Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Erken zafer, artan sıcaklıklar ve korona sonrası pikniği!

Geçtiğimiz pazartesi günü beklendiği şekilde korona salgınına karşı ilk “zafer” ilan edildi. (Bu “zafer” ilanının geçici olduğunu ve bir hata olduğunu da belirtmekte fayda var) Bu ilana paralel olarak da bazı gevşeme sinyalleri verildi. Her biri doksanların amatör lig futbolcularına dönen berber mağdurları için beklenen açıklama yapıldı. Evlere sığamayan 60 yaş üstü ve 20 yaş altı için belirli gün ve haftalar takvimi tadında sokağa salma programları, AVM’lerin ne zaman açılacağı, futbol maçlarının nasıl organize edileceği, üniversitelerin durumu, LGS, YKS vs sınavların tarihleri ve diğer tüm durumlar için bir takvim oluşturuldu. Bu takvimden anladığımız kadarıyla belirleyici olan sağlık ve eğitim değil ekonomi ve turizm! Hali hazırda zaten salgın önlemlerini çok ciddiye almayan hatırı sayılır kalabalıkların kitlesel hareketi için her şey ayarlanmış vaziyette. Salgın tehdidi algısının minimum olduğu bu kitle için de böylelikle algı daha da zayıflatılmış oldu. Artık sorunun çözüldüğü düşüncesi her ortama hâkim olmuş vaziyette. Bu durum doğabilecek artçı dalgaların da kontrolünü güçleştirecek gibi görünüyor.

Salgına karşı erken ilan edilen zaferin kısa süre içerisinde birçok başka problems de beraberinde getireceğini unutmamak gerekir. Bunların başında da ikinci dalganın ortaya çıkma ihtimali geliyor. Ancak o, benim konum değil. Benim ilgilendiğim daha başka bir tehlike: Piknik. Evet, şu ailece ya da arkadaşlarla hep beraber salgın öncesi gittiğimiz piknik.

Piknik mevsimi

Hepimizin kolaylıkla fark edebileceği gibi 4 Mayıs Pazartesi gününden beri sokaklar oldukça hareketli. Herkes dışarıda. Hafta sonu sınırlaması sonrası oluşan pazartesi yoğunluğundan çok daha öte bir yoğunluk bu. İnsanlar eve kapanma süresinin çok uzun olduğunu ve zaten yapılan açıklamalardan hareket ederek de salgının kontrol altına alındığına iyice inanmış durumda. Trafik yoğunluğu eski haline yavaştan kavuşmaya başlamış halde. Ancak ortada bir problem var! İnsanlar hala sıkıntılarını atabilecekleri mekânlara erişemiyor. Bu mekânların başında gelen park ve bahçeler kapalı, sokaklar da eski cazibesine sahip değil çünkü her yer tıkış tıkış çirkin ucube beton yapılarla dolu vaziyette.

İnsan bu, sosyal bir canlı ve fazla dara gelemiyor. Beton ve dört duvar da bir yere kadar. Özlüyor, seviyor ve daha da önemlisi psikolojik olarak rahatlamak istiyor.  Bunun da en uygun yolu açık alanlar. Ayrıca, salgın öncesinin popüler alanları olan kapalı mekânlar da henüz açık değil. Kısa süre içinde de açılacak olsalar bile insanlar uzun süre bu mekânlara gitmekten imtina edecek. Çünkü korona süresince oluşan sosyal mesafe algısı uzun bir süre insanları toplu mekânlardan uzak tutacak. O halde tek çare kısa süre sonra açılacak olan piknik alanları ya da seyahat yasakları sonrası erişilebilir olacak olan dağlar, ormanlık alanlar, su kenarları ve daha benzeri birçok yerler. İnsanların ilk fırsatta yapacakları şey buralara akın etmek olacak. Hatta seyahat sınırlamalarının kaldırıldığı birçok ilde şimdiden planlar yapılmış ve hazırlıklar tamamlanmış vaziyette. İnsanlar yasaksız geçirecekleri ilk hafta sonunda piknik alanlarına doğru harekete geçmek için bagajları hazırlamış bile.

