Köşe Yazıları

Temiz enerji için sadece karbon salmıyor olmak yeterli mi? – Oya Ayman

Bir an için, huzurla yaşadığınız evinizin az ötesine, dev bir pervane yerleştirildiğini; evinizin, tek geliriniz olan tarlanızın, bağınızın, bahçenizin aniden elinizden alınıp, kapı dışarı edildiğinizi; neşenizi, acınızı paylaştığınız dostlarınızdan, komşularınızdan ayrılmak zorunda bırakıldığınızı düşünün…

Ne yaparsınız?

Çoğunuzun ilk tepkisi muhtemelen ”Bunu yapamazlar” olacak. Sonra muhtemelen termik santral yüzünden kesilen zeytin ağaçlarını, HESler yüzünden suyundan, toprağından olan insanları, otoyollar ve yerleşimler yüzünden yaşam alanları giderek daralan yaban hayatını düşünecek ve ”Bunun gerçekleşmemesi için elimden geleni yaparım,” diyeceksiniz.

Marmariç

Marmariç

İzmir, Bayındır’daki Çınardibi köylüleri ve Marmariç sakinleri de öyle yaptılar…

Ekip biçtikleri yerler ”acele kamulaştırma” tehdidinde…

Bir gün, Yander A.Ş. ve Borusan EnBW tarafından, yaşadıkları bölgeye Rüzgar Enerjisi Santralleri yapılacağını, bu santraller için çevrelerindeki ormanlarla kaplı tepelere kanatlarıyla birlkte 100 metreyi aşacak yükselikteki rüzgar türbinleri dikileceğini öğrendiler.  Bu şirketler, önümüzdeki yıllarda potansiyel olarak belki de 100’ün üstünde endüstriyel türbinle civar tepelere çökmüş olacaktı.

Konuyu incelediklerinde, Borusan EnBW’nin dikeceği türbinlerin, yakındaki Çınardibi köylülerinin evine 400 metre kadar yaklaşacağını, aralarından bazılarının evinin ve tarlasının santral sahası içinde kalacağını, bu nedenle -yasalara göre, sadece savaş halinde uygulamaya konulabilen- ”acele kamulaştırma”yla hükümetin, ekip biçtikleri arazilerini ellerinden alarak RES şirketine verebileceğini öğrendiler. Bazıları da, -arazileri santral sahası içinde kalmasa da- türbin kanatlarını taşıyan dev tırların geçmesi için, evlerinin yanıbaşında ya da tarlalarında 3 km yol açılacağını fark ettiler.

Devasa türbinler ve onların geçeceği yollar için kuşların, kelebeklerin, tilkilerin, sincapların ve onlarla birlikte pek çok canlının yaşam alanı tahrip olacak ve çok sayıda ağaç kesilecekti…

Ve yaşamlarının alt üst olmaması için her aklı selim insan gibi, mücadele etmeye karar verdiler.

Çınardibi köylüleri, Borusan EnBW’ye ait Fuat RES projesi için Başbakanlık, Maliye Bakanlığı ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na karşı açtıkları davayla, dekarlarca alanı kaplayan geçimlik tarlalarını ”acele kamulaştırma”dan kurtarmaya çalışırken, yakınlarındaki Dernekli Köyü’nün Marmariç Mahallesi sakinleri de Yander Elektrik A.Ş.’ye ait  Mersinli RES projesine karşı hukuki mücadele başlatarak, İzmir Valiliği tarafından verilen ”ÇED gerekli değildir” kararının iptali  için dava açılar.

