Ana Sayfa Blog Sayfa 2268

Adalar’a 15 kişilik elektrikli araçlar geliyor

Adalar Belediye Başkanı Erdem Gül, atlar gönderildikten sonra yeni sisteme geçileceğini, elektrikli araçların 14-15 kişilik olmasının planlandığını söyledi.

Adalar’da faytonların her biri 300 bin TL, atların her biri ise 4 bin TL bedelle İBB tarafından satın alınacak. Atların tahliyesi sonrası özel bir yere alınacağını belirten Gül, atlarını vermek istemeyen at sahiplerinin bakıma devam edebileceğini belirtti. Belediye başkanı,“Atlar özel bir yere alınacaklar. Kaçak ahırlar yıkılacak bu durumda”diye konuştu.

‘Faytonlar birkaç eylem dışında hiç durdurulmamış’

Basın toplantısı düzenleyen Adalar Belediye Başkanı Gül, atlarda ruam hastalığının tespiti sonrası yaşanan gelişmeleri değerlendirirken şunları söyledi:

“Aralık ayının ortasıydı galiba… İlçe tarım ve kaymakamlıktan atlardaki hastalıkla ilgili bilgilendirme geldi. Hasta olan at sayısının çok fazla olduğu bilgisi geldi. Bu nedenle üç ay süreyle faytonların durdurulması kararı çıktı. Valilikle bir toplantı yaptık. Onların bakış açıları, ‘üç ay içinde bir tane bile şüpheli at görülürse üç ay daha uzatılacak’ şeklindeydi. Buraya bakınca, bunlar geleneksel bir sektör. Birkaç eylem dışında hiç durdurulmamış. Bu ilk kez yaşanan bir şey.

İki türlü durum ortaya çıkıyor. Birincisi atların sağlığıyla ilgili durum, ikincisi onlardan para kazanan sektördekilerin geçimleri. Geriye dönüp baktığımızda bizim faytonu ulaşım aracı olmaktan çıkarmak gibi bir çalışmamız vardı. Faytonların ne kadar alınıp, satıldığına baktık. Karar verdiğimiz rakam bunun üzerinde bir rakam. Ayrıca faytoncular için neler yapabileceğimizi de konuşuyoruz.”

‘Bu yaz yeni sisteme geçeceğiz’

“Büyükşehir belediyesinin bu konudaki görüşü net” diyen Erdem Gül, atların Adalar’dan gönderildikten sonra elektrikli ulaşım sistemine geçileceğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Büyükşehir işletecek. Kadıköy’de, Beşiktaş’ta, Esenler’de işlettiği gibi ulaşım sistemi nasıl işliyorsa İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kontrolünde, onun faaliyeti olarak devam edecek. Oluşacak yeni istihdam imkanı varsa adadaki insanların tercih edilmesi akla yatkındır. Önce ödemeler yapılıp, atların da çok uzamadan tahliye edilmesinin ardından yeni sisteme geçeceğiz.”

‘Araçlar 14-15 kişilik olacak’

Adalara getirilecek elektrikli araçlarla ilgili çalışmaların sürdüğünü belirten Erdem Gül şu ifadeleri kullandı:

 Mutabakat açısından söylüyorum. Birincisi elektrikli araçlar olacak. Toplu taşıma araçları 14- 15 kişilik olabilir. Sayıları 20 tane olabilir. Sayı olarak kesin değil. İkincisi de daha az yolcu alan tur araçları olacak. İki türlü araç var. Yazı kurtarmamız lazım. Yaz önemli çünkü. Bu sene tam anlamıyla yapamasak bile deneme senesi olur. Gelecek yaza daha uygun olacak, diye öngörüyoruz.

Adada gezdiğiniz zaman her yerde görüyorsunuz. bir kere onları toplayacağız. Onlar yani özel araçlar artık olmayacak. Araç yükünden kurtulmuş olacağız. Bana sorarsanız ada dediğimiz yer yaya, yürüme bölgesidir. Ama yaşlı ve hastalarımız var. Yürümek istemeyenler var. Bunlar için bir araç gerekiyor.”

Faytoncular işe alınacak

Faytoncular Odası Başkanı Hıdır Ünal ise anlaşmayı bütün partilerin onayladıklarını, bu durumda kendilerinin de itiraz etmeyeceğini söyledi. Ünal, “Hher plaka sahibinin ailesinden biri ya da kendisini işe alacaklar” dedi.

Fayton plakalarının fiyatının değerinin 300 bin liraya çıkarılmasından memnun olduklarını dile getiren Ünal “Hem CHP hem AKP grubuna teşekkür ediyorum. Bizi dikkate aldılar ve dinlediler diye konuştu.

