Ana Sayfa Blog Sayfa 2332

Köpek Bear, koalalar için iş başında

Avustralya’daki yangınlarda, ormanların yanı sıra en çok hayvanlar zarar görüyor. İfaiyecilerin  yetişemediği noktada hayvanların yardımına da yine hayvanlar koşuyor.

Haftalardır süren yangınlarda ateş ortasına sıkışan kıtaya özgü koalaları kurtarmak için canını dişine takan köpek ‘Bear’ ülkede gündem oldu. Bear, koalaların kokusunu alarak onları bulma yeteneğine sahip olan dünyadaki tek köpek.

Border Collie ve Koolie cinsi köpeklerin melezlenmesiyle dünyaya gelen ‘Bear’ (Ayı), koalaları kokuları sayesinde buluyor. Bakıcılarına göre Bear, dünya çapında bu yeteneğe sahip olan tek köpek.

Barınağa terk edilmiş

Sputnik’e göre, iyi ve uslu bir köpek olmadığı için olmadığı için barınağa gönderilen Bear, koalaları kurtarmak üzere eğitildi. ‘Detection Dogs for Conservation’ ekibindeki bakıcılarıyla birlikte ülkenin dört bir yanını gezen Bear, yerel itfaiye servislerine yardımcı oluyor.

Patilerinin yanmaması için koruyucu bir çorap giyen Bear, yaralı bir koala tespit ettiği zaman, ağacın yanında oldukça hareketsiz durarak bakıcısına sinyal veriyor. Bear’ın ödülü ise bir top oluyor.

En az 350 koala öldü

Yeni Güney Galler ve Queensland eyaletlerinde devam eden yangınlarda en az üç kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce ev ve işyeri zarar gördü. Yangın vahşi yaşamı da ciddi derecede etkilerken, Yeni Güney Galler‘deki bir koruma alanında en az 350 koalanın öldüğü açıklandı.

Okaliptüs ağaçlarında yaşayan koalalar orman yangınlarının ilk kurbanlarından biri oluyor. Bu hayvanlar yangınlarda ağaçların tepesine tırmanarak ve yumru haline gelerek kendilerini korumaya çalışıyor.

Avustralya’ya özgü koalaların sayısı son yıllarda hızla azalmaya başladı. Ülkede doğal ortamlarında 43 bin kadar koalanın yaşadığı tahmin ediliyor.

Şule Çet davasında sanıklara müebbet istendi

Üniversite öğrencisi Şule Çet’in şüpheli ölümü hakkındaki davanın beşinci duruşması bugün Ankara 31. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcı, sanıklar Berk Akand ve Çağatay Aksu hakkında müebbet hapis cezası istedi. Mahkeme, sanıkların tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı 4 Aralık’a erteledi.

Çağatay Aksu ve Berk Akand, “cinayet”, “nitelikli cinsel saldırı” ve “hürriyeti tahdit” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 39’ar yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor.

Dördüncü duruşmada bilirkişi heyeti sanık beyanlarının gerçeklerle uyuşmadığı ifade ederek bulguların cinsel saldırıya işaret ettiğini belirtmişti.

Dava öncesi Ankara Kadın Platformu adına açıklama yapan Deniz Akıl şunları söyledi: Şule Çet başta olmak üzere bir gün işlenen tüm kadın cinayetlerinin üzerlerinin örtülmemesi için buradayız. Daha dün Isparta’da 19 yaşındaki Güleda Cankel bir erkek tarafından katledildi. Bizler, katleden erkekleri, devletin adalet sistemini teşhir etmeye devam edeceğiz. Bizler, Şule, Güleda ve katledilen her kadın arkadaşımız için isyandayız. Buradayız, burada olmaya da devam edeceğiz. Ta ki adalet yerini bulana kadar. Kadın cinayetleri durana kadar”

“Ceren Damarların, Şule Çetlerin ruhları sizin yakanızı bırakmayacak”

Ceren Damar’ın babası Mustafa Damar ise, “Öldürülen kadınlarımızın sayısı gün geçtikçe artıyor. Tplum duyarsız, sessiz kalamaz. Kadın cinayetleri davaları başka noktalara evrilmiştir. Akıl dışı, mantık dışı, ahlak dışı, hukuk dışı yöntemlerle öldürülen Şule Çetlere, Ceren Damarlara iftiralar atılmaya, ölülerin hatıralarına saldırılmaya ve öldürülen kadınlarımızın, kızlarımızın naaşları üzerinde tepinmeye başlamışlardır. Ceren Damarların, Şule Çetlerin ruhları sizin yakanızı bırakmayacak. Biz de bırakmayacağız. Adaletin tecelli etmesi için elimizden gelen her şeyi yapacağız” ifadelerini kullandı.
Açıklamaların ardından grup davayı takip etmek üzere adliyeye girdi.