Her iki davada Çınardibi köylülerinin ve Marmariçliler’in avukatlığını üstelenen Cem Altıparmak ve Hande Atay, “Son yıllarda Ege Bölgesi rüzgar potansiyelini kullanmak iddiası ile bölgenin kaldıramayacağı sayıda rüzgar santrali projeleri gündeme geliyor ve bu projeler hakkında ciddi ve kapsamlı bir ÇED değerlendirmesi yapılmaksızın, onay ve izinler veriliyor. Bu süreçler, halkın bilgiye erişim ve itiraz hakkı dikkate alınmaksızın tamamlanıyor” diyor ve ardından da ekliyorlar: ”Dava konusu yaptığımız projeler de böyle bir sürecin sonunda, kamu yararı kavramı tartışılmaksızın ortaya çıkmış projeler.  Bir  yatırımı üstlenen ticari işletmenin çıkarı ile kamunun çıkarı bir ve aynı şey değil. Bir işletme, kendinin kâr elde etmesinden fazlasını düşünmek zorunda değil. Kamu idaresi ise bir faaliyetten elde edilecek ticari gelirle, bu faaliyet sonucunda ortaya çıkacak ekolojik zarar arasındaki farkı gözetmek zorunda. Oysa iktisadî gelişme sadece ekonomik büyüme değil, aynı zamanda kültür varlıklarının ve doğal kaynakların korunmasıdır.  Bu nedenle, bir faaliyetin ekonomik olup olmadığına, kamu yararı taşıyıp taşımadığına yönelik değerlendirme, sadece elde edilecek gelirin düzeyi veya yatırımın büyüklüğü ile ölçülemez.  Bu anlamda, ekonomik olan, ekolojik de olmak zorundadır.”

RES Tanıtım Dosyası’nda Marmariç sakinleri yok!

Her biri 2,5 MW gücündeki 22 türbini kapsayan Yander A.Ş.’nin Mersinli RES projesinin 16,2 kilometrekarelik bir alanı kaplayacağı belirtiliyor. Projenin tanıtım dosyasında Mersinli Mevkii’nde yer alan Dernekli Köyü’ne bağlı Marmariç’ten söz edilmiyor, yokmuş gibi davranılıyor. Marmariç Ekolojik Yaşam Derneği üyesi ve Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü’nün kurucusu Mustafa Bakır bu konuda şunları söylüyor:

Acele kamulaştırma kararı çıkarsa Marmariç sakinleri de topraklarını terketmek zorunda kalacak

Acele kamulaştırma kararı çıkarsa Marmariç sakinleri de topraklarını terketmek zorunda kalacak

”Ekibimizden birisinin fark etmesi ve uyarısı üzerine konuyu derinlemesine araştırmaya başladık. Okuduk, izledik, dinledik ve çok kısa sürede başımıza gelmek üzere olan felaketi kavradık. Bırakın bize olumsuz taraflarından bahsedilmesini, yaşadığımız yerde böyle bir yatırım yapılacağını dahi bilmiyorduk. Yatırımı yapacak ve hemen dibimize, önümüzdeki aylarda 100 küsur metre boyunda ve kanat uzunluğu 60 küsur metre olan dev, endüstriyel rüzgâr türbinlerini dikmeye başlayacak olan Yander adındaki şirketi temsilen kimse gelip ‘selamünaleyküm…’ demediği gibi, muhtarımız ya da herhangi başka bir resmî kurum tarafından bir tebligat da elimize ulaşmadı.”Şimdi Marmariçliler, mülklerinin, topraklarının ”acele kamulaştırma” ile ellerinden bir gecede alınma ihtimaliyle karşı karşıya. Bir yandan haklarını arayabilmek için hukuki yolları denerken, diğer yandan da  karar vericilerin projeyi iptal etmesine yönelik olarak change.org’da bir imza kampanyası başlattılar: www.change.org/restcek

Mustafa Bakır, ”Şu anda yerimizde yurdumuzda, evimizde barkımızda sağlığımız, huzurumuz, üretimimiz, ağaçlarımız, bahçelerimiz, hayvanlarımız ve bütüncül bir şekilde baktığımızda da tüm yaşamımız tehdit altında,” diyor ve ekliyor: “Bize bu kadar yakın ve bize bu kadar büyük bir zararı olacak bir endüstriyel yatırımı yaparken bizden bir selamı bile esirgeyen, bizi bilimsel raporlarında da yok sayan bir zihniyetle elimizden gelen bütün yollarla mücadele etme ve bu projeyi ve başlarsa inşaatı ne pahasına olursa olsun durdurma kararı aldık.”

