Bilim-TeknolojiManşetSağlıkYaşam

Bir işe uzun süre zihinsel çaba harcamak neden bu kadar yorucu?

0

Zihinsel olarak zorlayıcı görevlerle dolu bir iş günü, kendinizi bitkin hissetmenize neden olabilir.

Uzun saatler boyunca zihinsel olarak belli bir işi takip ettikten sonra muhtemelen yapılacaklar listenizdeki diğer bir zorlu göreve başlamak veya yaratıcı bir düşünceye zaman ayırmak yerine, televizyon izlediğiniz rahatlatıcı bir akşamı tercih edersiniz.

Geçen ay yapılan bir araştırma, bu tanıdık fenomen için biyolojik bir açıklama sunuyor: Çok düşünmek, beynin işleyişini bozabilecek kimyasalların birikmesine yol açıyor.

Bilim insanları bir süredir zihinsel kaynaklarımızın neden tükendiğine dair bir açıklama bulmakta zorlanıyor.

Araştırmacılar genelde, uzun süreli ve yorucu zihinsel çabanın, enerjiye aç olan beyni besleyen glikoz ve diğer önemli maddelerin tükenmesine yol açtığını varsaydılar.

2000’li yıllardaki deneyler bu görüşü destekledi ve bunların sonucunda insanların bilişsel olarak zorlu bir görevden sonra kan şekerinde bir düşüş yaşadığını ve şekerli bir içecek tüketmenin performansı artırabileceği kaydedildi.

Ancak sonraki çalışmalar bu sonuçları yeniden üretemedi.

Fransa‘daki Pitie-Salpetriere Hastanesi‘nden bilişsel sinirbilimci Antonius Wiehler, “Tüm çalışmalara birlikte bakarsanız, ortalama olarak, hiçbir etki görülmedi” diyor.

Wiehler ve meslektaşı Mathias Pessiglione, 2016’da yaptıkları bir deneyde uzun süreli zihinsel çaba gerektiren görevlerin, insanları uzun vadede  daha büyük bir ödül yerine hemen tatmin olacakları küçük bir ödülü seçmeye daha yatkın hale getirdiğini göstermişti. (İki hafta sonra 50 dolar almak yerine hemen 40 dolar almak gibi.)

Bu davranış değişikliğiyle beraber deneklerin lateral prefrontal korteksinin (LPFC – beynin karar verme gibi bilişsel süreçlerle ilgili bölgesi) aktivitesinde bir azalma kaydedildi.

Bu sonuç, ekibi ,beyin aktivitesindeki bu değişikliğe neyin sebep olduğu sorusuna yöneltti.

Current Biology‘de yayımlanan yeni çalışmada bu soruya cevap arayan Pessiglione v e Wiehler, 40 gönüllüyü işe aldı.

Bu kişilere, laboratuvarda yaklaşık altı buçuk saat boyunca (tam bir iş gününün yaklaşık eşdeğeri) tekrarlayan ancak zihinsel olarak zorlayıcı görevler verildi.

Bu görevlerden biri için denekler iki gruba ayrıldı: Bir gruba bu görevlerin zor bir versiyonu , diğerine ise daha basit bir versiyonu verildi.

Sonuçta her iki grup da gün boyu süren deneyden sonra benzer düzeyde bitkinlik hissettiklerini bildirmiş olsa da, daha zor görev verilen gruptakilerin daha sonraki bir tarihte daha büyük bir nakit avans almaktansa, hemen bir ödül almayı seçme olasılığı daha yüksek oldu.

Ekip, ne olup bittiğini belirlemek için katılımcıların beynindeki belirli kimyasalların seviyelerini tespit etmeyi sağlayan manyetik rezonans spektroskopisini kullandı.

Ve daha zor görevi üstlenenlerin LPFC’sinde, daha kolay görevi  yapanlara göre daha yüksek nörotransmitter glutamat konsantrasyonuna sahip olduğu görüldü.

Ayrıca, zor olanı yapan grupta, moleküllerin daha hızlı hareket ettiğini gösteren artan bir glutamat difüzyon seviyesi kaydedildi.

Wiehler’e göre bu, kimyasalın, hareketin daha serbest olduğu hücre-dışında biriktiğini gösteriyor.