Ünal işe alınacak faytoncuların ana karada özellikle İSPARK’ta işe alınacaklarını aktardı. Atların Adalar’dan ne zaman götürüleceğinin belli olmadığını söyleyen Ünal, isteyen at sahiplerinin kendilerinin bakmaya devam edebileceğini belirtti.

 

Sağlıkta şiddet protestosuna polis şiddeti

Ankara Dışkapı Hastanesi önünde “Sağlıkta Şiddeti Önleme Günü” için basın açıklaması yapmak isteyen Türk Tabipler Birliği (TTB), Ankara Tabip Odası (ATO), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) üyelerine polis şiddet uygulayarak 5 kişiyi gözaltına aldı.

Eylemciler, kalkanlarla itilerek hastaneden çıkartılırken, bazılarının yerlerde sürüklendiği görüldü. Polisle yaşanan arbade sonucunda basın açıklaması okunamadı. SES Ankara Şube Başkanı Hüsnü Yıldırım, DİSK Emekli Sen eski başkanı Veli Beysulen, Dev Maden-Sen Örgütlenme Uzmanı Muhammet Alkış ve Doktor Rıza Özbek gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar daha sonra serbest bırakıldı.

Ankara Tabip Odası: Şiddeti önlemek için adım atılmıyor

Ankara Tabip Odası daha sonra yaptığı açıklamada, sağlık hizmetinde yaşanan şiddeti önlemek için iktidarın hiçbir ciddi adım atmadığını söyledi. Sağlıkta yaşanan şiddetin inkar edildiği ve şiddete maruz kalan sağlık emekçilerinin suçlandığı belirtilen açıklamada özetle şu ifadeler kullanıldı:

Yılda en az bir hekim ya da sağlık çalışanının ölümüne, yüzlercesinin yaralanmasına ve binlercesinin sözlü ya da fiili tacizine dönüşen şiddete karşı şekilsel ve kararlılık içermeyen adımlarla oyalama yoluna gidildi. Sağlık hizmeti sunarken şiddete uğrayan, öldürülen, bıçaklanan, kafasında mermer kırılan, tekmelere maruz kalan, küfür ve hakaret edilen hekimlerin ve sağlık çalışanlarının arkasından timsah gözyaşları döktüler. ‘Oy kaybederiz’ kaygısıyla her beklentilerinin anında ve talep ettikleri biçimde karşılanmasını isteyenlerin sırtını sıvazladılar.

Fotoğraf: Ankara Tabip Odası

‘Cinayet ortamı sıradanlaştı’

80 milyon nüfuslu ülkede 120 milyon kişinin acil servislere gittiği yanlış kurgulanmış bu sistemde kendi hastasının ve yakınlarının beklentileri karşılanmadığı anda acil servisleri savaş alanına çeviren, cinayet işleyebilen, sağlık çalışanlarının yanı sıra sedyede yatan başka hastaların bile ölümüne yol açan bir cinnet ortamı sıradanlaştı. Ne bir Aile Sağlığı Merkezi‘nde ne de herhangi bir hastane ortamında sözel ya da fiili şiddete hiç kimsenin kalkışamayacağı, şiddete sıfır tolerans gösterileceğine dair caydırıcı, sonuç alıcı ve somut adımların atılması artık zorunluluktur.

 

Bir milyon deniz kuşu açlıktan öldü

ABD’de Washington Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, 2015 yazında Kuzey Pasifik’te okyanusta oluşan dev sıcak su kütlesinin, bir milyon kadar deniz kuşunun açlıktan ölmesine neden olduğunu ortaya koydu.

Araştırmaya göre, deniz kuşlarının ölüleri normalde kıyıya vurmuyor. Ancak 2015 yazından ertesi yılın ilkbaharına kadar görülen  dönemde Alaska, Washington, Oregon ve California kıyılarına toplam 62 bin kuş ölüsü vurdu. Sadece Güney Alaska’daki Prince William Boğazı‘nda kilometre başına 4.500’den kuş ölüsü vurduğu açıklanmıştı. Uzmanlar ölen kuş sayısının bir milyon civarında olduğunu tahmin ediyor.

Sebep sıcak su kütlesi

“Leke” olarak adlandırılan sıcak su kütlesi, uzun süreli sıcak hava dalgasından kaynaklanıyor. Buna ilk kez 2013’te görülen bir antisiklon sisteminin neden olduğu düşünülüyor. El Nino olarak bilinen hava fenomeni, 2015’ten 2016’ya kadar sıcaklık artışını hızlandırdı ve su sıcaklığı bu dönemde normalin altı derece üstüne çıktı.

