Köşe Yazıları

Fosil yakıt projeleri devam ederken… – Barış Can Sever

Dünyanın farklı bölgelerinde insan kaynaklı iklim değişikliği, etkilerini artırarak göstermeye devam ediyor. İklim değişikliği kaynaklı aşırı düzeyde gerçekleşen hava olayları, felaketler ve uzun süreçte yaşanan olumsuzluklar, haberlerden neredeyse eksilmiyor. Bu gidişatın yarattığı etkiyi bir nebze de olsa azaltabilmek ve uzun süreçte bu gidişatı durdurabilmek için fosil yakıtları yer altında bırakmak en önemli faktörler arasında yer almaktadır. Bu çerçevede kimler fosil yakıta yöneliyor kimler vazgeçiyor ve genel olarak tüketim eğilimleri ne yönde gibi soruların cevabını aramak çok kritik. Zira alacağımız cevaplarla birlikte oluşturacağımız yeni aksiyonlar değişim adına bir umut kapısı yaratabilir.

Bu noktada konuyu biraz daha yerelde inceleyerek Türkiye’de devam etmekte olan ve durdurulması elzem olan bir takım fosil yakıt projelerini göz önüne almalıyız. Özellikle projesi devam etmekte olan pek çok kömür santraline yapılan yatırım, Türkiye’nin insan kaynaklı iklim değişikliğini durdurmaya yönelik iradesindeki zayıflıklardan bir tanesini göstermektedir. Yapılması planlanan ve devam etmekte olan birçok proje içinde özellikle yerel halk tarafından pek çok kez tepkiyle karşılanmış olanı, Tekirdağ’ın Çerkezköy ilçesinde kurulması planlanan kömürlü termik santraldir. Santralin kurulum projesi tamamlandığında ve işleme geçtiğinde yaratacağı çevresel etkiler, bir yandan insan kaynaklı iklim değişikliğine sebep olmaya devam ederken bir yandan da bölgedeki canlıların sağlığını tehlikeye atacaktır. Yaşanacakları önceden görebilen pek çok yurttas, gazeteci, sivil toplum örgütü ve politikacı her fırsatta haklı tepkilerini dile getirirken en barışçıl yolları seçmektedir.

Santralin yapılması planlanan bölgede “ülkenin buğday üretiminin yüzde 12’si, ayçiçeği üretiminin yüzde 46’sı ve çeltik üretiminin yüzde 46’sı” karşılanmaktadır . Aynı zamanda bölgenin ciğerleri niteliğinde olan 500 hektarlık bir meşe ormanının üzerine kurulacak olması projenin neden iptal edilmesinin gerektiğini açıkça gözler önüne seriyor. Tüm bu uzmanlık bilgilerinin yanında, termik santralin yaratacağı olumsuz çevresel etkileri anlayabilmek için uzman olmanın gerekli olmadığını düşünüyorum. Aklını ve vicdanını insan ve doğa adına canlı tutanların anlayabileceği bir durum bence. Yerel halkın yaşamın özüne doğru sahip olduğu engin bilgi ve tecrübe bunu hepimize gösteriyor. Ağacımız, ormanımız, suyumuz ve gıdamız giderse, yaşam da gider.  Bu sebeple tüm barışçıl yöntemleri kullanmaya devam ederek bu ve benzeri diğer fosil yakıt projelerini sürdürmeye çalışanlara bir şekilde dur demeli, yaşamı sürdürmeli ve iklim değişikliğinin olumsuz gidişatını bir parça da olsa engelleyebilmeliyiz.

Kaynaklar

https://www.greenpeace.org/turkey/tr/press/reports/trakya-da-termik-santral-tehlikesi-rapor-180228/

https://www.artigercek.com/cerkezkoy-de-mese-ormaninina-termik-santral-hanceri

https://bianet.org/bianet/kent/193924-trakyalilar-ced-toplantisini-yaptirmadi-termik-santral-degil-nefes-almak-istiyoruz?bia_source=rss (Foto)

http://www.yapi.com.tr/haberler/canakkalede-yeni-termik-santral-projesi_112982.html (Foto)

 

Barış Can Sever

Köşe Yazıları

İklim değişikliğinin yerel topluluklara etkisi: Mersin’e güncel bir bakış – Barış Can Sever

Problem Nedir?

İnsan kaynaklı küresel iklim değişikliğinin yarattığı etkiler gün geçtikçe artıyor. Özellikle Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasındaki canlıların, gelecek yıllarda ciddi kuraklık problemleriyle karşılaşacağı pek çok raporda dile getirildi. Ekosistemi derinden sarsacak kuraklık problemi, sosyal ve siyasal tartışmaları da beraberinde getirecek gibi gözüküyor. Bunun yanı sıra, öngörülemeyen şiddetli iklim olaylarındaki artış, aşırı hava kirliliği, orman yangınları, (kötü şehirleşme modellerinin de etkisiyle oluşan) seller vb. durumlarda da ciddi bir yükseliş bekleniyor.

Nasıl Etkiliyor?

