bırakmakla da kalmıyor. Bireylerin kalan habitat parçaları arasında hareket etmesini engelleyip popülasyonları yalıtıyor ve soy-içi üreme tehlikesini doğuruyor.

Bilim insanlarıysa habitatların parçalanmasını önlemek için kalan bölgeleri birbirine bağlayan ve hayvanları hareket edip türdeşleriyle bağlı kalmaya teşvik eden, hızlı büyüyen ağaçlardan oluşan “yeşil koridorları” yenilemeye ve genişletmeye çabalıyor.

Habitatı en geniş olanlar şempanzeler

Bilim insanlarının bugünkü şempanze koruma çalışmalarında öncelik tanınacak bölgeleri tespiti için geçmişte şempanze habitatlarının nasıl bağlandığını anlamaları gerekebilir. Ne var ki büyük insansı maymunlar arasında habitatı en geniş olanlar da şempanzeler. Peki şempanzelerin yağmur ormanı, savan ve ormanlardan oluşan geniş yaşam alanları dahilindeki öncelikli bölgeleri bulmanın en verimli yolu nedir?

Yalnızca Batı Tanzanya’da bile 20 bin kilometrekareye yayılan bu hayvanların hareketlerini takip etmek için bazılarına radyo takip cihazı takabiliriz ama bu da birçok şempanzeyi yakalayıp uyutmayı gerektirir.

Biological Conservation dergisinde yayımlanan yeni bir çalışmada bunun yerine daha yenilikçi bir şey denendi: Şempanze habitatı kümeleri arasındaki bağlantıları belirleyip güçlendirmek ve bu vesileyle türün toparlanmasını sağlamak için bazı elektrik mühendisliği kavramları kullanıldı.

Devre teorisini şempanzelere uygulamak

Batı Tanzanya semalarında süzüldüğünüzü varsayalım. Ama engin ormanlar yerine bir devre kartına baktığınızı ve karşınızdaki çeşitli devre elemanları arasında elektrik akımı olduğunu hayal edin. Bir elektrik devresinde elektronlar düşük dirençli kısımlarda daha hızlı, yüksek dirençli kısımlarda daha yavaş hareket eder.

Şempanzeler de bu benzetmedeki elektronlar ve zarar görmemiş orman parçalarında daha rahat ilerliyorlar. Öte yandan şempanzelerin hareketini yavaşlatan yol ve nehir gibi engeller de yüksek dirence sahip bölgeleri oluşturuyor.

Buna “Arazi Bağlanırlık Modeli” deniyor. Uydu görüntülerindeki belirli habitatların, şempanzelerin bu bölgelerden geçip geçemeyeceğine göre sıralanmasını ve şempanze habitatları arasındaki bağların saptanıp zaman içindeki durumlarının öngörülebilmesini sağlıyor. Bu oldukça önemli, çünkü ormansızlaştırma sebebiyle elverişli habitatlar hızla yok olabiliyor: 1973 ve 2019 yıllarına ait uydu görüntülerinden, hayvan hareketi direnci düşük olan ormanlık alanların direncinin kerestecilikle birlikte yükseldiği görülüyor.

Bu model, 18 bin kilometrekarelik bir ekosistemin parçalarını birbirine bağlayan bir dizi koridoru da ortaya çıkarmış bulunuyor ama 1973 ve 2018 arasında 1.677 kilometrekare ormanın yok edilmesi, belli ki bu koridorların şempanze seferlerine olan direncini artırmış.

Arazi Bağlanırlık Modeli eski ve yanlış bir kanının düzeltilmesine de yardımcı oldu. 1973’te bölgeye Burundi’den 50 bin mülteci gelmesiyle oldukça geniş bir alandaki ağaçlar besin üretimi için kesilmiş; bilim insanları da bunun, kuzey ve güney popülasyonlarını bağlayan habitata önemli ölçüde zarar verdiğini düşünmüştü. Hâlbuki mülteci yerleşiminden önceki ve sonraki haritalar bu model kullanılarak karşılaştırıldığında, kesilen alanın uygun bir şempanze habitatı olmasının mümkün olmadığı anlaşıldı.

Daha da önemlisi, bu çalışmanın sonuçları şempanze koruma faaliyetleri için öncelikli bölgelerin belirlenmesini sağladı. Çevrecilerin ve devlet kurumlarının; yatırımları yöneltmesi ve yerleşim bölgelerinin kısıtlaması, denetim, sosyal yardım ve eğitim aracılığıyla koruma çalışmalarını odaklaması gereken alan da tam olarak bu.

Yabani türler, insanların baskın olduğu bölgelerde gitgide daha izole kalıyor ve bu türlerin hapsolduğu bölgeleri birbirine bağlamanın yollarını bulmak doğal yaşamı korumak için çalışanların elinde. Bahsettiğimiz çalışmanın sonucundan da bunun, Arazi Bağlanırlık Modeli kullanılarak oldukça kısa bir zamanda ve kısıtlı kaynakla yapılabileceğini gösteriyor.

Bu metot daha öncesinde sürüngenlerin, kuşların ve bazı memelilerin korunması için kullanılmış olsa da artık doğanın en yaygın ve davranışsal bakımdan en çetrefilli türlerinden biri olan şempanzelerde de işe yarayacağı kanıtlanmış oldu. Uydu görüntülerinin çözünürlüğü ve bu görüntülere erişilebilirlik arttıkça kritik noktalarda doğru kararları almak ve gezegenimizin olağanüstü biyoçeşitliliğini muhafaza etmek için bu yöntemi kullanabiliriz.

Makalenin İngilizce orijinali için tıklayınız.

Kategori: Manşet