Rüzgar Türbini Sendromu

Mersinli RES için hazırlanan yeni Proje Tanıtım Dosyası’nda yer alan başka bir çelişki de, gürültü seviyeleriyle ilgili. Mersinli Mahallesi için eski projede 45 dBA olan gürültü seviyesinin, yeni projede 35 dBA’ya düşürüldüğü belirtiliyor. Ancak direkler yerleşim alanına 160 metre yaklaşırken, gürültü seviyesinin nasıl düştüğü merak konusu.

Elektrik Mühendisleri Odası’ndan Dr. Özgür Salih Mutlu, ”RES’lerin Çevreye Olumsuz Etkileri” raporunda rüzgar santrallerinin genellikle ormanlık alanlara kurulmadığını belirtiyor ve Rüzgar Türbini Sendromu’na dikkat çekiyor: ”Kanat sesleri ve gölgeleri, yakındaki yerleşim yerlerini etkileyebilir. Türbinin çok yakınında uzun süre kalınması durumunda akustik travma oluşabilir, iç kulakta işitme ve denge merkezleri etkilenebilir. Bunun sonucunda kulak çınlaması, baş dönmesi atakları, dengesizlik, bulantı ve asabiyet gibi rahatsızlıklar meydana gelebilir.” Dr. Mutlu, türbinlerin en az 1 km uzaklıkta olması gerektiğini söylerken, bazı tıp ve araştırma otoritelerinin desteklediği, Dr. Nina Pierpont’un yaptığı bir deney raporuna göreyse, yeni nesil türbinlerin yaşam alanlarından, ova gibi düz alanlarda en az 2 km, tepelik alanlarda ise en az 3,2 km uzakta tesis edilmesi gerekiyor.

Gerek Borusan EnBW’nin planladığı Fuat RES gerekse Yander A.Ş.’nin Mersinli RES projelerinin bulunduğu coğrafya aynı zamanda ormanlık alan. Proje sahasının kuş göç yolları ile ilgili ciddi sorunu var.

Mustafa Bakır, Karaburun Yarımadası’ndaki Yaylaköy ve çevresine dikilen rüzgâr türbinlerinden etkilenen köylülerin anlattıklarının kendileri için uyarı niteliği taşıdığını söylüyor: ”Kendi ağızlarından keçilerinin düşük yaptığını, erken sütten kesildiğini, türbinlere yaklaşmadıklarını ve dolayısıyla otlaklarının daraldığını, bal arılarının, zeytin sinekleriyle beslenen yarasaların ve kuşların o çevrede artık uçmadığını, şantiyelerden ve açılan yollardan kalkan tozun nasıl bütün ürünlerini ve her yeri kapladığını, hayvanlarını hasta ettiğini dinledik. Bunların hiçbirini bilmesek, duymasak, okumasak ve sadece Yaylaköy muhtarının “Eğer yerleşiminize yakın böyle birşey yapmak isterlerse canınızı verin, dağınızı vermeyin!” sözleri dahi yeterince uyarı olurdu.” 

Temiz ve doğa dostu olması için karbon salmıyor olması yeterli mi?

Torbalı, Bayındır, Ödemiş, Tire hattında RES yapımı için dokuz şirkete lisans verildiği belirtiliyor. Ancak bölgede planlanan RES projeleri, İzmir’i plansız ve kontrolsüz bir enerji üretim merkezi haline getirebilir. Örneğin, İzmir Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü, planın uygulama hükümlerine ilişkin görüşünde, bölgedeki RES yoğunluğuna dikkat çekiyor ve bütün bu projelerin etkileşim alanlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, bölgede bu kadar çok RES’in halkın tepkisine neden olacağını, bu nedenle projelerin yöre halkı, flora ve faunayla birlikte bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Rüzgar türbinleri her ne kadar ”temiz” ve ”doğa dostu” olarak kabul edilse de, gerek türbin direklerinin, gerekse açılan yolların insan yerleşimleri ve geçim alanları ile orman ve yaban hayatının yoğun olduğu alanlarda planlanması bu nitelemeleri geçersiz kılabiliyor.