Plastiğe dikkat

Kısa süre içerisinde piknik alanlarına, sosyalleşmek ve korona salgının yarattığı psikolojik darbeyi sağaltmak için insan akını olacak diyebiliriz. Daha önce de sıkça belirttiğimiz gibi alışkanlıklar değişince olacak bazı şeyleri tahmin etmek de güç olmuyor. Pikniğe akın da bunlardan biri. Peki, piknik yapmanın nesi rahatsız edici? Ülkemizdeki piknik kültürünü ve çoğunluğun yaygın kullandığı piknik alanlarının mevcut durumunu göz önüne alırsak, her şeyi diyebiliriz! Aslında durum tatil yapma algısıyla da doğrudan ilişkili. Çünkü tatil yapılırken aklın da tatile çıkması durumu söz konusu. Örneğin geçtiğimiz yıllarda yayınlanan bir raporda, yaz tatilleri süresince Akdeniz’deki plastik çöp miktarının %40 arttığı belirtiliyordu. Tabii bu korona öncesi döneme ait bir veri. Buna bir de korona süresince pompalanan dezenformasyonu da eklersek, önümüzdeki dönemde bu miktarın daha da artacağını söylemek yanlış olmaz.

Market ve pazarlarda hijyenik diye dayatılan plastik poşet zorunluluğu piknik/tatil/kamp alanlarında kendini en fazla hissettirecek tehditlerin başında gelecek. Sadece poşet de değil! Tek kullanımlık plastiklerin hijyen sağladığı yalanıyla yapılan düzenlemeler de var. Bunlara çevre hassasiyetinin eksikliğini ve yetersiz atık yönetimini de dâhil ettiğimizde ortaya işte hali hazırda var olan ve adeta ülkenin bir gerçeği haline gelen devasa piknik alanları çöplükleri, kirli sahiller ve plastik çöpten kırılan doğal alanlar görüntüsünün daha da büyük boyutlu olanı çıkacak. Bu bir ihtimal değil, kaçınılmaz bir son. Her hangi bir önlem alınmazsa olacaklar bunlar.

Korona kısıtlamaları süresince sınırlı ve geçici de olsa toparlandığı iddia edilen doğal alanlar (Ergene nehri bu kısıtlamalara rağmen hala zehir dolu akıyor) insanlar tarafından tekrar baskılanma riskiyle karşı karşıya.  Hem de daha da ciddi boyutta. Ciddiyetin kaynağı ise salgın boyunca edinilen yanlış tüketim alışkanlıkları. Daha açık bir ifadeyle artan poşet ve diğer tek kullanımlık plastik kirleticiler! Eski alışkanlıklarla ciddi anlamda kirletilen ve tahrip edilen alanlar, korona süresince edinilen ve hijyen adı altında uygulanan yeni alışkanlıklarla daha da tahrip edilecek diyebiliriz.

Bunun bir çözümü var mı? Tek başına kısa sürede çözümü sağlayacak bir yol, maalesef yok. Ancak belirli bir planlama ile bunun önüne geçilebilir. Hazır salgın boyunca birçok düzenleme yapılıyorken bazı düzenlemeler de doğa için yapılabilir. Üstelik Türkiye yasal düzenlemelerin hızlı kanıksandığı ülkelerden biri sayılabilir. Bunu herhangi bir veriye dayandırmıyorum. Gözlemlerim o yönde. İnsanlar çabuk alışıyor. Bu da doğa için alınacak önlemleri kolaylaştırma potansiyeli taşıyor. Ancak burada bir irade oluşması lazım. Kârından başka hiçbir şeyi düşünmeyen plastikçi sermayenin değil doğanın yanında durmak gibi bir iradeden bahsediyoruz. Zor olsa da imkânsız değil.

