Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Kent ve bisiklet

Baharı neden severiz?

Kişiden kişiye değişen yanıtları olabildiği gibi bu sorunun, çoğunluğun ortaklaşa benimsediği yanıtları da var. Havaların ısınması, karanlık ve kasvetli kış günlerinin yerini bol ışıklı günlerin almaya başlaması ve elbette doğanın uyanması; çiçekler, yapraklar, böcekler, renkler… Sanırım pek çok kişi bahar ve doğayı özdeşleştirir.

Benim baharı sevmemin önemli nedenlerinden biri de bisiklet. Yaşamımın vazgeçilmezlerinden olan bisikletle yapılan gezintilerin en keyiflileri kuşkusuz bahar aylarında oluyor. Sonbahar da çok keyifli fakat ilkbahar, itiraf etmeliyim ki çok başka benim için. Üstelik ilkbahar ayları en sevdiğim bisiklet yarışları olan bahar klasiklerine de ev sahipliği yapıyor. Milano-San Remo, Ronde van Vlaanderen, Paris-Roubaix, Liége-Bostogne-Liége gibi hemen akla gelen yarışlarla birlikte dünya çapındaki üç büyük turdan biri olan İtalya Bisiklet Turu (Giro d’Italia)’nun ve ülkemizde koşulan Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu (Tour of Turkey)’nun da bahar aylarına denk gelmesi ilkbaharı tam bir doğa ve bisiklet festivaline çeviriyor.

Bisiklet, nedense bazıları için yalnızca çocukluk dönemine ait bir oyuncak gibidir. Sayıları giderek azalsa da, bisikletimin üstündeyken yüzüme “yaşından başından utan” dermişçesine bakanları görmeye devam ediyor, o bakışlara umursamaz bir gülümsemeyle karşılık vermeyi de ihmal etmiyorum. Dünya edebiyatının dal budak salmış, dev anıt ağaçlarından Tolstoy’un 67 yaşında öğrenip beyaz sakallarını savurarak bisiklete binmesini kaç kişi bilir bilmiyorum ama ‘hiçbir şey için asla geç değil’ anlamında kullanılan ‘Tolstoy’un bisikleti’ tabirinin bu gerçekten türetildiğini yeri gelmişken belirtmek isterim.

Bisiklet nedir?

Hemen söyleyeyim; bisiklet bir oyuncak değildir. Ama yalnızca çocuklukta değil yaşamın tamamında oynanan bir oyuncak olmasında bence hiçbir sakınca yok. Keşke insanlar hayatları boyunca çocukça oyunlar oynasa, büyüyüp savaşacaklarına. Fakat ne yazık ki, büyümek ve olgunlaşmakla çocukluğun bütün saflık ve güzelliklerinden ayrılmayı aynı şeymiş gibi düşünüyoruz genelde. Yadırgayıcı beden diline eşlik eden ‘Çocukça davranıyorsun’ yahut ‘Bak, çocuklaştın yine’ sözleri sanırım ne demek istediğimi daha iyi anlatır.

Büyümüş insanlar bisikleti sevmezler. Sunay Akın’ın Cyclist’e verdiği bir röportajdan öğrendiğim kadarıyla Hasan Âli Yücel de bisikleti sevmezmiş. Sunay Akın bunun nedenini oğlu Can Yücel’e sormuş. Can Yücel malum nüktedanlığı ile şöyle yanıtlamış: “Sunay, benim babam Türk politikacısı, Türk politikacısı dik durmayı sever.”

Doğrudur, bisiklet üzerinde pek öyle dik oturamazsınız. Fakat asıl mesele şu ki, bisiklet üzerinde başka hiçbir zaman olamadığınız kadar dik durursunuz, yani özgür olursunuz. O nedenle, bana sorarsanız bisiklet nedir diye, düşünmeden bisiklet özgürlüktür derim. Elbette bisiklete çok farklı anlamlar yüklenebilir. Örneğin, az önce adını andığım Can Yücel’in ‘Aşk bir velosipettir’ dediği şiirinin olduğunu da yine az önce adını andığım Sunay Akın’dan öğrenmiş bulunmaktayım. Ancak bisiklet nedir sorusuna yanıt vermekte Aydan Çelik’in eline kimse su dökemez. İstanbul Bisiklet Rehberi ve Bi Tur Versene kitaplarıyla tanınan bisiklet sevdalısı Çelik’in Bisiklet Manifestosu’nda ‘bisiklet nedir’ sorusuna verdiği yanıtlardan en çok sevdiğim birkaç maddeyi alıntılayayım:

Eşitliktir: Bazen o sizi taşır, bazen siz onu.
Özgürlüktür: Ferman padişahın, dağlar bizimdir.
Rüyadır: Üç yaşında başlar, hayat boyu sürer.
Hayal gücüdür: Durduğunda devrilir.
Bahardır: Papatyalarla aynı nebattan.

