Editörün SeçtikleriEnerjiManşet

Türkiye’ye küçük nükleer santral hevesinin maliyeti: Daha fazla atık, daha yüksek maliyet

0

AKP hükümeti ve bazı şirketlerin,  küçük nükleer reaktörlerin satın alınması için ABD ile görüşmelerde bulunduğu ortaya çıktı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nda nükleer enerjide ticari rekabet edebilirlik kıdemli danışmanı Justin Friedman, Ankara‘da Bloomberg ile yaptığı röportajda, “Türkiye’nin 2050 yılına kadar nükleerden 20 gigawatt elektrik üretim kapasitesi hedefine atıfta bulunarak, SMR’ler olarak bilinen 35 kadar küçük modüler reaktör satın almak için yer olduğunu söyledi: “Şimdi soru, işletmeler arası işbirliğinin kapısını açmak için hükümetler arası birlikte nasıl çalışacağımızdır.”

ABD’li SMR üreticileri arasında NuScale Power Corp. ve Bill Gates destekli TerraPower LLC bulunuyor. SMR’ler tipik olarak yüz megavat veya biraz daha fazlasını üretiyor. Kabaca geleneksel reaktörlerin onda biri büyüklüğünde SMR’ler,  olağan ısmarlama projeler yerine bir fabrikadaki bileşenler gibi seri olarak inşa edilebiliyor.

Milyarlarca dolara mal olan bu santraller için görüşmelerin ticari bir anlaşmayla sonuçlanması durumunda finansmanın nasıl işleyeceği ise belli değil.

Türkiye, Rus devlet şirketi Rosatom‘un Mersin Akkuyu‘da inşaatı süren NGS inşaatının yanı sıra Sinop‘ta da yine Rosatom’la bir nükleer santral daha planlıyor.

Enerji Bakanlığı, Bloomberg’in sorularına yanıt vermekten kaçındı.

Daha fazla plütonyum, daha fazla atık

Peki SMR nedir, büyük nükleer santrallerden farkı ne, sonuçları ne olur? Nukleersiz.org koordinatörü ve Yeşil Gazete  nükleer editörü Pınar Demircan’a sorduk.

Küçük nükleer reaktörler nedir? Büyüklerden farkını açıklayabilir miyiz?

Elektrik üretim kapasitesi 10 ila 300 megawatt(mw) arasında değişen reaktörlere küçük ve modüler nükleer reaktörler deniliyor, bunların çok çeşitli tasarımları var ve 4’üncü nesil reaktör olarak tanımlanıyorlar. Bugün Akkuyu‘da inşasına devam edilen 1000 mw ve üstü reaktörler 3’ncü nesil kategorisine giren konvansiyonel reaktörlerin en fazla dörtte bir kapasitesine karşılık geliyor. Yüksekliği 20 metre çapı 2,7 m civarında tasarlanan bu SMR’lerin dünya genelinde su soğutmalı reaktörler gibi soğutma sistemleri var ve soğutma aracı da su, gaz ya da erimiş tuz olabilen 50’ye yakın modeli olduğundan bahsediliyor. SMR’ler elektrik üretiminde, endüstriyel alanda da buhar ve termal ısı olarak kullanılıyor ve günümüzde SMR’ler Arjantin, Kanada, Çin, Fransa, Hindistan, Rusya, G.Kore, UK, ABD’de ya kurulu ya da inşaat halinde.

İşletim ömrü  30 yıl civarında olan SMR’lerin  yakıt değişiminin  3-7 yıl arasında yapılması avantaj gibi sunuluyor. Bilindiği gibi 1000MWlık konvansiyonel reaktörün operasyon ömrünün yarısına karşılık gelirken sıradan  reaktörlerde  1-2 yıl oluşu da avantaj gibi sunuluyordu. Oysa bu durum daha yüksek dereceli plütonyumun yan ürün olarak ortaya çıkması demek. Yani yakıtı daha az zenginleştirilmiş uranyumun kullanılması daha az tehlikeli olduğu iddiasıyla pazarlanırken sıradan reaktörlere göre daha yüksek atık üretimi söz konusu. Bu alandaki bilimsel çalışmalara bakıldığında SMR’lerin kullanılmasıyla   3’ncü nesil konvansiyonel tip  reaktörden elde edilen atığın 2-30 kat daha fazlasının oluşması, yani yüzde 50 daha fazla plütonyum elde edilebilmesi mümkün. Bu da demek oluyor ki, SMRler daha fazla plütonyum elde etmenin bir aracı! Bu açıdan SMRlerin yaygınlaşmasıyla  canlı yaşamının yeni bir kobaylık sürecine sokulacağı aşikar. Kaldı ki bu reaktörlerin kuruluş amacı halihazırda bugün dünyanın karşı karşıya  olduğu nükleer savaş tehlikesini daha da arttırabilir.

Öyleyse şunu söyleyebiliriz eğer devletler, endüstriyel lobinin varlığını sürdürmek ve gelişmek için pazarlamaya çalıştığı  SMR’leri  kurmayı öngörüyorsa bunun nedeni daha fazla nükleer atık kanalıyla plütonyum elde etmenin sahibi olmakla ilgili bir motivasyonlarının  bulunmasıdır. Tabii bu durum nükleer silahsızlanma anlaşmalarının içinin boşaltılması anlamına da gelebilir. Bununla beraber bu gerçeklik Türkiye’nin NPT’yi imzalamış bir devlet olması nedeniyle plütonyumun kime hangi devlet için üretileceği de bir başka tartışma konusunu açıyor.