Antisiklon, bir hava kütlesinin soğuyarak sıkışması ve yoğunluğunun artmasıyla oluşuyor. Bunun sonucu olarak atmosferin ağırlığı ve yüzeydeki hava basıncını artıyor. Bu dönemdeki ısı haritaları, sıcak su kütlesinin kapladığı alanın bir milyon kilometrekareye ulaştığını gösteriyordu.

En çok ölen kuş dalıcı martılar

Ölen kuşların çoğunu Kuzey Amerika’ya özgü dalıcı martılar oluşturuyor. Bu kuşların hayatta kalabilmesi için vücut ağırlıklarının yarısı kadar yemek yemesi gerekiyor. Ancak ısınan okyanus sularının somon ve pisi balığı gibi balıkların metabolizmalarını hızlandırdığını için bu kuşların küçük balık bulmakta zorlandıkları belirtiliyor.

Mara Gomez sözleşme imzalanan ilk trans kadın futbolcu oldu

Arjantin’de kadın futbolun en üst seviyedeki ligi Premier Lig’de mücadele eden Villa San Carlos, futbol tarihine geçen bir transfere imza attı. Futbol kulübü, trans kadın futbolcu Mara Gomez ile profesyonel sözleşme imzaladı.

Alan Savunması’nda yer alan habere göre, 22 yaşındaki trans kadın futbolcu Mara Gomez ile sözleşme imzalayan kulüp futbol tarihinde trans bir sporcuyla sözleşme imzalayan ilk kulüp oldu.  Gomez, daha önce amatör lig takımlarından Toronto City ve Malvinas takımlarında forma giymiş ve yaşadığı iki şampiyonluğun yanı sıra Malvinas formasıyla da takımın en golcü futbolcusu seçilmişti.

Gomez: Bu tarihsel bir mücadele

Kulüp, transferi Mara Gomez ve takımın en pahalı transferi Ludmila Angeli’nin birlikte çekilmiş bir fotoğrafla duyurdu. EN24‘e konuşan Mara Gomez, bunun yıllardan beri devam eden bir mücadelenin kazanımı olduğunu söyledi. Gomez, “Bir transseksüel olarak profesyonel bir futbolda yer alabilmek tarihsel bir mücadeleyi temsil ediyor. Nasıl ki kadın futbolu profesyonelleşmek için savaşıyorsa bizler de herkesin katılabileceği bir futbol ortamı oluşturmak için savaşıyoruz” dedi.

‘Futbol sevgisi hayatımı kurtardı’

15 yaşında yaşadığı disfori duygusu sebebiyle intiharın eşiğine geldiğini söyleyen Gomez, futbol sevgisi ve arkadaşlarının desteğiyle bunun üstesinden geldiğini belirterek şöyle dedi:

Kimliğim ve cinselliğimle birlikte bir değişim anı yaşarken çok fazla ayrımcılık, zorlanma ve dışlanma yaşadım. Hayatımda anlam bulamadığım ve artık yaşamak istemediğim bir zamandı, çünkü geleceğimden korkuyordum. Bu büyük acıyla mücadele ederken, oynadığım takım beni çok destekledi. Takım arkadaşlarımın tümü, kulübe rest çekti, ‘Ya Mara da oynar ya da hiçbirimiz oynamayız’ dediler.

‘Fiziksel özellikler fark yaratmaz’

Sporculuk kariyeri boyunca, trans bir kadın olarak cis kadın oyunculardan fiziksel olarak daha güçlü olduğu ve onlara karşı bir avantaj sağladığına yönelik eleştiriler aldığını söyleyen Gomez, bunun belirleyici bir faktör olmadığını söyledi ve şu ifadeleri kullandı:

Fiziksel olarak farklı olduğum, bir gerçek değil. Benden çok daha fazla güç ve hıza sahip birçok oyuncu var ve onlar erkek değil. Cinsiyetle hiçbir ilgisi yok. Fiziksel fark ve hormonlardan bahsedecek olursak size Messi örneğiyle yanıt vereceğim. Messi 1.60 boyunda, olağanüstü bir futbolcu. Onun da fiziksel özellikleri diğer çoğu oyuncudan kötü olmasına rağmen, sahadaki erkek futbolcular onu dörtlü gruplar halinde kovalamak zorunda kalıyor? Fiziksel özellikler bir fark yaratsaydı bu böyle olmazdı

Dünya’da sıcaklıklar 420 aydır mevsim normali üzerinde

Dünya genelinde bir ay boyunca mevsim normallerinde sıcaklıkların yaşandığı son tarih Şubat 1985. Bu tarihte Barack Obama 24 yaşındaydı. Lebron James henüz emekleyen bir bebek, Billi Eilish ise 16 yıl sonra doğacaktı.

