Köşe YazılarıManşetTarım-Gıda

Onarıcı Tarım 103

“Kalabalık fonlama” kavramından apartarak “kalabalık-röportaj” deyiverdiğim bu yazma şeklini sevdim. Yazanla okuyan arasındaki bağı güçlendirmesinin yanı sıra, tezgaha konvansiyonel ürün getiren pazarcıdan çok, aldığı siparişleri teslime götüren onarıcı çiftçi gibi hissettiriyor insana. Çok güzel histir bu ikincisi, üretici yani satıcı ya da türetici yani alıcı tarafında bulunmanızı tavsiye ederim. Yaptığınız alışverişin bir para takasının ötesinde dünyanın geleceğini belirleyen bir proje olduğunu hissettirir. Dahası, anonimlerle dolu bu dünyada, sizin istekleriniz, eleştirileriniz ve talepleriniz doğrultusunda, bunlar düşünülerek üretilmiş bir şey vardır sonunda.

Cüzdanınızdaki paranın miktarıyla orantılı, “pazarın olası büyüklüğünden” bağımsız bir bireysinizdir. Elinizde tuttuğunuz gıda, esaslı bir diyalog sonucunda üretilmiştir. Sizi kitle olarak gören ama çok özelmişsiniz gibi konuşan konvansiyonel ve anonim olanın aksine, sizi birey olarak gören, “velinimetimizdir! Her zaman haklıdır!” yaltaklanmalarına girmeden eşit diyalog kuran bir samimidir.

Tüketici olarak ne yapmalı, nelere dikkat edilmeli? sorusundan devam edeyim o halde. Tüketici yerine “türetici” denir bizim camiada, yukarıda anlattığım saiklerle ve anlayışla. Türeticilere ilk aşamada üç temel ve basit önerim var:

A) Haftalık, aylık veya yıllık bazda, hangi gıdayı ne kadar tükettiğinizi hesaplayın.

Bu ilk başta çok zor gibi gelebilir, ama bir akşamınızı (ya da işten metrobüsle dönüş yolculuğunuzu mesela) son derece keyifle geçirmenizi sağlayacak kısacık bir zaman alır. Pratik anlamda üç şahane etkisi olur:

1) Beslenme tarzınız, (varsa) yapmak istediğiniz diyetler, yaklaşmak istediğiniz gıda gruplarıyla mevcut durumunuzu anlamınızı sağlar. Örneğin, ilginizi çeken paleo diyetine yaraşacak kadar işlenmemiş fındık-ceviz yemediğinizi, keto diyetine uygun olacak kadar proteine erişemediğinizi, keyifli bir akdeniz diyetine yakışacak ot çeşitliliği ve kaliteli zeytinyağına aslında sahip olmadığınızı fark ettirir. Daha doğrusu, bu düzlemde hayatınızın girdilerini hangi noktalarda iyileştirebileceğinizi.

2) Tükettiğiniz gıda kalemleri içinde haftalık alınması gerekenler olduğu gibi, aylık bazda alınması mümkün olanlar da var. Hatta bir yıl boyunca dayanabilen bir çok ürün çeşidi de var. Bunları tespit ettiğinizde, örneğin yılda ne kadar ceviz yediğinizi (ya da yemek istediğinizi) gördüğünüzde, şöyle bir mucize gerçekleşir: Onarıcı tarımla veya en azından temiz (ilaçsız, gübresiz) tarımla şahane ceviz üreten bir üretici bulmanız ve kendisinden yıllık tüketiminize denk gelen, misal 50 kg kabuklu cevizi alacaksınız. Arama, anlaşma, para gönderme, kargo vb. işlerle sadece bir kez uğraşarak. Üstelik bu son derece kaliteli cevizin, marketten ve hatta pazardan aldığınız “normal” cevizden bile daha ucuza geldiğini gözlemleyeceksiniz. “Onarıcı tarım ürünleri çok pahalı” yakınmasına karşı en temel eylemdir bu.

Üstüne, istediğiniz akşamlarda ailecek ya da arkadaşlarınızla oturup sohbet ederek beraber üretim yapabileceğiniz güzel bir uğraş.

Bu anlattığım “toptan alım” süreci, bir çok ürün için geçerli. Kötü zeytinyağından daha ucuza, üstün kaliteli zeytinyağına böyle ulaşabilirsiniz örneğin. İki kişi ve üstündeki bir çok haneye önereceğim gibi bir derin dondurucuya da sahipseniz, onarıcı tarımla üretilmiş besleyici gıdaya ulaşmak hem daha ucuz, hem de daha kolay hale gelecektir.

3) Onarıcı tarım yapan üreticilerin işini kolaylaştırmış olursunuz. En sevdikleri türetici sizsinizdir artık – ne istediğini bilen, maliyetleri azaltan şekilde “nadir ama büyük siparişlerle” hareket eden, bu keyifli ve radikal alışveriş örüntüleri sayesinde etraflarındaki insanları da türetici olmaya özendiren…

B) Onarıcı gıdanızı alacağınız kişi veya kuruma, gıdanın onarıcı etkisini somut olarak anlatmasını isteyin. Hangi ekolojik döngüyü nasıl iyileştirdiğini bir takım sayılarla açıklamasını rica edin. Bu verileri henüz paylaşamıyorsa, nedenini sorun.

Bu sorulara cevap almak Türkiye’de henüz pek mümkün değil. Ama olacak, bunu kendimden emin bir ses tonuyla söyleyebilirim. Türeticilerin böyle sorgulamalar yapması da en kritik etmenlerden biri.

C) Gıda alma süreçlerinizde etrafınızı da örgütleyin. Onarıcı tarım gibi henüz filizlenme aşamasında olan bir alanda, bir kaç kişinin, etrafındaki bir kaç kişiyi örgütlemesi bile büyük fark yaratıyor. Bunu, “türeticibaşı” modelini uyguladığımız SafiMera sayesinde doğrudan deneyimliyoruz. Var olmakla olamamak arasındaki fark, abartısız.

Örgütleme deyince de, son derece basit bir süreçten bahsediyorum: “Ben yapıyorum. Sen de dahil olsana?” sorusu. Devamı çok kolay gelen bir süreç bu. Bunun yanı sıra veya bununla birlikte, mevcut örgütlenmelere de dahil olabilirsiniz. Büyük şehirlerde kurulan gıda kooperatifleri ve gıda ağlarına bir ufak internet aramasıyla ulaşabilirsiniz. Bu ağlarda “onarıcı tarım” söyleminin odakta olduğunu varsayarak hareket etmeyin ama; her ağın söylemi, odağı ve önceliği farklı olabiliyor. “Sendikalaşmış çiftçi” olmayı başat şart olarak alan da var, “yakınlarda üretim yapan aile işletmesini” kriter alan da. Diğer bir deyişle, “doğru gıda” tanımı sanılan ve umulabileceği kadar müşterek değil.

Hükümetlerin ve kamu kurumlarının onarıcı tarıma bakışı nasıl?

Kısa cevap: Beş sene öncesine göre ilgi, müthiş arttı.

Bunda, beş sene öncesine kadar, onarıcı tarım konusunu odağına almış insan sayısının yedi haneyi geçmemiş olması da önemli bir etken. “Onarıcı tarım” kelime öbeğinin yerleşip literatüre girmesinden önce, bir kaç bin üyeli facebook grupları vardı sadece üç-dört yıl önce.