Örneğin Yander A.Ş., yerleşim ve geçim alanlarını santral sahası içine alan Mersinli RES’i planlarken ve permakültür tasarımına dayalı doğayla uyumlu bir yaşam için aileleriyle birlikte Marmariç’e göç eden yerleşimcilerin, barınmasını olanaksız kılarken, nasıl ”doğa dostu” bir proje yaptığını iddia edebilir? Kendi güneş panelleri ve yağmur suyu depolama sistemiyle enerji ve su ihtiyacını karşılayacak; taşla, kille, saman, su ve binbir emekle yapılan ekolojik evleri, doğa dostu tarımın yapıldığı bahçeleri, santral sahası içine alıp, kamulaştırırsa doğa dostu enerji üreteceğini nasıl iddia edecek? Bu yerleşim ve tarım alanları santral sahası içinde yer almasa da türbinlere bağlı olacak yüksek gerilim hatları tarımsal üretimi ve hayvancılığı nasıl etkileyecek?

2 Marmariç...

Marmariç’te yaşayan Selen Akhuy, ”Santral sahasını Marmariç’in göbeğinden geçirerek orada barınmamızı imkansızlaştırırlarsa, bin bir nedenle kendi topraklarında yaşayamayıp göç etmek zorunda kalan yüz milyonlarca insan kervanına 15 kişi daha katılacak. Ama bu kadarla kalmıyor. Sadece Marmariçlilerin değil oraya yıllardır gelen onlarca gönüllü ve yüzlerce doğal yaşam savunucusunun  ’başka bir hayatın mümkün olduğunu görebilme’ hayalleri de bir darbe daha yemiş olacak,” diyor.

Ölçek büyüdükçe sorunlar artıyor

Bacasından saldığı gazlarla, kuraklıktan sellere ve gıda kıtlığına kadar yıkıcı tahribatlara yol açan iklim değişikliklerinin en önemli nedenlerinden kömürlü termik santraller ya da yüzbinlerce insanın ölmesine, sakat kalmasına ve yerinden yurdundan olmasına neden olan kaza risklerini taşıyan nükleer santrallerin yanında RESlerin yapılması tercih edilebilir. Zaten Marmariçliler de ”Biz RES’e karşı değiliz” diyorlar ama ardından ekliyorlar: ”RES’lerin, insanın da parçası olduğu yaşamın bütününü tehdit eden ölçeklerde yapılmasını istemiyoruz. Kilometrelerce ötedeki insanların adeta sınırsızmış gibi kullandıkları enerji için, burada, insanın, kurdun, kuşun, ağacın yaşamını altüst eden RES’ler yerine, yerelin ihtiyacını karşılayan küçük ölçekli rüzgar türbinlerinden yanayız. Aynen sadece yerelin ihtiyacını karşılayan küçük ölçekli nehir santrallerine karşı olmadığımız gibi…”

RES kurma kriterleri gözden geçirilmeli

2000’li yılların sonunda, isteyen herkese denetimsizce dağıtılan üretim lisanslarının da etkisiyle, son yıllarda özellikle Ege Bölgesi’nde sayısı giderek artan RESlerin yerleşim ve üretim alanlarına yönelik tehididiyle, sağlık riskleri, RES planlama ve yapım kriterlerinin düzenlenmesi gerekliliğini ortaya koyuyor.

İster rüzgar ister güneş olsun, bir enerji üretim tesisinin sadece karbon salmaması yeterli değil. Planlama aşamasının hiçbir aşamasında, santral konusunda çevrede yaşayanların görüşünün alınmaması ve inşaatın çevrede yaşayanları nasıl etkileyeceği konusundaki umursamazlık karşısında, bir enerji üretiminin ”temiz” sayılabilmesi için ekolojik değerlerle birlikte, sosyal ve etik değerleri de içine alan daha fazla koşulun yerine getirilmesi ihtiyacı ortaya çıkıyor.

Oya Ayman

 

Oya Ayman

 

Ekolojik YaşamManşet

Bayındır Çınardibi’nde çocukları okula koşturan çocuk festivali

Çınardibi İlköğretim Okulunda hareket çalışması

Bütün çocukların mutlu olduğu, kendi yaşamlarıyla doğrudan bağ kurabilecekleri şeyler öğrenip eğlendiği bir okul hayal edin… Çınardibi köy okulunda geçen hafta bu hayal gerçek oldu. Okulun son haftasında oyun, sanat ve ekoloji vardı.