Bisiklet yürümekten sonra en çağdaş ulaşım yöntemidir

Şaşırmayın, çok ciddiyim. Pahalı, konforlu, bin bir çeşit teknolojiyle donatılmış, 100 km hıza bilmem kaç saniyede ulaşabilen otomobiller üretilse de, sesten hızlı uçaklarla dünyanın bir ucundan diğerine aynı günde ulaşmak olanaklı olsa da, bilinen en çağdaş ulaşım yöntemi yürümektir ve bisikletle bir yerden diğerine gitmek ikinci sırada gelir. Bir araç kullanılarak yapılabilecek en çağdaş ulaşım yöntemi ise kuşkusuz bisikletle yolculuktur. Çünkü yürümenin doğaya olumsuz etkisi sıfırdır. Bisikletin ise neredeyse sıfırdır. Hele diğer ulaşım yöntemleri ile karşılaştırıldığında lafını bile etmek ayıp kaçar.

Dünya kentlerinin bir kısmında yöneticiler bu gerçeği göreli epey zaman oldu. Bir kısmı yakın zamanda ayırdına vardı ve kent içi ulaşımda bisikleti yaygınlaştırmak için önlemler alıyorlar. Önemli bir kısım ise kış uykusunda kalmaya veya ‘-mış’ gibi yapmaya devam ediyor. Maalesef yaşadığım İstanbul başta olmak üzere Türkiye’deki bütün kentleri, kendi içinde farklı alt kategorilere ayırmak mümkün olsa da ‘-mış gibi yapanlar’ üst grubunda toplamak mümkün bana göre.

Kent içi ulaşıma bisikletin nasıl entegre edileceği çok önemli bir uzmanlık alanı kuşkusuz, haddimi aşmak istemem. Ancak biz henüz sınırlı miktardaki bisiklet yollarına bile fütursuzca park eden arabalarla uğraşma aşamasındayız. Yani emeklemenin bile öncesindeyiz. On yıllarca birikmiş sorunları bir çırpıda çözmek olanaklı değil elbette, bunun farkındayım. Örneğin İstanbul gibi koca bir kenti bugünün koşul ve olanaklarında yönetmenin olağanüstü karmaşık bir iş olduğunu görmezden gelmiyorum. Ama çok basitçe atılabilecek bazı adımların neden beklemede tutulduğunu da anlayabilmiş değilim. Aklıma gelenlerden birini burada belirtmek istiyorum. 2019 seçimlerinden önce sayın Ekrem İmamoğlu cephesinin seçim vaatlerinden biri (nerede gözüme iliştiğini maalesef hatırlamıyorum, kanıtlayamam; fakat çok ama çok hoşuma gittiğini anımsıyorum) şuydu: İBB bir uygulama yapacak, bu uygulama bisiklet üzerinde geçirilen zamanları veya kat edilen mesafeleri kaydedecek ve buna göre kullanıcının toplu ulaşım kartına hediye yükleme yapacak. Ne müthiş bir fikir demiştim ilk gördüğümde. İki koca yıl geçti.

Ne pahasına olursa olsun kentlerimizi, kasabalarımızı bisiklet ve bisikletlilerin rahat ve güvenli hissedebileceği, bisikletle yola çıkmadan önce bin türlü hesap yapmak zorunda kalmayacakları bir hale getirmeliyiz. Bunun için iyi bir planlama ve uygulama gerekiyor. Bunlar işin kolay kısmı. Zor olan kısmı ise buna yönelik sarsılmaz bir iradenin olması. İşte o var mı, emin değilim açıkçası.

 

Kategori: Hafta Sonu

Kültür-SanatManşet

Karantina sırasında gezilebilecek çevrimiçi müzeler

Koronavirüs sebebiyle imkanı olanların zorunlu veya tercihi şekilde kendini karantinaya aldığı bu günlerde bir değişiklik yaparak evin sınırlarını aşmaya ne dersiniz? Üstelik 65 yaş üstü olmanız veya 20 yaşın altında olmanız da bir engel değil.