Yapılan araştırmalar ve bu araştırmaların sonuçları doğrultusunda oluşan beklentilerin yanı sıra, dünya aslında uzunca bir süredir iklim değişikliğinin etkilerini hissediyor. Özellikle dünyanın farklı bölgelerinde, coğrafi konum gereği ve kırılgan yapıdaki birtakım ülkeler ve topluluklar, adaletsiz karbon salımının kurbanı olarak iklim değişikliğinin etkilerini daha derinden hissedecek. Önümüzdeki yüzyıl içerisinde artacağı belirtilen iklim mültecileri daha şimdiden yollara düşmüş durumda. Böyle bir atmosfer içerisinde ben de yaşadığım şehir Mersin ve civarı bağlamında kısa bir etki değerlendirmesi yapmak istedim. Aslında bu değerlendirme geleceğe dönük bir prova niteliği taşıyacak. Neden mi? Çünkü birazdan bahsedeceğim olayları, ilerleyen yıllarda sistematik olarak daha fazla gözlemleyeceğiz. Şimdi birkaç örnek üzerinden bu provaya bir göz atalım.

Hepimizin bildiği üzere 2016 ve 2017 yılları, atmosferdeki sıcaklık ortalaması ölçeğinde rekor yıllar oldu. Biz de bu durumu bire bir yaşadık aslında. İçinde bulunduğumuz kış ayı, sıcaklık ortalamalarının üzerinde seyretmeye devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda yerel basında gündeme oturan olay ise Silifke’de erik ağaçlarının meyve vermesiydi.

Sadece bununla kalmadı. Şehrin farklı bölgelerinden gözlemlerini aktaran dostlarım, limon ve badem gibi ağaçların hiç alışılmadık bir şekilde çiçek açmasından bahsediyordu. Yine aynı hafta; uzun zamandır yağmayan yağmur (ki bu da bir işaret), iki günde resmen Mersin ve civarına boşalıverdi.

Tarsus’un çeşitli mahallelerinde yer alan sebze-meyve seralarındaki görüntü, bir süre sonra arazide balıkçılığın başlayacağını gösterir nitelikteydi. Zira, çiftçiler mahsüllerine kayıklarla ulaştılar. Tabii, burada tek etken aşırı yağışlar olmadı. Aşırı yağışlarla birlikte bölgedeki altyapı yetersizlikleri de önemli bir paya sahipti. Etkiye adaptasyon ve etkiyi hafifletme anlamında ise altyapının uygun hale getirilmesi çok mühim bir konu. Nitekim Mersin şehir merkezinde de, şehrin yeterli olmayan altyapısı, dere yataklarındaki yapılaşmalar ve aşırı betonlaşmadan kaynaklı seller daha önce yaşandı ve yaşanmaya devam edecek.

Çözüm Önerileri

Bu noktada, geniş resme belki kısa vadede etki etmeyecek ama uzun vadede yaşam pratiklerimizi değiştirecek birtakım önlemler alabiliriz. Bu önlemleri alırken unutulmaması gereken en önemli şeylerden bir tanesi, yerelde ve küresel çapta tüm aktörlerin sürece aktif katılımı olacaktır. Tüm aktörlerin katılabildiği bir mekanizmada herkesin sesinin duyulması, bizlere yeni dünyaların kapılarını açacak ve kapsamlı çözümler üretmemizi sağlayacaktır. Aksi halde, sesi duyulmayan ve duyulmak istenmeyen bireyler veya topluluklar iklim değişikliğinde en çok etkilenen grupta yer almaya devam edeceklerdir. Özellikle karbon salımını bir an önce azaltması gereken ve endüstriyel çalışmalarda başı çeken ülkelerin acilen yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekiyor.

Konuya biraz daha yerelden yaklaşırsak, daha önceki yıllarda yerel yönetimler tarafından gerçekleştirilen hatalar zinciri, yeni hataları da bünyesine katma gibi bir lükse sahip değil. Zaten var olan etkiyi azaltmak için hatadan ziyade olumlu adımlar atarak, etkiyi hafifletme ve yeni koşullara adaptasyon mekanizmasını iyi çalıştırmak gerekiyor. Aynı şekilde, bireylerin ve toplulukların da tüketim alışkanlarını sorgulaması ve “karbon salımı en az olacak şekilde” yaşam pratiklerini şekillendirmesi çok önemli. Bunun en basit reçetesi ise; fazla lükse eğilim göstermeden, hayatı daha sade yaşamak olabilir. Karbon salımı yüksek evlerde oturmadığımızda, trafikteki araba sayısını arttırmadığımızda veya AVM yerine daha lokal yerlere gittiğimizde inanın değişimin ilk adımını atmış oluyoruz.

 

Barış Can Sever

Köşe Yazıları

Güneşli günler gelecek mi? – Barış Can Sever

“Gölge Etme, Güneşin Önündeki Engelleri Kaldırın” sözüyle meramını açıkça dile getiren Greenpeace Akdeniz örgütlenmesi benim nazarımda büyük üstad Diyojen’e selam göndermiş ve şu sözünü yeniden hatırlatmıştır: “Gölge etme başka ihsan istemem!” (Diyojen, Büyük İskender’e konuşuyor).