Dünyada devlet ve uluslararası kurumlar düzeyinde ABD, Avrupa ve Avustralya merkezli bir hareketlenmeden bahsedebiliriz. Avustralya’nın en büyük avantajı, çok geniş alanlara yayılan “ranch”lere (çok büyük ölçekli, düşük verimlilikli, sadece otlatma yapılan çiftlikler) sahip olması. Bu yüzden 100 çiftçi (rancher) bir yöntemi uygulamaya başladığında, toplamda 1 milyon hektar, yani 10.000 km2’lik bir tarım arazisinden bahsediyoruz. Bu da önce yerel, ardından da ulusal karar alıcıların gündemine girmek anlamına geliyor. Avustralya’da toprağın organik maddesini arttıran çiftçilere yönelik “karbon kredisi” uygulamasının mevzuata girme tarihi 2011. Yıllar içinde bunların yönetmelikleri, değişiklikler ve uygulama kılavuzları hazırlanmış. 10 senelik ölçüm aralıklarıyla, topraktaki organik maddeyi (yani karbonu) arttırdığını kanıtlayan çiftçilere Çevre Fonu üzerinden ödeme yapılacak.

ABD’de de benzer girişimler var. Ölçüm aralıklarının kısaltılması gerekiyor ama. Çünkü ilk resmi döngünün 10 yıl sonra tamamlanması demek, bu uygulamaların anaakıma tesirinin 20-30 yıl gibi süreçlere yayılması demek. Bu da mevcut iklim krizinde sahip olmadığımız bir zaman aralığı.

Avrupa Komisyonu’nda da, kamuoyunda artan farkındalığı takiben alt-kurullar kuruldu. Bunlar henüz yüksek sesle ilan edilen oluşumlar değil. Bendeniz bazı süreçlerine dahil olduğum için biliyorum, geldiği noktayı da yakından takip edemedim. Ancak kısa süre içerisinde bu konuda pilot projeler çıkacağına kesin gözüyle bakabiliriz.

Bütün bu örneklerin ortak noktasında çok önemli bir ders var: Önce çiftçiler uyguluyor, kamuoyu haberdar oluyor. Kamu kurumları ve hükümetler sonra dahil oluyor. Yönetişim süreçleri ne kadar etkin olursa olsun, dünyanın her yerinde bu böyle. Kurumlar toplumu, girişimcileri, oluşumları takip ediyor yani, tam tersi değil. Türkiye’de yerel tohumdan organik tarıma kadar bir çok süreçte de bunu gözlemledik.

Bunun iyi yanından bakıp, “Türkiye’de de yaygınlaşması için konuşun, bahsedin, anlatın. Devamı gelir” diyelim.

Türkiye’de ve dünyadaki örneklere nasıl ulaşırız?

Tüm onarıcı tarım uygulayıcılarının toplaştığı bir platform yok, olmaması da daha sağlıklı aslında. Öte yandan, bu örneklere ulaşmak da oldukça kolay. Dünyayı takip edebilmek için biraz ingilizce bilgisi gerekiyor ama hala, ne yazık ki. Diğer ve tamamlayıcı yol da, Türkiye’de onarıcı tarım hakkında konuşan, takip eden, paylaşan kişileri bulabildiğiniz her ortamdan takip etmek.

Şu kurumları, sosyal medya hesaplarını ve hatta e-bültenlerini takibe almanız işinizi kolaylaştıracaktır.

Türkiye: Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü, Anadolu Meraları, #onarıcıtarım

Yurtdışı: Savory Enstitüsü, Regeneration International, #regenerativeagriculture

#onarıcıtarım , #bütüncülyönetim #regenerativeagriculture , #holisticmanagement , #permaculture , #keylinedesign gibi etiketleri sosyal medyada takip etmek bile oldukça fazla sayıda örneğe ulaşmanızı sağlayacaktır.

Şunu da akılda tutmakta fayda var: Uygulayıcıların büyük kısmı, henüz yaygın bir belgelendirme ve paylaşım süreçlerini yapamıyorlar. Bunun sebebi genelde zaman eksikliği veya görselleme, video montajlama gibi yan becerilerin eksikliği. Bunu hakkıyla yapan bir örnek olarak Ridgedale Permaculture takip edilebilir.

Onarıcı tarımı kimler, hangi örgütlenme şekilleriyle yapabilir?

Kısaca herkes ve her örgütlenme şekliyle yapılabilir, yapılıyor.

Büyük aile çiftliklerinden küçük işletmelere, kolektif ve ekoköyler yapılanmasından özelleşmiş şirketlere, müşterek meralarda havza (yani birden çok köyün ortak kullanımıyla) temelli yapılanmadan kabile ve aşiret yapılanmalarına kadar bir çok örneği var halihazırda.

Kabile ve aşiret yapılanmalarına güzel bir örnek de Kenya’da Masai halkı. Konuyu “dünyada artan ilgiyle” bağlaması için daha dünden (25 Eylül) bir haber: Apple, bu bölgede çalışan vakıflara, bütüncül planlı otlatmalı hayvancılık yaparak karbon gömmeleri için açıklanmaya bir tutarda bağış yapıyormuş.

Müşterek alanlardaki örneklerin sayıca az olduğunu da belirtmek gerekiyor. Bunun nedeni, dünyanın bir çok bölgesinde müşterekler üzerinde, yereldeki yararlanıcılar açısından son derece ciddi çatışmaların, boşvermişliğin, aidiyet kurmayıp umursamama halinin geçerli olması. Türkiye’deki meraların durumu çoğunlukla böyle. Hem ekolojik, hem de sosyal ve kültürel anlamda son derece yaratıcı ve “kutunun dışında” çözümler bulmak gerekiyor bu yüzden. Yine çok yeni ve önemli bir haber: Anadolu Meraları olarak, benzer alanlarda çalıştığımız güzide ve önemli bir kurumla işbirliği içinde, Türkiye’nin üç farklı bölgesinde toplam 660.000 hektar (6.600 km2) müşterek mera alanında büyük bir projeye geçtiğimiz hafta itibariyle başladık. Bu, Türkiye’de bu alanda bugüne dek yapılan açık ara en büyük proje olmasının yanı sıra, teknik içeriği ve modellemesi açısından küresel örnek potansiyeli taşıyor. Detaylarını üzerindeki gizlilik koşulları kaldırıldıkça paylaşacağız.

Bu soru için son olarak… Her ne örgütlenme modeliyle yapılırsa yapılsın, yapanların hem üretim süreçleriyle ilgili, hem de araziye uzun vadeli erişim anlamında tam aidiyet hissedebilmeleri çok önemli. “Hep beraber yapalım bir şekilde” şemalarının misal, orta vadede işlemediğini gözlemliyoruz. Gerektirdiği yaratıcılık ve özen, getirdiği heyecanla ilgili olsa gerek. Müthiş yardımlaşma ve ortak hareket etme örnekleri var, çok da işe yarıyorlar. Ama yardımlaşma ve “beraberlik”ten yuvarlanıp “sahipsizlik/muhatapsızlık” konumuna düşürmemek gerekiyor.

Onarıcı tarım, iklim hareketinin neresinde?

Son 2-3 gündür gündeme oturan Greta Thunberg ve iklim değişikliği tartışmaları üzerinden gideyim.

Küresel ölçekte iklim hareketi, sol ve demokrat tandanslı kişilerin ve kitlelerin sürüklediği bir hareket olarak görülüyor. Bu kavramların Türkiye’deki gibi tanımlanmadığının altını çizeyim ama. Özellikle ABD’de, bazı akademi çevrelerine ve “radikal sol” diye tanımlanan (aslında pek de radikal olmayan), kimlik siyasetini ön plana çıkaran ve özellikle son yıllarda gerçeklikten kopuk, elitist ve tutarsız yaklaşımlar sergilemekle itham edilen çevrelerle iklim hareketi bir tutuluyor. Bu sebeple, bu çevrelerden uzak durmak isteyen insanların, iklim konusunda son derece duyarlı ve aktif olsalar bile, genel-geçer iklim hareketine karşı bir mesafeleri var.