Tek kullanımlık plastiklerin sınırlandırılması şart 

İşte alışması kolay olacak önlemlerin başında da plastik endüstrisinin dayatmasıyla gerçekleştirilen plastik kullanım zorunluluklarının kaldırılması geliyor. Bununla beraber tek kullanımlık plastik kullanımının da sınırlandırılması şart. Çünkü piknik/kamp/tatil gibi aktivitelerde üretilen en büyük çöp kaynağı tek kullanımlık plastikler. Bu plastiklerin üretimi ve satışı kısıtlanır ve hatta pipet, çatal, kaşık, tabak vb tek kullanımlık plastik ürünlerin üretimi ve satılması için bir yasak getirilirse uzun vadede bu riski de minimize etme şansımız olabilir. Bunun yanında tüm plastik poşetler ücretlendirilirse ciddi bir önlem kolayca alınmış olunur. Diğer bir önlem de doğal alanların bu çöplerden arındırılması için oluşan fırsat! Belediyeler bu alanları hazır kimse kullanmıyorken bir seferberlikle temizleyerek bu çöplerden dolayı oluşan riski daha da azaltabilirler. Sağı solu deterjanla yıkamak gibi anlamsız ve zararlı bir uygulama yerine bunu yapmaları herkes ve her şey için daha da hayırlı.

Unutmamak lazım, erken de olsa, yanlış da olsa yasaklar gevşetiliyor. İnsanlar bunaldı, havalar da ısınıyor. Kısacası doğaya olan hücum, stres atacak başka alan kalmadığı için artacak. O halde bunu yönetmek için yapılması gereken en basit adımları atmak korona sonrası yaşanabilecek “doğaya karşı piknik” faaliyetini “doğayla birlikte piknik” faaliyetine dönüştürebilir. Aksi durumda parçası olduğumuz doğayla birlikte kendi ayağımıza bir kurşun daha sıkmış olacağız.

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıYazarlar

Plastik ambalajda çözüm vergide değil, depozitoda

‘Tek kullanımlık ambalajların geri dönüştürülebilir olduğu iddia edilse de aslında geri dönüştürülmediği ve başka ülkelere pazarlandığını görüyoruz. Bunlar ve diğer plastiklerin çok kullanımlık ürünlerle değiştirilmesi gerekiyor.’

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı  “Geri Kazanım Katılım Payı Beyannamesi Genel Tebliği” ile plastik poşetler için ödenecek geri kazanım katılım payına ait usul ve esasları açıklamıştı. Dünyadaki benzerleri ile toplanan paranın akıbeti dışında paralellik gösteren bu uygulamanın yaklaşım olarak makul bir uygulama olduğunu daha önce belirtmiştim. Ancak bu uygulamanın tek başına ve bu sınırlılıkla plastik kirliliğine çözüm olamayacağını da eklemiştim. Hatta orada diğer plastik ambalaj ve tek kullanımlık plastikler için de depozito ve yasaklama/üretimi sınırlama uygulamalarının, plastik kirliliği için daha etkili sonuçlar yaratacağını etraflıca yazmıştım.

Nitekim yine bakanlığın 30 Haziran 2019 tarihinde yürürlüğe sokmayı planladığı benzer bir uygulamayla, plastik poşetler dışında kalan; koli, şişe, ilaç kutusu, elektronik eşya, beyaz eşya ambalajları, pil vb. diğer ürünler için de bir sınırlamaya gideceğini duyduğumda başta heyecanlanmış olsam da sonradan içeriği okuyunca umutsuzluğa kapıldığımı belirtmem gerekiyor. Çünkü önerilen taslak, çevre için hiçbir faydası olmayan bir “komşular pazarda görsün” ve “yeni para kaynağı” uygulaması niteliğinde.