25 binden fazla hava istasyonundan toplanan ve ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA) tarafından incelenen verilere göre, Dünya’nın 20. Yüzyıl ortalamasının üzerinde sıcaklıklar yaşadığı 420 ay oldu.

140 yılın en sıcak ikinci Aralık ayı

Perşembe günü yayınlanan çalışmaya göre Aralık 2019, 140 yıllık modern kayıt tarihindeki en sıcak ikinci Aralık olduğunu ve son altı Aralık’ın kaydedilen en sıcak altı Aralık olduğunu gösteren veriler yayınladı. 2019 yılı ise rekor kıran ikinci en sıcak yıl oldu. Son 20 yılın 19’u artık rekor sıcak olarak nitelendiriliyor. Okyanus ısı biriktirmeye devam ediyor ve 1990’dan beri de acımasızca ısındı.

Peki rekor soğukluklar?

İklim bilimi inkârcıları rutin bir argüman olarak – kasten cahil ve giderek daha acıklı olsa da- 2019’da soğuk rekorlarının da kırılmış olmasını gösteriyor.  Elbette, kış hala geliyor ve günlük hava her zaman dalgalanacak. Ancak arka plan ısınması ile kritik bir nokta, ancak yüksek sıcaklık kayıtları düşük sıcaklık kayıtlarını hızla geride bırakıyor. Değerler birbirinin yakınında bile değil.

2019 yılının başından Aralık ayı ortasına kadar geçen dönemde 364 adet en yüksek sıcaklık rekoru kırıldı.  Buna kıyasla kırılan soğuk rekoru ise sadece 70 oldu.  Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi klimatoloji uzmanı Ahira Sánchez-Lugo Aralık ayında Mashable’a verdiği demeçte, “İklim daha sıcak bir iklime dönüştükçe, daha aşırı sıcaklıklar görmeyi bekliyoruz” dedi ve ekledi:  “Gördüğümüz bu ve verilerin gösterdiği şey bu.”

Karbon emisyonları rekor hızda artıyor

Dünya’nın atmosferik karbondioksit emisyonları da hızla artıyor. CO2 seviyeleri 800 bin yılda hatta belki de milyonlarca yıl boyunca bu kadar yüksek olmamıştı. Dahası, karbon seviyeleri şimdi hem jeolojik hem de tarihi kayıtlarda görülmemiş oranlarda yükseliyor. . Küresel atmosferik karbondioksit konsantrasyonları 2019’da milyonda yaklaşık 415 parçacığa ulaştı. 2021 yılına geldiğimizde belki de bu rakam 420’ye çıkacak.

Bu hızlı değişiklikler, Dünya’yı kesin olarak ısıtıyor ve sürekli olarak günlük, aylık ve yıllık rekorlar kırıyor. Penn State Üniversitesi Dünya Sistem Bilim Merkezi direktörü ve iklim bilimcisi Michael Mann, Mashable’a verdiği demeçte Dünya’nın en sıcak ayını 2019 Haziran’da yaşadığını söyledi.

Mann “Son çalışmalarda da gösterdiğimiz gibi, son yıllarda gördüğümüz rekor sıcak çizgiler, fosil yakıtların yakılması ve bunun sonucunda ortaya çıkan atmosferik sera gazının artması yoluyla gezegen üzerindeki derin etkiyi hesaba katmadan açıklanamaz” dedi.

*Bu yazı Mashable’dan Mark Kaufman’ın kaleme aldığı makaleden Yeşil Gazete tarafından çevrilmiştir.

Yangından kurtarılan koala Arnie’yi su içirirken öldürdüler

Avustralya’da Arnie adı verilen koala yangından kurtarıldıktan sonra kendisine yardım etmek isteyenlerin uzattığı şişeden su içerken boğularak öldü. Hayvan koruma dernekleri bölgedeki insanları uyararak koalalara şişeden su vermemeleri gerektiğini belirtti.

Koalalar eğilerek su içtiklerinden dolayı başlarını havaya dikerek çok miktarda su içemiyorlar.