Az önce tanımladığım “hareketin” örneğin et tüketimi konusunda indirgemeci, saldırgan, tutarsız çıkışları, onarıcı tarım çevrelerinde haklı olarak tepkiye ve “intellectual yet idiot” (“entelektüel ama ahmak”) söylemlerinin oluşmasına sebep olabiliyor. Toprağın karbon gömme ve tutma kapasitesi konusunda bu “elit” çevrelerin suskunluğu ve umursamazlığı da mesafenin büyümesine sebep oluyor. Son olarak ve bence en önemlisi, onarıcı tarım çevrelerinde “kurumlardan” beklenti, “birilerinin bir şeyler yapmasını isteme” davranışsallığı çok düşük. Bu sebeple klasik “talep mitingleri” biçemlerine çok yakın hissetmedikleri bir gerçek.

Bütün bu farklılıklar meselenin küçük bir kısmı ama… Onarıcı tarım çevrelerinde gördüğüm insanlar, iklim konusunda en duyarlı, aktif olarak çabalayan insanların arasında. Mesele, bence, bugüne kadar iklim hareketi bayrağını taşımakla özdeşleştirilmiş çevrelerin bunu görmesi ve bu grupları, söylemleri ve düşüncelerini kabul etmeleri.

Basit bir örnek olarak: Onarıcı tarımla endüstri devrimi öncesi karbondioksit oranlarına 10-20 yılda dönülebileceğini anlatan kişiyi ciddiye bile almadan “Yok yok, et yerine fake burger (sahte et – soya ve daha bir çok bileşenden yapılan yeni bir gıdamsı) yiyeceğiz” üstten bakışı ve kibrini bir an önce terk etmesi gerekiyor hareketin. Türkiye’de değil ama küresel ölçekte gözlemlediğim o kibir, kısacık da olsa bir mesafe yaratıyor ve kendi kendini besleyen bir uyuşmama süreci yaşanabiliyor. Ancak toplamda, onarıcı tarımın, iklim hareketini yeniden şekillendiren temel güçlerden biri olduğunu ve önümüzdeki yıllarla birlikte bunun çok daha net ortaya çıkacağını söyleyebilirim.

Bu yazıyla birlikte 100’lü serinin sonuna geldim. En kısa zamanda daha teknik ve “nasıl?” sorularına cevap vermeye çalıştığım 200’lük seriye başlayacağım.

Bu dizide yanıtlamaya çalıştığım sorularını esirgemeyen Mert Çevik, Gizem Altın Nance, Özlem Mıdık, Yahya Emin Demirci, Murat Doğan, Deniz Kırımsoy, Erdem Yol, Ömercan Kara, Bahar Topçu, Oğuzhan Yörük ve Zeki Yemez’e de teşekkür ederim.

***

Bu yazı yayımlandığı gün, başka bir çok önemli haber aldık. Danone’nin başını çektiği, içinde Nestle gibi firmaların olduğu, yıllık ciroları 500 milyar doları aşan 20 gıda devi “Biyolojik çeşitlilik için Tek-Gezegen İşletmesi” (One Planet Business for Biodiversity) adını verdikleri inisyatifi kurdular. Dört gün önce Birleşmiş Milletler oturumunda açıklanan inisiyatife, başka şirketler de hızla dahil oluyor.

İnisyatifin açıklaması ise esas çarpıcı olan. “Dünyayı monokültürle yok ettik, mevcut gıda sistemi devam ettirilemez…” dedikten sonra “ÜÇ önceliğimiz var” diyor işbirliği inisiyatifi:

1) Onarıcı tarımla toprakları onarmaya geçiş başlatmak,

2) Portfolyomuzdaki 1000’i aşkın markayla gıda çeşitliliği konusunda talep yaratarak monokültürden uzaklaşmak,

3) Geleneksel tohumları desteklemek.

Bu, özel sektörün “anlamak” ve harekete geçip liderlik etmek konusunda kamudan onlarca kat daha hızlı olduğunun bir kanıtı olmasının yanısıra, onarıcı tarımın geldiği noktanın da “tahminlerin ötesinde” olduğunu gösteriyor.

Onarıcı Tarım 101 için tıklayın

Onarıcı Tarım 102 için tıklayın

(Yeşil Gazete)

 

ManşetRöportaj

Allan Savory ile iklim değişikliğine karşı bütüncül yönetim üzerine söyleşi

Allan Savory konferansı için Anadolu Meraları'nın hazırladığı duyuru afişlerinden biri. Fotoğraf: Anadolu Meraları, Uygulama Arazisi

Dünyaca ünlü biyolog, Bütüncül Yönetim’in (Holistic Management) ve ABD merkezli Savory Enstitüsü’nün kurucusu Allan Savory ile özel bir röportaj gerçekleştirdik. 12 Ekim Pazar günü Anadolu Meraları‘nı davetlisi olarak İstanbul’da IFOAM – Dünya Organik Kongresi öncülü bir konferans verecek olan Savory’nin, geçtiğimiz yılki TED’de yaptığı “Dünya’nın çöllerini nasıl yeşertebiliriz ve iklim değişikliğini nasıl tersine döndürebiliriz?” başlıklı konuşma milyonlarca insan tarafından izlenmişti. Bill Mckibben gibi iklim değişikliği hareketi liderlerinden Britanya Krallığı veliahtı Prens Charles gibi isimlere kadar geniş bir kesimin çalışmalarını dikkatle takip ettiği Savory’nin Bütüncül Yönetim adını verdiği “onarıcı hayvancılık” ve planlama çerçevesi, Savory Enstitüsü’nün verdiği istatistiklere göre dünyanın 6 kıtasında 15 milyon hektara yakın arazide uygulanıyor.

Türkiye’nin ilk Bütüncül Yönetim uygulama arazisini başlatan Anadolu Meraları‘nın davetlisi olarak İstanbul’a ilk defa gelecek olan Allan Savory, vereceği konferanstan önce ve Türkiye’den ilk defa Yeşil Gazete’ye konuştu.

Durukan Dudu – Merhaba Allan. Zaman ayırıp bizimle röportaj yapmayı kabul ettiğin için teşekkür ederiz. Oldukça etkileyici, hareketli bir yaşam hikayen var. Bu hikayeyi kısaca anlatır mısın bize de? Allan Savory kimdir?

allan savory_profil

Allan Savory senenin yarısını geçirdiği, Zimbabve’de bulunan “Bütüncül Yönetim Afrika Merkezi”nde

Allan Savory – Bundan 60 yıl önce, bugünlerde “Milli Park” denilen kurumda biyolog olarak çalıştığım dönemlerden beri çevresel yıkımı kendime ciddi dert edinmiş Zimbabweli bir biliminsanıyım. Kendimi biyolojik çeşitliliğin yok olması ve çölleşme sorunlarını çözmeye takıntı derecesinde vakfettim. Bu yolda en doğrusunun bağımsız bir biliminsanı olarak çalışmak olduğuna kanaat getirdim. Çok sayıda insanın yardımıyla, ki bunların arasında biliminsanı meslektaşlarım da var, çölleşme meselesinin gerçek sebeplerini keşfettim ve hatta bu yıkıcı süreci gayet basit yöntemlerle tersine çevirmenin yolunu buldum.
Tam bu noktada ve biraz da farkında olmadan, çölleşmeyle mücadelenin teknik yöntemlerinden bile belki de daha önemli bir mesele hakkında önemli bir çerçeve keşfetmiş oldum: Her türlü tarım faaliyetinde var olan ve sosyokültürel, ekonomik ve ekolojik boyutlardan oluşan karmaşıklığı idare etmenin bir yolunu geliştirdim. Bu süreç içerisinde hep bu meseleyle uğraştım, kendimi ona vakfettim – ekolojist, çifçi, meracı, asker, politikacı ve uluslararası danışman gibi farklı kimliklerim, sorumluluklarım olmasına rağmen…

Durukan Dudu – Özellikle 2013 TED’deki o ünlü konuşmandan sonra, ismin ve yaptığın işler önemli bir gündem maddesi haline geldi. Konuşmadan sonra neler değişti, süreç nasıl ilerledi? Savory Enstitüsü olarak önce 2013 yazında ABD, Colorado’da bir konferans düzenlediniz, 2014 Ağustos’unda da Londra… Bütüncül Yönetim ve Savory Enstitüsü cenahında işler nasıl gidiyor?

