İklim Krizi

’21. yüzyılda en büyük sosyal eşitsizlik kaynaklarından biri iklim değişikliği olacak’

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından hazırlanan “İklim Değişikliği 2014: Etkiler, Uyum ve Kırılganlık Raporu”na göre iklim krizinden en çok etkilenecek grup, krize en az katkısı olan alt gelir grubu olacak.

Türkiye’de iklim değişikliği konusunda çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşlarının oluşturduğu ‘İklim Ağı’, bugün Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall’de yeni 5.IPCC raporunun 2. çalışma grubu raporunu değerlendirmek üzere bir panel düzenledi. İklim Ağı’ndan Levent Kurnaz ve Deniz Ataç’ın konuşmacı olarak katıldığı panelde, IPCC’nin başyazarlarından olan Greenwich Üniversitesi hocası Prof. Dr. John Morton ve Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden Doç. Dr. Barış Karapınar, iklim değişikliğinin sosyal ve ekonomik etkilerinin araştırıldığı raporu değerlendirdi.

300’ü aşkın bağımsız bilim insanının hazırladığı rapor iklim değişikliğinin insan ürünü olduğunu ortaya koyuyor.

John Morton, eylül sonunda yayınlanan ve iklim değişikliğiyle ilgili gelecek öngörülerini içeren 1. raporu hatırlatarak önümüzdeki dönemde seragazı emisyonlarının devam etmesi ya da şu anki düzeyin üstüne çıkması durumunda bu yüzyılın ikinci yarısında büyük iklim değişiklikleri olacağını belirtti. Deniz seviyesindeki ısınma ise seragazı emisyonları istikrarlı bir seviyeye çekilse bile devam edecek.

Morton, Türkiye’de 2035 yılına gelindiğinde ortalama 1 ile 2 derece arasında ısınma artışı olacağını, 2100 yılında bu rakamın 4 -7 dereceye çıkacağını belirtti. IPCC’nin ekstrem hava olaylarıyla ilgil raporuna göreyse 21. Yüzyıl sonlarına doğru Türkiye’de sıcak hava dalgalarında büyük artışlar ve yoğun yaz yağmurları bekleniyor.

Toplantının temel konusunu oluşturan 2. Çalışma grubu raporu, iklim değişkliğinin farklı sosyo ekonomik faktörlere göre insanları nasıl etkileyeceğini ortaya koyuyor. Buna göre, ekonomik sosyal ya da kültürel sebeplerden dolayı marjinalize olmuş gruplar iklim değişikliği konusunda daha kırılgan ve yaşamacak kriz en çok onları vuracak. Yanı sıra şiddetli çatışmaların bulunduğu bölgelerde de iklim değişikliğinin etkileri daha yoğun olarak görülecek.

Özellikle balıkçlığın ve çiftçiliğin iklim değişikliğinden etkileneceğini belirten John Morton, 2109 yılına kadar toplam gıda üretiminde azalma beklediklerini vurguladı. Buna göre, dünyanın pek çok bölgesinde mahsül oranında yüzden 15 ten fazla azalma görülecek.

5. IPCC raporunun kırsal kalkınma etkileri bölümünün yazarlarından Barış Karapınar da iklim değişikliğinin dünya ölçeğinde sosyal eşitsizliği arttıracağına değindi: ‘ sosyal,siyasal eknomik olarak dışlanmış gruplar, beşeri sermayesi düşük gruplar iklim değişikliğine en az katkı sağlayanlar olmasına rağmen en çok onlar etkilenecek. Bu yüzden 21. Yüzyılda en büyük sosyal eşitsizlik kaynaklarından birinin ikim değişikliği olacağını söyleyebiliriz’

2050’de Gıda fiyatlarında %85’e varan artış 

Karapınar’ın belirttiğine göre yapış rejimi değişiklikleriyle dünyanın bazı bölgelerinde gıda fiyatlarında düşüklük görülebilir ama 3-4 derecelik ısınmanın yaşanacağı 2050’den sonra gıda fiyatlarında yüzde 85’e varan artış görülecek. ‘Buğday gibi bazı ürünlerde bu oran yüzde 100’ü de geçecek. Türkiye’de zaten dünya piyasasının üstünde seyrediyor gıda fiyatları, daha da artacak. Mesela bu seneki kuraklıktan sonra ben buğday ithalatında artış bekliyorum’

 25 milyon çocuk daha beslenme yetersizliği yaşayacak

Peki 21. yüzyıl açlık ve gıda krizi çağı mı olacak? ‘Yoksul katmanlar gelirlerinin büyük bölümünü gıdaya harcamak zorunda. Örneği Afrika’da insanlar gelirinin yüzde 70’ini gıdaya harcıyor. Türkiye’de bu sayı yüzde 20-30 arasında. Dolayısıyla alt gelir grupları etkilenecek. ‘ Karapınar, beslenme yetersizliği olan çocuk sayısının 20-25 milyon artabileceğini; gıda yardımlarıyla yaşayan insan sayısında da artış görüleceğini belirtti.

