Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Sudan karaya, yosundan ağaca: Ormanın evrimi-Anadolu ormanları-3[1]

Anadolu ormanlarından söz edebilmek için önce Anadolu’dan söz etmek gerekiyor. Hatırlayanlar olacaktır, bu yazının önceki bölümlerinde dünya karalarının önceleri Pangea adı verilen bir bütün olduğunu ve kıtaların oluşumunun yavaş yavaş gerçekleştiğini belirtmiştim. Anadolu, kıtaların oluşmasına olanak tanıyan jeolojik hareketliliğin oldukça yakın dönemlerinde ortaya çıkmış bir kara parçasıdır. Aşağıda yeryüzü karalarının değişik dönemlerdeki durumu gösterilmektedir.[2]

Görsellerden de anlaşılacağı üzere Anadolu dediğimiz kara parçası bundan yaklaşık 20 milyon yıl öncesinde bugünkü haline yakın bir yapıya kavuşmuştur. Dolayısıyla Anadolu ormanlarının tarihinden de ancak son 20 milyon yıllık dönem baz alınarak söz edilebilir. Hemen belirtmek gerekir son 20 milyon yılın tamamında şimdiki gibi bir Anadolu’dan söz etmek doğru değil. İç denizler ve sular altında olan bölümler var ki, bu yazıda böylesine detaya girmek gereksiz.

Dev sekoyalar Anadolu’da yaşadı

Miyosen devresinde (günümüzden 25 milyon yıl öncesi ile 5 milyon yıl öncesi arası) Anadolu’da volkanik patlamaların çok fazla olduğunu ve sıcaklıkların önce artıp sonra düşmeye başladığını biliyoruz. Sıcak dönemlerde Anadolu ormanlarının sedir, ardıç, ladin, çam, sekoya, mamut ağacı, ginkgo ve bataklık servisi gibi açık tohumlu türlerle birlikte akçaağaç, kızılağaç, gürgen, kestane, sığla, kayın, çınar, meşe, kayın, kavak ve söğüt gibi kapalı tohumlu ağaçlardan oluştuğunu ortaya koyuyor bilimsel araştırmalar. Ancak sıcaklıkların giderek azalması soğuğa dayanıksız olan sekoya, ginkgo ve bataklık servisi gibi ağaç türlerinin Anadolu’dan (aynı zamanda da Avrupa’dan) çekilmesine yol açtı. Burada dikkate değer nokta, günümüzde yalnızca Kuzey Amerika’da sınırlı bir bölgede doğal olarak bulunan sekoyaların geçmişte Anadolu’da da yaşamış olması.

Anadolu’da (ve dünyanın değişik yerlerinde) değişik dönemlerde yaşamış olan ağaçlarla ilgili en sağlıklı bilgiler palinolojik[3] araştırmalarla birlikte fosilleşmiş ağaçlar üzerinde yapılan çalışmalar sonucunda elde ediliyor. Fosilleşmiş ağaçlar konusunda yaptığı araştırmalarla yurt dışında da saygın bir yeri olan değerli dostum Prof. Dr. Ünal Akkemik’in değişik ekiplerle birlikte yaptığı pek çok araştırma sonucunda miyosen devresinde Anadolu’da yaşadığı saptanmış ve günümüzde pek bilinmeyen bazı ağaçlar şunlar: Bataklık servisi (Taxodium), sapindus (Sapindus), mahonya (Mahonia), zelkova (Zelkova), sekoya (Sequoia), Engelhardia, Glyptostrobus, Nyssa. Elbette yalnızca bunlar değil. Şu anda Anadolu’da yaşamayan pek çok ağacın miyosen devresinde Anadolu’da yaşamış olduğunu biliyoruz.