Allan Savory – Bilimsel bulgularım kurumlar (üniversiteler, hükümetler, çevre ve tarım örgütleri) tarafından reddedilip alaya alındıktan sonra sosyal bilimleri çalışmaya, araştırmaya başladım. Amacım, temelde bilimi uygulamaya dayanan “bütüncül yönetim” kavramına karşı neden bu denli güçlü bir muhalefet olduğunu anlayabilmekti. Bu araştırmalarım sırasında, kurumlar ve uzmanlar nezdinde bu inkarcı yaklaşımın geçmiş zamanlardan beri normal ve alışılageldik bir davranış tarzı olduğunu gördüm. Toplumun genelgeçer kabullerine aykırı olan, bunlara karşı çıkan yeni bilimsel bulguları hep reddetmişler. Bu yeni bulguların kabul edilmesi için kamuoyunun önemli bir kısmının o yöne doğru kayması gerekmiş. Ancak bu kamuoyu desteğini takiben değişmiş, inkardan vazgeçmiş kurumlar.

Kurumların bu davranış tarzı şaşırtıcı değil, zaten Galileo’dan beri devam eden, değişmeyen bir davranış şekli. Tarihe baktığımda, yeni ve “aykırı” bir bilimsel bulgunun kamuoyu tarafından destek bulmazdan önce bir kurum tarafından tanındığı, kabullenildiği bir örnek bulamıyorum. TED konuşması milyonlarca insan tarafından izlenip, barındırdığı umut mesajı yayıldığından beri önemli bir değişim başladı. Artık bir çok kurum Savory Enstitüsü ile işbirliğine girmek ve bütüncül yönetimin uygulandığı örneklerde alınan toplumsal, ekonomik ve çevresel başarılar hakkında veri toplamak için işbirliği yapmaya istekli.

Boulder, Colorado’da gerçekleştirdiğimiz ilk konferansta, Bütüncül Yönetim’i yerelde yaygınlaştırıp uygulayacak “gözelerimizin” sayısı yüksek değildi. Londra Konferansı’nda ise toplamda 25 ülkenin gözeler aracılığıyla temsil edildiği bir noktaya geldik*. Sürecin tam bu noktada önemli bir ivme yakalayacağını düşünüyorum çünkü bilimsel bulgular açık ve net, aldığımız sonuçlar da ölçülebilir olarak verilenmiş durumda.

Ümit Şahin – İklim değişikliğiyle Bütüncül Yönetim ve Bütüncül Planlı Otlatma aracılığıyla mücadele edilebileceğini söylüyorsun. Bütüncül Yönetim atmosferdeki karbon miktarını nasıl azaltıyor? Atmosferdeki CO2 (karbondioksiti) oranını, salımları azaltmadan aşağı çekmek mümkün mü? Yoksa bahsettiğiniz şey karbon yutaklarını iyileştirmek üzerine mi kurulu?

Allan Savory'ye göre dünyanın çölleşmekte olan veya çölleşme riski altında bulunan bölgeleri

Allan Savory’ye göre dünyanın çölleşmekte olan veya çölleşme riski altında bulunan bölgeleri

Allan Savory – İklim değişikliğine sebep olan bir çok etmen var: Küresel çölleşme, atmosferdeki yüksek karbondioksit oranı, metan, diazot monoksit (nitro-oksit) ve mevcut tarımdan ve fosil yakıtların aşırı kullanımından kaynaklanan “kara karbon”**. Bugün itibariyle geniş anlamda çevreyi “idare etmek” için kullandığımız iki araç var yalnızca – sonuçta insan olarak, araç-kullanan hayvanlarız. Anaakım biliminsanları ve iklimbilimcilerin başvurduğu bu araçlar teknoloji ve ateş/yakma. Ayrıca, biyolojik çeşitliliğin geri gelmesi için belli bölgelere “dinlendirme”*** de kullanılıyor. Yapabileceğimiz, hatta yapmamız gereken şu: Fosil yakıtların kullanımından kaynaklı karbon dioksit, metan ve diazot monoksidin atmosfere salınıp sera gazlarını arttırmasını engellemek için teknolojiyi kullanarak iyi enerji kaynakları geliştirmeliyiz. Ancak, sadece teknoloji ve ateşi/yakmayı kullanarak, tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan karbon dioksit, metan ve diazot monoksit salımını engelleyemeyiz. Ayrıca hiç bir teknoloji, ki burada en fantastik çözüm fikirlerini de dahil ediyorum, küresel çölleşme sürecini durdurup tersine çeviremez.

Bütüncül çerçeveyi kullanarak doğru yönetilen hayvan sürüleriyle (yani, Bütüncül Planlı Otlatma’yla), tarımdan kaynaklı tüm bu seragazları ve kara karbon salımlarının önüne geçebiliriz. Üstüne üstlük, şu anda atmosferdeki fazlalığı nedeniyle iklim değişikliğine yol açan mevcut sera gazlarını da toprağa bereket olarak, toprağı onarıcı bir süreçle gömebiliriz – ki bunun paralelinde çölleşmeyi de tersine çevirmiş oluruz.

Coahuila, Meksika'dan 1978'den 2003 yılına kadar Bütüncül Yönetim'le restore edilmiş bir alandan görüntülerin karşılaştırması. Foto ve  düzenleme: Anadolu Meraları, Facebook sayfası

Coahuila, Meksika’dan 1978’den 2003 yılına kadar Bütüncül Yönetim’le restore edilmiş bir alandan görüntülerin karşılaştırması. Foto ve düzenleme: Anadolu Meraları, Facebook sayfası

Ümit Şahin – Bahsettiğiniz sistemle yönetilmeyen toprakların (ya da endüstriyel tarım uygulanan araziler, diyelim) karbonu ememiyor olmasını sebebi nedir? Bütüncül Yönetim sayesinde toprağın karbon yutağı özelliğini bu denli arttırabilmek nasıl mümkün oluyor?

Allan Savory – Öncelikle bir noktayı düzeltmeliyim: Benim savunduğum bir sistem yok. İdari sistemler, tarım işinde ve hükümet seviyesindeki tarım politikalarında gördüğümüz sosyokültürel, ekonomik ve ekolojik karmaşıklığı kapsayacak maharette de değiller. Benim savunduğum şey, bütüncül karar alma ve planlama çerçevesidir ki bunun sayesinde bahsettiğimiz devasa karmaşıklığı sağlıklı biçimde yönetmek mümkün hale gelir.

Bu bütüncül çerçevenin bize öğrettiklerinden biri şu: Yıl boyunca atmosferik nem dağılımı istikrarlı, dengeli olan bölgelerde toprak, bir takım zirai ekim-dikim uygulamalarıyla ve biyoloji biliminin uygulanmasıyla hızla onarılabilir. Yıllık nem dağılımının dengeli olmadığı bölgelerde, yani çölleşme tehdidi altındaki tüm otlak, bozkır ve meralarda ise bu onarım süreci ancak (bütüncül planlı otlatmayla) doğru yönetilen hayvan sürüleriyle gerçekleştirilebilir. Yıllık nem dağılımı düzensiz olan bu bölgelerde ekosistem onarımlarının ateş/yakma, teknoloji kullanımı ya da “dinlendirme” araçlarıyla gerçekleşmediğini ve gerçekleşmeyeceğini binlerce yıllk deneyimle sabit olarak biliyoruz. Tarım biyoloji bilimlerine dayanmalıdır. Bugün hükümetler ve uluslararası kurumlar tarım politikalarını hala indirgemeci yöntemlerle inşa ediyorlar – en sofistike, bilgili ve uzman biliminsanlarının varlığına rağmen. ABD ve dünya tarımının %90’ı kimyaya ve teknolojik araçların kar amaçlı pazarlanması üzerine kurulu. Bütüncül Yönetim, biyoloji biliminin tarımın tüm aşamalarında uygulanması üzerine kurulu.

