Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Avrupalıların yüzde 86’sı yenilenebilir enerji talep ediyor – Oral Kaya*

Avrupa İklim Vakfı tarafından on Avrupa ülkesinde yapılan anketlerde, yurttaşların yaşadıkları yerlerde yenilenebilir enerji kaynakları ile çalışan enerji santrallerini tercih ettiği ortaya çıktı. Sonuçlar, daha fazla yenilenebilir enerji ile beraber, yerel düzeyde daha fazla kontrol de talep ettiklerini gösteriyor. Aynı şekilde çalışma, Avrupa halkının yenilenebilir enerji kaynakları ile üretimin yapılmasını da daha fazla desteklediklerini ve daha verimli enerji kullandıklarını ortaya çıkarıyor.

Anket çalışması, rüzgar ve güneş enerjisine verilen kamu desteğini daha iyi anlamak için 10 Avrupa ülkesinde gerçekleştirildi.

Avrupa İklim Vakfı (ECF) tarafından yapılan anketlerde sürekli olarak yurttaşların yüksek oranda yenilenebilir enerji kaynaklarına destek verdiği sonucu çıkıyordu. Fakat yeni yayınlanan bu raporda, Avrupalıların yalnızca daha fazla yenilenebilir enerji değil, aynı zamanda yerel düzeyde yapılacak olan yenilenebilir enerji yatırımlarında daha fazla söz sahibi olmak istediklerinin altı çiziliyor. Ayrıca yerelde kurulacak yenilenebilir enerji kooperatiflerine katılmaya daha fazla gönüllüler ve hükümetlerin güneş ve rüzgar enerjisinin yaygınlaştırılmasını hızlandırmak için de önlemler almasını savunuyorlar.

Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, İspanya, Almanya, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan’da 24 Eylül – 6 Ekim 2021 tarihlerinde 18 yaş üstü 10.547 yetişkin üzerinde yapılan anketin önemli sonuçları kısaca şöyle:

  • Ankete katılanların %86’sı, yaşadıkları yerin yakınında inşa edilecek yeni rüzgar ve güneş projelerini destekleyeceklerini belirtiyor.
  • Ankete cevap verenlerin %70’i bölgelerinde yeni rüzgar santrallerini istiyor.
  • Yeni rüzgar ve güneş santrallerinin inşasına olan destek, her ülkede zaten bir tanesinin yakınında yaşayan insanlar arasında daha yüksek.
  • Buna karşılık, Avrupalıların %65’i yeni bir nükleer santralin inşasına karşı. Aynı zamanda %67’si yaşadıkları yerin yakınında fosil yakıtlı kömür, petrol veya doğalgaz ile çalışan yeni bir elektrik santralinin kurulmasını istemiyor.
  • İnsanların çoğunluğu (%68), tüm yeni binaların güneş panellerine sahip olmasının zorunlu hale getirilmesini talep ediyor. Bu karar için en yüksek destek İtalya (%84), İspanya (%83), Yunanistan (%77), Bulgaristan (%74), Birleşik Krallık (%70) ve Romanya’da (%70).
  • Avrupa genelinde ankete katılanların %61’i kendi bölgelerinde bir enerji kooperatifi kurulması halinde büyük olasılıkla bu enerji kooperatifine katılacaklarını söylüyor. En yüksek destek oranları ise şöyle: Romanya (%85), İtalya (%75), Bulgaristan (%75), Polonya (%74), Yunanistan (%71) ve İspanya (%69).
  • Avrupalıların sadece %18’i hükümetlerinin “iklim değişikliği ile mücadele etmek için gerçekçi olarak ellerinden gelen her şeyi” yaptığını düşünüyor.

Avrupa Yenilenebilir Enerji Kooperatifleri Birliği (REScoop.eu) başkanı Dirk Vansintjan, anket sonuçlarıyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu rakamlar, hükümetlerin gerçekleştireceği enerji yatırımlarına karar verirken dikkate alması gereken, yerel halkın yenilenebilir enerji lehine büyük bir talepleri olduğunu gösteriyor. Aynı şekilde yurttaşların kendi bölgelerinde gerçekleşecek enerji yatırımlarına sahipliği, sosyal kabul açısından da önemli bir gerçektir.”

Anket ile ilgili tüm ayrıntılar için tıklayın

(*) TROYA Çevre Derneği

Kategori: Hafta Sonu

EnerjiManşet

Enerji verimliliğinde 5D modeli: Dağıtım, dijital, demokratik, düşük karbon ve yer değiştirme

Ekonomi Gazetecileri Derneği ve SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi ortaklığında düzenlenen “İklim Ekonomisi” başlıklı yuvarlak masa toplantısı, Türkiye ekonomi basınının önde gelen isimleri ve yenilenebilir enerji, iklim ekonomisi konularında uzman temsilcilerin katılımıyla yapıldı.