Geçen hafta okulun son günleriydi… Sınavlar bitmiş, çoğu öğretmen dışarıya çıkıp oyun oynamaktan başka birşey düşünmeyen çocukları, artık oturmaktan sıkıldıkları sıralarda tutabilmekte zorlanıyordu. Bazı öğretmeler, ders tekrarı yapıyor, bazıları kitap okutuyor, çocuklarla sohbet ediyor ya da film izleniyordu. Ama hep kitap, hep film hep ders tekrarı da olmaz ki… Sonuçta; kapalı sınıflardan kurtulmak isteyen çoğu çocuk için, bu bir hafta ya “dersi kırma” ya da “bir an önce karneleri alıp tatile çıkma,” duygusuyla geçti. Okulla gerçek hayatın yolları yine birbirinden ayrıldı.

Çınardibi İlköğretim Okulunda hareket çalışması

Çınardibi İlköğretim Okulunda hareket çalışması

Ama Çınardibi İlköğretim Okulu’nda bunların hiçbiri olmadı. Çocuklar okulun son bir haftasını bahçede dans ederek, şarkı söyleyerek, oyun oynayarak, top çevirerek geçirdiler. Zaman zaman sınıflara girdiler ama bu kez koşarak; çünkü sıralarda onları tuvaller, seramik hamurları, çeşit çeşit elişi malzemeleri ya da karikatür kağıtları bekliyordu. Bazen film izlediler, bazen  sohbet ettiler ama hep istediklerini yaptılar. Sabah ders programının yerinde okulun neresinde hangi atölyenin olduğu yazıyordu ve arkadaşlarıyla istedikleri atölyeye katılıyorlardı… Hem yeni şeyler öğrendiler hem de neler yapabileceklerini keşfettiler…

Medine Bilgiş, okulun bahçesinde oyun oynayan çocukları izlerken, bir gün önce ateşi çıktığı için gelemeyen kızının ateşi düşer düşmez okula nasıl koştuğunu anlatıyor. Aynı okulda birinci sınıfa giden oğlu da ablasından farksız değilmiş. Medine Hanım, “Yıl boyunca okula zorla getirdiğim oğlum, bu hafta koşarak geldi,” diyor.

O sırada beden perküsyonu eğitmeni Ayşe’nin sesi duyuluyor: “Moolaaaa…” Şaşkınlıkla çocukların sakin sakin etrafa dağılışını izliyorum. Tenefüslerde bağıra çağıra, birbirini ite kaka bahçeye çıkan, gürültüyle sağa sola koşturan çocuklardan eser yok. Birkaçı bahçedeki basamakların üzerinde sohbet ediyor, bir kısmı biraz önce takla attıkları minderde serilmiş yatıyor, bazıları sınıftaki arkadaşlarının yaptıklarını görmeye gidiyor, büyüklerden birkaçı da tuvalet duvarını sarıya boyayan öğretmenlerinin yanına koşuyor: “Çok güzel olmuş öğretmenim…”

Okuldaki bu mutluluk tablosu, Marmariç Ekolojik Yaşam Derneği ve Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü’nün (TPAE), Çınardibi İlköğretim Okulu’nda gerçekleştirdiği Çocuk Festivali’nden…

Çocuk Festivalinde okulun tuvaletinin duvarları da rengarenk boyandı

Çocuk Festivalinde okulun tuvaletinin duvarları da rengarenk boyandı

Çocuklar, karne almadan önceki dört gün boyunca karikatür yaptı, tuvalle tanışıp portre çizdi, kil hamuruyla kalemlik, bardak yaptı, taş boyadı, kendi defterlerini dikip süslediler… Zamanlarının çoğunu açıkhavada geçirdiler, hareket ekibiyle bedenlerini tanıyıp bolca hareket ettiler, bedenlerini enstrüman olarak kullanmayı öğrendiler. Çöp diye fırlatıp attığımız malzemeleri yeniden kullanarak  sepetler, dürbünler, müzik aletleri ve daha bir sürü eşya yaptılar. Toprak, su gibi varlıkların sınırlı olduğunu fark edip bu konuda yapılabileceklerle ilgili bahçe uygulamaları tasarladılar. Okulun tuvaletini kendi elleriyle boyayıp renkli bir ormana dönüştürdüler. Özetle; kendilerini ifade edebildikleri farklı alanlarla tanıştılar; bir yandan yaratıcılıklarını keşfederken bir yandan da okullarına, çevrelerine, birbirlerine sahip çıkmaya başladılar.