Ağaçlar ve otlar yüksek miktarda karbon tutabilirler, ancak tuttukları bu karbon, doğadaki tüm yaşam formlarının tabi olduğu yaşam döngüsünün bir parçasıdır. Havadaki fazla karbonu yutaklarda binlerce yıl boyunca tutabilmek için dikkatimizi mera, bozkır ve otlakların derinlerine, toprağa ve okyanuslara yöneltmemiz gerekiyor. Bugün tahıl üretimiyle ünlü bölgelerin tamamı eski otlak, çayır, bozkır ve meralardır. Eski ormanlık araziler değil; çünkü esas olarak otlak, çayır, bozkır ve meralar karbon yutağı ve su tutucu özelliğe sahip, çok derin, toprak katmanları yaratma potansiyeline sahiptirler. Okyanusların da havadaki fazla karbondioksit nedeniyle şimdiden asidik hale geldiğini görüyoruz.

TED konuşmasında bahsi geçen, ABD'de bulunan ve 70 yıldır otçul hayvanların sokulmadığı Milli Park'tan güncel bir fotoğraf

TED konuşmasında bahsi geçen, ABD’de bulunan ve 70 yıldır otçul hayvanların sokulmadığı Milli Park’tan güncel bir fotoğraf

Ümit Şahin – Bildiğimiz gibi hayvansal üretim seragazı salımlarının birincil sebeplerinden biri. Bütüncül Yönetim, toprağın karbon tutmasını artırarak hayvancılıktan kaynaklı ser agazı salımlarını dengeleyip “karbon negatif” bir bilanço çıkarmayı nasıl başarıyor?

Allan Savory – Koyun, keçi, domuzlar, sığırlar vb. gibi tüm otçul hayvan sürüleri, toprağın üzerinde otlayarak evrilmiştir. Bu hayvanların kendileri seragazı salıcı değildirler. Seragazı salan, bu hayvan sürülerini “fabrika tipi” yöneten, kimyaya ve kısa vadede kar amacı güden teknoloji pazarlayıcılığına dayalı mevcut tarım sistemidir. İnsanlar ve medya, Birleşmiş Milletler’in “Livestock’s Long Shadow” (“Hayvancılığın Uzun Gölgesi”) gibi raporlardan etkilenip hayvan sürülerini suçlamak yerine, hayvanların mevcut yönetim sistemini belirleyen, büyük şirketlerin AR-GE fonları ve siyasi lobicilik faaliyetleri tarafından şekillenen bilimdışı hükümet politikalarını suçlamalı. Sorun, otçul hayvan sürüleri değil, onları nasıl idare ettiğimizdir.

Bildiğimiz anlamıyla insan medeniyetini kurtarmanın tek yolu, hayvan sürülerinin toprağa dönmesi ve doğru biçimde yönetilmesidir; Bütüncül Yönetim’de bilime dayalı olarak yaptığımız gibi. “Medeniyeti kurtarmak” kavramını özellikle ve bilerek kullanıyorum, çünkü dünyanın otlak, bozkır, mera, savan ve çayırlarını, tarım arazilerini, çoğu anaakım biliminsanlarının savunduğu gibi safi ateş/yakma ve teknolojiyle onarmamız mümkün değil. 50 yılı aşkın süredir dile getirdiğim bu gerçeğin giderek daha fazla biliminsanı tarafından anlaşılıp benimsendiğini görmek, geleceğe dair umutlarımı arttırıyor.

Ümit Şahin – Vejetaryenler ve hayvan özgürlüğü aktivistleri et üretiminin seragazı salımını bir argüman olarak kullanırlar. Siz ise et ve süt üretiminin, hayvan sürülerinin doğru yönetilmesi durumunda iklimi koruma işlevi taşıyacağını iddia ediyorsunuz. Vejetaryenlerin ve hayvan özgürlüğü savunucularının bu eleştirilerine cevabınız nedir?

Allan Savory – İnsanlar dini/ruhani sebeplerle vegan ya da vejetaryen olmak istiyorlarsa bu tabii ki kendi tercihleridir. Eğer bu seçimlerinin ardından ekolojik sebepler varsa, bu noktadaki argümanlarının bilimsel temelini ve açıklamasını sorgulamak isterim; özellikle de ekolojik/çevresel argümanları kullanarak dünyanın geri kalanına “siz de vejetaryen/vegan olun” çağrısı yapıyorlarsa. Aynı anaakım biliminsanları gibi, onlardan da yalnızca ateş/yakma ve teknoloji araçlarını kullanarak, ya da arazide dinlendirme aracını kullanarak çölleşme ve iklim değişikliğiyle nasıl başa çıkacaklarını izah etmelerini isterim. Tam da bu yüzden, TED konuşmamda ABD’den bir milli park fotoğrafı gösterdim. Tarih boyunca bir bozkır/otlak olan bu arazi 70 yıldır otçul hayvanlardan izole biçimde tam bir dinlendirme sürecine tabi tutuluyor. Ayrıca ABD’nin sahip olduğu tüm teknoloji birikiminin milyonlarca dolar harcanarak kullanıldığı bir arazi bu, ve bunlara rağmen Afrika’da görebileceğiniz kadar vahim bir hızla çölleşiyor. Bu yüzden vejetaryenler, bunun çevre ve ekoloji için iyi olduğunu söylediklerinde insanlığa farkında olmadan da olsa bir kötülük yapmış olurlar.

ABD ve dünyanın tamamında yaşadığımız ve temelinde çölleşme süreci olan, sıklıkları ve şiddetleri giderek artan tüm kuraklık ve selleri, yoksulluğu, toplumsal çöküşü, şiddeti, şehirlere kitlesel göçleri ve iklim değişikliğini çözmemizin tek yolu hayvan sürülerini kullanmak ve bunu yaparak bir yandan da insanları doyurmak. Örneğin Çin, Pekin başta olmak üzere ciddi biçimde etkilendiği kum fırtınaları (ki bazı dönemlerde 250.000 tonluk bir kütleye kadar çıkar bu fırtınaların taşıdığı kum miktarı) sorununu yalnzca hayvan sürülerini Bütüncül Yönetim ve Bütüncül Planlı Otlatma’yla doğru biçimde idare ederek çözebilir****. Ya da Avrupa özelinde, her sene binlerce mültecinin denizlerde boğulmasına neden olan göç dalgalarını engellemenin tek yolu da Bütüncül Yönetim’in uygulanarak toprakların yeniden bereketine kavuşturulması.

Güney Afrika'nın Karoo bölgesinden bir fotoğraf. Yıllık ortalama 230 mm yağış alan bölgede telin sol tarafındaki arazi Bütüncül Yönetim'le idare ediliyor, sağ tarafta ise konvansiyonel otlatma yapılıyor

Güney Afrika’nın Karoo bölgesinden bir fotoğraf. Yıllık ortalama 230 mm yağış alan bölgede telin sol tarafındaki arazi Bütüncül Yönetim’le idare ediliyor, sağ tarafta ise konvansiyonel otlatma yapılıyor

Ümit Şahin – Uluslararası iklim değişikliği müzakereleri konusunda ne düşünüyorsunuz? Gelecek yıl Paris’te yapılacak UNFCCC konferansından olumlu bir sonuç bekliyor musunuz? Uluslararası politika bağlamında iklimin korunmasına yönelik bu çabalara, Bütüncül Yönetim’in nasıl bir katkısı olabilir?