Öte yandan üretimi  iki kat maliyetli olan SMR’leri halihazırda talep eden  devletlerin ve şirketlerin pazardaki alıcıları oluşturması da önemli bir konu. Zira şirketler daha fazla maliyetli ve şeffaf olmayan süreçlerde daha fazla menfaat elde ederken  devletler de hukuki ve yasal alt yapı hazırlıklarını yaparak sermaye gruplarını kendilerine bağlayacak şekilde hegemonyalarını güçlendirmiş oluyor.

‘Risklere rağmen pazar büyüyor’

Tüm bunların sonucunda dünyada halihazırda çözümlenmemiş olan radyoaktif atık sorunu zaten varken SMR lerle yüksek ve orta dereceli tehlikeli nükleer atıkların artmasıyla gezegenin giderek daha fazla radyoaktif kirliliğe bulanacak olması ve canlı yaşamının maruz kaldığı ve kalacağı sağlık tehlikesinin artacağı da öngörülebilir.

SMR’lerin pazarlama yöntemlerine bakıldığında ise Ukrayna’daki savaşla nükleer santrallerin savaş ortamındaki riskleri de görüldükten sonra nükleer riskler nedeniyle reaktör anlaşmaları yapmaktan uzak duran devletleri SMR’lerin küçük ve güvenli olduğu iddiasıyla pazara çekmenin kapısı aralanıyor. En son 2021 yılının kasım ayında Rolls Royce, devlet fonu olarak 281 milyon ABD doları  ve özel fonlardan 261 milyon ABD doları ve ardından Qatar Investment‘dan ilave 112 milyon ABD doları aldığı anımsanırsa bu yatırımın muhakkak geri dönüşü yeni bir nükleer rönesansla bekleniyor.

Tabii bu pazarlama biçimi  Akkuyu’da inşa edilen, Sinop’taki sahipsiz reaktörlerin tehlikeli ve riskli olduğu nükleer lobinin kendisi tarafından da nihayet kabul edilmiş olduğunu da gösteriyor.

Tüm bunlara ek  olarak SMRlerin üretim maliyetlerinin dışında bilinmeyen proseslerinden kaynaklanan risklerin beraberinde maliyetlerini de getirdiğini belirtmek isterim. Zira kontrol, yönetim ve acil durum müdahalesi için özel sistemler ve lisanslama ve güvenlik maliyeti; işletme maliyetleri beşte bir ile dörtte bir arasında daha yüksek ve hizmetten çıkarma maliyetleri de iki ila üç kat daha yüksek bulunuyor. Ayrıca gerçekten bu modüler  reaktörlerin operasyon risklerinin yanı sıra taşınabilir olması nedeniyle münferit kazaların artması, elektrik kullanımı, soğutma suyu, bakım onarım, kalifiye eleman ihtiyacı , iklim değişikliği şartlarında uyumu da soru işareti taşıyor.

‘Türkiye karbonsuzlaşma iddiasında samimi değil’

Nükleer enerji gerçekten ülkemiz için elzem bir enerji türü mü?

Türkiye’nin nükleer enerjiye ihtiyacı olmadığını aslında dünyanın da ihtiyacı olmadığını hep söylüyoruz. Fakat 2050’ye kadar karbon salımını düşürme hedefleri bahane edilerek nükleer santrallerde dünya ve küresel sistemle uyum içindeki Türkiye’de nükleer enerji ısrarı devam ediyor. Bu şekilde gerek dünyada gerekse Türkiye’de enerji üretimi için doğa dostu ve az maliyetli enerji üretiminin de önü tıkanmak isteniyor. Bu durum da karbonsuzlaşma iddiasında bir samimiyet görmenin mümkün olmadığını açıkça gösteriyor. Kaldı  ki ülkemizde  halihazırda 68 adet kömürlü termik santral varken ve bunların kapanması gerekirken en son Çinli Shanghai Elektrik tarafından Adana Sugözü’nde inşa edilen Hunutlu Termik Santrali açıldı!

Öte yandan karbonsuzlaşma adına gezegenin radyoaktiviteye bulanmasına dünya kamuoyu tarafından itiraz edilmelidir.  Bu açıdan nükleer karşıtlarının gerek dünyada gerekse Türkiye’de nükleer santrallerin tehlikeleri anlatırken artık SMR’leri de bu tartışmaya dahil etmesi şart.

Kapitalizmin neoliberal stratejisi uğruna SMR’lerin tehlikesizmiş gibi algılanması sağlanarak  yaygınlaştırılması amaçlanırken küresel toplumun konvansiyonel reaktörlere karşı örülen kitlesel mücadeleye katılımının SMR gibi yeni reaktörlerin tehlikesiz olduğu algısının yaratılmasıyla nükleer karşıtlığının atomizasyonu ve mücadele edenlerin  kendi tenhalığına terk edilmesi de  hedefler arasında.

Türkiye’nin SMR satın alma olasılığı ile ilgili haberi ise  iktidarın katlanan ekonomik krize rağmen SMR lobisinin müşterisi olmayı  yaklaşan hayati seçimin öncesinde sermaye gruplarının desteğini almak için elini güçlendirme girişimi olarak okumak yanlış olmaz.

Dolayısıyla Türkiye’deki nükleer karşıtlarının bu seçim öncesinin kıymetini bilerek  gerek Akkuyu’daki  inşası süren projeden, gerekse Sinop’ta ÇED onayı verilmiş olan sahibini arayan projeden vazgeçilmesi ve SMR sürecine girilmemesi için siyasi partilerle, sivil toplum örgütleriyle görüşmeler yapması, kamuoyuna gerçekleri anlatarak dayanışmanın yaygınlaştırılması ekonomik, siyasi, ekolojik ve toplumsal boyutlarıyla çoklu krizlerin eşiğinde olduğumuz  günlerden geçtiğimiz üzere çok önemli.

 

 

 

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.