Güneş’i pek göremediğimiz fakat havanın da mevsim normalleri üzerinde seyrettiği bu kış döneminin Aralık ayı içerisinde katıldığım değerli çalışmalardan bir tanesi de Greenpeace Akdeniz’in organize ettiği “Güneş Elçileri” isimli eğitim oldu. Uzun soluklu bir çalışma olan bu programın ilk iki eğitimi İstanbul ve Seferihisar’da gerçekleşmiş, bizim dahil olduğumuz Kayseri eğitimi ise yılın son ve üçüncü çalışması olarak yerini almıştı. İzmir’den gelen arkadaşların “İzmir şu an Kayseri’den daha soğuk” dediği, Kayseri yerlilerini de şaşırtan düzeyde ılıman bir hava vardı. İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin etkilerini dünyada ve Anadolu coğrafyasında somut göstergeleriyle yaşarken, ben de Mersin’den otobüsle geliyordum Kayseri’ye ve Niğde-Kayseri karayolu üzerinde sağlı sollu yerini almış güneş tarlalarını izledim bir süre. Programın neden Kayseri’de gerçekleştiğine dair ufak ipuçlarıydı bunlar.

Program devam ederken öğrendiğim ilginç bilgilerden bir tanesi şu oldu. Karadeniz bölgesinin sahip olduğu güneş enerjisi potansiyeli, Almanya’nın en güneyindeki bölgelerin sahip olduğundan daha fazlaydı. Yani, güneşli gün sayısı olarak epey şanslı bir coğrafyadayız. Öte yandan, özellikle Almanya’nın Freiburg şehrinin bulunduğu bölge güneş potansiyelini en iyi şekilde kullanırken, Anadolu coğrafyasının bu potansiyeli etkin bir şekilde kullanamıyor oluşu hem yerelde yaşayan canlılar hem de yaşam alanımız dünya adına pek iç açıcı bir durum değildi. Bu aşamada iki önemli noktaya dikkat çekmek istiyorum. Bu iki noktanın etrafında oluşan diyaloglar da birbirinden çok kopuk değil bugünlerde. Enerji verimliliği ve iklim değişikliği…

Greenpeace Akdeniz’den gazeteci Özgür Gürbüz bu durumu sunumunda şöyle başlıklandırmıştı: Enerji Dönüşümü ve Enerji Demokrasisi. Elimizde bizi yaratıcı düşüncelere sevk edecek bir konu vardı. Bir yandan iklim değişikliği krizinin çözümlerini alternatif enerjilerle desteklemek bir yandan da enerji dönüşümü sürecini daha demokratik bir hale getirmek… Yapısı gereği problematik olan nükleer enerji (bahsedildiği kadar ucuz değil, atık sorunu çözülmeli, kaza riski hep var) ve fosil yakıt grubunda yer alan kömür, petrol, gaz gibi kirli ve sürdürülemeyen kaynaklardan; güneş, rüzgar, biyokütle, dalga ve jeotermal gibi alternatif kaynaklara “Adil Geçişi” sağlayabilmek işin özünü oluşturuyor.

Bu dönüşüm esnasında ve devamında ise sivil toplumun ve bireylerin tüm karar alma süreçlerine aktif katılımı ve bu katılıma engel olunmaması çok önemli. Maalesef bu konuda enerji politika ve karar alma süreçlerine bireylerin ve sivil toplumun dahil edilmesi bağlamında karnede birtakım eksiler var. İşin bir başka boyutunda ise, temiz enerji kaynağı deyip sorgusuz sualsiz hareket etmemek gerekiyor. Her alanda olduğu gibi güneşin, rüzgarın ve diğer kaynakların da önemli detayları var. Yanlış strateji ve politikalarla enerji verimliliği düşebilir veya doğada istenmeyen tahribatlar bırakılabilir. Örneğin güneş enerjisi konusunda güneş tarlalarının sayısını çoğaltmak yerine bireysel santrallenme ve bunun önündeki bürokratik engellerin aşılması çok önemli. Diğer sektörlerde olduğu gibi karar alacıların etkisi altındaki piyasa dinamiklerine terk edilmiş (neo-liberal otoriter yaklaşımlar) bir güneş enerjisi, sivil yaşamı ekonomik anlamda zora sokarken, yanlış uygulamaların da sorgulanmasını engelleyebilir.

İklim değişikliği krizinin gündemde olduğu ve ciddi bir teknolojik-bilişsel dönüşümün yaşandığı bu dönemde böyle bir programın gerçekleştirilmesi çok değerliydi. Greenpeace Akdeniz’den Ozancan İlhan ve Özgür Gürbüz ile GÜNDER’den Faruk Telemcioğlu program çerçevesinde birbirinden değerli bilgiler paylaştı ve program yöneticileri Kayseri Organize Sanayi’de yer alan bir Fotovoltaik Panel üretim fabrikasını ziyaret etmemizi sağladı. Emeği geçen herkese çok teşekkürler…

 

Bu yazı bariscanseverrr.wordpress.com/ dan alınmıştır

 

Barış Can Sever

Günün Manşetiİklim KriziManşet

Bonn’dan bildiren iklim muhabirlerine sorduk: Trump, Paris İklim Anlaşması’ndan çıkarsa ne olur?