Duruşmada Şule Çet’in eski erkek arkadaşı Muhammet Furkan, tanık olarak dinlendi. Çet’in patronlarıyla görüşeceğini kendisine söylediğini anlatan Furkan, ertesi sabah ölüm haberini aldığını belirtti. Genç kadının psikolojisinin iyi olduğunu, düzenli ilaç kulanmadığını söyleyen Frkan, “En son görüşmemizde de çok neşeliydi. Çok mutluyduk” dedi.

‘Ya beraber çıkarız ya beraber batarız’

Davada sanık Çağatay Aksu‘nun Berk Akand‘a yazdığı mektuplar dosyaya sunuldu. İddiaya göre sanık Aksu mektuplarda Akand’a, Çağatay Berk’e mektuplarda ‘ağzını sıkı tut’ diyerek, “Ya beraber çıkarız ya beraber batarız” yazdı. Aksu ise mektuplarda Akand’a dosya hakkında soru sorduğunu iddia ediyor.

Sanık Akand: İçim de vicdanım da rahat

Müebbet hapis cezası istenen esas hakkındaki mütalaaya karşı beyanlarını sunan Çet ailesinin avukatı Umur Yıldırım, sanıkların üzerlerine atılı suçların nitelikli hallerinden cezalandırılmalarını ve hiçbir indirim uygulanmamasını talep etti.

Yıldrım’ın ardından beyanda bulunan sanık Çağatay Aksu ise, kendini çok zor tuttuğunu belirterek, “Bizim suçu işlemediğimiz ortada” dedi. Berk Akand ise “İçim de vicdanım da rahat” ifadelerini kullandı. Sanık vekili avukat Hüseyin Ayan, delillerin Şule’nin intiharını ortaya koyduğunu kaydetti.

Sanık avukatı: Çet, gezip tozan biriydi

Sanık avukatı ise Şule Çet’in gezip tozan birisi olduğunu ve ailesinin gönderdiği pararnın böyle bir hayat yaşamaya yetmeyeceğini söyledi. Sosyal medya baskısı sebebi ile sanık Berk Akand’ın tutuklandığını iddia eden avukat Akand’ın tahliyesini talep etti.

Mahkeme, Sanıklar Çağatay Aksu ve Berk Akand’ın tutukluluk hallerinin devamına, ve 4 Aralık’ta gerçekleşecek karar duruşmasına kadar vakit verilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.

BM: Planlanan fosil yakıt üretimi olması gerekenden yüzde 120 daha fazla

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ve enerji alanında çalışan düşünce kuruluşları, bugün ortak bir rapor yayımladı. Production Gap – Üretim Açığı Raporu adıyla yayımlanan bu çalışma, ülkelerin kömür, doğalgaz ve petrol yatırımı planları ile iklim krizini önlemek için gerekli olan emisyon miktarlarını karşılaştırıyor. Rapor, bu aradaki farkı üretim açığı olarak niteliyor.

Üretim Açığı Raporu, ülkelerin Niyet Beyanları’nın (NDC), küresel ısınmayı sınırlama hedefi için gereken emisyon azaltımlarının gerçekleştirilmesi için yetersiz kaldıklarını gösteren Birleşmiş Milletler Çevre Programı UNEP tarafından yayınlanan Emisyon Açığı Raporu’nu tamamlayıcı nitelikte.

Tarihte ilk defa yayımlanan bu çalışma, ülkenin fosil yakıt planlarının olması gerekenden çok daha fazla olduğunu gözler önüne seriyor. Eğer mevcut fosil yakıt planları hayata geçerse, 2030 yılında, 1.5°C hedefi için gerekli olan miktardan yüzde 120 daha fazla fosil yakıt üretimi yapılacak.

En fazla fosil yakıt üretimi yapan 7 ülke* ile güçlü iklim hedefi bulunan 3 ülkeyi** inceleyen rapor, petrol, kömür ve gaz üretimi planlarından vazgeçmeden iklim krizi ile mücadele edemeyeceğimizi gözler önüne seriyor.

Paris Anlaşması‘nın hedeflerini tutturabilmek için, bu üretim açığının kapanması gerekiyor. Ancak, rapora göre, ülkelerin hiçbirinin, ilgili fosil yakıt üretimini, hedeflere uygun bir şekilde azaltma planı bulunmuyor. Ülkeler genellikle fosil yakıtlara olan talebi azaltmayı hedefleyen adımları hedefliyor, ancak çalışma, üretim kısmında da hedeflerin ortaya konması gerektiğini ifade ediyor.

Çalışmaya göre, en çok üretim açığı kömürde görülüyor. Birçok ülke kömürlü santraller başta olmak üzere kömür kullanımını sınırlandıran adımlar atıyor ancak aynı zamanda 2030 yılında, ısınmayı  1,5°C derecede tutacak üretimin yüzde 280’i üzerinde kömür üretmeyi planlıyorlar. Bu üretim arz tarafında yapılan hamleler ile tezat oluşturuyor.