Avustralya’da aylardır devam eden yangınlarda, ülkedekiler ve yardım dernekleri hayvan nesillerini kurtarmak için harekete geçmiş durumda.  ancak bilinçsiz yapılan müdahaleler, istenmedik sonuçlara neden olabiliyor. Yanlış müdahale sonucu yangından kurtarılan bir koalanın öldüğünü duyuran Animalia Wildlife Shelter bir uyarı yayımladı. Derneğin Facebook hesabından yapılan açıklamada, Doğu Gippsland bölgesinde ölen Arnie isimli koalaya şişeyle su içiren kişilerin artniyetli olmadığı ancak bilgisiz olduklarından istemeden ona zarar verdikleri belirtildi. ​

Koalaların genellikle su ihtiyaçlarını okaliptus yapraklarını yiyerek aldıkları, sık sık su içmedikleri, içmek istedikleri zaman da birikintilere eğilerek dilleriyle küçük miktarlarda su aldıkları belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi; “Arnie ile karşılaşanlar koalaların başlarını havaya dikerek çok miktarda su içemeyeceklerini bilmiyorlardı. Oysaki bu yöntem suyun akciğerlerine kolayca gitmesine neden olarak ölüme sebep verebiliyor. Arnie’nin başına gelen de bu, maalesef tedaviye alınsa da hayatını kaybetti.

Suyu kapta verin’

​Currumbin Vahşi Yaşam Hastanesi’nden veteriner hekim Michael Pine ise, vatandaşların koala gördüklerine şişe yerine önlerine geniş bir kap koyarak yardımcı olmaları gerektiğini söyledi.

​​Avustralya’daki yangınlarda, milyonlarca hektarlık alan zarar gördü, 2 bini aşkın ev kül oldu, 27 insan ve bir milyarı aşkın hayvan da hayatını kaybetti. 

Microsoft 2030’da ‘karbon negatif’ oluyor

Dünya teknoloji devlerinden Microsoft, dün (16 Ocak) 2030 yılında bütün tedarik zincirlerinde karbon negatif olacağını duyurdu. Şirket ayrıca, kuruluş yılı olan 1975’ten bu yana sebep olduğu doğrudan (üretim kaynaklı) ve dolaylı (elektrik sarfiyatı kaynaklı) tüm karbon emisyonlarını 2050 yılına kadar offsetleyeceğini (karbon azaltım kredileri) de belirtti. Microsoft CEO’su Satya Nadella da, şirketin karbon azaltımı ve karbon çekme teknolojilerinin geliştirilmesi adına 1 milyar dolarlık inovasyon fonu sağlayacağını açıkladı.

Nadella, “Bilimsel fikir birliği oldukça net. Dünya, acil müdahale edilmesi gereken bir karbon kriziyle karşı karşıya. Emisyonları azaltamaz ve sıcaklıklar da yükselmeye devam ederse, bilim bize sonuçlarının korkunç olacağını söylüyor. Microsoft adına da hepimiz adına da acilen eylem geçilmesi gereken bir çağdayız” dedi.

Yılda 16 milyon ton emisyon

Microsoft 2012 yılından beri karbon nötr olarak çalışıyor. Ancak operasyon ve bütün tedarik zincirlerinde karbon nötrlüğün ötesine geçmek bu büyüklükte bir şirket için dönüm noktası niteliği taşıyor.

Açıklamalara göre, Microsoft tüm faaliyet alanlarında bir yılda toplam 16 milyon ton emisyona neden oluyor. Microsoft ayrıca kullanıcıların bulut bilişim (cloud computing) kaynaklı emisyon etkilerini hesaplamaları için yeni bir Sürdürülebilirlik Hesap Makinesi (Sustainability Calculator) çıkaracağını da duyurdu.

Microsoft Başkanı Brad Smith, “Daha önce hiçbir şirketin söylemediğini yapacağız. 16 milyonluk emisyonu 2030 yılında net sıfırın altına indireceğiz. Bu, emisyonlarımızı azaltıp ürettiğimizden fazlasını atmosferden alacağımız anlamına geliyor” diye konuştu.

Karbon ofset kavramı hakkında ufuk açıcı bir röportaj için tıklayın

 

Konsolosluk önünden Avustralya hükümetine mesaj: Evimiz Yanıyor, harekete geçin

Haber: Elif Ünal

Avustralya’da aylardır süren yangınlara tepkilerini dile getirmek ve iklim krizine karşı harekete geçilmesini talep etmek isteyen eylemciler İstanbul’daki Avustralya Konsolosluğu önündeydi.

İklim için okul grevine çıkan Fridays for Future (Gelecek için Cumalar) hareketinin çağrısıyla gerçekleşen eyleme Yokoluş İsyanı, 350 Türkiye, Greenpeace Türkiye, Yeşil Düşünce Derneği, Parents for Future (Gelecek için Aileler), Eko Öğrenci, İstanbul Vegan İnisiyatifi ve HAYDİ destek verdi.