EGD’nin bu yıl onuncusunu düzenleyeceği Küresel Isınma Kurultayı öncesinde Avrupa İklim Vakfı’nın İklim Ekonomisi projesi kapsamında karşılıklı görüş alışverişinde bulunmak için bir araya gelen katılımcıların ana gündem konusu, enerjide küresel gelişmelerin Türkiye’ye etkileri oldu.

“Bir santral kurmaktansa o santralin üreteceği enerjiyi tasarruf etmek daha ucuz”

Toplantının açılış konuşmasını yapan SHURA Enerji Dönüşüm Merkezi Yönlendirme Komitesi Başkanı Selahattin Hakman, elektriğin keşfedilip pratik olarak kullanılmaya başlanılmasından beri, yani yaklaşık 120 yıllık bir süreçte insanoğlunun enerji kullanımının içindeki elektriğin payı sürekli arttığını belirterek bugün dünyada tüketilen enerjinin yüzde 22-23 kadarının elektrik enerjisi olduğunu ifade etti.

Konuşmasında elektrik tüketimiyle ilgili kaygılara değinen Hakman, mevcut sistem içerisinde elektrik tüketiminde arz güvenliğini sağlamak, elektriğin fiyatını ulaşılabilir kılmak ve çevreye zarar vermemesini sağlamak için enerji verimliliği ve yenilenebilir enerjiyi çözüm olarak görmek gerektiğini söyledi.

Enerji verimliliğinin artmasının elektriği temin etmenin en ucuz yolu olduğuna dikkat çeken Hakman, “Bir santral kurmaktansa o santralin üreteceği enerjiyi tasarruf etmek daha ucuzdur” şeklinde konuştu.

Enerji verimliliğinde 5D modeli

Hakman, enerji açığına dair 4D isimli bir modeli çözüm önerisi olarak paylaştı.

Dağıtım, dijital, demokratik ve düşük karbon modeliyle enerjide bir dönüşüm sağlanabileceğini ifade eden Selahattin Hakman, Türkiye’de enerji verimliliği ile ile ilgili çok önemli adımlar atıldığını, buna rağmen halen yapılanların yeterli olmadığını hatırlattı.

İklim Ekonomisi Projesi kapsamında yapılan buluşmada ABD ve AB ülkelerinde enerji piyasaları ve düzenlemeleri konusundaki uzmanlığı ve Türkiye’deki tecrübesiyle konusunun önde gelen uzmanlarından Regulatory Assistant Project’in Kıdemli Danışmanı Michael Hogan ise, küresel ölçekte enerji piyasaları öngörülerini sundu.

Hogan, Selahattin Hakman’ın önerdiği 4D modeline yer değiştirme (displacement) maddesini de ekleyerek eski ve az verimli olan kaynakların yerinin yeni kaynaklarla değiştirilmesi gerektiğini ifade etti.

Toplantının devamında, Türkiye’nin enerji sektöründeki dönüşüm olanaklarına değinen SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Dr. Değer Saygın,  düşük karbonlu enerji sistemine geçişte fiyatlandırma stratejileri ve düşük maliyetli finansman seçenekleri konularını gündeme getirdi.

SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi, Türkiye’deki mevcut enerji teşviklerinin yapısı ve ölçeği hakkında analitik bilgi üretmek ve teşviklerin düşük karbon ekonomisine geçiş sürecinde değerlendirilmesi üzere bir çalışma hazırladığını belirten Saygın, “Araştırmanın ön bulguları, Türkiye’de elektrik üretim zincirindeki farklı alanlarda teşvikler olduğunu gösteriyor. Bunların içinde yenilenebilir kaynaklar için garantili satış fiyatları, lisanssız üretim teşvikleri gibi ödemeler mevcut. Bunlara ek olarak perakende pazarında da teşvikler de bulunmaktadır.” dedi.

 

(Yeşil Gazete)

Kategori: Enerji

İklim KriziManşet

Önde gelen 27 bilim insanından ortak bildiri: Temiz, verimli, düşük karbonlu kömür diye bir teknoloji yok!