Scientific American‘dan Diana Kwon‘a konuşan  Birmingham Üniversitesi‘nden bilişsel sinirbilimci Matthew Apps, şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Mevcut çalışmaların çoğu, bir kaynağı tükettiğiniz için yorgunluğun meydana geldiğini varsayıyordu.Bence beyindeki kimyasalların birikmesinin fonksiyonu engelleyebileceğini varsayan farklı model gerçekten heyecan verici – ve aslında yorgunluğun davranışlarımız üzerindeki sonuçlarına yol açan şey tam da bu olabilir.”

Apps, bu bulguların, bazı işyerlerinde kullanılmak üzere yararlı olabileceğini söylüyor: Örneğin cerrahi gibi sürekli yoğun odaklanma gerektiren işlerde çalışan insanlar için tükenmişlik hissi, zararlı sonuçlara yol açabilir. Ve gelecekte, glutamat oluşumunu tersine çevirmeyi amaçlayan terapötikler, bu bireylerin dikkatlerini uzun süreler boyunca sürdürme yeteneklerini artırmaya yardımcı olabilir.

Ayrıca Apps, yorgunluğun bir semptom olduğu klinik vakaları (kronik yorgunluk sendromu gibi) araştırmaya da yardımcı olabileceğini belirtiyor. Biyolojik bir belirteç olarak glutamatın varlığı, hastaların hangi sebeple yorgunlukla mücadele ettiğine ışık tutabilir.

Öte yandan yorgunluğun ne olduğunu tanımlamanın bu alanda bir zorluk olmaya devam ediyor:

Yorgunluğu nasıl ölçtüğümüze ve gerçekte neye dokunduğumuza dair farklı düşünce ekolleri var.

Örneğin, hem fiziksel hem de zihinsel faaliyetler bizi yoruyor olabilir, ancak bu farklı yorgunluk türlerinin altında benzer beyin mekanizmalarının olup olmadığı, hala cevap arayan bir soru.

Apps’in ekibi tarafından yapılan araştırma, bu türler arasında en azından bir miktar örtüşme olabileceğini öne sürüyor.

Geçen yıl yayımlanan bir çalışmada, bilim insanları, aynı beyin bölgesinin fiziksel olarak zorlu bir görevden sonra yorgunluğun oluşmasında da rol oynadığını buldu.

“Kaslarınızda bir fiziksel yorgunluğun meydana geldiği açık ancak [beyinde] belirli bir seviyeye geldiğinizde nerede ayrıldığını ya da gerçekten ayrılıp ayrılmadığını bilmiyoruz.”

Wiehler ve meslektaşlarının sonçalışması, subjektif yorgunluk duyguları ile daha objektif zihinsel yorgunluk belirtileri (ekibin gözlemlediği glutamat konsantrasyonundaki değişiklikler gibi) ayrım yapılmasının mümkün olduğunu öne sürüyor.

University College London‘dan sinirbilimci olan Anna Kuppuswamy, Wiehler’in ekibinin öznel ve nesnel yorgunluk ölçümleri arasında bir fark bulmasını ilgi çekici buluyor: Çünkü bu bulgu inme sonrası veya multipl skleroz ile ilişkili yorgunluğu olan hastalarda gördüklerini destekliyor:

“Bu hastalarda kendi bildirdiği yorgunluk seviyesi, her zaman hastalığın şiddeti ile eşleşmez. Sağlıklı bireylerde algılanan yorgunluk ile beyindeki değişikliklerin gerçek birikimi arasındaki bu belirgin ayrışma, yorgunluk alanındaki birçok kişinin farkına vardığı şu şeyi tekrar teyit ediyor: Yorgunluk algısını açıklayabilecek tek bir fiziksel faktör yok.”

Wiehler ve ekibi için hala yanıtlanmamış birkaç soru var.

Wiehler’e göre bu çalışmanın bir handikapı yalnızca beynin iki belirli bölgesine odaklanması, bu da bilişsel olarak çaba gerektiren görevlerin diğer alanları nasıl etkilediğini göstermiyor.

Ek olarak, LPFC’de glutamat birikiminin neden bir sorun olduğu veya dinlendikten sonra glutamat dengesinin neye benzediği henüz net değil.

Wiehler bir olasılığın, toksinlerin uyku sırasında beyinden atılması olduğunu söylüyor ve ekliyor:

“Bizi tonlarca yeni çalışma bekliyor.”

Kategori: Bilim-Teknoloji

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.