Ağaç cins ve türleri yerine ormanların yayılışına bakmak istediğimizde ise biraz daha yakın zamanlara gelmek gerekiyor. Bu konuda da öğrencisi olmaktan onur duyduğum, saygı ve rahmetle andığım hocalarım Prof. Dr. Burhan Aytuğ ile Prof. Dr. Ertuğrul Görcelioğlu’nun palinolojik çalışmalarına göz atmak yararlı olur.  Aşağıya onların bir makalesinden[4] dört harita aktarıyorum:

Birinci harita bundan 18 bin ila 16 bin, ikinci harita 12 bin ila 11 bin, üçüncü harita 8 bin ve dördüncü harita da bundan 4 bin yıl önce ormanların ve diğer bitki örtüsü çeşitlerinin (ağaçlık, step-orman, step) Anadolu’daki yayılışını gösteriyor. Haritalar 1993 tarihli bir yayından alındığı için ne yazık ki pek kaliteli olmasa da durumu ana hatlarıyla ortaya koymak açısından yeterli. Zaman içerisinde haritalara yansıyan orman örtüsündeki artışın temel nedeni, bundan yaklaşık 11 bin yıl önce son buzul çağının bitmiş olması. Yükselen sıcaklıklar ve artan yağışlar Anadolu’nun çok büyük bir bölümünün ormanlarla, kalan kısmının da diğer bitki örtüsü çeşitleriyle kaplanmış olması sonucunu doğurdu.

Antropojen stepler

Son 4 bin yılda ise Anadolu ormanları, büyük bölümü son 500 yılda olmak üzere ciddi bir azalma ile karşı karşıya kaldı. Yapılan başka bir bilimsel araştırma[5] Anadolu’nun potansiyel ve aktüel orman alanlarını ortaya koyuyor. Bu çalışmadan da iki haritayı aşağıya aktarıyorum:

Görüldüğü üzere Anadolu’nun mevcut orman varlığı, bundan 4 bin yıl önceki orman yayılışı ile oldukça uyumlu olan potansiyel orman varlığından yaklaşık 30 milyon hektar daha az. Buna karşılık mevcut stepler potansiyel (doğal) steplerden %10-15 kadar daha çok. Yani insan eliyle oluşturulmuş, bilimsel tabir ile antropojen stepler. Elbette ormanların yalnızca stepe dönüşmediğini, yerleşimden tarım alanına sanayi bölgesinden turizm tesisine farklı pek çok tür arazi kullanımına dönüştüğünü akılda tutmak gerekir.

Özetlemek gerekirse, dünya genelinde de Anadolu özelinde de değişen doğal koşullara göre orman varlığı, yayılışı, bitki örtüsü yapısı zaman içerisinde bolca değişti. Ancak bu değişimler uzun süren periyotlarda ve yavaş yavaş gerçekleşti, doğal süreçler de buna göre yeniden şekillendi. Son birkaç bin yılda yaşanan ve insan etkisiyle gerçekleşen değişim ise son derece hızlı oldu/olmaya devam ediyor ve büyük doğal yıkımlara yol açıyor. Elbette değişmeyen tek şey değişim. Fakat değişimin de kendi içinde bir dengesi var ve insan işin içine girince, ne yazık ki bütün dengeleri alt üst ediyor.

*

[1] Bu yazıda belirtilen tarihler değişik kaynaklarda küçük de olsa farklılıklar gösterebilmektedir. O nedenle bu tarihlerin fikir vermek amacıyla kullanıldığı unutulmamalıdır.
[2] Görselin alındığı kaynak: https://www.britannica.com/science/plate-tectonics/Continental-reconstructions. Bu kaynakta karaların son 650 milyon yıllık hareketini ve gelecekte alacağı durumu görmek mümkün.
[3] Botaniğin polen ve sporlar üzerinde yoğunlaşan alt dalı.
[4] Aytuğ, B., Görcelioğlu, E. 1993. Anadolu Bitki Örtüsünün Geç Kuaterner’deki Gelişimi. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi B 43 (3-4), 27-46.
[5] Çolak, A.H., Rotherham, I.D. 2006. A review of the forest vegetation of Turkey. Its status past and present and ıts future conservation. Biology and Environment: Proceedings of the Royal Irish Academy. Vol 106B, No 3, 343-354.