Basın toplantısından - Prof. P. R. Shukla ve Dr. Bert Metz

Basın toplantısından - Prof. P. R. Shukla ve Dr. Bert Metz

Varşova – Avrupa İklim Vakfı, ECF’in bu sabah Varşova’da, iklim zirvesine paralel olarak düzenlenen kömür zirvesinin yapıldığı Polonya Ekonomi Bakanlığı binasının karşısındaki Sheraton otelinde düzenlediği basın toplantısında konuşan eski IPCC 2. Çalışma Grubu başkanı Dr. Bert Metz, önde gelen 27 bilim insanının imzaladığı bir bildiriyi açıklayarak, kömür endüstrisinin yüksek verimli kömür iddialarının gerçekleri yansıtmadığını söyledi.

Profesör P. R. Shukla ve Dr. Metz’in açıkladığı bildiri, ECF’in girişimiyle hazırlanmış ve aralarında Postdam İklim Enstitüsü’nden Prof. John Schllnhuber, Uygulamalı Ekoloji Enstitüsü’nden Dr. Felix Christian Matthes, Ecofys’ten Dr. Niklas Höhne, MIT’den Prof. Jeffrey Stenfield ve Union of Concerned Scientist’den Prof. Peter C. Frumhoff‘unda bulunduğu, iklim ve enerji konularında önde gelen 27 bilim insanının imzasını taşıyor.

Grubun sözcüsü olan Hollandalı iklim bilimci Dr. Bert Metz, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 3. (2001) ve 4. (2007) Değerlendirme Raporları’nda iklim değişikliğinin nasıl durdurulması ve sera gazı azaltımının (mitigasyon) nasıl sağlanması gerektiği üzerine çalışan 2. Çalışma Grubu’nun başkanlığını yapmıştı. Halen Avrupa İklim Vakfı’nın Danışma Kurulu üyesi olan Dr. Metz ayrıca Kyoto Protokolü görüşmelerinde Hollanda delegasyonunun da başındaydı.

Böylesine önemli bilim insanlarının ortak imzasıyla açıklanan bildiri kömür endüstrisinin iddialarını ayrıntılı bir biçimde hazırlanmış rakam ve grafiklerle çürütüyor. İşte bildiriden satır başları:

Yeni kömür santralleri 2 derece hedefiyle çelişir

– Bildiride “unabated“, yani karbonu tutulmamış kömürlü termik santrallerin hiçbir şekilde düşük karbonlu sayılamayacağı söyleniyor. Toplantıda, burada belirtilen “karbon tutma” teknolojisinin henüz ticari olarak kullanılabilir hale gelmediğini hatırlatan Dr. Metz, pratikte tüm kömür santrallerinden bahsettiklerini, ancak teknik olarak, henüz teorik düzeyde de olsa, karbon tutma teknolojileri olduğu için bu ayrımı yapmaları gerektiğini söyledi.

– En verimli kömür santrallerinin bile karbon emisyonunun yenilenebilir enerji sistemlerine göre en az 15 kat, doğal gaza göre 2 kat fazla karbon saldığı kaydedilen bildiride, “yüksek verimli düşük emisyonlu kömür yakma teknolojileri” diye bir terim kullanılmasının yanıltıcı olduğunu belirtiliyor. En verimli kömür satralleri kilovat saat başına 750 gram karbondioksit salarken, verimli gaz santralleri 350 gram salıyor. Yenilenebilir enerji santralleri işletimleri esnasında hiç CO2 salmamakla birlikte, üretimleri sırasında salınanlar dahil tüm ömürleri boyunca sorumlu oldukları CO2 salımları şöyle: Kilovat saat başına, rüzgar 10-20 gram, güneş (fotovoltaik) 35-50 gram, güneş (termal) 15-30 gram.

Kömür kısıtlı karbon bütçemizi hızla tüketir

– Bildiride petrol ulaşımda kullanıldığı için yerine yenilenebilir enerjinin konmasının daha zor olduğu, oysa elektrik üretiminde kullanılan kömürün, yerini kolaylıkla yenilenebilir enerjiye bırakabileceği söyleniyor. 2010’da Cancun’da yapılan 16. iklim zirvesinde bütün ülkelerin küresel sıcaklık artışını 2 derecede tutmakta anlaştıkları, hatta 1,5 derecede tutmayı hedefledikleri hatırlatılan bildiride, IPCC raporuna göre ısınmayı %66 olasılıkla 2 derecede sınırlamak için bundan böyle dünya ülkelerinin en fazla 1050 gigaton CO2 salabileceği söyleniyor. Bu da bilinen küresel fosil yakıt rezervlerinin 3863 gigaton olan karbon içeriğinin yaklaşık dörtte birine denk geliyor. Bu toplam rezervin yarısından fazlasını (2191 gigaton) kömür oluşturuyor.