Allan Savory – Halk yaratıcı bir değişim ve çözümlerden yana ağırlık koymadığı sürece herhangi bir uluslararası konferanstan hiç bir beklentim yok. Geçtiğimiz hafta New York’ta 400.000 kişinin yürümesi herhangi bir konferanstan çok daha umut verici çünkü bu konferanslar anaakım kurumların düşünce, inanç ve yaklaşımlarıyla şekilleniyor. Tarımın kendisi, fosil yakıtlardan daha büyük bir sorun, çünkü en az fosil yakıtlar kadar, hatta belki de daha büyük oranda iklim değişikliğinin sebebi tarım.

Bunun yanısıra tüm fosil yakıt tüketimini durdursak bile, tarım, iklim değişikliğine sebep olmaya devam edecek. Bu son derece yıkıcı tarım, bu bahsettiğimiz konferansları düzenleyen hükümetler ve uluslararası kuruluşlar tarafından tasarlanıp devam ettiriliyor. Kurumlar için öncelik, varlıklarını devam ettirmektir. Bunun için görevlerini yerine getirmek yerine kendilerini korumaya devam ederler, milyonlarca insanın ölüyor olması bu durumu değiştirmez. Kamuoyu baskısı olmadığı sürece değişmezler. Katolik Kilisesi’ni düşünelim. Bu güzide kurum pedofil rahiplerin varlığından yüzlerce yıldır haberdar, ama kamuoyu bu konuda net bir tavır takınana kadar kurumu korumak adına pedofil rahiplere göz yummayı tercih etti.

Allan, kurucusu olduğu African Center for Holistic Management - ACHM'nin arazisinde, "Cows save the planet" yazarı Judith Schwartz ile birlikte

Allan, kurucusu olduğu African Center for Holistic Management – ACHM’nin arazisinde, “Cows save the planet” yazarı Judith Schwartz ile birlikte

Bu konferansları düzenleyen kurumların oluşturduğu tarım politikaları nedeniyle bugün tarımın %90’u, olması gerektiği gibi biyoloji bilimlerine değil, kimyaya ve gelişmiş teknoloji ürünlerinin kar amaçlı pazarlanmasına dayalı. Tarımsal politikalar, bütünlerin tüm (sosyal, ekonomik ve ekolojik) karmaşıklığını ele almak için bütüncül bir bakış açısıyla tasarlanıp geliştirilmeli. Gerçekleştirmemiz gereken onarım sürecinde, Dünya karasal ekosistemlerinin büyük kısmı için tek çözüm şansımız doğru yönetilen hayvan sürülerine dayanıyor. Politikalar bu gerçeği kabul etmeli. Milyonlarca yurttaş dünyanın tüm şehirlerinde bunu haykırarak yürüdüğü, bu talepte bulunmadığı sürece gerçekleşmeyecek böyle bir değişim. Bugün şehirde yaşayan insanlar ekolojik gerçeklikle bağlantılarını kaybetmiş durumda. Kurumları yöneten ve politikaları belirleyenler de şehirlerde yaşayan bu insanlar. Politikacılar ve kurumlar bu değişime liderlik edemez. Ancak bir araya gelen halklar, değişim için gerekli liderlik vasfını taşıyabilirler.

Durukan Dudu – Bütüncül Yönetim’e karşı kullanılan argümanlardan biri de, “bilimsel olarak kanıtlanmamış” olduğu. George Monbiot’nun geçtiğimiz ay Guardian’da yazdığı makalesi de bu argüman üzerine inşa edilmişti. Siz, Savory Enstitüsü ve Bütüncül Yönetim’in savunucuları ise bu argümana itiraz ediyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bütüncül Yönetim hakkında yeni araştırmalar geliyor mu, bu konuda bir çalışma var mı?

Allan Savory – İster iş dünyasından olsun, ister bir şirketinki olsun, ya da bir hükümetin ya da uluslararası kurumun… Herhangi bir yönetim çerçevesi bilimsel olarak kanıtlanamaz. Makalesinde ismini andığı akademisyenler gibi Monbiot da Bütüncül Yönetim karar alma çerçevesi ve politika oluşturma süreçlerini araştırıp ne olduklarını öğrenmek için bir çaba sarfetmedi. Bu bütüncül çerçevenin oluşturulması sürecinde yüzlerce biliminsanının bireysel emeği var.

Bütüncül Yönetim, bir teori ya da hipotez değil, haliyle bilimsel olarak kanıtlanmaya ihtiyacı yok. Bütüncül Yönetim, tarımdaki ve politika oluşturma süreçlerindeki sosyokültürel, ekonomik ve ekolojik karmaşayı (kompleksi) bütün halinde sağlayan ele almamızı sağlayan bir yönetim süreci. Bunu yaparken tüm bilimleri ve bilginin diğer kaynaklarını da kullanıyor. Bütüncül Yönetim tamamen bilimi  ve çoğu ben doğmadan önce oluşmuş bilimsel ilkeleri uygulamak üzerine kurulu. Eleştirilerin kötü niyetli olduğunu düşünmüyorum. Daha önce de bahsettiğim gibi, eski düşünce ve davranış kalıplarında olan kurum ve uzmanların alışılageldik direncidir bu. Tekrar altını çizeyim, Monbiot ya da diğer eleştirmenler, Bütüncül Yönetim’in ne olduğunu ve ne gibi süreçleri kapsadığını araştırma, öğrenme zahmetine hiç girmediler. İnsanların Bütüncül Yönetim’i eleştirmesini istiyorum, çünkü bilim ve yönetim çerçeveleri bu sayede gelişirler. Bütüncül Yönetim de böyle bir süreç sonunda ortaya çıkmıştır. İnsanların Bütüncül Yönetimi yaratıcı argümanlarla eleştireceği günü iple çekiyorum.

Allan Savory konferansı için Anadolu Meraları'nın hazırladığı duyuru afişlerinden biri. Fotoğraf:  Anadolu Meraları, Uygulama Arazisi

Allan Savory konferansı için Anadolu Meraları’nın hazırladığı duyuru afişlerinden biri. Fotoğraf: Anadolu Meraları, Uygulama Arazisi

Durukan Dudu – Bütüncül Yönetim bağlamında Türkiye hakkında ne düşünüyorsunuz? Türkiye bu konuda örnek ülkelerden biri haline gelebilir mi? Ne gibi engeller ve fırsatlar söz konusu?

Allan Savory – Karım Jody ve ben Türkiye’de bulunmadık daha önce… Türkiye’ye en yakın ziyaretim, tarımın yarattığı tarihsel yıkımı incelemek için gittiğim Yunan adalarına olmuştu. Türkiye’yi bir gün ziyaret etmek hep aklımdaydı. Türkiye’nin tarih sahnesindeki gerçekten çok önemli rolünü eğitimimden ve sonra yaptığım okumalarımdan biliyorum. Bazı öngörülü Türkiye yurttaşlarının bu (Bütüncül Yönetim) küresel hareketine katılmış olması, yerelde özgün stratejilerle ve uygulama ve öğrenim arazileriyle üniversitelerden çiftliklere, kırsal topluluklardan hükümet kurumlarına kadar bir çok kesimin beraber çalışabileceği modeller kuruyor olmaları beni umutlandırıyor.

Türkiye’ye özel bir sorun öngöremiyorum, ancak dünyanın her yerinde yaşadığımız zorluklar burada da geçerli olabilir: İnsanların, mevcut tarım uygulamaları ve politikalarının yarattığı ekolojik yıkım ve toprak bozunumu meselelerinin derin ciddiyetini anlamalarını sağlamak. İnsanlar Bütüncül Yönetim’i öğrendikçe “her şeyin ne kadar farklı olabileceğini” görecek ve umutla dolacaklar. Türkiye’nin bölgedeki çölleşme ve şiddetle bağlantılı sorunları çözmek için lider rol oynayacağı günleri sabırsızlıkla bekliyorum.

