Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Karbon aklama: Hiçbir şeyi değiştirmeden iklim dostu olmanın 1001 yolu (1)

19 Kasım’da Easyjet’ten bir e-mail aldım. Tarihi bir anı birlikte kutlayacakmışız. Meğer o sabah 05.20’de havalanan EJU5841 numaralı uçuş ben daha yataktan kalkamadan ‘tarih yazmış’. Tarih yazmış, zira bu uçuştan başlayarak bundan sonra havalanacak her Easyjet uçağının karbon salımları telafi edilecekmiş. Yani Easyjet, uçaklarıyla saldığı kadar karbonun atmosferden geri çekilmesini sağlayacakmış. Böylece karbon-nötr olacakmış. Velhasıl artık uçağa binerken vicdan azabı çekmemize, daha fenası ucuz uçuş kampanyalarını gördüğümüzde ‘ay Malta ne güzelmiş’ diye içimiz giderken irademizi zorlayıp o sekmeyi kapatmamıza gerek kalmayacakmış. Şirketin akıllı insanları meseleye el atmışlar, küresel iklim değişikliğine karşı ellerini taşın altına koymuşlar.

Easyjet’in web sitesinde gezindikçe bütün bu göz boyacılığın ucuzluğu karşısında dilim tutuldu. Easyjet benim gibi sinik müşterilerine bu müjdenin yetmeyebileceğini düşündüğü için çok daha fazlasını yapıyormuş. Mesela kağıt ağır olduğu ve ağırlık daha fazla yakıt kullanımına sebep olduğu için kabin içinde kullanılan kağıtları elektronik gereçlerle değiştirmişler. Pek tabii ki kullan-at plastiklerle de mücadeleye girişmişler. Çay karıştırma çubuklarını plastik yerine ahşap yapacaklarmış…

‘Kara para’ aklama gibi…

Acaba deliriyor muyum diye düşünürken bir de THY sayfasına bakayım dedim. Ve bir başka müjdeyle karşılaştım. THY 2016’da düzenlenen 3. Karbon Zirvesi’nde Düşük Karbon Kahramanı seçilmiş! Birileri gerçekten bizimle dalga geçiyor olmalı. İşin aslını karbon azaltım projeleri hakkında araştırma yürüten gazeteci ve akademisyen Juliane Schumacher’le konuşuyoruz.

Ancak önce bir tercüme açıklaması gerekiyor. İngilizcede ‘carbon offset’ denen ve uluslararası olarak da aynı şekilde kullanılan kavramı Türkçede nasıl ifade edeceğimiz henüz kesinlik kazanmış değil. THY karbon ofseti diyerek kolaya kaçıyor. Ümit Şahin karbon azaltım kredileri demeyi tercih etmiş. Ben okuyacağınız söyleşiyi tercüme ederken verilen zararın başka yollarla telafi edilmesi amacını hatırlatmak amacıyla karbon telafisi’ tabirini kullandım. Ancak hakikate en iyi denk düşen tabir aslında ‘karbon aklama’. Aynı kara para aklama gibi, dalavereyle, hileyle ve pişkinlikle. İhtiyacımız olan tabirin neden karbon aklama olduğunun detayları ise iki parçada yayınlanacak olan aşağıdaki söyleşide.

Juliane Schumacher, Potsdam Üniversitesi ve Leibniz Zentrum Moderner Orient’te araştırmacı.

H.A: Sevgili Juliane, öncelikle karbon piyasasının ve azaltım kredilerinin nasıl ortaya çıktığını biraz anlatır mısın?

