ManşetTürkiye

Hopa protestocusu ODTÜ’lü Murat Belge’ye yanıt verdi

Radikal Gazetesi’nden Ezgi Başaran’ın Murat Belge ile yaptığı röportaj çok ses getirdi. Röportajda Belge’nin Hopa’da AKP politikalarını protesto ederken ölen emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun çevresini “Ergenekoncu” olarak nitelemesi ve öğrenci protestolarının arkasında “gizli bir el” olduğu yönündeki iddiaları, muhalif kesimde büyük tepki çekti. Belge’nin solculuğu ve Marksistliği tartışılırken, “Ergenekoncu” ve “maşa” olarak itham ettiği kişilerden biri yine Başaran’ın köşesinden Belge’ye yanıt verdi.

Ankara’da Metin Lokumcu’nun ölümünü protesto ettiği için tutuklanan ODTÜ Metalurji Mühendisliği öğrencisi Ömür Çağdaş Ersoy, 1 aydır yatmakta olduğu Sincan cezaevinden Belge’ye seslendi. Ezgi Başaran’ın yayınladığı yanıt şöyle:

*Mektubunda Murat Belge’ye hitaben iki konuya açıklık getiriyor: Hem niye Hopa’daki biber gazını protesto ettiklerini, hem de niye yumurta atanlardan biri olduğunu… İlk önce Hopa:

*’Gariban olduğunu iddia ettiğiniz Metin Lokumcu yıllarca sendikal mücadele içinde yer almış, emekli olunca da çevre ve yaşam hakkını savunmuş yiğit bir Hopalı’ydı. Ölüm sebebi de heyecan değil yoğun biber gazı sonucu bayılınca göğsüne aldığı tekme darbeleriydi. Malum gerginliğin varlığı şüphe taşımıyor ama sebebini yanlış biliyorsunuz. Gerginliğin sebebi HES’lerdi. Yani yöre halkının derelerinin, suyunun satışıydı. Çevremize, doğaya, kentlere, haklarımıza sahip çıkıyoruz. Ne AKP’nin “demokratlığına” ne de paşaların “vatanseverliği”ne güveniyoruz. Halkın kendi örgütlü gücüne güveniyoruz. HES’ler ve Ergenekon arasında nasıl bir bağlantı kurduğunuz açıklayın lütfen! Hopa’daki köylüleri zan altında bırakacak bu iddia, belki sizin için basit ama onları tanıyan bizler için önemli.’

*Belge’nin bu öğrenciler niçin hep Bakanlara yumurta atıyorlar da Süheyl Batum’a atmıyorlar, öğrenci hareketlerinin arkasında ben de Başbakan gibi başka şeyler arıyorum şeklinde özetlenebilecek sözlerine Çağdaş’ın cevabı şöyle:

Bizzat yumurta atan öğrencilerden biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki Türkiye’de de dünyada da protestoların hedefinde icraat sahipleri, muktedirler vardır. Neredeyse 10 yıldır iktidarda olan ve üniversitelerde yeni bir dönüşüme hazırlanan AKP’nin temsilcisi ile ona “çarpık” muhalefet edeni aynı kefeye koymadık. Ülkemizde MC Hükümetlerine ya da Ecevit CHP’sine karşı çıkan DEV-GENÇ’lileri getirin gözünüzün önüne. Daha eskiye dönün; ODTÜ’de ters dönmüş yanan bir araç vardı hatırlarsınız. Aklı başında kimse Kommer’in arabasının park edildiği yerde “haksızlık olmasın” diye ikinci bir arabayı ters çevirmez sanırım. Bu Kommer’e haksızlık olurdu. Günümüze gelelim. İngiltere’de prensin arabasına yumurta atan öğrenciler, İtalya’da Berlusconi’nin fotoğraflarına çarpılar koydukları posterlerle süslenen işgal edilmiş amfiler ya da göçmen yasasını protesto ederken Sarkozy’e lanet eden Fransa’daki göçmen öğrenciler… Aynı taleplerle hareket eden Avrupa gençliğine de hükmedecek bir Ergenekon’unuz var sanırım! İşkence gören ve ardından tutuklanan bir üniversiteli olarak; bu baskının icraatçısını değil de beni ve benim gibileri “faşist” diye yaftaladığınız için özür borçlusunuz!’

*17 yaşından, yani liseden beri öğrenci hareketlerinin içinde olan Çağdaş’ın arkadaşlarıyla üç hafta önce farklı bir vesileyle tanıştığımda canlarını en çok ‘taleplerinin anlaşılmaması’ ya da ‘siyasi görüşlerinin karşılık bulmaması’ değil de ‘gizli bir el’ tarafından yönlendirildiklerinin ima edilmesi, o elin parmağı nereyi işaret ediyorsa oraya sürüklendiklerinin dile getirilmesi acıtmıştı. Çağdaş da şimdi, maalesef A3 no’lu koğuştan bu benzer öfkeyle konuşuyor. Ve mektubunu şöyle bitiriyor:

*‘Yarın bir gün başıma bir şey gelirse bu iyi bir adamdı diyerek destek olurlar diyerek güvendiğiniz milliyetçi muhafazakârlara dair söyleyeceklerim var. Korkunç derecede yanılıyorsunuz Sayın Belge! O milliyetçi muhafazakârlar ki, ortak arkadaşımız Hrant’ın katilini “kahraman” ilan ederken sokaklarda “biz” vardık. Eğer yarın bir gün başınıza bir şey gelirse sokaklarda yine “darbeci, faşist” ilan ettiğiniz biz olacağız. Ama bugün başına bir şey gelme olasılığı yüksek olan bizler kendini “solcu aydın” diye tanımlayan “sizlerin” de bize karşı cephe almasını göğüslemeye çalışıyoruz.’

O benim oğlumdur

*Bu tür hikâyelerin görünmeyen başka özneleri de oluyor. Mesela Çağdaş’ın babası Fatih Bey… Oğlunun tutuklandığı günü şöyle anlatıyor: ‘Öldü diye polislerin bıraktıkları kadın; olay günü panzerin üstüne çıkan ve kalça kemiği polislerce kırılan Dilşat Aktaş’tır. Dilşat Aktaş’ın üzerine kapaklanarak ölümden kurtaran, gözaltına alınan ve işkence gören ise; Ömür Çağdaş Ersoy’dur. Bu genç benim oğlum. Oğlunuz, emniyette; işkence görüyor, yüzünün şiştiğini, gözünün morardığını ve işkencenin ise halen devam ettiğini duyuyorsunuz. Ben ise oğlumu koruyamıyorum, nasıl acılarla cebelleştiğini ve benim yanımda olmasını ne kadar istediğini hissedebiliyorum ama hiçbir şey yapamıyorum. Bunun nasıl bir acı olduğunu tahmin edebiliyor musunuz?’ (Radikal, sol, Yeşil Gazete)

Kategori: Manşet