ABD’deki basın kuruluşlarına Beyaz Ev’den (White House) ismi verilmeyen kıdemli görevlilerin ulaştırdığı bilgilere göre Donald Trump Paris İklim Anlaşması’ndan çıkacağına dair haberler gelmeye devam ediyor.

Trump’ın bu akşam (1 Haziran) TR saati ile 22:00’de Paris İklim Anlaşması’na dair kararını açıklaması beklenirken gazetemizin Heinrich Böll Stiftung Derneği ve Climate Tracker işbirliği ile 23 – 24 Mart tarihlerinde düzenlediği iklim gazeteciliği atölyesinin ardından Climate Tracker organizasyonu ile 8-18 Mayıs tarihlerinde Almanya’nın Bonn kentinde gerçekleşen iklim müzakerelerini takip eden Elif Cansu İlhan ve Barış Can Sever‘den bu süreci değerlendirmelerini istedik

ABD olmasa bile Çin ve Hindistan var

Elif Cansu İlhan:

İlk bakışta iklim değişikliğinin en büyük sorumlusu olarak kabul edilen ülkenin, bu konuda sorumluluklarını yerine getirmeyecek olması ürkütücü geliyor. Daha ürkütücü bir beklenti de diğer ülkelerin, “Sorumluluğu bu kadar yüksek olan Amerika yapmıyorsa biz neden yapalım?” düşüncesi ile anlaşmadan çekilmesi.

Bir yandan da, Paris Anlaşması’ndan resmi olarak çekilmesi dört yıl sürecek. Bu süre içinde başka birinin başkan olması ve Anlaşma’nın kaldığı yerden devam etmesi seçeneklerden biri.

Trump çekilse bile, Çin ve Hindistan’ın Anlaşma içinde liderlik rolü üstlenme hevesi ve kapasitesi var. Konunun uzmanı pek çok STK temsilcisi, yeni bir lider ve dünya çapında daha aktif adımlar, diğer ülkelerin de Amerika’nın peşinden anlaşmayı terk etmesini önlemeye yetecektir diye düşünüyor.

Trump Amerikasının görüşmelerde sadece gözlemci olacak olması, söz sahibi ve yönlendirici rolünden çıkması ise oldukça olumlu bir adım. Trump yönetiminin, iklim eylemi görüşmelerinde sektör ve kirleticilerin tarafını tuttuğu çok açık. Bu durumda görüşmelerdeki yönlendirici rolünden çıkması, iklim eyleminin işini oldukça kolaylaştırır.

Bence sonunda saflar belli oldu. Trump’tan sonra Amerika’nın, bu konuda durduğu yer aslında sabitti. Bu resmi olarak da netleştiğine göre şimdi iklim eyleminde de safları sıklaştırma zamanı. Güçlü bir eylem planı ile diğer ülkelerin anlaşmada kalması ve katkı beyanlarını arttırması sağlanırsa, çözüm çalışmaları Trump’sız daha hızlı ve kolay ilerleyebilir.  ”

Trump’ın ABD’deki geleceği de belirsiz

Barış Can Sever:

Uzun zamandır kulislerde konuşulan, beklenilen bir durumdu. Panik havasına girmeden durumu iyi analiz etmek gerek.

Uluslararası siyasetin yoğun bir şekilde yaşandıgı bugünlerde farklı aktörler farklı rollere bürünebiliyor. Trump’ın Amerika’daki geleceği  de konuşulan konulardan bir tanesi.

Bazı uzmanlar şimdiden Trump’ın azledilecegini öngörüyor. Bu tarz görüşlere de çok bel bağlamadan devlet-endüstri ağlarının eğilimlerini iyi yorumlayıp, buna göre hareket etmek daha sağlıklı olacaktır.

 

(Yeşil Gazete)

ManşetSivil Toplum

Mersin Adanalıoğlu Mülteci Çocuklar Kış Okulu ilk mezunlarını verdi

Mersin Adanalıoğlu’ndaki mülteci kampında yaşayan Suriyeli çocukların mezuniyet sevincine Mersinliler de eşlik etti. 27 Mayıs Cumartesi günü Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşen etkinlikte mülteci çocuklar, bir süredir devam ettikleri kış okulundan mezun oldu. Eğlenceli geçen bu mutlu günde şarkılar söylendi, danslar edildi, balonlar uçuruldu ve çocukların sevincine salona gelen herkes ortak oldu.

Climate Tracker adına Bonn İklim Değişikliği Konferansı’nı yerinde izleyen ve Yeşil Gazete’ye de haberler geçen Barış Can Sever, mülteci çocukların mezuniyet sevincine ortak olanlar arasında idi. Sever’in kendi blogunda yer verdiği yazısını aynen paylaşıyoruz.

Mülteci Çocukların Mutlu Günü

Mersin’in Adanalıoğlu bölgesinde yaşayan mülteci çocuklar, bir süredir devam ettikleri kış okulundan mezun oldu. Eğlenceli geçen bu mutlu günde şarkılar söylendi, danslar edildi, balonlar uçuruldu ve çocukların sevincine salona gelen herkes ortak oldu.