Hem Türkiye’de hem de dünyada yer alan pek çok ünlü müze karantina zamanında kapılarını çevrimiçi olarak açtı. Siz de listeden daha önce gezmeye ve incelemeye fırsat bulamadığınız dünyaca ünlü müzeleri oturduğunuz yerden dolaşabilir, yer alan eserleri inceleyebilirsiniz.

1- Oyuncak Müzesi

Şair ve yazar Sunay Akın tarafından kurulan Oyuncak Müzesi’nde 1700’lü yıllardan günümüze oyuncak tarihinin en gözde örnekleri sergileniyor. Müze, dünya tarihini daha eğlenceli bir şekilde öğrenme imkanı sunuyor. 

Örneğin, uzay oyuncaklarının sergilendiği bölümde Ay’a ulaşma çabası, tren oyuncakları bölümünde ise sanayi devrimi oyuncakların diliyle anlatılıyor. Müzeye giriş kapısı ise burada.

2- Göbeklitepe

Henüz küçük bir bölümü ortaya çıkarılan Göbeklitepe, şimdiden 12 bin yıllık geçmişiyle insanlık tarihini değiştirdi. Bölge bilinen en eski ve en büyük tapınma merkezi sayılıyor ve dinsel inanışın yerleşik hayata geçişteki etkisini kanıtlıyor. 

Göbeklitepe ortaya çıkışının ardından 2018 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi‘ne girdi.Türkiye’de de 2019, Göbeklitepe Yılı ilan edildi. Tarihin binlerce yıl öncesine ziyaretler için buraya tıklayabilirsiniz. 

3-Cumhuriyet Müzesi 

Cumhuriyet Müzesi, Cumhuriyetin kuruluşunda 2’inci Türkiye Büyük Millet Meclisi binası olarak hizmet veriyordu. 1981 yılından itibaren Cumhuriyet Müzesi olarak hizmet veren binada; ilk üç cumhurbaşkanı dönemini yansıtan olaylar, fotoğraflar, cumhurbaşkanlarının özel eşyalarıyla ve dönemin meclisinde alınan karar ve kanunlar sergileniyor.

4- Kurtuluş Savaşı Müzesi

1’inci TBMM’nin meclis binasında ise Kurtuluş Savaşı Müzesi yer alıyor. Buradan ziyaret edebileceğiniz müzede, dönemin kullanılan eşyaları, Atatürk İlke ve İnkılâplarının anlatıldığı odalar, belli dönemlere ait belgeler, meclis toplantı odası yer alıyor. 

4- Efes Müzesi

Türkiye’nin en önemli müzeleri arasında bulunan Efes Müzesi’nde en çok ilgi çeken eserler arasında Efes Artemis heykeli, yunuslu Eros, tavşanlı Eros, Eros başı, Priapos heykeli, mermer Artemis heykeli, Mısırlı rahip heykeli, İsis heykeli, çeşitli mitolojik tanrı heykelleri ve Sokrates başı bulunuyor. Bir tarihe tanıklık edeceğiniz müzeye buradan girebilirsiniz. 

5-Troya Müzesi

Müze, UNESCO’nun 1998 yılında Dünya Kültür Mirası Listesi’ne aldığı, Troya Antik Kenti girişinde yer alıyor. Homeros’un İlyada Destanı ile tarihe geçmiş Troas Bölgesi’nde iz bırakan Troya ve kültürlerinin yaşamı ve arkeolojik tarihi, kazılardan çıkan eserler aracılığıyla anlatılıyor. Müzeye girişler buradan.

 

6- Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Paleolitik Çağ’dan itibaren Anadolu topraklarının özgün eserlerine ev sahipliği yapıyor. Müzede sanal turlar, canlandırmalar ve Göbeklitepe’deki T biçimli dikme replikalar ve eserlerle birlikte tarihe bir yolculuk yapmak mümkün. Ziyarete buradan başlayabilirsiniz. 

7- Frida Kahlo Müzesi

Frida Kahlo Müzesi, gerçek adıyla La Casa Azul adlı müze sanatçının bir dönem yaşadığı evinde yer alıyor. Müzede 22 bin belge, 6 bin 500 fotoğraf, çok sayıda dergi, yayın, kitap bulunuyor. Tabii pek çok çizim ve tablo da müzede ziyaretçilerin karşısına çıkıyor. Ayrıca Frida Kahlo’ya ait oyuncaklar, kıyafetler, eşyalar da müzede sergileniyor. Kahlo’nun evini ziyaret etmek için burayı tıklayabilirsiniz. 