Durukan Dudu – 12 Ekim Pazar günü İstanbul’da Anadolu Meraları’nın davetlisi olarak IFOAM – Dünya Organik Kongresi öncülü bir konferans vereceksiniz. Okuyucularımıza ve bu konferansa katılacaklara vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Allan Savory – Eğer Türkiye’yi, ailelerinizi ve onların geleceğini önemsiyorsanız, insanlık tarihinin en umut verici meselesi olan Bütüncül Yönetim’i öğrenin, bu harekete dahil olun. Asla pişman olmayacaksınız. Torunlarınıza bu topraklara olabilecek en anlamlı şekilde ve gerçek anlamda hizmet ettiğinizi gururla anlatacaksınız.

Durukan Dudu – Teşekkürler Allan. Şöyle bir soruyla sonlandıralım bu söyleşiyi o halde: Biri sizi durdurup “Bütüncül Yönetim hareketine neden dahil olayım ki?” diye sorsa, ona bir – iki cümlede ne cevap verirdiniz?

Allan Savory – Hayatınızın, üstünde yaşadığımız topraklar ve tüm insanlık için gerçek bir anlama sahip olmasını istiyorsanız, kendinizi son derece küçük ve güçsüz hissediyorsanız bile, bu harekete katılın. Bu dünyadaki en büyük gücün sahibi, aklını kullanan, beraber dayanışmayla hareket eden ve asla ama asla pes etmeyen sıradan insanlardır.

* Anadolu Meraları da ilk konferansta yer alarak Savory Enstitüsü Gözesi sürecine giren 10’a yakın oluşumdan biriydi (editörün notu).

** İngilizce, black carbon – Tek CO2 moleküllerinden daha büyük fosil yakıt partikülleri, bir nevi kurum (editörün notu).

*** İngilizce rest – Bütüncül Yönetim’in tanımladığı araçlardan biri (editörün notu).

**** Burada bahsedilen, “Sarı Toz – Yellow Dust” denen ve çölleşme nedeniyle etkisi artan, dönemsel toz fırtınaları. Çin ve Güney Kore’nin bu konuda ortak çalışarak başlattığı milyarlarca fidandan oluşan ağaçlandırma projesinin sorunu çözmediği bildiriliyor (editörün notu).

Röportaj: Ümit Şahin – Durukan Dudu (Yeşil Gazete)

Kategori: Manşet

Köşe Yazıları

Hayatın akışına inanır mısınız? – Işıl Kayagül

Hayatın akışına inanır mısınız? İhtiyacınız olan zamanlarda

size
istediklerinizin geldiğine? Ne önce, ne de sonra, bazı imkanların tam da zamanında karşınıza çıktığına? Ben inanıyorum. Beton binaların karalığına isyan edip işi gücü bıraktıktan ve son bir yılda ekolojik çiftliklerde gönüllülük yaptıktan sonra, tam da hayatımın nasıl bir noktaya gideceğine karar verirken ‘Bütüncül Yönetim’ le tanıştım.

Bütüncül Yönetim, dünya üzerindeki ekosistemleri onarmak, biyolojik çeşitliliği sağlamak için ortaya atılan bir çözüm önerisi. Bütüncül Yönetimi tasarlayan kişi ise Allan Savory, yıllar boyunca dünyanın çöllerinin nasıl yeşertilebileceği ve iklim değişikliğinin nasıl tersine döndürülebileceğini araştıran ve daha sonra Savory Enstitüsünü kuran bir biyolog. Savory, Afrika’dan Avrupa’ya kadar dünya üzerinde yaklaşık 15 milyon hektarlık arazi üzerinde değişim sağlar ve lakabı ‘çölleri yeşerten adam’ olur. Yaptığı gözlemler sonunda var olan görüşün tersine, çiftlik hayvanlarının azaltıldığı ya da uzaklaştırıldığı bölgelerde çölleşmenin daha da fazlalaştığını görür ve böylece eski paradigmayı(çiftlik hayvanları çölleşmeye sebep olur) yerinden sallar. ‘Bizi sadece hayvancılık kurtaracak’ der ve doğanın karmaşıklığıyla baş edebilmemiz için arazilerde hayvanların planlı otlatılmasını, etkili arazi yönetimini, sosyal ve ekonomik koşulları etkili kullanmayı kapsayan ‘Bütüncül Yönetim’i oluşturur.

Savory Enstitusu’nun esas amacı ‘dünyanın bütün otlaklarını onarmak’ . Enstitü, Bütüncül Yönetimin küresel olarak yayılabilmesi için yerel gözeler oluşturuyor; Şili’den Afrika’ya, Meksika’dan İspanya’ya kadar pek çok göze var. Benim ‘Bütüncül Yönetim’ ile tanışmamı sağlayan ‘Anadolu Meraları’ Savory Enstitüsü ‘nün Türkiye Gözesi. Durukan Dudu ve Volkan Büyükgüngör tarafından kurulmuş, başta Anadolu olmak üzere ekosistemleri ve kırsal yaşamı onarıcı uygulamaların yaygınlaşmasını hedefleyen bir oluşum. Bu arada, bir açıklama: Göze, tepelik arazilerdeki yeraltı sularının patlama yaptığı ,yüzeye çıktığı yeri anlatmak için kullanılırmış. Anadolu Meralarının hedefi de, aynı gözeler gibi Bütüncül Yönetimin Anadolu topraklarına fışkırması ve yayılması.

Bu amaçla, Anadolu Meraları geçtiğimiz ağustos ayında Uygulamalı Bütüncül Yönetim Eğitimi düzenledi. On beş gün süren eğitim boyunca ekosistem süreçlerinden karar alma mekanizmalarına, finansal planlamadan planlı otlatmaya kadar yoğun bir eğitim aldık. Sınıfımız oldukça ‘bize göreydi’: açık havada,saman balyasından sıralarla, önde çakıl (Durukan’ların köpeği), arkada gitar, alternatif bir eğitim anlayışıyla ders yaptık. Eğitimde teorik ve pratik kısım birlikteydi, eğitim adı üzerinde ‘bütün’ ve sistemli bir şekilde ilerledi ve hedeflerimize ulaşmamız yolunda ipuçları sağladı.

Araziye çıktık bol bol. Arazi döngüsünü keşfetmeye çalıştık. Kuralmış zaten, eğer gün sonunda tırnaklarının içi toprak dolmadıysa çok çalışmadın demekmiş. Aşırı mı otlatılmış aşırı mı dinlendirilmiş, hayvan etkisi ne boyutta, bitki örtüsü nasıl, su döngüsü nasıl anlamaya çalıştık. Bir gün koyunları bir padogdan diğerine geçirmelerini gözlemledik. (Otlaklar padoglar halinde elektrikli tellerle ayrılmış ve otlatma planına göre süreli olarak koyunların yerleri değiştiriliyor.) Durukan ve Volkanın koyunları hem temiz, hem sağlıklı ve mutlular, yüzlerine bakınca bunu görebiliyorum. Daha önce koyunların olduğu bir çiftliğe gitmemiştim, acaba bütün koyunlar mutlu mudur? diye düşünsem de , ‘zannetmem’ dedim içimden, ‘mutlular çünkü doğal yem, hiçbir şekilde yapay besin yok, yeni kırpılmışlar, tertemizler ve sürekli otlaklarını, otlama alanlarını planlayan bir ekip var, niye mutlu olmasınlar?’