Mersin Kent Konseyi, MAYA Derneği, Mersin Tabip Odası ortaklığında ve Akdeniz Belediyesi desteğiyle başlatılan Adanalıoğlu Mülteci Çocuklar Kış Okulu’nun minik katılımcıları, tüm zorlukları bir kenara bırakarak mezuniyet gününde doyasıya eğlendi. Etkinliğin yapıldığı Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayı’na geldiklerinde, kendi yaptıkları resimlerden oluşan bir sergi hazır bekliyordu. Aynı zamanda, yaşadıkları çadırlardan eğitim gördükleri yere kadar pek çok fotoğraf da bu sergide yer alıyordu. Salonda yer alan çalışmalar ve günün programı, Mersin’deki gelişmelere uzakta kalanlar adına özetleyici, işin içinde olup o anları paylaşanlar adına ise mutluluk verici nitelikteydi.

Salonda dört bir yana koşuşturan çocukların neşesi herkese umut veriyordu. Savaşların gölgesinde geçen yaşamların birbirine dokunma mücadelesiydi bu. Bir sonraki gün için yaşama sıkıca sarılmanın anlamıydı. Böyle bir atmosferde gerçekleşen etkinliğe çocukların seslendirdiği koro şarkıları eşlik etti. Belki yaşamın yorgunluğu erken çökmeye çalışmıştı üzerlerine fakat onlar aldırış etmiyor, en sıcak gülümseyişleriyle şarkı söylemeye, hoplayıp zıplamaya devam ediyordu. Evet, bugün hoplayıp zıplama günüydü. Çıkarları doğrultusunda insanları yerinden etmeyi umarsızca sürdürenlere inat, hoplayıp zıplamaya devam edecek çocukların günü.

Kendi evini terk etmek zorunda kalmış, gelecek günlerin belirsizliklerine aldırmadan, belki de henüz bu belirsizliklerin farkına varmadan zorlu koşullarda yaşamını sürdürenlere destek olan herkese çok teşekkürler. Bitirirken, bu tarz çalışmalara daha çok ihtiyacımız olduğunu yürekten söylemek gerekiyor. Dayanışma çalışmalarına herhangi bir sebepten dolayı henüz katılamayan sevgili dostlar, hiçbir şey için geç değil. Yarın atılacak ufak bir adım pek çok şeyi değiştirebilir…

 

(Yeşil Gazete, Barış Can Sever.wordpress.com)

 

Kategori: Manşet

Hafta Sonuİklim KriziManşet

Çok taraflı değerlendirme toplantısı: Kanada örneği ve Türkiye için dersler – Barış Can Sever

Bonn 2017 İklim Değişikliği Görüşmeleri tüm hızıyla devam ediyor. Konferansın hızı ve yoğunluğu tüm katılımcıları içine çekmiş durumda. 12 Mayıs cuma günü sabahı, yine böyle bir atmosferin başlangıcı Çok Taraflı Değerlendirme Toplantısı – Multilateral Assessment (ÇTD) ile gerçekleşti. Bu sırada diğer salonlarda, iklim değişikliği ile ilgili çeşitli konular üzerine odaklanan oturumlar ve değerlendirmeler devam ediyordu. Genel amacı, farklı ülkeleri bir araya getirip, iklim değişikliği konusunda bireysel olarak ülkelerin neler yaptıklarını öğrenmek üzerine kurgulanmış ÇTD’nin bugünkü katılımcıları şu ülkelerdi: Belarus, Kanada, Fransa, Yunanistan, İzlanda, İrlanda, Kıbrıs/Güney Kıbrıs, Japonya, Kazakistan, Lüksemburg, Monako ve Portekiz.

Toplantının ilk sunumunu Kanada temsilcisi gerçekleştirdi. Yapılan sunumun tam adı Kanada’nın İklim Değişikliği için Aksiyonları ve Hedefleri – Canada’s Climate Change Actions and Targets idi. Sunuma başlarken Kanada temsilcisi, toplantının farklı uygulamalara ve koşullara sahip çeşitli ülkeleri bir araya getirmesinden dolayı memnuniyetini dile getirdi. İklim değişikliği konusunda umut verici fakat atılacak adımlar bağlamında somut detayların merak edildiği sunumda, Türkiye’nin de kendi adına çıkaracağı dersler vardı. İster istemez bu yazı, toplantı formatı gereği bu buluşmayı izleyici olarak takip eden Türkiye adına daha da önemli bir hale geldi.