8- Louvre Müzesi

Dünyanın en bilinen müzelerinin başında gelen Paris’teki Louvre müzesi de sanal ortamda gezilebilecek müzeler arasında yer alıyor. Müzede Antik Roma, Yunan, Antik Mısır ve Antik Yakın Doğu eserleri var. Leonardo da Vinci’nin Mona Lisa tablosuna önünde sıra beklemek zorunda kalmadan buradan ziyaret edebilirsiniz. 

9- Salvador Dali Müzesi

Ünlü ressam Salvador Dali’nin ismini taşıyan müze Figueres kentinde yer alıyor. Müzede, Dali’nin yaklaşık 400 eseri sergileniyor. Sanal ortamda kapılarını açan müzeyi İspanya’ya gitmek için uçak bileti ve vize masraflarıyla uğraşmadan kolayca gezebilirsiniz

10- Van Gogh Müzesi

Amsterdam’ın mutlaka görülmesi gereken yerlerinden biri olan Van Gogh Müzesi, Vincent Van Gogh’un hayatı boyunca yaptığı resimler ve taslak çizimleri yer alıyor. Müzeyi buradan ziyaret edebilirsiniz. 

Kategori: Kültür-Sanat

Doğa MücadelesiGünün ManşetiManşet

Karadeniz’deki ekoloji mücadelesinin hikâyesini konu alan “Gözyaşı Yolu” belgeseli internette  

Başta Yeşil Yol Projesi olmak üzere Karadeniz bölgesinin yaşam alanlarında gerçekleştirilen hidroelektrik santraller, Karadeniz sahil yolu, maden ocakları, Cerattepe gibi doğaya zarar verecek projelerin yöre halkı, kültür, ekoloji, insan, doğa ve yaşam üzerinde etkilerini konu alan “Gözyaşı Yolu” dün (23 Temmuz) internette paylaşıldı.

Yönetmenliğini Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Engin Türkyılmaz’ın yaptığı belgeselin ana temasını “Devlet benim” söylemiyle tanınan ve kamuoyunda ‘Havva Ana’ olarak bilinen Rabia Özcan’dan Sunay Akın’a dek verilen yaşam mücadelesinin hikâyesi oluşturuyor.

Çekimleri İstanbul, Trabzon, Rize, Artvin ve Gümüşhane’de yapılan belgesel festivallerde 12 ödüle layık görüldü. Müzisyen Ayşenur Kolivar’ın söylediği şarkı ile başlayan ve 30 dakika uzunluğundaki belgesel, adını Amerika’da 1830’larda maden şirketine karşı mücadele eden Kızılderili kabilelerinin başına gelen hikâyeden alıyor.

 

(Yeşil Gazete)

ManşetYerel

‘Müftülük taşınsın, biz değil’: Ataşehir’deki oyun müzesi müftülük alanı oldu

Ataşehir’deki oyun müzesi sessiz sedasız ilçe müftülük alanı oldu. Sunay Akın boşaltma tebligatının ardından konuştu. Akın, “Müftülük taşınsın biz değil.” dedi.

Küratörlüğünü Sunay Akın’ın yaptığı Ataşehir Mimar Sinan Parkı’ndaki Düştepe Oyun Müzesi’nin alanı sessiz sedasız ilçe müftülük alanı ilan edildi.

Cumhuriyet’ten Hazal Ocak’ın haberine göre, müzeye boşaltılması için verilen süre geçen günlerde doldu. Müze şimdi zorla boşaltılma tebligatının tedirginliğini yaşıyor. Yazar – Şair Sunay Akın İstanbul’daki tüm yurttaşları çocuk haklarına sahip çıkmaya çağırarak “Eserlerin anlatıldığı oyun müzesini oratadan kaldırmak karanlığa ve cehalete hizmettir. Çocuk hakları konusunda herkes burada sorumluluk sahibi. İstanbul’daki herkesi çocuk haklarını korumaya davet ediyorum. İBB bu yanlışı düzeltsin” sözleriyle karara isyan etti. Ataşehir Belediyesi kararın yürütmeyi durdurma ve iptali istemiyle dava açtı.