‘Rapor ülkelerin tutarsızlığını gösteriyor’

Raporun baş yazarlarından ve Stockholm Çevre Enstitüsü ABD Ofisi Direktörü Michael Lazarus açıklamasında, “Son on yılda, iklim tartışmasının ekseni değişti. Fosil yakıt üretimindeki sınırsız büyümenin, iklim değişikliğini durdurmaya yönelik çabaları zayıflattığı daha geniş kabul görüyor. Bu rapor, ilk kez, Paris Anlaşması hedefleri ile ülkelerin kömür, petrol ve doğal gaz üretimi plan ve politikaları arasındaki tutarsızlığın ne kadar büyük olduğunu ortaya koyuyor. Rapor, bu açığın ulusal politikalar ve uluslararası işbirliği yoluyla kapatılmasına yardımcı olacak yollar öneriyor ve çözüm yolları paylaşıyor,” dedi.

Önsözde ise UNEP Genel Direktörü Inger Andersen, karbon emisyonlarının on yıl önce Emisyon Açığı Raporu baz senaryolarında (BAU) öngörülen seviyelerde kaldığını belirtti. Andersen şöyle konuştu: “Bu durum, uzun zamandan beri yapılması gerektiği gibi, fosil yakıtlara odaklanılmasını gerektiriyor. Dünya enerji arzında kömür, petrol ve doğal gaz hakimiyetinin devam etmesi, emisyonları iklim hedefleriyle tutarsız seviyelere yükseltiyor. Bu raporda, fosil yakıt üretimindeki artış ile küresel ısınmayı sınırlamak için gerçekleştirilmesi gereken üretimdeki düşüş arasındaki açığı gösteren yeni bir ölçüm, fosil yakıt üretim açığı sunuluyor.”

Raporun başlıca bulguları şöyle:

  • Dünyanın şu andaki fosil yakıt üretim patikası, 2030 yılında ısınmayı 2°C derecede tutacak üretim seviyenin yüzde 50 ve ısınmayı 1,5°C derecede tutacak seviyenin yüzde 120 üzerinde.

  • En büyük üretim açığı kömürde görülüyor. Ülkeler 2030 yılında, ısınmayı 2°C derecede tutacak üretimin yüzde 150, 1,5°C derecede tutacak üretimin ise yüzde 280 üzerinde kömür üretmeyi planlıyor.

  • Petrol ve doğal gaz konusunda, devam eden yatırımlar ve altyapılara bağlı olarak ortaya çıkacak emisyonlar ile, Paris Anlaşması kapsamındaki karbon bütçelerinin aşılacağı ve 2040 yılına kadar sınmayı 2°C derecede tutacak üretiminin yüzde 40-50 üzerinde üretim yapılacağı görülüyor.

  • Ülkeler bazında yapılan projeksiyonlara göre, 2030 yılında ülkelerin kömür, petrol ve doğal gaz üretimleri NDC’leri ile tutarlı üretim miktarlarının (ki bunlar ısınmayı 1,5°C ya da 2°C derecede tutmak için yetersiz), sırasıyla yüzde, 17, yüzde 10 ve yüzde 5 üzerinde gerçekleşecek.

  • Ülkeler, sondaj ve çıkarma işlemlerinin sınırlandırılması, teşviklerin kaldırılması ve gelecek üretim planlarının iklim hedefleriyle uyumlu hale getirilmesi dahil olmak üzere, üretim açığını kapatmak için sayısız seçeneğe sahip. Raporda, bu seçeneklerin yanı sıra, Paris Anlaşması kapsamında uluslararası işbirliğiyle ortaya çıkan seçeneklere de ayrıntılarıyla yer veriliyor.

Üretim Açığı Raporu, 60’tan fazla ülkenin Paris Anlaşması kapsamında yeni emisyon azaltım planları ve iklim taahhütlerini belirleyen ulusal katkılarını (NDC’ler) 2020 yılına kadar güncellemeyi taahhüt ettiği sırada yayımlandı.

Raporun tamamına linkten erişebilirsiniz.

*Çin, Rusya, ABD, Hindistan, Avustralya, Endonezya, Kanada

**Norveç, Almanya, Birleşik Krallık

 

Modacılardan Kara Cuma’yı ‘Yeşillendirme’ önerisi

Birleşik Krallık’ta ‘Cumayı Yeniden Yeşil Yapalım Kolektifi’, indirim fırsatlarının insanları ihtiyaç duymadıkları şeyleri satın almaya teşvik ettiği; bu “aşırı üretim” in iklim değişikliğine katkıda bulunduğu uyarısında bulundu.

Kolektif, bunun yerine, tüketicilerin bu yıl 29 Kasım’ı, hangi eşyaları tamir edebilecekleri, satabilecekleri ya da geri dönüştürebilecekleri konusunda dolaplarına bakarak geçirmelerini istedi.