Avustralya’da süren yangınların iklim krizinin bir sonucu olduğunu söyleyen eylemciler, Avustralya hükümetini ülkede süren yangınlara rağmen kömür madeni projelerinden vazgeçmemesi ve iklim kriziyle etkili bir şekilde mücadele etmemesi sebebiyle eleştirdi.

Akkuş: Sorumlular hayvanların çığlığını duymadı

Basın açıklamasını Fridays for Future adına okuyan Melisa Akkuş “Bugün sesimizi duyurmak ve yapılan ihanete karşı gelmek bir aradayız” dedi. Dünya genelinde 2018 yılından bu yana gerçekleşen Türkiye’deki, Amazonlar’daki, İsveç’teki ve dünyanın diğer yerlerinde gerçekleşen yangınlara değinen Akkuş, bu yangınların sebebinin iklim krizi olduğunu söyledi.

Avustralya yangın felaketinin yaşamlarımıza vurulan en büyük darbelerden birisi olduğunu söyleyen Akkuş, “Bu katliamın sorumluları bir koalanın can çekişerek yandığını, hayvanların çığlıklarını duymadılar” dedi.

‘Bu hepimizin krizi’

“Yangınların içinden hayvanlar kurtarılmaya çalışıldı kurtarılan koalalar şu an tedavideler, kanguruların sığınakları kül oldu kocaman bir yaşam yandı ve bu katliamın sorumluları hala inkara devam ediyorlar” diyen Akkuş Avustralya yangınlarında meydana gelen yıkım ile ilgili şu verileri paylaştı:

Avustralya yangın felaketinde Eylül 2019’dan beri devam eden yangın sonucunda 600 milyon olarak açıklansa da 1 milyarı aşkın hayvanın hayatını kaybettiği, çok sayıda hayvanın ise neslini tüketen bu doğal afet, 25 insanın hayatını kaybetmesine yol açmış durumda.

Bu felaket sadece bir kıtanın sorunu değil dünyanın sorunu haline geldi. NASA’nın Avustralya yangını için yaptığı açıklamada, ‘Dumanların, Dünya’nın etrafında en az bir tam çember oluşturması bekleniyor’ denildi. Bu hepimizin krizi ve hepimizi boğuyor. Yapılması gereken seferberlik Eylül ayından beri yapılmadı ve canlıların ölmesine sebep oldu!

‘Yanlış iklim politikaları devam ediyor’

Akkuş konuşmasının devamında bu felaketlere rağmen hükümetin sürdürdüğü yanlış iklim politikalarının devam ettiğini söyledi:

Avustralya’nın kuzeyinde yer alan Queensland eyaletinde Hindistanlı şirket Adani Group tarafından işletilen kömür madeni alanından kömürün taşınması için yapılan demiryolu hattına sinyal teknolojisi sağlayacak Siemens, geçtiğimiz yıl bir anlaşma imzaladı.

Geçtiğimiz Cumartesi günü iklim aktivisti Greta Thunberg, Siemens’e projedeki rolünü gözden geçirmesi çağrısında bulundu. Proje hayata geçerse, 4.6 milyar ton karbon salımına sebep olacak. Ne kadar çok fosil yakıtların bizi öldüreceğini söylesek de kötü bir şekilde daha ağırı yapılmak isteniyor.

‘Fosil yakıt sonumuz demek’

Birçok ülkenin fosil yakıt yatırımlarına devam ettiğini söyleyen Akkuş, “iklim aktivistleri bunu istemiyor çünkü fosil yakıt bizim sonumuz demektir” dedi. Akkuş açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:

Artık çözüm için bekleyemeyiz çünkü büyük bir yokoluşun içerisindeyiz ve gereken önlemleri alamazsak başka bir tarihe ertelemeyeceğiz, geri döndüremeyeceğiz. Çıkan yangınlar, meydana gelen afetler, günlük hayatta yaşanılan iklim olayları hepsininin sebebi iklim krizi ve iklim krizi için köklü değişimler yapılmazsa durduramayacağız.

‘Daha kaç orman yok olacak?’

Artık daha kaç tane orman yok olacak, kaç bin tane hayvan daha yaşamını yitirecek, kaç bin insan kendi evinden kaçacak? Bunları artık görmek, duymak, yaşamak istemiyoruz. Bu krizi başka bir kıta yaşıyor olabilir ama bu kriz bizleri, hepimizi vuruyor. İnsanlar evlerinin yanmasına şahit oldu, canlılar yangınların içinde yandı, insanlar yangınlar sebebiyle ölüyor ve yangınlar bitmiyor yangınlar sebebiyle sıcaklık ve hava kirliliği artıyor. Artık yaşayamıyoruz.