İBB’ye çağrı

Gazetemize konuşan yazar- şair Sunay Akın bu kararın tüm İstanbulluları ilgilendirdiğine dikkat çekerek “İstanbul’un tarihine iyi bakmamız gerekir. 1930’lu yıllarda çağdaş kent planı çerçevesinde yeşil alanlar oluşturulmuştur. Bu alanlar çocuk bahçesi olarak adlandırıldı. Abbasağa Parkı’nın aslında adı Abbasağa çocuk bahçesidir” dedi. İstanbul’un her yerinin AVM’lerle dolduğunu anlatan Akın “Çocuklar anne babalarıyla AVM’lerdeki oyun makinelerinde zaman geçiriyor. Çözüm oyun müzesidir. Elbet müftülük önemli ama bir apartman katında yer verilebilir. Eserlerin anlatıldığı oyun müzesini ortadan kaldırmak karanlığa ve cehalete hizmettir. Çocuk hakları konusunda herkes burada sorumluluk sahibi. İstanbul’daki herkesi çocuk haklarını korumaya davet ediyorum” diye konuştu.

150 kişiden oyun

Müzede 20’yi aşkın ülkeden ve yaklaşık 150 koleksiyonerden toplanan çocuk oyunları var. Müzede 150 yıllık satranç takımı, Viktorya Dönemi’nin küp oyunları, 100 yıllık ilk taş ev inşa oyunu, ilk uzay oyunlarına varıncaya kadar yüzlerce oyun bulunuyor. Çizgiroman, edebiyat, sinema ve televizyon dünyasının kahramanlarının da yer aldığı müzede bulunan oyun ve oyuncakların tarihi 1800’lerin başına kadar uzanıyor.

(Cumhuriyet)

Kategori: Manşet

ManşetTürkiye

Sanatçılar: Reddediyoruz

Sanatçılar Girişimi, tarihin hiçbir döneminde demokrasiye, aydınlanmaya, doğaya, emeğe sanata, sanatçıya bu kadar baskı ve saldırı olmadığını vurgulayarak sanatçıların her haksızlığa, her baskıya karşı duracağını ve sesini yükselteceğini belirttiler.

Aralarında Mehmet Güleryüz, Rutkay Aziz, Mehmet Aksoy, Eşber Yağmurdereli, Bedri Baykam, Edip Akbayram, Ataol Behramoğlu ve Orhan Aydın’ın da bulunduğu kültür ve sanat dünyasının biraraya gelerek oluşturduğu Sanatçılar Girişimi, bugün Taksim Halep Pasajı’ndaki Ses Tiyatrosu’nda  kuruluşunu kamuoyuna duyurdu.

Girişim üyeleri, cumhuriyetin hiçbir döneminde demokrasiye, sanatçılara yönelik bu denli baskı görülmediğini belirterek “Sanatçılar olarak sesimizi yükseltiyoruz. Bu bir başkaldırıdır. Bundan sonra nerede bir haksızlık varsa orada Sanatçılar Girişimi olacak” dedi. Girişimin kendiliğinden oluştuğu ve gün geçtikçe büyüyeceği bildirildi. Toplantının açılış konuşmasını yapan Ataol Behramoğlu, tarihe not düşmek için toplandıklarını belirterek “Sanatçıların sesini yükseltiyoruz. Sanata ucube diyen anlayışı reddediyoruz” değerlendirmesi yaptı. Sanatçılar adına basın açıklamasını Orhan Aydın ise “Sanatçılar olarak ülkenin geleceğinden kaygılıyız. Cumhuriyetin kazanımları yok ediliyor, laik, bilimsel eğitim adım adım gerici, çağdışı bir niteliğe bürünüyor. Bağımsız düşünce, demir parmaklıklar arkasında. Halkın haber alma özgürlüğü gaspedilmiş durumda” diye konuştu. Yalan, tehdit, santaj, talan, vurgun, cemaatçilik ve adam kayırmacılığın toplumsal ahlakı kemirdiğini anlatan Aydın, “Türkiye, emperyalist çıkarların Ortadoğu’daki işbirlikçisi olmaya dönüştürülüyor. Karanlık bir ortaçağ ülkesi olmaya sürükleniyor. Çocuklarımızın ve sonraki kuşakların gelecekleri için kaygılıyız. Kaygılıyız ve reddediyoruz” dedi. Bütün bunları reddettiklerini vurgulayan Aydın, şunları kaydetti:
“Tepkimizi Türkiye ve dünya kamuoyuna duyurmayı görev sayıyoruz. Sanatçılar Girişimi, emeğin, demokrasinin, adaletin, çağdaşlığın, haksızlığa ve baskıya karşı direnişin yanında, toplumsal muhalefetin en ön saflarında yer almayı, sanatçılık onurunun, sanatçı vicdanının onurlu görevi ve gereği saymaktadır.”