Okulun son haftası boyunca gerçekleştirilen Çocuk Festivali’nde yapılanlar, Derneğin ve Enstitü’nün geçen Mart ayında okulda başlattığı projenin bir parçası. Çünkü projeyi tasarlayan ekibin hayali, son bir haftadır olduğu gibi çocukların okula koşarak gitmeleri ve böylelikle okullarını ve yaşadıkları yeri sahiplenmeleri, sorumluluk almalarını sağlamak…

Proje, okulun sadece çehresini değiştirmekle kalmayacak, eğitime de katkı yapacak bir içeriğe sahip. Yürütücüleri, projeyi her ne kadar “Bahçe Yapılandırma Projesi” olarak adlandırsalar da, planladıkları tasarımda çok daha fazlası var: Çocukların doğanın işleyişi hakkında bilgilenmelerini, ekip çalışmasını deneyimlemelerini, yaşadıkları çevre hakkında fikir yürütme ve sorumluluk alma becerisini geliştirmelerini ve sorunlardan çok çözümlere odaklanmalarını sağlayacak pek çok kazanım içeriyor.

Çınardibi’ne 4 km uzaklıktaki Marmariç’te yaşayan projenin yürütücülerinden Pelin Beyazıt’ın çocukları Ezel ve Leyla da Çınardibi’ndeki okula gidiyor. Beyazıt, projeyi oluştururken, okulun fiziksel ihtiyaçlarından yola çıktıklarını söylüyor.

PrintPermakültür ihtiyaçlarımızı, ekosistemin işleyişini örnek alarak, parçası olduğumuz doğaya zarar vererek değil, yarar sağlayarak karşılamamızı olanaklı kılan bir tasarım bilimi. Bu anlamda proje, okulun çehresini her anlamda değiştirecek uygulamaları içeriyor: Rüzgâr perdesi için ağaçlandırma, futbol sahasının düzenlenmesi, kantin ve yemekhane yapımı, basketbol sahasının düzenlenmesi, öğretmen çardağı yapımı, tiyatro alanı tasarlanması, tarım bahçeleri yapımı, su hasadı ve depolarının yapılması, kompost alanları ve solucan kompostu yapılması, bahçe uygulamalarında kullanılmak üzere atık malzemelerden sera yapımı, doğal açık derslik yapımı, anaokulu öğrencileri için çilek bahçesi yapımı, kuş evleri ve tavşan bahçesi yapımı, duvar resimleri, kum oyun alanının yenilenmesi ve işlerliğinin artırılması, enerji planlama projeleri uygulanması. Yerleşim alanına yönelik bu tür tasarımların yanı sıra projenin bir ayağı da, sonuca dayalı eğitim programlarının planlanmasını öngörüyor.

Okulda kurulacak ekolojik eğitim ve yaşam alanlarıyla öğretmen, öğrenci, veli ve çevre halkına sosyal ve ekonomik kazanımlar sağlanması da planlanıyor.

Okul Müdürü Devrim Özbarış Demirer, “Yıllardır işadamlarına, hayırseverlere, okul aile birliği olarak el açtık. Bu proje, okulu kendi imkânlarıyla kalkındırmak için bir fırsat,” diyor ve ekliyor: “Örneğin okulda yapacağımız yeşil saha hem çocuklar için sosyalleşme ve spor olanağı sağlayacak hem de okul dışı zamanlarda kiralanarak okul döner sermayesine gelir elde edilecek.”

Proje tamamlandığında, bahçesi, oyun alanları, açıkhava derslikleri, enerji ve atık yönetimiyle burası Çamdibi İlk ve Ortaokulu örnek bir okul olabilir. Müdür Demirer’e göre, Türkiye’de ilk kez hayata geçirilecek bu proje sayesinde “Okul popüler hale gelebilir ve dolayısıyla öğretmenler için çekici olabilir, bu da öğretmenlerin burada kalmaları konusunda motivasyon sağlayabilir. Hayırsever kişiler bu örnek projeyi başka köylerde de uygulamak üzere harekete geçebilir.”