Bu zamana kadar yaşanılan en büyük kriz iklim krizidir. Küresel olarak hep birlikte iklim adaleti için harekete geçtik biz sizi beklemeyeceğimiz biz haklarımızı, ormanlarda evi yanan canlıların hakkını, biz çocuklar olarak hakkımızı ve dünyanın yeşil hakkını savunacağız. Bunları unutmayacağız ve artık bilinçli olarak yangın çıkaranlara ve sorumsuz sisteme karşı dur demek için birleşeceğiz.

Eylem sonunda, İstanbul Vagan İnisiyatifi’nden Doğa Altınsay da söz aldı. Avustralya hükümetinin binlerce deveyi, su kıtlığı gerekçe göstererek öldürmesini eleştiren Altınsay, “İklim krizinin de felaketlerin de sebebi insanlardır. Acısını hayvanlardan çıkartamazsınız” dedi. Basın açıklaması, eylemcilerin “Ne istiyoruz? İklim adaleti! Ne zaman istiyoruz? Şimdi!” sloganlarıyla sona erdi.

Bir balina daha plastik kurbanı

Birleşik Krallık sahillerine, 20 yıla yakın süredir ilk kez bir katil balina vurdu. Yetkililer yapılan incelemede aç olduğu anlaşılan balinanın midesinden büyük plastik parçaları çıktığını açıkladılar. Doğu sahillerindeki bir tuz bataklığında bulunan beş metrelik genç katil balinayı inceleyen uzmanlar midedeki plastiğin muhtemelen hayvanın ölüm sebebi olmadığını düşünüyor. Kıyıya vuran memeli deniz hayvanlarını incelemekle görevli uzman kuruluş (CSIP) İngiltere ve Galler sahillerine 1990 yılından bu yana yalnızca dört katil balinanın vurduğunu hatırlattı.

Haftalarca önce ölmüş olduğu anlaşılan ve bu yüzden bedeni bozulmaya uğrayan katil balinanın iç organlarından incelenmek üzere örnekler alındı. Uzmanlar, koruma projeleri açısından katil balinanın öncelikli tür olduğunu çünkü en büyük deniz yırtıcılarından biri olarak çok yüksek miktarda kimyasal maddeye maruz kaldıklarını söylüyor.

‘Katil balina sayısında son yıllarda ani düşüş var’

Sahillerde gözlemlerini 1990 yılından bu yana sürdüren uzmanlar ülke sularında görülen katil balina sayısında son yıllarda ani düşüş olduğuna da dikkat çekiyorlar. Londra Zoologlar Derneği ile Aarhus Üniversitesi tarafından yapılan çalışmalarda Birleşik Krallık sularının dünyanın en kirli denizleri arasında bulunduğu ve büyük bir katil balina felaketi yaşanabileceği uyarısı yapılmıştı.

Demirtaş, Kavala ve Altan’dan Hrant Dink’e mektup

Agos Gazetesi‘nin kurucusu ve yayın yönetmeni olan Hrant Dink’in 13’üncü ölüm yıldönümü dolayısıyla, Gezi Davasının tek tutuklu sanığı olan iş insanı ve insan hakları savunucusu Osman Kavala, HDP’nin önceki Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve tutuklu gazeteci Ahmet Altan gazete için birer yazı kaleme aldı.

Dink, Pazar günü katledilişinin 13’üncü yılında İstanbul’da vurulduğu yerde, Türkiye’nin pek çok ilinde ve dünyada anılacak.

Kavala: Adalet talep etmeye devam edeceğiz

Hrant Dink için tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden Agos okurlarına seslenen Osman Kavala, bu yıl üçüncü defa 19 Ocak anmasına gelen insanlarla birlikte olmayacağını ifade ederek şunları söyledi:

“Bu yıl da, 19 Ocak’ta sizlerle, Hrant’ın Arkadaşlarıyla beraber, Agos’un önünde olamayacağım. Sevgili Hrant’ın martılarla birlikte göründüğü fotoğrafı düşünerek ve üzerimden uçarak giden martıları seyrederek Hrant’ı anacağım.