Ancak İngiliz Perakende Konsorsiyumu , ‘Kara Cuma’nın  tüketicilerin başka türlü karşılayamayacakları ürünleri satın almalarını sağladığını savunuyor.

‘Cuma’yi yeniden Yeşillendir’ 

Ağırlıklı olarak Fransız markalarından oluşan Kolektifi, çevre dostu giyim firması Faguo‘nun kurucularından biri olan Nicolas Rohr oluşturmuştu: “İnsanlar bir şey satın aldıklarında, bu ürünü yapmaktan, kullanmaktan ve daha sonra bu üründen kurtulmaktan kaynaklanan karbon emisyonları nedeniyle kirleniyoruz.”

Faguo, Kara Cuma ile ilgili olarak BBC’ye şunları söyledi: “Bugün ihtiyacımız olanı satın almıyoruz; satın alıyoruz çünkü bunu istiyoruz. Artık tüketim ile iyi bir ilişki içinde değiliz. İnsanların dolaplarında zaten olanlara odaklanmalarını istiyoruz, gerçekten daha fazla bir şeye ihtiyacınız olursa satın alabilirsiniz.”

Kara Cuma nedir?

Black Friday, (Kara Cuma) birçok perakendecinin 24 saat boyunca özel promosyonlar düzenlediği ve insanların Noel için hediye almalarını sağlamak amacıyla oluşturulan  yılın en yoğun alışveriş günü. ABD‘de başlayan ve her yıl Amerikan Şükran Günü tatilinden bir gün sonra gerçekleşen Kara Cuma, bu ülkede kalmayıp dünyanın dört bir yanına, bu arada Türkiye’ye de yayıldı.

Bir alışveriş çılgınlığına dönüşen Kara Cuma, Noel kutlamamasına rağmen, Türkiye’de de son yıllarda büyük ilgi görüyor.

Satın aldığımız her şey sadece paraya mal olmakla kalmıyor, aynı zamanda çevre maliyetine de sahip. Bu, satın alınan ürünün nasıl yapıldığı, ne yapıldığı, ne kadar taşındığı ve ömrünün sonunda ne olduğuna bağlı.

Kollektifin argümanı, “ne kadar az satın alırsanız, çevresel ayak iziniz o kadar küçük olur. Aynı zamanda size para kazandırabilir” şeklinde.

Manchester Üniversitesi‘nden moda pazarlamasında kıdemli bir öğretim görevlisi olan Dr. Patsy Perry şunları söyledi:

“Kara Cuma] indirimlerden yararlanmak için harika bir zaman, ancak sürdürülebilirlikle yapmaya çalıştığımız şeye aykırı. Bir yandan, perakendeciler gittikçe artan bir şekilde sürdürülebilirlik ve yaptıkları tüm iyi şeyler hakkında konuşuyorlar, ancak bir yandan da insanları daha fazla şey almaya devam etmeye teşvik ediyorlar.”

İndirimlerin  tüketiciye, ürünün aslında ne kadar değerli olduğunu belirten bir şeyler söylediğini anlatan Perry, “Bence, gittikçe artan bir şekilde, bunun bir parçası olmak istemediklerini söyleyen daha fazla işletme göreceğiz” dedi.

‘Perakendenin altın mahallesi’

İingiliz Parakende Konsorsiyumu ise Kara Cuma’da yer alan mağazaları  savundu. Konsorsiyumun Genel müdürü Helen Dickinson şöyle konuştu: “Katılım … perakendeciler tarafından ticari bir karardır. Bu satışlar, tüketicilerin, özellikle Noel zamanı olmak üzere, başka türlü karşılayamayacakları birçok mallara erişmelerini sağlar. Yıllar süren durgun satışlardan sonra, birçok perakendeci, perakendenin ‘Altın Mahallesi’ne girerken destek vermek için Kara Cuma’yı arayacak.”

Buna karşın Rohr ise ‘Cuma’yı yeniden Yeşil Yapalım Hareketi’nin , markaları veya müşterileri suçlamakla ilgili olmadığını, ancak daha sürdürülebilir bir şekilde nasıl yaşayabileceğimiz hakkında insanları daha fazla bilinçlendirmek gerektiğini söyledi:

“Son iki yıl, büyük satışlar yaptık – yıllık ciromuzun% 5’i – ancak kendimizi de pek rahat hissetmedik. Rakiplerimle kıyaslandığında ciro kaybedeceğimi biliyorum, ancak bunu kabul edeceğim çünkü ilgim gelecek gezegenin [geleceği] üzerinde. Ciroyu feda etmemize rağmen, işleri değiştirecek cesarete ihtiyacımız var.”

Markaların tüm yıl boyunca iyi bir fiyat teklif etmesini tercih ettiğini söyleyen Rohr, “Bunu neslimiz ve gezegenimiz için yapıyoruz” dedi.

