Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

İnsan değişirse her şey değişir – Seda Arıcıoğlu

Son on gündür Ulupınar’daki çınarları ve su kaynağımızı korumak için nöbetteyiz. Bir arada, dayanışmayla, kimseyi yermeden, hiçbir şeye kızmadan, biricik dostumuzu sever gibi özenle ağaçları korumak: Kalbimizde taşıdığımız dilek, eylemlerimizi kendisiyle hizaladığımız zarif niyet budur. 

Burada yaşayan bir “sonradanköylü” olarak deneyimlerimi kısaca paylaşıyorum.

Duası güçlü biri arkamdan su dökmüş gibi 23 sene boyunca her sene geldim Çıralı’ya. Son üç yıldır da burada yaşıyorum.

Buraya geldim çünkü kendi içimde derine gitmek, şehrin kalabalığına karışıp kaybolan parçalarımla iletişime geçmeyi umuyordum.

Şifa sanatlarıyla ilgileniyorum ben. İşim bu; beni daimi öğrenciliğe davet eden bir hayat seçtim ve öğretmenlerin öğretmenine, en zeki ve bilge olana; doğaya yakın olmaya ihtiyacım vardı.

Buraya geldim çünkü bu bölgenin kadim öğretilerde söz edilen ‘güç noktaları’ndan biri olduğunu seziyordum.

Bakın neden:

Çıralı burası; yani sırtını yasladığı dağda Chimera’yı saklayan, sonsuz ateşin evi. Burayı benim gibi düzenli ziyaret edenlerle, ‘başka türlü bir yer’ diye tanımlayan ama nesi başka bilmeyenler kadar karanlık bulanlar da var. Herkes haklı hissinde. Zor olabilir ateş. Fazla yaklaşırsan yanar, uzağında üşürsün. Nasıl yanacak? Nasıl canlı kalacak? Ne zaman sönecek? Söndüremeyeceğin ateşi neden yakmamalısın? Öğrenirken sabır, alçak gönüllük ve hürmet talep eden, hassas dengelere tabi bir elementtir ateş. “Gel!” der, “Karanlığını içime at, yanacaksın evet, ama ışık olarak doğacaksın yeniden.”

Çıralı’nın arkasını yüce Tahtalı Dağı kollar. Köyün her noktasından görünen, saçı ak, bilge toprak. Bağrında yürüyoruz mevsimlerden mevsimlere, kollarında dalıyoruz uykuya. Tahtalı’ya bakıp hizalanıyoruz. Bize nasıl durmamız gerektiğini hatırlatıyor sarsılmaz mevcudiyetiyle. Etrafında dolaşan kara bulutları, ak bulutları, yüzünü ısıtan güneşle sırtını üşüten soğuğu aynı şefkatli kayıtsızlıkla izleyen, her şeye rağmen neyse o olan; Dağ olan Tahtalı.

Çıralı’nın üzerinde, Ulupınar uğuldar… Adı üzerinde ulu pınar. Tahtalı’nın karlı başından akarak derinlere karışan sular burada yeniden yer yüzüne kavuşur. Tatlı, şifalı su. Akmayı, yıkamayı, önüne çıkan engelleri yumuşacık ve kesin bir kararlılıkla aşmayı, devam etmeyi öğretir: Ummana, aşka kavuşmaktan vazgeçmemeyi öğütlemez; nasıl yapıldığını gösterir.

Elden başkası gelmiyorsa hazmetmeyi, affetmeyi, gözden kaybolmuşken bile akışa devam etmeyi derinlerde, ondan öğrenebilirsiniz.

Ve hemen yanı başında Çıralı’nın, Olympos var. Mitolojik Tanrıların “yerimiz burasıdır” dedikleri ve buralarda dört mevsim geçirenlerin er geç anlayacağı üzere hala terk etmedikleri eski şehir. Kupkuru gecelerde uzaklarında çakan şimşeklerle mora- yeşile -beyaza boyanan gece semaları, Musa Dağı’na çarpıp geri gelen, daireler ve kareler ve envai çeşit geometrik şekil çizerek tepemizde dolaşan tekinsiz rüzgarı, saklambaç oynamayı seven muzip pusu ve “her şey yolunda, sakin ol” diyen serin deniziyle burası insana gezegende yaşadığını anımsatır. “Hah!” dersiniz, “Gelir mi diye beklediğimiz uzaylıların ta kendisiyiz!”

Ağaçlar çağırdı, biz duyduk

İşte budur buraların büyüsü. Şifalandıran, dönüştüren bir vaha burası.

Bu bilgiyi içselleştiren kimse şaşırmayacaktır; kalbi yeterince sessiz olan herkes buradaki ateşi, ağaçları, denizi, suyu ve rüzgarı konuşurken duyabilir.

Ben ve dostlarım bu yörenin sakinleriyiz. Burada yeterince uzun kalmaktan mütevellit, ağaçlar çağırdığında duyduk onları.