Vergiyle ancak poşet azalır

Neden mi? Çünkü insanların almak zorunda oldukları ürünlerin ambalaj ya da şişe/kutusuna vergi koyunca bu ambalajların doğaya atılmasını engelleyemezsiniz. Belki plastik poşet için etkili bir yöntem olabilir ancak diğer ambalajlar için hiçbir etkisi olmaz. Plastik poşet tekrar kullanımı çok düşük olan, bir şekilde kullanımının azaltılması gereken ve yerine ikamesi mümkün olan bir ürün. Bu ürün için uygulanacak kısıtlama ve vergilendirme uzun vadede plastik poşet kullanımını şüphesiz azaltacaktır. Çünkü insanlar bez torba ya da file ile plastik poşet kullanmaktan zamanla vazgeçecektir. En azından dünyadaki uygulamalar bunu destekler nitelikte.

Ancak gıda ambalajları, plastik kaplar/şişeler, vb diğer ürünler çoğunlukla yerine ikamesi çok da olmayan, ya da ikame ürünlerin çevreye etkisi daha fazla olabilen ürünlerdir. Bunların bir şekilde pazara süren ya da üreten tarafından geri alınması ve çöpe gitmeden uygun yöntemlerle yeniden kullanıma sokulması gerekir. Bu da ancak depozito sistemiyle mümkündür. Depozitolu ürünü alan vatandaş onu –bir değeri olduğu için- çok fazla zarar vermeden geri iade etme eğilimi gösterecektir. Bu da zamanla davranış değişikliği meydana getirecek ve insanlardaki farkındalığı arttıracaktır. Ayrıca üretici ve satıcının da bu konuda farklı alternatiflere yönelmesi zorunluluğu da doğacaktır. Ancak, bu işin vergi toplayarak gerçekleştireceğini zannetmek gerçekten bir akıl tutulmasının işaretidir.

‘Tek kullanımlık kültür’ değişmeli

Aslında bu bahsettiğimiz olguyu şöyle bir örnekle açıklamak, meseleyi daha da anlaşılır kılacaktır. Yoğurt almak için markete gittiğinizde neredeyse bütün yoğurtların plastik kutularda olduğunu göreceksiniz. Depozito uygulamasından önce aldığınız yoğurt bittiğinde kabını çok lazım değilse direkt olarak çöpe atacaktınız. Ancak depozitolu olduğunu ve depozito ücretinin de makul ve caydırıcı olduğunu gördüğünüzde yoğurt kabını çöpe atmak yerine tekrar geri vermek üzere markete götürürsünüz. Damacana su şişeleri üzerinden bu bahsettiğim şeyin ne derece doğru bir uygulama olduğunu anlayacaksınız. Herhangi bir yerde başıboş şekilde depozitolu su damacanası bulmanız pek olası değil. Burada bir anekdot paylaşmakta fayda var. Bu tür uygulamaların çevre açısından faydalı olması ancak ve ancak geri kullanılmasıyla mümkündür. Aksi durumda yapılan düzenlemeler, tek kullanımlık kültürün değişmesine pek katkı sağlayamayabilir.

Geri dönüştürülecek diye dünyanın bir yerinde toplanan plastik çöpler, dünyanın başka ülkelerine satılıyor ve orada başına ne geldiğini de bilmiyoruz. Yani tek kullanımlık ambalajların geri dönüştürülebilir olduğu her ne kadar iddia edilse de aslında geri dönüştürülmediği ve başka ülkelere pazarlandığını görüyoruz. O sebeple tek kullanımlık ambalajlar ya da diğer plastiklerin çok kullanımlık ürünlerle değiştirilmesi gerekiyor. Bu da bu konudaki araştırma geliştirme faaliyetlerinin arttırılması, yurttaşların tek kullanımlık kültürden vazgeçmesini sağlayacak farkındalık çalışmalarının yapılması ve tek kullanımlık her türlü plastiğin sınırlandırılmasından geçiyor. Bunların hepsi birbirleriyle bağlantılı şeyler.

Sonuç olarak vergilendirme uygulaması plastik poşet için düzgün ve yeterli şekilde uygulanırsa faydalı olabilir ancak ambalaja depozito yerine vergi koymak hiçbir yarar getirmez aksine vatandaşın çevre sorunlarına olan farkındalığının da zarar görmesine neden olabilir.

Doğayla kalın.

(Yeşil Gazete)

 

Kategori: Hafta Sonu