Sanatçılar ne dedi?

Toplant sonrası açıklamaya katılan sanatçılar görüşlerini bildirdiler. Sanatçılardan bazılarının isimleri ve görüşleri şöyle:

Mehmet Aksoy: Türkiye’de son dönemde sanata baskılar arttı. Resim öğretilmek istenmiyor. Devlet galerileri kapatılıyor. Taksim Meydanı beton yığını haline getirilmek isteniyor. Şehrin ciğeri rant alanı haline getirilmek isteniyor. Gidişat çok kötü ve herkesin kendi alanını koruması gerekiyor. Biz umutsuzluğa düşmeyiz ve geri adım atmayız.

Levent Kırca: Memleket elden gidiyor. Aydınlar ve yurtseverler cezaevlerinde tutuluyor. Türkiye Cumhuriyeti tehlike altındadır. Artık son noktadayız. Bugün tam zamanıdır. Bütün sanatçı arkadaşlara ihtiyacımız var. Bırakın para peşinde koşmayı, memleketin peşinde koşun.

Bedri Baykam: Türkiye’de dindar gençlik yetiştirilmek isteniyor. Bunun yanında kindarlıktan da bahsediliyor. Haber alma özgürlüğü yok edilmek isteniyor. Laikliğe ve özgür yaşam tarzına saldırılar artarak sürüyor. Biz bağımsız ve çok sesli Türkiye istiyoruz. Biz buradayız.

Eşber Yağmurdereli: Bizler 12 Eylül Askeri Darbesini yaşamış insanlarız. Bugün 12 Eylül’den daha ağır şartlar yaşıyoruz. Cezaevlerinde 150 bin insan var. Bu, 12 Eylül’ün 2 katı. Cezaevlerinde 200 tutuklu ve hükümlü ağır hasta ve ölümle yüzyüze. Bu, Türkiye’nin tablosudur. Buna karşı gelmemiz gerekiyor.

Mehmet Güleryüz: Bu ülkenin sanatçıları susturulmak isteniyor. Bu ülkenin sanatçıları susacak sanıyorlar. Biz her şeyden haberdarız ve nöbetteyiz.

Rutkay Aziz: ‘Ne yapabiliriz’ diye buradayız. Ve cumartesi günü Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan için Taksim’de olacağız.

Girişime destek veren sanatçıların isimleri şöyle:Tarık Akan, Edip Akbayram, Onur Akın, Sunay Akın, Üstün Akmen, Alaattin Aksoy, Mehmet Aksoy, Muzaffer Akyol, Aytaç Arman,  Hayati Asılyazıcı, Semir Aslanyürek, Engin Ayça, Orhan Aydın, Rutkay Aziz, Kürşat Başar, Cezmi Baskın, Bedri Baykam, Nihat Behram, Ataol Behramoğlu, Cahit Berktay, Mustafa Bilgin, Metin Boran, Metin Coşkun,Tuncer Cücenoğlu, İsa Çelik, Nevzat Çelik, Haluk Çetin, Meral Çetinkaya, İsmail Hakkı Demircioğlu, Metin Demirtaş, Nuri Dikeç,Atilla Dorsay, Leyla Erbil, Bilgesu Erenus, Genco Erkal, Altan Erkekli, Erdal Erzincan, Mert Fırat, Müjdat Gezen, Altan Gördüm, Mehmet Güleryüz, Tarık Günersel, Hüseyin Haydar, Emin İgüs, Levent İnanır, Özdemir İnce, İlhan İrem, Ekrem Kahraman, Bülent Kayabaş, Yıldız Kenter, Erol Keskin, Suna Keskin, Tuğrul Keskin, Arif Keskiner, Levent Kırca, Mine Kırıkkanat, Kemal Kocatürk, Nuri Kurtcebe, Orhan Kurtuldu,  Mustafa Köz, Küçük İskender, Safiye Mine, Mustafa Mutlu, Yılmaz Onay, Zeynep Oral, Yılmaz Onay, Fikret Otyam, Nedim Saban, Vedat Sakman, Sali, Menderes Samancılar, Osman Şahin, Osman Şengezer, Ferhan Şensoy, Burhan Şeşen, Cihat Tamer,  Yavuz Top, Gülsen Tuncer, Cüneyt Türel, Yaman Tüzcet, Metin Uca, Engin Uludağ, Ersan Uysal, Nejat Yavaşoğulları, Timur Selçuk, Işık Yenersu, Ender Yiğit, Ümit Zileli.

Kategori: Manşet