Son on gündür Ulupınar’da çınar ağaçlarını korumak için nöbetteyiz. Bekleyen değil eyleyen bir nöbet bu; evinde tek başına inzivada olanları, kendi işinde gücünde meşgul ve vakti dar olanları, pekmezini kaynatanları, sabah beşte bostanını sulayanları rutinlerinden tereyağından kıl çeker gibi sıyırarak kendi etrafına topladı ağaçlar.

Bunu nereden mi biliyorum?

Kendimden. Ben aktivist falan değilim. Hatta dışarıdan bakan biri aktif bile olmadığıma yemin edecektir. Bisikletle gidemeyeceğim hiçbir yere gitmediğim, bahçeyi sulamayacaksam, çapa yapmayacaksam veya tohumu toprağa kavuşturma zamanı değilse evden pek çıkmadığım, içeri- içeri- içeri yol aldığım basit bir hayatım var: Neren bozuk bul, tamir et, olmuyorsa yık yeniden yap. İşim bu; lazım değilsem evimdeyim.

Ama lazım olduk. Ağaç çağırdı.

Önce Ali Ekber’i çağırdı. 9 Ağustos gecesi motoruyla Kemer – Kumluca karayolunda seyahat eden Ali Ekber, Ulupınar mevkiinden geçerken su kaynağının hemen yanındaki bir çınar ağacının etrafında kalabalık olduğunu fark etmiş. Buralarda yol inşaatı olduğundan, normalde yol kenarında rastlanmayacak insan kümelerine alıştık, Ali Ekber de bu nedenle devam etmiş yola. Etmiş etmesine de motorunun üzerindeki bedeni geçip gitmiş ama kalbi geçip gidememiş ağacın yanından. Bir 40 kilometre yol aldıktan sonra ‘İçimde Çınar’ın sesini duydum’ diye anlattı yaşadıklarını Ali Ekber: “Beni çağırıyordu. Yardım istiyordu.”

Bazı çağrılara kayıtsız kalınamıyor. Onca yolu geri dönmüş ve ağacın yanına vardığında gerçekten de kesilmek üzere olduğunu görmüş. Kendisi gibi havayı koklaya koklaya motorla seyahat etmeyi seven arkadaşlarını çağırmış yardıma ve motorlarıyla etrafını sararak kurtarmışlar ağacı cellatlarının elinden. Kendilerine verilen görevi yerine getirmek isteyen insanlara cellat demekte hoşuma gitmeyen bir şeyler var. Ama olan bu, affetsinler.

Sonra bize geldi sıra. Ağacın karşısında atölyeleri bulunan dostlarımız olaydan haberdar olup bizimle paylaştılar durumu.

Sessizce yas tutma değil, çınarlarla bir olma zamanı

Doğrusunu isterseniz haberi duyduğumda gözümün önüne gelen ilk şey sonbahar ışığında parlayan sarı yaprakları oldu ağaçların. Ve sonra derin bir yas hissiyle gözümden bir damla yaş aktı, belki de akamadı. İçimde “Yeter!” diye isyan eden bildik sesi duydum yine. Talan edilirken tarih, yanarken orman, dikilirken yeşilin göbeğine bina, sular altında kalırken daha göremediğim vaha; hep aynı ses duyduğum: Çığlığı bir işe yaramayan, sadece kendi kalbimi yaralayan…

Şimdi de bir işe yaramayacaktı bu isyan. Bu fikre bininci kez alışmaya çalışıyordum.

Fakat çoktan bir mesaj grubuna eklenmiştim. Ertesi gün buluştuk ağacın altında.

Sonrası çorap söküğü gibi geldi. Herkes biliyordu sanki ne yapması gerektiğini. Bunun da tek bir nedeni var aslında. O kadar çok seviyoruz ki o ağaçları başka hiçbir yerde değil dikkatimiz. İşi gücü, uyumayı bıraktık. Tüm mevcudiyetimizle; yani zamanımız, enerjimiz, niyetimiz ve odağımızla bu ağaçlara bu sefer de biz yardım edelim diliyoruz.

Böyle güçlü bir niyet aktive olunca da doğada gözlemlenen o kendiliğindenlik halinin parfümü yayılıyor yaptığımız her şeyden.

İlham dans ediyor aramızda. Uyku kendini uyandırıyor rüyalarımızda.

Nasıl biliyor musunuz? Dallarına dilekler bağladığımız ağaç, kendi dileğinin tohumlarını saçıyor kalplerimize adeta. 

Çınarın iradesiyle oluyor ne oluyorsa. Onun yönlendirmesiyle. Onun, hayatı her şeyin üzerinde tutan, güçlü ve esnek iradesiyle akıyor bu dayanışma.

“Bizim köyde birlik yok” diye biliyorduk. Yanılmışız, beş dakikada değişirmiş bütün işler. Denize koşmak üzere yumurtalarını çatlatacakları sabahlar çok yakınken yuvalarının üzerinden geçen ciplerin altında ezilen carettalar için, yollarda telef olan kedilerimiz köpeklerimiz için, bir zamanlar bizden temiz olan denizde yüzen sonsuz poşetler için evlerimizde tek başımıza, sessizce yas tutmaktan daha fazlasını yapabileceğimizi görmemize vesile oldu ağaçlar.