Konyaaltı sahili kıyı erozyonuyla eriyor

Akdeniz Üniversitesi (AÜ) İnşaat Mühendisliği Bölümü Geoteknik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nihat Dipova’nın Konyaaltı Sahili’ne yönelik hazırladığı bilimsel çalışma, 7.5 kilometre uzunluğundaki ‘mavi bayrak’ sahibi Konyaaltı Sahili’nin kıyı erozyonuyla hızla yok olduğunu ortaya koydu. Prof. Dr. Dipova, farklı tarihlere ait topoğrafik ölçümlerin ve uydu görüntülerinin karşılaştırılması yolu ile hazırladığı çalışmasında bir yıldan kısa bir sürede 1 hektara (10 bin metrekare) yakın kumsal alanının erozyonla yok olduğunu tespit etti.

Hürriyet’ten Ceren Deniz’in haberine göre, erozyonun nedeni olarak bölgedeki kum ve taş ocaklarına vurgu yapılırken, Boğaçayı rekreasyon çalışmasının da süreci hızlandırdığı savunuldu. Raporda şu tespitler yapıldı:

“Sahilin kum-çakıl ihtiyacı uzun yıllar şehir merkezine en yakın olan Boğaçay yatağından karşılanmıştır. 1934’ten 2016 yılına kadarki sürede sahilde yaşanan erozyonla ortalama 50 metre gerileme ölçülmüştür. Boğaçay rekreasyon alanı projesinin uygulanmasından sonraki 10 aylık dönemde ise Konyaaltı Sahili boyunca 9 bin 748 metrekare kumsal alanı kaybedilmiştir. Kıyı çizgisinde en fazla gerileme 19 metre olarak ölçülmüştür.”

Çalışmada, Maxar Technologies uydu görüntü arşivinde bulunan, kazının devam ettiği döneme ait 5 Ekim 2018 tarihli görüntü ile 19 Ağustos 2019 tarihli görüntü karşılaştırıldı ve sahilin bu sürede ne kadar değiştiği araştırıldı. Prof. Dipova sonuçlara ilişkin şunları söyledi:

“Antalya’nın simge değeri olan bu kumsalda kıyı erozyonu önlem alınmazsa birkaç yıl içinde dramatik sonuçlar doğuracaktır. Turistik amaçla kullanılan kumsalın azalması ve kumsal gerisindeki kentsel altyapının zarar görmesi, Antalya ekonomisi için telafisi zor kayıplar olacaktır.”

Diyarbakır’ın hafızası internette

Diyarbakır’ın çağların birikimiyle oluşan hafızasını kaydetmek, canlı tutmak ve yaygınlaştırmak amacıyla hazırlanan Diyarbakır Hafızası internet sitesi yayına girdi.

Anadolu Kültür ile Diyarbakır Kültür Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği ortaklığında yürütülen aynı isimli proje kapsamında geliştirilen Diyarbakır Hafızası’nda, kurulduğu yerde varlığını altı bin yıldır aralıksız sürdüren şehrin somut ve somut olmayan kültürel değerleri, çok kültürlü yapısı ve tarihi seçilmiş temalarla ele alınıyor.

İnternet sitesinin yayına giren bu ilk versiyonunda “Tarihin Kavşağındaki Şehir”, “Amida’dan Girip Caramit’ten Çıkan Haritalar”, “Seyyahların Kayda Düştüğü Tarih”, “Sikkelerin Anlattığı Diyarbakır” ve “Tarihte Bir Parantez: Mervanîler” başlıklarında beş sergi bulunuyor.

Kentin tarihi, kültürü ve mimarisine dair özel koleksiyonlarda bulunan belgeleri Diyarbakır Hafızası’yla paylaşmak için [email protected] adresine yazabilirsiniz.

Amazonlardaki ormansızlaşma, 2008’den bu yana en yüksek seviyesinde

Brezilya Ulusal Uzay Araştırmaları Enstitüsü (INPE) bir rapor yayımlayarak ülkenin Amazon ormanlarındaki kaybın, ağustos 2018 ile temmuz 2019 arasında, önceki yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 30’luk bir artışla 9 bin 762 kilometrekareye ulaştığı belirtildi.

Brezilya’nın Para eyaletindeki orman kayıplarının, 2018-2019 döneminde kaydedilen tüm ormansızlaşmanın yaklaşık yüzde 40’ını oluşturduğunu bildiren yetkililer, Roraima ve Amazonas eyaletlerindeki yasa dışı ağaç kesimlerinin de belirgin şekilde arttığına dikkati çekti.

Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) tarafından yapılan açıklamada ise “Amazon’un hala yok ediliyor olması kabul edilemez” ifadeleri kullanıldı. Açıklamada, ormansızlaşmanın, Brezilya hükümetinin bunu önlemek için güçlü bir eylemde bulunmadığı sürece hızlanacağı kaydedildi.

 Bu yıl 83 binden fazla yangın çıktı

INPE, ağustos sonunda yayımladığı raporda, Brezilya’daki Amazon ormanlarında yılın ilk 8 ayında 83 binden fazla yangın çıktığını bildirmişti.