J.S: Karbon telafi mekanizmaları ve karbon ticareti ilk kez 2005’te yürürlüğe giren Kyoto Protokolü’nde yer aldı. Kyoto Protokolü ülkelerin verdikleri azaltım sözlerini tutabilmek için karbon ticareti yapmalarına olanak sağlıyor ve bunun için iki ayrı yöntem öngörüyordu. Birincisinde sanayileşmiş ülkelerin başka sanayileşmiş ülkelerden karbon azaltımı satın almaları mümkün kılındı ve buna Ortak Uygulama (Joint Implementation) adı verildi. İkinci yöntem ise Temiz Kalkınma Mekanizmaları (TKM, Clean Development Mechanisms) olarak adlandırıldı. Bu yöntem o zaman da çok tartışma yarattı ancak hayata geçti ve bugünkü karbon piyasalarının da temeli atılmış oldu. TKM sayesinde sanayileşmiş ülkelerin henüz sanayileşmemiş, yoksul ülkelerden karbon azaltım kredileri satın almaları mümkün oldu. UNFCCC’de bunu düzenlemek amacıyla iki ayrı ülke listesi yer aldı. Ek 1’de yer alan ülkeler yani sanayileşmiş ülkeler karbon salımlarını azaltmakla yükümlü tutuldular. Ek 1’de yer almayan ülkelerin ise böyle bir mecburiyeti yoktu. Türkiye gibi bazı özel durumlar da var tabii. Türkiye Ek 1 ülkesi olmasına rağmen karbon salımını azaltmakla yükümlü tutulmadı. Ancak genel hatlarıyla bir Kuzey-Güney ayrışmasından bahsedebiliriz. Zira sanayileşmemiş ülkelerde karbon salımını azaltmak çok daha düşük maliyetli. Dolayısıyla TKM’nin arkasında yatan fikir sanayileşmiş ülkelerin salımlarını azaltmak yerine ucuza azaltım satın almalarını sağlamak diyebiliriz.

Bastır parayı, elini temizle

Azaltım satın almaktan kasıt parasını verip istediğin kadar karbon salmaya devam etmek yani öyle mi?

Evet. Bu konuda yapılan çalışmalar aslında karbon salımlarının iki kata kadar arttığını gösteriyor. TKM’ler bir piyasa mentalitesinden doğmuş olsa da bir taraftan da o ülkeler için kalkınma projeleri olarak da tasarlanıyorlar. ‘Temiz enerjiye geçmelerine yardım ediyoruz’ gibi bir söylem yani. Lakin bu projelerin çoğu çok basit projeler. Bazıları fabrika bacalarına filtre takılmasından ibaret mesela. Ya da çöplüklerin üstü örtülüyor. Ancak UNFCCC’deki tartışmalar esnasında ortaya çıkan sonuç şu: En basit projelerde bile ne kadar karbon tasarrufu sağlandığını hesaplamak çok karmaşık.

Neden?

Bu TKM projeleri hep çok uzun soluklu. 25-100 yıl arasında etkin hale geliyorlar. Onca yıl sonra o coğrafyada neler olacağını hesaba katmak gerekiyor. Bunu kimse bilemez tabii. Bu da işleri çok karmaşık hale getiriyor.

Karbon telafisi satan sitelerde epeyce dolaştım. Bir kısmı Kenya köylerine gaz ocağı vermekten ibaret olsa da çoğu bana fazlasıyla dolaylı ve çapraşık geldi. Ciddi bir hayal gücü ve geleceği tasavvur etme becerisi gerektiriyorlar. Örneğin satılan kredilerden biri Maraş’taki bir hidroelektrik santralini finanse etmeyi amaçlıyor. Yani örneğin ben Almanya’dan Amerika’ya uçuyorum ve bu uçuşta saldığım karbonu telafi etmek için Maraş’ta bir HES inşaatına para yatırıyorum. Niyet şu olsa gerek: Bu HES hayata geçtiğinde elektrik üretimi için daha az termik santrale ihtiyaç olacak, dolayısıyla da gelecekte daha az karbon salınacak. Böylece benim bugün uçağa binerek atmosfere saldığım karbon miktarı başka bir yerde yıllar sonra bir gün salınmayarak telafi edilecek. İnanılmaz dolaylı bir düşünme biçimi ve ne benim saldığım karbonla bir alakası var ne de o karbonun bir şekilde atmosferden çekilmesiyle. Tuhaflık sınırında karmaşık geliyor kulağa.

Evet! Ama gerçekten de çok karmaşık. Uzun zamandır bu konu üzerine çalışıyorum. Uzmanlarla yaptığım görüşmelerde onlar da pek bir şey anlamadıklarını itiraf ediyorlar. Kimse bu değerin gerçekten nasıl yaratıldığını açıklayamıyor. Nefes alıp vermeye maddi bir değer biçemezsiniz. Havadaki moleküllerin para karşılığı olamaz. Ama iktisatçıların bu sayılara ihtiyaçları var. O yüzden de aslında sabitlenemeyecek bir şeyi sabitlemek için bin bir hesap yöntemi ve kural icat ediyorlar. Bana bu kuralları koyanlar anlarmış gibi yapmakta en usta olanlarmış gibi geliyor. Bu ticari ürünlerin çoğu düpedüz icat. Bir olağan durum senaryosu hazırlanıyor. Sonra bu proje hayata geçerse neler değişecek diye ikinci bir senaryo hazırlanıyor. Sonra bir bilgisayar programı iki senaryonun arasındaki karbon salım farkını hesaplıyor.