 

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Sudan karaya, yosundan ağaca: Ormanın evrimi-2[1][2]

Geçen haftaki yazıda ilk canlıların oluşmasından ormanların ortaya çıkmasına kadar geçen süreci özetlemiştim. Böylelikle bundan yaklaşık 300 milyon yıl önceye kadar gelmiştik. Şimdi kaldığımız yerden devam edelim.

O sıralarda iklim öylesine nemli ve tropikti ki, mevsimler olmadığı için ağaçlarda yıllık halka oluşmuyordu. Bu döneme karbon içeren anlamında karbonifer adı verildi. Çünkü ormanların büyük kısmı bataklık ormanı niteliğindeydi ve buralarda biriken odunların zaman içinde sıkışmasıyla çok büyük kömür tabakaları oluştu. Bugün, yakılarak enerji elde edilmesiyle başımıza iklim krizi ve hava kirliliği açısından büyük dertler açan dünya kömür rezervlerinin önemli bölümü de işte o dönemde, karboniferde oluştu. Aşağıdaki fotoğrafta o dönemde yaşayan ve daha sonra yok olan Lepidodendron sternbergii ağacının uç sürgünlerinin bir kayaçta bırakmış olduğu iz görülmektedir.[3]

Yaklaşık 250 milyon yıl önce dünya bugüne kadar görmüş olduğu en büyük ikinci felaketi yaşadı. O zaman için var olan canlı türlerinin %95’ini yok eden bu felakete Büyük Ölüm ya da Büyük Yok Oluş (Great Dying) deniliyor. Büyük oranda bir göktaşı çarpması sonucu meydana geldiği düşünülen bu yok oluşla ilgili olarak en büyük belirsizlik çarpan göktaşının oluşturması gereken kraterin yeriydi. Bu belirsizlik Falkland Adaları yakınında okyanusun dibinde bulunan 250 km genişliğindeki krater izleriyle çözülmüş gibi.

Göktaşı dünyaya çarptığında kutuplarda tundralar, geri kalan kısımlarda ise bataklık ormanları vardı. Göktaşından sonra artan kuraklık ve iklimsel farklılıkların oluşması bataklık ormanlarının sonunu getirdi. Dünyadaki bitkisel yaşamı artık eğreltiler, tohumlu eğreltiler, kozalaklılar ve yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan ginkgolar temsil etmeye başladı.

Dünya bölünürken…

O sıralarda henüz şimdiki gibi kıtalar yoktu. Yeryüzü Pangea adı verilen tek bir kara parçası halindeydi. Pangea’nın iç kesimleri kurak çöl benzeri bir durumdaydı. Aynı zamanda karaların birbirinden ayrılışı, kıtaların oluşması ve yüksek dağ silsilelerinin ortaya çıkışı sürüyordu. İklimsel farklılıklar giderek arttı. Pangea’nın kıyı bölgeleri sık ormanlarla kaplıyken orta kısımlar daha seyrek bitki örtüsüne sahipti. Açık tohumlu bitkiler, özellikle kozalaklılar hâkimdi. Ancak yavaş yavaş kapalı tohumlu (çiçekli) bitkiler evrimleşiyordu.

Bundan 150 milyon yıl öncesinden itibaren, bir yandan karaların birbirinden ayrılması devam ederken bir yandan da daha ılık ve yağışlı bir iklim egemen olmaya başladı. Kutuplarda buzullar yoktu ve deniz seviyesi çok yüksekti. Denizlerin örtmediği karaların büyük bölümü yeniden ormanlarla kaplandı. O dönemde dünya karasal alanlarının durumunu aşağıda görmeniz mümkün.[4]

Son 100 milyon yıl içerisinde kapalı tohumlular da yavaş yavaş dünya üzerinde kendini ciddi biçimde göstermeye başladı. Çam, sedir, servi, sekoya, göknar ve ardıç gibi açık tohumlu ağaçlar geniş ormanlar oluşturuyorsa da meşe, sığla, akçaağaç, manolya, karaağaç, çınar, huş, kavak, söğüt ve dişbudak gibi kapalı tohumlular da yayılmaya başladı. Ayrıca açık tohumlu türlerin egemenliğindeki ormanların alt tabakasında kapalı tohumlu türlerden çalılar ve otsu bitkiler yayılmaya başladılar.