Grafikte mevcut fosil yakıt rezervlerri üstte (soldan sağa petrol, doğal gaz, kömür), 2 dere için gerekli karbon bütçesi altta görülüyor

Bu son derece kısıtlı karbon bütçesinin hazırda kolay alternatifleri olmayan deniz ve hava yollarıyla karayolu yük taşımacılığı için ayrılması gerektiği açıklanan bildiride, bu nedenle de kömür kullanılan enerji sistemlerinin yerlerini mümkün olan en kısa sürede karbonsuz alternatiflere bırakması gerektiği kaydediliyor. Bir kömürlü santralin 40-50 yıl çalıştığı belirtilen bildiride, karbon dioksitin atmosferde yüzlerce yıl kaldığı da hatırlatılarak, verimli de olsa yeni kömür santralleri kurmanın karbon emisyonlarının düşmesine değil, artmasına ve kalıcı hale gelmesine hizmet edeceği belirtiliyor.

Kömürdeki artış hızı 6 dereceden fazla ısınmayı garantiler

– Mevcut gidişat ise endişe verici. Kömürden enerji üretimindeki artış hızı, dünyanın yüzyıl sonuna kadar 6 dereceden fazla ısınmasına neden olacak kadar fazla. Uluslararası Enerji Ajansı‘nın (IEA) 2012 raporundaki projeksiyona göre, kömürün birincil enerjideki payının artış hızı 6 derece ısınmayı ganatileyecek hızın üzerinde seyrediyor. Alttaki grafikte kırmızı kesikli çizgi 6 dereceyi garantileyecek kömür kullanımı artış hızıyken, son yıllardaki gerçek artış hızı bunun üzerindeki siyah kesikli çizgide gözleniyor.

Kömürün enerjideki kullanım hızı üstteki siyah çizgde görülebilir. Kırmızı çizgi bile 6 derecelik ısınmayı garanti ediyor.

– Bildiride önümüzdeki karbon bütçesinde kömüre kesinlikle yer olmadığı açıklanıyor. Yeni ve daha verimli teknolojilerle yenilenen ve ömrü 40-50 yıl daha uzatılan kömür santrallerinin de gidişata zarar vereceği belirtiliyor. Bildiride yüzlerce bilim insanının katılımıyla 2012’de yapılan bir hesaba göre ısınmayı 2 derecede sınırlamak için kömürün toplam enerji üretimindeki payının 2050’ye kadar %80-96 azaltılması gerekiyor. Aşağıdaki grafikte siyah alan kömürü gösteriyor.

Isınmayı 2 derecede sınırlamak için kömürün enerjideki payı 2050'ye dek %80-96 azaltılmalı

– Bildiride enerji kaynaklarının maliyetleri de karşılaştırmalı olarak veriliyor. OECD ülkelerinde fosil yakıtlardan enerji üretmenin maliyet spektrumuyla (aşağıdaki grafikteki gri alan) diğer enerji kaynaklarını karşılaştıran bir çalışmaya göre sağlık ve iklim üzerinde yarattığı maliyet de hesaba katıldığında halen karasal rüzgar santralleri, hidroelektrik ve jeotermal enerji kömürden ucuz veya aynı fiyata geliyor.

Enerji kaynaklarının karşılaştırmalı maliyetleri

Bunun piyasaya da yansıdığı söylenen bildiriye göre 2012’de açılan yeni enerji üretim kapasitesinin %42’sini büyük barajlar dahil olmamak üzere yenilenebilir enerji oluşturuyor.

Kalkınma bankaları kömüre finansman sağlamayı durdurdu

– Bildiride ele alınan bir nokta da artık kalkınma bankalarının kömür endüstrisini finanse etmekten vazgeçmiş oldukları. Dünya Bankası, ABD Exim Bank, Avrupa Yatırım Bankası gibi yatırım kuruluşları artık istisnai durumlar dışında yeni kömür santrallerine finansman vermiyorlar. ABD’de Çevre Koruma Ajansı kömür santrallerine ilişkin düzenleyici mekanizmalar açıklarken, Çin de özellikle hava kirliliğiyle ilgili kaygılar nedeniyle üç kıyı bölgesinde yeni kömür yatırımlarını durdurdu.

Bilim insanlarının bildirisi “temiz kömür” söyleminin ne kadar yanıltıcı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Ümit Şahin – Yeşil Gazete

 

 

Kategori: İklim Krizi