Yeryüzündeki oksijenin yüzde 20’sini sağlayan, ‘Dünya’nın akciğerleri’ olarak adlandırılan Amazon Yağmur Ormanları yılda 1 milyar tondan fazla atmosferik karbonun emilmesini sağlıyor. Dünyadaki hayvan ve bitki türlerinin de yüzde 10’unu barındıran Amazonlar, sekiz ayrı Güney Amerika ülkesinde yaşayan 400’den fazla yerli kabileye de ev sahipliği yapıyor.

2019’da 730 bin yangın alarmı

Global Forest Watch sitesine göre de Amazon ormanlarının yüzde 60’ına ev sahipliği yapan Brezilya’da bu yıl 1 Ocak’tan 28 Ağustos’a kadar 730 binden fazla yangın alarmı verildi. Yangın alarmlarının sadece yüzde 5’i el değmemiş ormanlık alanları kapsarken, alarmların yüzde 29’unun maden alanlarının bulunduğu ormanlık araziler için verilmesi dikkati çekti.

Gözlemciler, Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun iş başına geçmesinden bu yana, Amazonları çiftçilere ve çok uluslu şirketlere açması yüzünden orman kayıplarında dramatik artışa yol açtığına dikkat çekiyor.

Araştırma: Güneş enerjisi onlarca yıl deponabilir

Yeşil Gazete için çeviren: Nilüfer Ağaç

Bilim insanları onlarca yıl boyunca güneş enerjisini yakalamanın, depolamanın ve kullanmanın görece pahalı olmayan ve efektif olan yöntemini araştırdı. İsveç‘teki araştırmacılar güneş ışınlarının gücünü, evlerden araçlara her şeyi ısıtmak gibi bir dizi tüketici talepleri doğrultusunda kullanımına izin veren bir çözümü olduğunu söylüyor.

Gothenburg‘daki Chalmers Teknoloji Üniversitesi‘nde bilim insanları, enerjiyi nasıl yakalacaklarını ve depolayarak, talep üzerine ısı formunda nasıl serbest bırakabileceklerini çözdüklerini açıkladı; hatta yakalandıktan onlarca yıl sonra dahi. İnovasyonlar bir enerji tutucu molekülü ve geleneksel bataryalardan en azından ısınmaya gelinceye daha iyi performans ortaya koyan, pencere ve tekstil ürünlerine uygulanabilen bir enerji saklayıcı laminat kaplamayı kapsıyor. Araştırmacı Kasper Moth-Poulsen‘in liderlik ettiği takımın yaptığı buluş, bilim çevreleri tarafından övgü topladı. Şimdi gerçek sınav geliyor: Moth-Poulsen yatırımcılardan teknolojisini destekleyecek ve piyasaya taşıyacak desteği alabilecek mi?

Sistem; karbon, hidrojen ve nitrojenden oluşan likit bir molekül ile başlıyor. Güneş ışığı geldiğinde molekül güneş enerjisini çekiyor ve bir katalizör ısı olarak serbest bırakılmasını tetikleyene kadar tutuyor. Araştırmacılar, özel depolama birimi yaratmak için neredeyse 10 yıl ve 2,5 milyon Amerikan Doları harcadı. Kimya ve kimya mühendisliği bölümünün 40 yaşındaki profesörü Moth-Poulsen bugün piyasada bulunan tipik lityum-iyon bataryaların 5 yıllık ömürlerini 10 yılla çıkararak daha çok dayanmaları için istikrar sağlayacağını söylüyor .

Moleküler güneş enerjisi sıvısından küçük bir örnek ile Moth-Poulsen. Fotoğraf:Oscar Mattsson/ Chalmers Teknoloji Üniversitesi

Takımın geliştirdiği en gelişmiş potansiyel ticari kullanım ev pencereleri, hareketli taşıtlar ve hatta giysilere uygulanabilen transparan kaplamalar. Alanların ısıtılması için gereken elektriği ve karbon emisyonunu azaltan kaplama, güneş enerjisini topluyor ve ısı olarak serbest bırakıyor. Moth-Poulsen teknolojiyi sergilemek için kampüsteki bir binayı tümüyle kaplamış. İlk uygulamalarda ideal kullanımın küçük alanlar için olduğunu söylüyor. “Bu elektrikli taşıtların veya ya da evlerin ısıtılması olabilir.”

En büyük bilinmezlik ise, sistemin elektrik üretip üretmeyeceği. Moth-Poulsen potansiyel sonuçlar olduğuna inanırken takımı şu an için ısınmaya odaklanmış durumda. Araştırma grubu moleküler termal güneş ışığı sistemleri ile iklim değişikliğiyle mücadele etmeye çalışan 15 gruptan biri. Onları motive eden de imzayalayanlarının küresel ısınma sınırını 1.5C (2.7F) ile sınırlandırmayı vaat eden Paris Antlaşması.