Köyde tarım üretimi krizi, kentte seller ve kuraklık 

Kırsal alanda tarım üretiminin azalmasına ve kente göçe neden olabilecek iklim değişikliğinin şehirlerdeki etkisi ise seller ve kuraklık olacak. Karapınar, Orta Doğu ve Kuzey Afrika başta olmak üzere ciddi su sıkıntısı yaşanacağını aktardı.

‘İklim değişikliğine adaptasyon için su verimliliği’

Karapınar, iklim değişikliğine adaptasyon için yapılması gerekenin su kullanımında verimliliğin göz önüne alınmaı gerektiğini vurguluyor.

‘Yenilenebilir enerji kaynakları için harekete geçmemiz gerekiyor’

İklim Ağı adına konuşan Deniz Ataç ise ise Türkiye’nin iklim değişikliği uyum eylem planı hazırlığı ve seragazı salınım envanterlerinin hazırlanmasının olumlu gelişmeler olduğunu, fakat son yayınlanan seragazı salınım envanterinin endişe verici olduğunu vurguladı: ‘2012 yılında seragazı salınımını 1990’a göre yüzde 133 arttı.Kişi başına 5.9 ton seragazı emisyonundan bahsediyoruz. Seragazı salınımlarını azatacak önlemler iklim değişimene uyumu kolaylaştıracaktor. Artık fosil yakıtlar yerine yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı enerji altyapısını oluşturmak için harekete geçmemiz gerekiyor.’

Proje aşamasında olan 80 kömür santralini ve Konya’da yapılmak istenen linyit termik santrali projesini hatırlatan Ataç, ‘Türkiye’de bunlar faaliyete başlarsa senelik seragazı salınımını arttırmakla kalmayıp gelecek kuşakların kırılganlığını arttıracağız’ dedi.

İklşim değişikliğinin insan yaşamına etkilerini inceleyen 2.çalışma grubu raporunun ardından iklim değişikliğiyle mücadelede neler yapılması gerektiğini araştıran üçüncü rapor da haftaya yayınlanacak. Önümüzdeki ekim ayında da bu üç rapordan oluşturulan sentez raporun yayınlanması bekleniyor.

2. çalışma grubu raporuna göre, iklim değişikliğinin gelecekte en az %95 ihtimalle görülmesi beklenen diğer etkileri şöyle:

• Kasırga, sel ve deniz seviyesindeki yükselmeye bağlı olarak, Küçük Ada Devletleri, diğer küçük adalar ve kıyı bölgelerinde ölüm, yaralanma ve yerleşim yerlerinin zarar görme riski,
• Karasal bazı bölgelerde ani sellere bağlı olarak yerleşim yerlerinin zarar görmesi, şehirlerde yaşayan nüfusun ciddi hastalık tehditleriyle karşı karşıya kalması riski,
• Aşırı hava olaylarına bağlı olarak altyapı sistemlerinin büyük ölçüde zarar görmesi ve/veya ortadan kalkmasıyla elektrik ve su temini ile sağlık ve acil yardım hizmetlerinin düzenli sürdürülememesinden kaynaklanacak sistemik riskler,
Sıcak hava dalgalarının yaşanacağı dönemlerde kentsel ve kırsal alanlarda, dışarıda çalışanlar ile kentli nüfusun kırılgan kesimlerinde (yaşlılar, solunum zorluğu çekenler vb.) ölüm ve hastalık oranlarının artması riski,
• Sıcaklık artışı, kuraklık, seller ve yağış rejimindeki değişiklik ve aşırılıklara bağlı olarak, özellikle yoksul kesimler için gıda temin sisteminin işlemez hale gelmesi ve gıda güvenliğinin tehlikeye girmesi riski,
• İçme ve sulama suyuna yetersiz erişim ve tarımsal üretimde düşüşe bağlı olarak, özellikle yarı kurak bölgelerde yaşayan geçimlik çiftçi ve köylülerin geçim kaynaklarının azalması riski,
• Özellikle tropik ve Kuzey Kutup bölgelerinde deniz ve kıyı ekosistemleri ile bu sistemlerin kıyı alanlarında yaşayan nüfusa sağladıkları biyolojik çeşitlilik ve ekosistem hizmetlerinin yok olması riski.

(Gözde Kazaz/Yeşil Gazete)

Kategori: İklim Krizi