En büyük felaket: İnsan

Yaklaşık 65 milyon yıl önce yaşanan bir diğer göktaşı vakası Büyük Yok Oluş kadar olmasa da canlı çeşitliliğine oldukça önemli ölçüde zarar verdi. Bu olayla tüm canlı türlerinin %60-80’inin yok olduğu tahmin ediliyor. Elbette en büyük darbeyi dinozorlar aldı. Fakat yaşam ve evrim yeni oluşan koşullarda yolculuğuna ara vermeden devam etti. Otsu bitkilerin egemen olduğu geniş otlakların oluşması memelilerin evrimini hızlandırdı.

Yavaş yavaş sahneye kedigiller, köpekgiller ve maymunlar çıkmaya başlıyordu. Son 20 milyon yılın ilk yarısında iklim sıcak olduğu için ağaçlar ve ormanlar yine epey yayılmıştı. Ne var ki ikinci yarıda yeniden soğumalar, buzul çağları, suların çekilmesi, denizlerin kuruması ile birlikte ormanların azalmasına şahit oldu yeryüzü. Son 5 milyon yılın büyük bölümünde Akdeniz yoktu örneğin ve denizin yerinde düzlük alanlar, otlaklar bulunuyordu.

Son iki milyon yılda dünyanın başına bu kez en büyük felaket gelmeye başladı. Artık karaların durumu neredeyse bugünkü gibiydi. İklim çok sıcak olmasa da biraz ılıklaşmıştı. Ve o en büyük felaket gerçekleşmeye, insan evrimleşmeye başladı. Ormanlar soğuk dönemlere nazaran biraz daha geniş alanları kaplamaya başlarken insanın atalarının insana doğru evrimi de olanca hızıyla sürüyordu.

Yaklaşık 20 bin yıl önce 10 bin yıl kadar süren kısa bir buzul çağının ardından dünya artık bugünkü halini aldı. O zaman ormanların yeryüzünü kaplama oranı bugünkünün yaklaşık iki katıydı. Ne var ki artık insan denilen bir canlı vardı yeryüzünde. Tarımı 10 bin yıl önce keşfedince her şey çok değişti. İnsan çoğalıyor, insan yayılıyor ve insan yok ediyordu…

Bundan sonrasını aşağı yukarı herkes biliyor. Böylelikle ilk canlının ortaya çıkmasından günümüze kadar ormanın hikâyesinin özetinin özetini aktarmış oldum. Bir dahaki sefere Anadolu ormanlarının evrimine göz atarız. O zamana kadar bir noktalı virgül daha koyayım.

*

[1] Bu yazıda belirtilen tarihler değişik kaynaklarda küçük de olsa farklılıklar gösterebilmektedir. O nedenle bu tarihlerin fikir vermek amacıyla kullanıldığı unutulmamalıdır.

[2] Yazının bu bölümünde geniş ölçüde değerli dostum ve meslektaşım Prof. Dr. Ünal Akkemik’in “Ağaçların Dilinden” adlı kitabından yararlanılmıştır (Çekül Vakfı Yayınları, 2014).

[3] Fotoğrafın alındığı adres: https://ucmp.berkeley.edu/carboniferous/carboniferous.php

[4] Görselin alındığı kaynak: https://www.britannica.com/science/plate-tectonics/Continental-reconstructions. Bu kaynakta karaların son 650 milyon yıllık hareketini görmek de mümkün.

Kategori: Hafta Sonu