Kanada’nın sunumuna biraz daha yakından bakacak olursak, kömür kaynaklı enerji üretimine oldukça pay ayıran ülkelere örnek olacak nitelikte bir planları olduğunu söyleyebiliriz. İklim değişikliğinde rolü bulunan fosil yakıt kullanımı ve karbon salımını azaltmaya yönelik stratejileri bulunuyor. Bu olumlu planlardan bahsederken kısaca şunu da belirtmeden devam etmeyelim: Katran kumu ve petrol hatları çalışmaları nedeniyle Kanada’da uzun süredir devam eden, çok ciddi bir yerli halklar mücadelesi var. Öte yandan, 2030 yılına gelindiğinde kömürden elektrik üretimini tamamen sonlandırabileceklerini belirtirken, aynı zamanda düşük karbon ekonomisine geçiş yapmak istediklerini vurguluyorlar. Harekete geçme ve uluslararası politik-ekonomi gibi faktörleri (ne kadar engel olacak) yakından takip edip, süreci izleyeceğiz. Bu noktada Kanada’nın kağıt üzerindeki stratejilerini benimsemesi gereken ülkelerden biri de Türkiye. Kömürlü termik santrallere yapılan ısrarlı yatırım, iklim değişikliğini engellemekten ziyade karar alıcıların başka amaç ve düşüncelere sahip olduğunu akla getiriyor.

Kanada’nın, metot olarak çeşitli alternatifleri devreye sokmaya çalıştıklarını görmekteyiz. Kanada, Paris Anlaşmasına önem atfediyor ve yaptıkları çalışmanın Paris anlaşmasıyla uyumlu ilerleyeceğinden bahsediyor. Umuyoruz teorideki sözler, pratik olarak da gerçekleşir. Bahsedilen bir başka yöntem; yereldeki insanlara danışarak onlarla birlikte iklim değişikliği konusunda harekete geçmek. Yerelde yaşayan insanların tecrübe ve bilgilerinden yararlanmak küresel bağlamda gerçekten çok değerli. Pratikte zaman zaman tersi gerçekleşse de, Kanada gibi diğer ülkelerin de bu tarz söylemlere sahip olması çok önemli. Söylemden de öte bunu uygulayabilmek, sadece iklim değişikliğine değil, demokrasi, sosyo-politik haklar vb. koşullar adına umut verici olacaktır. Bu noktada, demokratikleşme süreci içerisinde belli problemler yaşayan Türkiye adına, bu yöntemi uygulamak bireylerin ve halkların sosyal psikolojileri açısından olumlu bir hava yaratacaktır.

 

Barış Can Sever / Bonn-Almanya    

Kategori: Hafta Sonu

İklim KriziManşet

[Yeşil Gazete Bonn’dan bildiriyor] Homo Sapienslerin iklim temsilcileri neden buluştu?

Çeşitli ülkelerden insanlar, yani taksonomik adıyla homo sapiensler Bonn’da neden buluştu? Buluşmanın nedenleri, iklim değişikliğinin tahmini sonuçlarını engellemek için geçerli bir sebep olacak mı veya insanlar; belli kişi, grup, siyasi oluşum ve şirketlerin çıkarlarını korumaya devam edip doğal felaketlerin önüne geçilmesine engel mi olacak?

Tüm bu sorular zihnimi kurcalarken, vize problemi nedeniyle hafta ortasında ancak gelebildiğim Bonn’da inanılmaz yeşil bir şehir karşıladı beni. “Aynı yeşil atmosferi İklim Değişikliği Görüşmelerinde (Climate Change Talks) görebilecek miyim” merakıyla konferansın gerçekleştiği alana hareket ettim.

Tam adı United Nations Framefork Convention on Climate Change (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi) olan bünyenin etrafında toplanan politikacılar, gazeteciler, sivil toplum örgütleri, endüstri lobileri vb. pek çok aktör, 2017 Bonn Görüşmeleri için bir haftaya yakın bir süredir Bonn’daki Dünya Kongre Merkezi’nde toplanıyordu. Hafta ortasında gelmiş olmakla tam bir girdabın içerisine girdiğimi hissederken, birlikte çalıştığım ekibim Climate Tracker aracılığıyla ortama hızlı adapte oldum. Birleşmiş Milletler binasının nehir manzaralı bir kafeteryasında yediğimiz yemek sonrası bu yazıyı kaleme alarak artık girdabı yaratan atmosferin bir parçasıydım.

Bu ilk günde ortama hızlı ısınmamı sağlayan bir diğer olay, ülkeleri karbon salınımları konusunda ve fosil yakıt endüstrisini çevreye verdiği zararlar bağlamında daha fazla sorumluluk almaya çağıran bir eylem oldu. Alacakları sorumluluklarla küresel ısınmanın 1.5C’nin altında tutulması ve iklim değişikliğinin önlenebilme ihtimali hatırlatıldı. Konferans salonun ortasındaki merdivenlerde sıralanan grubun çalışması oldukça yaratıcı ve etrafta bulunan paydaşların dikkatini çeken bir olaydı. İlk dakikada karşılaştığım bu eylem sonrasında devam eden dakikaların ve günlerin de epey enteresan geçeceğini düşündüm.