Yatırım arıyor

Moth-Poulsen teknolojiyi geliştirebilecek bir şirket ile birleşmeyi planlıyor ve risk sermayesi yatırımcıları ile görüşme halinde olduğunu söylüyor. Depolama birimi altı yıl içinde ticari olarak kullanılabilecek küçüklükte olacak, kaplama ise üç yıl içinde. Kaplamanın piyasaya çıkarılması için mevcut fonlamaya ek olarak 5 milyon Amerikan Dolarına daha ihtiyaç olacağı tahmin ediliyor. Moth-Poulsen, mayıs ayında İsveç Kraliyet Bilim Akademisinden güneş enerji projeleri üzerine Arnbergska ödülünü kazanmıştı. .

Profesörün teknoloji için kesin maliyet tahminleri mevcut değil ancak satın alınabilecek olması gerektiğinin de farkında. Bir maliyet avantajı da sistemin nadir ya da pahalı elementlere ihtiyaç duymaması. Enerji depolama molekülleri de geliştiren ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü materyal bilim ve mühendislik bölümünde profesör Jeffrey Grossman, Chalmers University takımının çalışmasının “enerji dönüşüm depolama yaklaşımının ticarileşmesini görmek istiyorsak çok önemli” olduğunu belirtiyor.

Almanya Freiburg‘daki güneş enerjisi sistemleri için Frauhofer Enstitüsünü yöneten Peter Schossig, İsveç takımının araştırmasının ürüne dönüşümü için yardımcı olmak istediğini söylüyor. Ancak aynı zamanda daha gidecek yolları olduğunu da söylüyor.

Güneş ışınlarının efektif olarak toplanması iklim değişimine çözüm bulmak için anahtar. İsveçli araştırmacılar sistemlerinin güneş enerjisinin ticarileşmesine yardımcı olacağını söylüyor.

Makelenin İngilizce orijinali

Kadın Kadına Öykü Yarışması için başvurular başladı

KAOS GL tarafından bu yıl on beşincisi düzenlenen Kadın Kadına Öykü Yarışması’nın başvuruları başladı. Yarışma, ana akım Türkçe edebiyatta çok az sayıda eserde işlenen kadın kadına aşka edebiyatta yer açmak, lezbiyen/ biseksüel kadınların öykülerini yaygınlaştırmak ve daha fazla kadını yazmaya teşvik etmek amacıyla düzenleniyor.

Bu yılın teması: Geleceği Hatırla!

Geleceği Hatırla!” temasıyla düzenlenen öykü yarışmasının son başvuru tarihi 1 Mart 2020. Jüri tarafından değerlendirilecek sonuçlara göre birinci olan öykünün sahibi 900 TL, ikinci olan 750 TL, üçüncü olan ise 600 TL kazanacak. Jüri Özel Ödülü kazanan öykü sahiplerine ise 1 yıllık Kaos GL dergisi aboneliği verilecek.

‘Kadınları seven kadınların öyküleri’

Lezbiyen ve biseksüel kadın kimliklerinin yanında kendini bu kimliklerden farklı tanımlayanların, queer’lerin, kimliksizlerin kadın kadına öykülerine de açık olan Kadın Kadına Öykü Yarışması’nın duyurusunda şu ifadeler yer aldı:

“Ortak mekânlarımız olmadan kimliklerimizi var eden belleğe sahip olmamız mümkün mü? Erkeklere ait mekânların çokluğu ve bu mekânlarda kurulan eril tarihin hâkimiyeti karşısında lezbiyenler, biseksüel kadınlar olarak sahip olduğumuz mekânlar sınırlı. Bu durum başka sorulara eklemlendi zihinlerimizde ve bir niyete dönüştü.

Mesela bu mekân eksikliğini öykülerimizle yaratacağımız “sözel mekan”larla kapatmayı denesek? Acaba yaratacağımız bu sözel mekânların içinden kadın kadına aşkımızın “tarihini” şimdiye göre “çoktan olmuş olandan” yola çıkarak yazmak yerine “olmuş olmasını istediğimiz” şekilde yeniden kurmak için geçmişimizi hayal edebilir miyiz? Acaba olmasını istediğimiz geçmişimizin geleceği’ni hatırlayabilir miyiz ve kadınları seven kadınların öyküleri ortak belleğimizi kurmanın bir aracı olabilir mi? Belki gelecekteki öykü mekânlarımıza gidip tarihimizi yeniden yazarız. Böylece belleğin ve hatırlamanın bir aradalığımızı güçlendiren, sevinçli karşılaşmalarımızı çoğaltan yollarını keşfederiz bu yıl öykülerle.

Geleceği yalnızca kaygı duygusuyla duyumsayabildiğimiz şu günlerde biz “Geleceği Hatırla!” diyerek kadın kadına aşkın neşe ve sevincini, arzuladığımız geçmiş ve gelecekten bugüne taşıyacak öykülerinizi bekliyoruz.”