Hrant’ı anmak, bir insanın hemcinslerine, yurttaşlarına, insan kardeşlerine ne kadar kolaylıkla kötülük yapabildiğini, acı veren bu gerçeği, yüzümüze çarpıyor. Ama, Hrant’ı düşünmek, yaşadıklarımıza katlanmak ve umut etmekte direnmek için daha fazla güç veriyor. Ben ve haksız yere cezaevinde bulunanlar bir süreliğine özgürlüğümüzü kaybettik; Hrant, yazdıklarından ve söylediklerinden ötürü hayatını kaybetti.

Yaşadığımız sürece, tek başımıza ve birlikte, adalet istemek ve umutlu olmak imkanımız olacak. Tek başımıza ve birlikte, Hrant için, bu ülkenin öldürülen namuslu insanları için ve herkes için adalet talep etmeye devam edeceğiz. 2020 yılının umutlarımızı güçlendiren bir yıl olmasını diliyorum.”

Demirtaş: Birileri Ermeni olmanı kendine dert ediyor

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Hrant Dink için bir mektup kaleme aldı.

Mektubunda “İçeride umudu büyüten şeyler de duyuyoruz” diyen Demirtaş “Zulmün olduğu yerde direniş de vardır, direniş varsa umut da vardır” diye yazdı. Dink’le 2001’de yaşadığı bir anıdan bahseden Demirtaş, Dink’in Diyarbakır’da konferansa geliş hikayesini özetle şu sözlerle anlattı:

“Değerli dostum, hatırlar mısın bilmiyorum 2001’de Diyarbakır’a gelmiştin bir konferans için. OHAL devam ediyordu, kaldırıl­mamıştı daha. Panel, konferans izni almak çok zordu. Yine de o konferans için izin koparılmıştı. Zar zor ikna etmiştik seni.

O zamanlar, bütün konuşma­cıların nüfus kayıt örneklerinin, ikametgah senetlerinin ve sabı­ka kayıtlarının etkinlikten önce emniyet müdürlüğüne verilme­si gerekiyordu. Bürokratik işlem­lerle ben uğraşıyordum. Arayıp senden de bu evrakları istemiştik. Yadırgamıştın önce. ‘Öyle şey mi olur’ demiştin. Zar zor ikna etmiştik seni. Diyarbakır’da misafirimiz olmanı, konferansa katılmanı çok istiyorduk çünkü.

Tüm konuşmacıların evrakları gelince de başvuru için Emniyete gitmiştik. Polis amiri evraklara şöyle bir bakıp ‘Bir Ermeni’yi de mi çağırıyorsun’ demişti. Ben sana söylemeyi hep unuttum o günden sonra. O zaman fark etmiştim ki birileri senin insan­lığını görmüyor, Ermeni olmanı kendine dert ediyor.”

Altan: Ölümün gözleri

Silivri Cezaevi’de tutuklu bulunan Ahmet Altan ise “Bir cinayet, Bir Cenaze” başlığıyla yayınlanan yazıda Hrant Dink’in öldürülüşünde Türkiye’nin üstlendiği rolü kaleme aldı.

“Hrant, daha öldürülmeden gördü ölümün yüzünü” diyen Altan şunları yazdı:

“Yargı­landığı mahkemede, devletin için­deki bazı karanlık adamlar aniden ortaya çıkıp gözlerini ona diktik­lerinde, kendisine bakanın ölü­mün gözleri olduğunu anlamıştı. Ruh halimin güvercin tedirginliği yazısını, ölümü gördüğünü anlatmak için yazmıştı. Son bir çığlık olan o yazı, sağır bir boş­lukta sesine cevap verecek bir ses bulamadan kayboldu. Neredeyse devletin bütün kat­manlarının haberdar olduğunu, daha sonra çıkan haberlerden öğrendiğimiz o cinayetin Hrant’ı hedef almasının nedenleri vardı. Birileri, gizli odalarda onun “suçlu” olduğuna karar vermişti. Hrant’ın ilk büyük ‘suçu’ bir Ermeni’nin bir insan olduğunu, bir Türk ne kadar makbulse bir Ermeni’nin de o kadar makbul olduğunu bu ülkeye anlatmasıydı.”

Gazetenin manşet haberinde ise cinayetten 13 yıl sonra gelinen nokta şöyle ifade edildi:

“ Kamu görevlilerinin yargılanmasına cinayetten tam dokuz yıl sonra başlanabildi. Yaklaşık dört yıldır süren davada bazı ilişkiler açığa çıksa ve sis perdesi çok az da olsa aralansa da hala kapsamlı bir soruşturma yürütülmüyor, cinayete giden yolu açanlar, Dink’i hedef haline getirenler yargı önüne çıkmıyor, devlet hala direniyor.”