 

Burada toplanan aktörlerin farklı beklentileri ve amaçları olsa da, pek çok kişinin aklındaki soru fosil yakıt endüstrisi, fosili toprağın altında bırakıp yenilenebilir enerjiye yatırım yapacak mı? İlaveten, “gelişmiş ülkeler” ile “gelişmekte olan ülkeler” arasındaki farklılıklar nedeniyle sorumluluklar adilane bir şekilde paylaşılacak mı? Tüm bu soruları güncel anlamda kızıştıran bir başka konu da, Amerika’da Trump’ın başa gelmesi ve iklim konusuna bilimsel verilerin tersi yönde bir yorum getirmesi, COP23 (Kasım ayında yine Bonn’da düzenlenecek olan Taraflar Konferansı) öncesi Paris Anlaşması’nın devamlılığını sağlayacak gelişmeleri yavaşlatır mı sorusunu akıllara getiriyor. Tüm bu sorular yine kafalarımızı kurcalarken, bir yandan da işin teknik ve sosyal boyutlarıyla ilgili meseleler farklı oturumlarda ele alınmaya devam ediyor.

Haber: Barış Can Sever

(Yeşil Gazete)

Kategori: İklim Krizi

Günün Manşetiİklim KriziManşet

İklim Gazeteciliği Atölyesi makale yarışmasının kazananları Bonn iklim değişikliği konferansına katılıyor

23 – 24 Mart tarihlerinde İstanbul Galatasaray’da bulunan Cezayir Toplantı Salonu’nda Yeşil Gazete , Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği ve Climate Tracker ortak organizasyonu ile gerçekleştirilen “İklim Gazeteciliği Atölyesi” katılımcılarından Elif Cansu İlhan ve Barış Can Sever’, 8 – 18 Mayıs 2017 tarihlerinde Almanya’nın Bonn kentinde düzenlenecek “İklim Değişikliği Konferansına katılmaya hak kazandı.

İlhan ve Sever atölye sonrasında iklim değişikliğine dair hazırladıkları yazılarının bir gazete ya/ya da kendi bloglarında yayınlanmasının ve Climate Tracker seçici kurulu ile paylaşılmasının ardından düzenlenen makale yarışması sonucunda kazanan isimler oldu.

Elif Cansu İlhan ve Barış Can Sever’den tüm bu süreci Yeşil Gazete okurları için değerlendirmelerini istedik.

Elif Cansu İlhan: Bonn’dan da Yeşil Gazete için bildirmeye devam edeceğiz

Yeşil Gazete , Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği ve Climate Tracker ortak organizasyonu ile gerçekleştirilen “İklim Gazeteciliği Atölyesi” sonuncunda verilen burs ile, Barış ve ben, Climate Tracker’dan eğitmenlenlerimiz ile birlikte, Bonn’da düzenlenecek UNFCC konferansına katılacağız.

Climate Tracker ve Yeşil Gazete’den, hepimize ilhan olan insanların eğitmen olduğu, Andreas’ın, Jedi yeteneklerimiz dahil pek çok şeyi kullanmayı öğrettiği eğitim inanılmaz keyifli ve motive ediciydi. En büyük kazanımının Bonn olmadığını, yarışma için makale yazarken anlamıştım. Güzel insanlarla tanıştım, çok kıymetli bilgiler edindim, keyif alarak bir şeyler ürettim.

Şimdi 6-14 Mayıs tarihlerinde, Barış’la birlikte, Climate Tracker eğitmenlerimiz rehberliğinde, Bonn’dan UNFCC izlenimlerimizi paylaşacağız. UNFCC, her yıl Bonn’da ve Mayıs ayında düzenlenen, iklim değişikliği üzerine bir BM konferansı. Yani iklim meselesine ilgi duyanlar için orada olmak büyük heyecan.

Marakeş sokaklarında serseri mayın gibi dolaşma deneyimimin ardından, böyle bir ekiple birlikte olacak olmak benim için çok rahatlatıcı. Orada zaten, Alper‘in her ihtiyaç duyduğumda yardım edip, toparlayacağını öğrenmiştim.

Biz, Yeşil Gazete’den bildiriyor olacağız, görüşmek dileği ile…

Barış Can Sever: Kariyer planım iklim değişikliği nedeniyle yaşanacak göçler üzerine çalışmak

İklim değişikliği ve buna eklemlenen konulara ilgim son yıllarda oldukça artmıştı. Bu nedenle araştırmalar yapıyordum ve daha şimdiden ileride doktoraya başvurursam, iklim değişikliği nedeniyle yaşanacak göçler üzerine çalışabileceğimi düşünüyordum. Aynı zamanda yaklaşık 4 yıldır, yerel online bir gazetedeki yazı deneyimim beni iklim konusunda yazılar yazmaya teşvik ediyordu.

Atölye duyurusunu görür görmez bu çalışmaya başvurumu kesinlikle yapmalıyım diye içimden geçirmiştim. İçimden geçirmekle kalmayıp hemen başvurumu yaptım. Türkiye’de gazetecilik alanında filizlenmeye başlayan bir alan olan iklim gazeteciliği adına atölye çalışması düzenlenmesi çok iyi bir fikir ve fırsattı. Bilgi dolu ve verimli geçen iki günün ardından Bonn’a gitmeye hak kazanmamı sağlayan makale yarışması başlamıştı. Şimdiye kadarki bilgi ve deneyimlerimi yazıya döküp, kamuoyuyla paylaşmanın önemli bir dönüm noktası olacağını hissettim. Yarışmanın ödülü ise, yaşam deneyimlerime adını kazıyacağım türden bir davetti. Bu makalemin incelenmesi ve devamında yapılan online görüşme sonrası Bonn’a gideceğimi öğrendim ve geldiğim noktanın şaşkınlığı içerisinde ileriye dönük fikirler üretmeye ve iklim değişikliği konularını nasıl daha iyi aktarabilirim gibi sorular üzerine düşünmeye başladım.