Zamanı da hesaba katarak herhalde değil mi?

Evet tabii belli bir zaman içinde. Sonra da bu iki senaryonun arasındaki karbon farkı piyasada alınıp satılmaya başlanıyor.

Co2nsensus.com’da satılan telafi kredilerinden üçü.

Yani kısaca bunlar bazı projelerin finansmanı için üretilen krediler diye anlıyorum. Günün birinde başkalarının, mesela ağaçların yaptığı işin üstüne konarak artı değer üretileceği varsayılıyor. Bu durumda terminolojiyi bir netleştirelim istiyorum. Karbon nötr olmak demek dilediğince karbon salıp bu projelerden birine yatırım yapmak anlamına mı geliyor? Örneğin Alman demiryolları sadece yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilen elektriği kullanarak değil de bu yöntemle mi karbon-nötr olacak?

Evet, pek çok Alman şirketi sadece bunu yapıyor. Örneğin Deutsche Bank ya da DHL. Bazı üniversiteler, hatta bakanlıklar. Yakın zamanda Çevre Bakanlığı artık tüm bakanlıkların karbon nötr olduğunu açıkladı. Yani hep uçtukları kadar uçmaya devam ediyorlar ancak bir yerlerden karbon  telafileri satın alıyorlar. Ve işin aslı çalışanlar Bonn ve Berlin arasında binlerce kez uçağa binmeye devam ediyorlar çünkü bazı müdürlükler hala Bonn’da.

‘Dolandırıcılıktan daha büyük’

Ben de tüm iyi niyetimle çatılarına güneş panelleri koyduklarını, seyahatleri azalttıklarını filan düşünüyordum.

Başka neler yaptıklarına bakmak lazım tabii ama yaptıkları en önemli şey karbon telafisi satın almak. Üstelik piyasada bin bir çeşit telafi kredisi var. Birkaç yıl önce Stockholm Çevre Enstitüsü’nün yaptığı bir araştırma bu piyasada çokça dolandırıcılık da olduğunu ortaya çıkardı. Var olan projelerin üçte ikisi yalan. Etkin olmamalarını filan geçtim, düpedüz yalandan ibaretler. Çok sayıda standart var, bazıları daha katı bazıları daha gevşek. Lakin en sıkı olanlarında bile bu finansal değeri icat eden finans şirketleri gidip projeyi görmüyorlar. Kağıt üzerinde değerlendirme yapıyorlar, uydu görüntüleri kullanıyorlar. Sonra da kendilerine verilen bilgilere dayanarak hesap yapıyorlar.

Bütün bunlar devasa bir problem yaratıyor. Sanayileşmemiş yoksul ülkelerin karbon salımları zaten o kadar önemsiz ki. İklim değişikliğini yaratan, sanayileşmiş ülkelerin salımları. O nedenle karbon azaltımı yapılacaksa bunun yapılacağı yer de belli. Ancak karbon piyasasında alışverişe izin verdiğiniz sürece o ülkelerin üzerinde bir baskı oluşturmak da imkansız hale geliyor. Kendileri çeşitli değerler icat edip, bunları satın alarak günü kurtarıyorlar. Bence bu dolandırıcılıktan daha büyük bir mesele.

Evet, kesinlikle.

Sayıları gördüğümde gerçekten çok şaşırdım. 2005 yılında AB Karbon piyasası zorunlu hale geldi. Yani her bir AB ülkesi karbon salımını açıklamak, azaltma sözü vermek ve bunu raporlamak durumda. İlk dönemde yani 2005-2009 arasında sadece telafi satın alarak hedeflere ulaşmaya izin vardı. Bu dönemde kendi karbon salımlarında en ufak bir azalma yaşanmadı. Şimdi biraz daha sıkı kurallar var. O kadar çok azaltım satın almaya izin yok. Ama hala şirketler üzerinde gerçek bir baskı da yok. Piyasada bin bir çeşit proje var ve bir ton karbon dioksitin fiyatı hala çok çok düşük.