Arazide yaptığımız gözlemler dışında eğitimin diğer boyutu planlamalar yapmaktı. Bütüncül Planlamanın diğer özelliği ayrıntılı planlar yaptırması, öyle sorular var ki, ‘Kimsin? Amacın ne? Bir ayna etkisi aslında. Ne yapmak istiyorsun, şu an neredesin? Yaşam kalitelerin neler? Gelecekte nasıl bir kaynağın olacak gibi sorular çıktı. Bir sonraki aşama finansal planlamaydı. Ben en son ne zaman plan yapmıştım? Plan yapmak çok akıl işi değil miydi ve hesap kitap işleri insanı bunaltmaz mıydı? Eğer istediğim kalitede yaşamam için amacıma hizmet ediyorsa hayır. Kurumsal hayat beni bunalttı diye güzelim plana haksızlık ettiğimi fark ettim. Plan bunaltıcı değil, aksine güvenli. Her seferinde bir sonraki adımı bilmek güven veriyor ve sağlıklı karar almaya yardım ediyor. Allan Savory TED konuşmasında, otlatma yapılmasına rağmen hala çölleşme sorununun çözülememesinin sebebi olarak çobanların yanlış ve plansız otlatma yapmalarını göstermişti. Artık inanıyorum ki, elimizde güçlü bir plan varsa, olanaklarımızı da daha sağlıklı bir şekilde değerlendirebiliriz. Eğitimin planlama bölümü zor ve belki de en can alıcı noktası .Terledik , çok kafa yorduk ama nihayet ben de sınıf arkadaşlarım da finansal planlama ve otlatma planı üzerinde kağıt üzerinde uygulama yapabildik.

Eğitimin sonunda, engin bir deniz ile karşı karşıya olduğumu fark ettim. Ne kadar okunacak kaynak, ne çok incelenecek arazi var! Ve bütün bunlar çok güzel. ‘Sürdürülebilir yaşam’ diyoruz ya, ‘sürdürülebilir’ olan benim, ben dönüşüyorum. Öğreniyorum ve uygulamaya dair cesaretleniyorum. Teşekkür etmem gereken güzel insanlar; bana burs vererek bu eğitimi almama olanak sağlayan Aysun Sökmen, yeni ufuklar açan Durukan Dudu ve Volkan Büyükgüngör, bizi yemekleriyle ve fiziki koşullarıyla destekleyen Ormanevi Kolektifi, ders dışındaki nefis sohbetlerle zihnimi açan sınıf arkadaşlarım, sizinle aynı yolda yürümekten büyük bir mutluluk duyuyorum.

Not: Allan Savory Ekim ayında İstanbul’a gelecek ve Yeditepe Üniversitesi’nde ‘Doğadan İlham Alan Dahiyane Yaklaşımlarla Onarıcı Tarım’ adlı bir atölye düzenleyecektir.

Bu yazı ilk olarak anadolumera.com/da yayınlanmıştır

 

Işıl Kayagül

 

 

Işıl Kayagül

Köşe Yazıları

Tarım-hayvancılıkla Dünya’yı kurtarabilecek bir yöntem: Bütüncül Yönetim – Hakan Ozan Erzincanlı

Bu Nisan başka bir nisan oldu bizim ve umarım/sanırım Dünya için.

Bu Nisan bizler Dünya’ yı kurtarmak için İspanya’ ya gittik.

Evet efendim, gelin sebeplerini klavyem döndüğünce anlatmaya çalışayım.

Bütüncül Mera Yönetimi (Holisticly Planned Grazing)

Biliyorsunuz şu gıda-tarım işleri çok zor ve karışık. Birileri bundan para kazanıp ev geçindiriyor ve bu para kazanma faaliyeti maalesef gıdaların daha zehirli, vitaminsiz, lezzetsiz ve pahalı olmasına yol açıyor uzun uzun inceleyecek olursak.

Oysa hayatını çölleşmeyle mücadeleye adamış 1935 doğumlu Güney Afrika, Rodezya’ lı biyolog Allan Savory, geniş arazilerin doğal ve yapay etkiler ile ne hale geldiğini gözlemledikten sonra çölleşmeyi önleyecek bir teori ortaya attı. Ve 80’lerin ortalarında teorisi iyice sağlam temeller üzerine oturmaya başladı ve onun “bütüncül yönetim” diye adlandırdığı bu yöntem bilimini izleyen arazi-çiftlik yöneticileri, sayısız toprak ve çiftlik hayvanı üzerinde tutarlı sonuçlara ulaşmaya başladılar. Zimbabwe’deki iç savaş sırasında, milletvekilliği ve muhalefet partisi liderliği yapan Savory, 1979’da hükümet karşıtı tutumu yüzünden ülkesinden sürüldü. Bunun üzerine Amerika’ya iltica etti. Orada karısı Jody Butterfield ile kâr amacı gütmeyen, “Uluslararası Bütüncül Yönetim Örgütü”nün temellerini attı. Allan halen kendi adıyla kurduğu Savory Enstitüsü’nün başkanı.

İşte bizler de bu “bütüncül yönetim” konusunu öğrenmeye, hatta eğitmeni olup Anadolu bölgesinde bunu öğretecek kadar iyi öğrenmeye gittik ve 10 gün boyunca İspanya’ nın Acebo köyünde güzel bir vadide, çok çeşitli ve eğlenceli 10 kişilik bir Dünya karması ile harika bir eğitim aldık.

Benim eğitimden özetle öğrendiklerim şu sınırlı satırlarda şunlar:

  • Öncelikle ne istiyorsun ve ileride nerede olmak istiyorsun, bunları yazılı bir beyan haline getir. Bu beyan olmadan yola çıkma. Diğer tüm faaliyetlerinde kararsızlığa düştüğünde bu beyana bakacaksın.

  • Ekonomik plan olmadan para kazanmayı hayal etme. Düzgün bir iş yapabileceğini umma. Bir araziyi yöneterek karlı ve sürdürülebilir tarım/hayvancılık yapılacaksa bir finansal planın olmalı. Yılda 5-10 gün planlamaya harcanmalı.

  • Ekonomik planla bağlantılı arazi yönetim-iş planını da hazırla

  • Planla-izle-kontrol et-yeniden planla

İşte eğitimimizin çok kısa özeti bu aslında. Bu arada 20.000 yıl önce doğada canlılar nasıl bir döngü içerisinde idilerse de kopyalamaya çalışıyoruz. Hayvanlar aracılığı ile araziyi tedavi ediyor, tedavi olan arazi aracılığı ile hayvanları besliyor ve gıda üretiyoruz.

Buna göre, bu tekniği global olarak uygularsak atmosferde “fazla” olduğu için iklim değişikliğine yol açan karbondioksiti, “eksik” olduğu toprağa gömerek hem iklim değişikliğiyle mücadele edip hemde dünyanın tüm topraklarını zenginleştirip bereketlendirebileceğiz.

Sonuçta bu işleyen, çalışan; kapitalist Dünya’ nın karşısına ciddi karlılık da üreterek çıkabilen harikulade bir ekolojik felsefe ve birçok hayvancılık işletmesi hatta tüm tarım işletmeleri (sanırım) zamanla ya bu yöntemi ya uygulayacak, ya da yavaş yavaş batacak. Hatta erozyonla mücadelede ağaçlandırma yerine veya yanı sıra bu yöntem uygulanmak zorunda kalacak. Çünkü bu yöntem işe yarıyor, hayvanlar bizler için mahvettiğimiz Dünya’ yı kurtarıyorlar.

Söz bir yere kadar. Bazı görselleri buraya ekleyip bitireyim makaleyi. Bütüncül yönetimin farkını bunlar üzerinden inceleyin. Bu arada bu konu ile ilgileniyorsanız, eğitim almak, uygulamak istiyorsanız tüm gelişmeleri http://anadolumera.com/ sitesinden takip edebilirsiniz.

bütüncülmerayönetimi1 bütüncülmerayönetimi2 bütüncülmerayönetimi3

Hakan Ozan Erzincanlı