Marmariç Ekolojik Yaşam Derneği’nden projenin yürütücüsü Pelin Beyazıt, proje hakkında sorularımızı yanıtladı:

tuvale portre çalışması

Proje fikri nasıl oluştu ve gelişti?

Bizler Marmariç Ekolojik Yaşam Derneği ve Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü olarak ekolojik tasarımlar yapmak üzere çeşitli faaliyetlerde bulunuyoruz. Ama itiraf etmeliyim ki iki çocuğu da bu köy okuluna giden bir ebeveyn olarak, bu projeyi hayata geçirmekte geç kaldığımızı bile düşünüyorum. Çünkü okul sadece 4 km uzağımızda ve eğer bir alanı permakültür esaslarına göre düzenleyeceksek bir okuldan başlamak en doğrusu. Bu bize inandığımız ilkeleri gerçekleştirirken en küçüklerden başlama fırsatı sunuyor. Bütün bunların ışığında Marmariç’te yaşayan arkadaşlarım Yağmur Kutlar, Mustafa Bakır ve ben, önce okul müdürümüzle konuşup ona derdimizi, kim olduğumuzu ve neler yapabileceğimizi anlattık. Müdürümüz Devrim Demirer’in de yardımıyla Çınardibi Okulu’nda ve bahçesinde permakültür esaslarına dayalı bir yapılandırma projesi tasarlanması ile birlikte yaratılan ekolojik eğitim ve yaşam ortamlarının; öğretmen, öğrenci  ve çevre halkına sosyal, ekonomik kazanımlar sağlaması konusunda ilk adımlarımızı attık.

Öğretmenler ve velilerden gelen tepkiler nasıldı? Onlar bu projeyi nasıl karşıladı?

Çocuklar kendi müzik enstrümanlarını da "ileri dönüşüm" ile kendileri üretti

Çocuklar kendi müzik enstrümanlarını da “ileri dönüşüm” ile kendileri üretti

 

Öğretmenler ilk andan itibaren projeye destek olmak için ellerinden geleni yaptılar, yoksa bu noktalara gelemezdik. Festival boyunca da bize katılarak yoğun gayret gösterdiler. Veliler için okulda projenin bir sunumunu yaptık. Onlar, birşeyler ortaya çıktıkça projeyi  anlamaya başladılar. Projenin ilk adımı olan rüzgâr perdesi için ağaç dikimini Bayındır Orman Müdürlüğü’nün yardımıyla veliler, öğretmenler ve öğrencilerle birlikte gerçekleştirdik. Bazıları belki sadece ağaç dikeceğiz sanıyordu ama gerçekleştirdiğimiz festivalin de projenin bir parçası olduğunu gördüklerinde, yaptıklarımızın eğitimin bir parçası olduğunu fark ettiler. Bugüne kadar olan veli desteğinin proje ilerledikçe artacağını düşünüyorum.

Çocukların projeye ilgisi nasıl?

Çocuklar tabii projenin en önemli parçası. Yapmak istediğimiz şey, öğrenciler için farklı/sınıf dışı öğrenim alanları sağlamakla birlikte; doğayı doğal ortamlarda tanımalarına, doğanın sunduklarını eğitimlerinin konusu, malzemesi ve aracı olarak değerlendirmelerine, doğayla bütünleşme ve onun bir parçası olduklarını kavrayabilmelerine olanak vermek. “Kendilerini evlerinde hissedebilecekleri ve bu nedenle sahip çıkacakları bir okulları olsa” fikrini dillendirdiğimiz an, çocuklar projeyi merak etmeye ve sahip çıkmaya başladı.

Festival düşüncesi nasıl gelişti? Projeyle nasıl bir ilişkisi var?