Ama iyi örnekler de var. Kaliforniya’daki bazı üniversiteler, örneğin, telafi satın almayı kabul etmiyorlar. Çalışanların illa ki uçağa binmesi gerekiyorsa üniversitenin iklim fonuna da belli bir oranda katkı yapmaları gerekiyor. O fonda biriken para da binaların izolasyonu, güneş panelleri satın alınması gibi sahici işlerde kullanılıyor. Bu gerçekten iyi bir fikir. Karbonu kim salıyorsa, salımını azaltması gereken de o. ETH Zürih de benzer bir yöntem uyguluyor. Bazı bölümler İsviçre Ulusal Çevre Enstitüsü’yle işbirliği yaparak sadece İsviçre’de hayata geçirilen bazı projeleri finanse ediyorlar. Burada yani Batı Avrupa’da da yapılacak o kadar çok şey var ki. Tarım alanlarının ya da ormanların restorasyonu gibi. Kuzey-Güney farkına yaslanmadan karbon salımını gerçekten azaltacak yöntemlere yatırım yaparak verdiğin zararı telafi etmeye çalışmak mümkün yani aslında.

Muazzam bir pazarlama harikasıyla karşı karşıyayız sanki. Kasım ayının sonunda Easyjet’ten bir eposta aldım. Her uçuşunda binlerce ton karbon dioksiti atmosfere salan bir şirket karbon nötr olduğunu iddia edebiliyor.

Evet özellikle geçen seneden bu yana iklim hassasiyetleri çok moda oldu. Şirketler kendilerini iklim dostu ya da karbon nötr olarak satmaya çalışıyorlar. Bu sene karbon piyasalarındaki büyümenin devasa olduğunu tahmin ediyorum.

Shell sosyal medya reklamı.

Bu kötü şakadan çıkarabildiğim ders karbon-nötr olduklarını söyleyenlerin aslında atmosfere en çok karbon salanlar oldukları. Gerçekten çok düşük karbon emisyonu olan insanlar, toplumlar ve şirketler bu unvanları kullanmıyorlar. Ama Shell karbon-nötr! Bir petrol şirketinin karbon salımlarını sıfırladığını iddia etmesinden daha akıl almaz ne olabilir ki!

Gerçekten de bir pazarlama harikası. İnsanlar bunun bir çözüm olmadığını anlamıyorlar üstelik. Tüm iyi niyetleriyle bu piyasaya yönelip yarattıkları tahribatı telafi edebilmeyi umuyorlar. Bu yöntemin bir çözüm olmasını geçtim aslında sorunun bir parçası. Geçen ay bir konferansta Norveçli bir bilim kadınıyla tanıştım. Norveç, malum, en büyük petrol üreticilerinden biri. Ancak Almanya gibi onlar da çevre dostu imajına çok önem veriyorlar. Almanya ve Norveç bu karbon azaltım projelerinin en büyük yatırımcılarından. Tanıştığım bilim kadını Norveç’te bu meselenin okul kitaplarına kadar girdiğini söyledi. Okullarda kullanılan bir hikaye varmış. Hikayede küçük bir kız rüyasında ormanların yok edildiğini, hayvanların öldüğünü, hayatta kalanların da çok üzgün olduğunu görüyormuş. Sonra başka bir kız geliyormuş yanına. Bu Norveçli kız ona ormanları kurtarması için para veriyormuş. Her şey yoluna giriyormuş, herkes yeniden mutlu oluyormuş. Sömürgeciliğin hikayelerine ne kadar benziyor. Bu sarışın kız tropik ormanı ve içinde yaşayan hayvanları kötü kalpli ve koyu renkli insanlardan kurtarıyor. Çocuklara bunu öğretiyorlar ve tabii ki o paranın petrolden geldiğini de söylemiyorlar.

Hakikaten koyu derili kadınları koyu derili adamların zulmünden kurtaran beyaz misyonerlerin hikayelerini bugüne uyarlamışlar. Tek başına bu bile neyle karşı karşıya olduğumuzun ipuçlarını veriyor aslında.

Haftaya söyleşinin devamında ormanlardan bahsedeceğiz.

Kategori: Hafta Sonu