Çınarların duası olacakları değilse bile bizi değiştirdi.

Herkes kapısının önünü temiz tutsa, “benim değil” demeden gördüğü çöpü atsa dünyanın  özlemini duyduğumuz ferah nefese kavuşabileceğini gördük işte.

İnsan değişirse, her şey değişebilir. Ben iyileşirsem, herkes iyileşir.

Umut dediğimiz zihinde kümelenen iyi dilekler değilmiş, harekete geçmiş bir niyetmiş. Bunu anladık.

İmza kampanyamıza destek vermek için https://www.change.org/cinarlargenislesin-yollardegil

Son durum: Ulupınar ve etrafındaki çınarların yaşları 150-800 arasında. Tarım Orman İş Sendikası Denetleme Kurulu Başkanı, Orman Yüksek Mühendisi Dr. Mehmet Ali Başaran’ın hazırladığı rapora dayanarak bölgedeki ağaçların anıt ağaç olarak korunması için gerekli makamlara başvuruda bulunduk. Sonucu bekliyoruz. Nöbet ve kampanya devam ediyor.

Cumartesi günleri saat 15:00’te çınarların altında minik konserler düzenliyoruz. Sosyal mesafe kurallarına sıkı sıkı uyduğumuz buluşmalara maskeniz ve müzik aletlerinizle gelip çınarlara destek olabilirsiniz. 

 

Kategori: Hafta Sonu

Doğa MücadelesiEditörün SeçtikleriManşetYerel

Olympos’un koruma derecesinin düşürülmesine itiraz süresi sona erdi

Antalya‘nın Kumluca ilçesinde bulunan Olympos Antik Kentinin birinci derece arkeolojik SİT alanından üçüncü derece arkeolojik SİT alanına çevrilmesine yol açan askıdaki imar planı değişikliğine itiraz için verilen süre sona erdi.

Antalya’da aralarında Mimarlar Odası, Antalya Kent İzleme Platformu ve Beydağları Kardeşliği gibi pek çok oluşum ve yerel halk konuyla ilgili itirazlarını sundu.

‘Bölgeyi yapılaşmaya açacak’

Yazılan itiraz dilekçesinde bu düzenlemenin bölgenin turizm amaçlı yapılaşmaya açma amacı taşıdığı belirtildi. Dilekçede “Tarım alanları, korunması gereken tabiat ve kültür varlıkları ağır ve telafisi imkansız bir yapılaşma baskısı altında kalarak doğrudan zarar görecek niteliktedir” denildi.

Planlarda Olympos Antik Kenti’nin Arkeolojik Sit Alanı çevresi ile bütüncül bir şekilde değerlendirilmediğinin belirtildiği dilekçede “Doğal sit alanı, Milli Park alanı, tarımsal alanlar olarak korunan alanlar ile Antik Kent arasındaki ilişki kurulmamış aralarında tmapon bölgesi oluşturulmamıştır” ifadeleri kullanıldı.

‘Üst ölçekli plana aykırı’

Yapılan itirazda ayrıca değiştirilen alt ölçekli plan değişikliğinin 1/100.000 üst ölçekli planlara aykırı olmasından dolayı hukuki olarak hatalı olduğu belirtildi.

Bütün bu sebepler yüzünden plan değişikliğinin bölgede kalıcı ve telafisi imkansız zararlar vereceğinin belirtildiği dilekçede, koruma alanındaki derece düşürülmesine ilişkin düzenlemenin iptali talep edildi.

Tepe: Olympos şu ana kadar çok zarar gördü

Beydağları Kardeşliği‘nden Gizem Tepe Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada bu zamana kadar Olympos’un artan kalabalık sebebiyle çok fazla zarar görmüş olduğunu söyledi.

Otellerin SİT alanlarının yakınlarında da açıldığını belirten Tepe “Olympos’u zaten baya yitirmiştik ama daha fazla mahvedilmesine karşı çıkmayacak da değiliz” değerledirmesinde bulundu.

‘Ormanlık alanlar yapılaşmaya açılacak’

Koruma değişikliğinin bölgenin yapılaşmaya açılmayan yeni yerlerini imara açacağını belirten Tepe “Haritalar yayınladı. Sadece mevcut yerleşim olan yerleri değil ormanlık alanda yeni bir bölgeyi de inşaata açıyorlar. Bu da oranın yaklaşık yüzde 30 daha da kalabalıklaşmasına sebep olacak” dedi.

Burada inşa edilmesi planlanan yapıların kalıcı yapılar olduğunu belirten Tepe, “Kalıcı yapılar bölgenin ekolojik yapısına uygun değil. Ayrıca Akdeniz Üniversitesi’nden araştırmacılar Antik Kent’in yakınında bulunan iki arazide yeni kalıntılar çıktığını tespit etti. Bu bölgelerin de yapılaşmaya açılması planlanıyor” ifadelerini kullandı.

Gizem Tepe, itirazlar değerlendirilmeye alındıktan sonra plan değişikliği itiraz edilmediği takdirde Antalya’daki çevre dernekleri ve meslek odaları tarafından açılacak davaya müdahil olacaklarını söyledi.