Çınardibi öğrencileri tarafından okulun içinde meydana getirilen "Permakültür Bahçesi"

Çınardibi öğrencileri tarafından okulun içinde meydana getirilen “Permakültür Bahçesi”

Köy okullarında okuyan çocukların, hayata yaşıtlarına göre daha önde başladıklarını düşünüyoruz. İçlerindeki potansiyelin ortaya çıkarılması için fırsat sunulduğunda neyle karşılaşacağımızı öğrenme merakı, festival düşüncesini doğurdu. Üstelik bu sayede çocuklar da, öğretmenler de, veliler de birlikte neler yapabildiğimizi görecek ve daha büyük projelerin altından kalkabilmek için gereken motivasyonu oluşturabilecektik. Sanırım öyle de oldu; ben artık daha çok inanıyorum.

Etkinliklerde çocukların tepkileri nasıldı?

Neredeyse hiç konuşmayan bir çocuğun festival sırasında resim eğitmenleriyle konuştuğuna; dans eğitmenlerimizden bir arkadaşımıza (Büşra) “Eğer annemi tanısaydınız bizim evde kalırdınız” dediğine tanık oldum. Festival sırasında erozyonla ilgili izledikleri bir animasyondan sonra ‘’Kimin size yardım edeceğine inanıyorsanız ona mektup yazın’’ diyerek onlara kağıtlar dağıttım. Allah’a ,Atatürk’e, Gülben Ergen’e, Drogba’ya, toprağa ve daha nicelerine mektup yazdılar. Köylerinin 4 km uzağında yaşamamıza rağmen günün sonunda dört çocuğun yaşadığımız mahalleyi merak ederek bisikletle ya da yürüyerek arkamızdan geldiğine şahit oldum.

Çocuklarla çalışan gönüllü eğitmenler kimler? Onların izlenimlerinden soz edebilir misin?

Ayşe Akarsu Gürçay ve Gökçe Gürçay beden müziği; Duygu Güngör, Melih Kıraç ve BüşraFiridin  dans-hareket; Gökhan Nasıf top çevirme; Ozan Özbozbıyık seramik; Nalan Yırtmaç karikatür; Sılacan Köseler ve Elif Ara resim; Şeyda Ünal ve Timuçin Öncül defter yapımı; Banu Uğural, Alican Okan ve Demet Çizenel ileri dönüşüm atölyelerini gerçekleştirdiler.  Projenin uygulanması ve festival organizasyonunu birlikte üstlendiğim arkadaşım Yağmur Kutlar ve ben de permakültür atölyesi yaptık. Ayrıca bütün etkinlikler boyunca Mustafa Ateş tarafından video kaydı alındı. Bütün eğitmenler bu organizasyonun geleneksel olması ve tekrarlanması  gerektiğine  inanıyoruz. Festival boyunca  beraber ortaya çıkardıklarımız, bizlere de çok iyi geldi. Ayrıca festival ve çocuklar için buraya gelerek gönüllü destek veren bütün eğitmen arkadaşlarıma teşekkür ederim. Onların arkadaşlığına sahip olmak her şeyden öte bir duygu.

Projenin gerçekleşmesi için önünüzde hangi aşamalar var?

Seramik Atölyesi

Seramik Atölyesi

Bundan sonra mümkün olduğunca fazla insana ulaşarak projemize destek almaya çalışacağız. Halihazırda bugüne kadar verdikleri ve bundan sonra da verecekleri destekler için Bayındır Kaymakamlığı, Bayındır Belediyesi, Bayındır Orman Müdürlüğü, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Bayındır İlçesi ve Çınardibi Köyü sakinlerine de çok teşekkürler.

Bu tür proje ve etkinliklerin okullarda yaygınlaşması için neler yapılabilir?

Bu tür projelerin oluşmasına neden olan tek bir cümle var: “Demek ki yapılabiliyormuş.” Sizlerin aracılığıyla bu ve benzer cümleleri düşündürebiliriz. Umuyorum, örnek bir okul tasarlayabilir ve bizim gibi bu projeye inanan birilerine bu cümleyi söyletebiliriz. Marmariç Ekolojik Yaşam Derneği ve Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü olarak konu ile ilgili her türlü yardıma hazırız.

 

Haber: Oya Ayman

(Yeşil Gazete)

Kategori: Ekolojik Yaşam