Katılımın ücretsiz olduğu yarışma ve katılma koşulları hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

İsyan dalgası İran’da: En az 106 kişi hayatını kaybetti      

İran’da aylık benzin fiyatlarında ilk 60 litreye yüzde 50, bu kotayı aşan satışlarda ise yüzde 200 zam yapılmasının ardından Cuma günü Tahran’da başlayan gösteriler ülke geneline yayıldı. Yüz binlerce insanın katıldığı protestolarda 100’den fazla banka, onlarca benzin istasyonu, mağaza ve kamu binası ateşe verildi.

Polisin sert bir şekilde müdahalede bulunduğu eylemlerde, İran yönetiminin yaptığı açıklamaya göre gösterilerin ilk üç gününde 12 kişi hayatını kaybetti, binden fazla kişi ise gözaltına alındı.

Af Örgütü: En az 106 kişi öldü

Uluslararası Af Örgütü tarafından yapılan açıklamaya göre gösterilerde en az 106 kişi öldü.  Açıklamada bu sayıya teyit edilen video görüntüleri, görgü tanıklarının ifadeleri ve ülke dışındaki aktivistler tarafından verilen bilgiler tarafından ulaşıldığı söylendi. Ancak İran’daki kısıtlı medya ve internet yasağına sebebiyle bu sayının çok daha fazla olabileceği belirtildi.

Hükümetten internet kullanımına engel

Protestolara karşı hükümetin ilk tepkisi interneti kesmek olmuştu. İran’ın yarı resmi ISNA ajansı, Devlet Güvenlik Konseyi‘nin kararıyla internete erişimin kısıtlandığını ve yetkililerin, protestolarla ilgili görüntü paylaşan sosyal medya kullanıcıları hakkında yasal işlem yapılacağını bildirdiğini duyurdu.

İnternet kısıtlamalarını izleyen NetBlocks, Cumartesi akşamı Twitter’dan yaptığı açıklamada İran’ın tamamına yakınında internete erişimin kısıtlanmış olduğunu doğruladı.  Açıklamasında gerçek zamanlı verilerin internete erişimin normal düzeyinin yüzde 7’sinde olduğunu gösteren grafiği paylaştı.

Ruhani: Benzinden elde edilen gelir halka verilecek

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani halkın yüzde 75’inin ekonomik nedenlerle “baskı altında” olduğunu söyledi. Ruhani zamdan elde edilecek gelirden pay alma niyetinde olmadıklarını, bu gelirin insanlara dağıtılacağını söyledi. Ancak bu açıklamalar sonrasında da halk sokaktaki eylemlerini sürdürdü.

Hamaney’den benzin zammına destek

İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ise Pazar günü zamlara desteğini açıkladı. “Yürütme, yargı ve yasama organı başkanlarının uzmanların çalışmalarına dayanarak aldığı karar uygulanmalı” diyen Hamaney, “Kamu mallarını tahrip etme ve ateşe verme vatandaşların işi değil, fitnecilerin işi. İslam Devrimi ile İran düşmanları bu tür tahripler ile gerginliği destekliyor” ifadelerini kullandı.

https://twitter.com/BehradDashti/status/1196567477502672896

Tek sebep petrol zammı değil

Protestocular, sokağa çıkmalarındaki tek gerekçelerinin benzine yapılan zamlar olmadığını söylüyor. ABD’nin İran ile yaptığı nükleer anlaşmayı iptal etmesi ve İran’a yönelik ekonomik yaptırımlar uygulama kararının ardından ülke ekonomik açıdan zor günler yaşıyor.

Euronews’un paylaştığı verilere göre enflasyon yüzde 40 seviyesine çıktı. Haziran ayında Tahran’da kiralar bir yılda yüzde 100’den fazla arttı, gıda ürünlerinin fiyatları ise 3-4 katına çıktı.  Bir yandan insanlar ardı ardına gelen zamlarla boğuşurken bir yandan da artan işsizlikle mücadele ediyor. Mart 2019 verilerine göre ülkedeki genel işsizlik oranı yüzde 12 olarak açıklandı. 15-24 yaş arasındaki genç işsizliği oranı ise yüzde 27,7.

İçme suyu ve hava kirliliği de gündemde

Protestolar sırasında atılan sloganlar arasında ülkedeki su sorunu da yer alıyor. Yağışın ve dolayısıyla su kaynaklarının azaldığı İran’da halk içme suyuna erişim sıkıntısı yaşıyor. Musluklardan da tuzlu su akması nedeniyle halk, tankerlerden su satın almak zorunda kalıyor.

Protestocuların eleştirdiği konulardan bir diğeri ise Tahran’da yüksek seviyede gerçekleşen hava kirliliği sebebiyle ilk ve orta dereceli okullarda eğitime sık sık ara verilmesi. Tahran, hava kirliliği sıralamasında dünyada 12’inci kent.