Bonn’da gerçekleşecek İklim değişikliği konferansı boyunca çeşitli uzmanlarla bir araya gelip, onlardan konuya dair detaylı bilgiler alabilmeyi dört gözle bekliyorum. Aynı zamanda yoğun bir şekilde bu bilgileri çevremle paylaşma gayreti içerisinde olacağım. Umarım güzel bir deneyim olur ve tüm canlılar adına olumlu işler çıkarırız.

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Köşe Yazıları

Mersin’de 31. yıldönümünde Çernobil hatırlandı, Akkuyu konuşuldu – Barış Can Sever

28 Nisan Cuma günü Mersin Tabip Odası’nda çök önemli ve değerli bir panel vardı. Ben de bu panelin konuşmacılarından Andrey Ozharovskiy’nin söylediklerini salona çeviriyordum. Böyle önemli bir çalışmanın merkezinde olmak, haberini yapmayı düşündüğüm bu etkinliği kaleme almak için ayrı bir motivasyon kaynağı oldu benim için. Sadece Mersinlileri değil, geniş bir bölgeyi ve etrafımızda yer alan ülkeleri çok yakından ilgilendiren Akkuyu nükleer santral projesi, Dünya tarihinde yer alan trajik bir başka olayın anma gününde gerçekleşti.

Soldan sağa, Ful Uğurhan, Erkan Demir, Pınar Demircan ve Andrey Ozharovsky

Çernobil faciasının üzerinden 31 yıl geçmesine rağmen, Mersin bu panelde Çernobil’i unutmadı ve detaylarıyla Akkuyu’yu konuştu. Panelde, Mersin Nükleer Karşıtı Platform’dan Mersin Tabip Odası Başkanı Dr. Ful Uğurhan, Jeoloji Mühendisleri Odasından  Erkan Demir, Yeşil Gazete yazar ve editörlerinden aynı zamanda  Nükleersiz.org’dan Pınar Demircan ve Nükleersiz.org’un daveti ile Rusya’dan Mersin’e gelen, nükleer konusunda uzman aktivist fizikçi Andrey Ozharovsky, Nükleer santrallerin problemleri ve zorlukları hakkında paylaşımlarda bulundu.

Konunun farklı yönleri panelistler tarafından dile getirilirken, işin teknik kısmı, bu teknik kısmı yönlendiren şirket Rosatom (şirket/devlet karışımı bir yapı da diyebiliriz) ve olası bir faciada yaşanacaklar panelin odak noktalarıydı. Sunumlarda yapılan ülkeler arası karşılaştırmalar, açıklanan bilimsel veriler ve yaşanan olaylara dair görseller, panelin ortaya koyduğu tezleri dinleyiciler için güvenle doğruluyordu. Dünya üzerinde nükleer santrallerin sayısı her geçen gün azalırken, güvenilir olmayan bir kuruma/şirkete bölgemizde bir nükleer santrali teslim etmenin tam anlamda bir intihar olduğu herkes tarafından onaylanmıştı. Rus aktivist Ozharovskiy, yozlaşmış yapılara karşı ısrarla uluslararası dayanışmanın altını çiziyordu.

Panel sonrasında, panel katılımcıları ve dinleyiciler hep birlikte Hibakuşa’lar Olmasın isimli sergiyi gezdi. Türkiye’de ve Dünyada radyasyon mağduru olarak sağlıklarını yitiren kişilere adanan sergi, salona gelenler tarafından dikkatlice incelendi. Panelin çarpıcılığı ve serginin gözler önüne serdiği yaşanmışlıklar, gelenleri etkilemeye devam ederken, onları konuya dair derin sohbetlere sevk ediyordu. Panel için tamamlayıcı nitelikte olan bu sergi, panelin teması olan yaşananlardan ders çıkarmak kavramını hepimize yeniden hatırlatmıştı.

Akkuyu’daki santralin inşaat süreci tüm hızıyla devam etse de, Dünya üzerinde tamamlandığı halde çalıştırılmayan nükleer santral örnekleri yüreklere az da olsa su serpti. 21. yüzyılın yarısına geldiğimizde sayıları iyice azalacak olan nükleer santrallerin yerini temiz ve güvenli enerji modellerinin alacak olması, Mersinliler adına umudu arttıran bir diğer özellikti. Bu öngörülerle beraber, halk sağlığı teminatının araştırmadan, bilgiden, dayanışmadan ve mücadeleden geçiyor olması, unutulmaması gereken bir gerçeklik olarak belirdi. Düşünce, söz ve aksiyonun buluşması tüm canlılar için en iyi seçenek olmalıydı.

 

Barış Can Sever

[email protected]