Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Öpücüğün rengi olur mu?

‘Evde balkondaki çiçeklerin bakımını ben yaparım, çünkü onları sulamaya ve hızlı büyüsünler diye onlara güzel şeyler söylemeye bayılırım.’ Bu cümlelerin sahibi Monika’yı Minomoni diye çağırıyor herkes. Bisikleti rüzgârdan hızlı sürmek, annesinin öyküleri, kırlangıçlar ve çilekli kek diğer sevdiği şeyler. Ama hepsinden daha çok sevdiği bir şey var Minimoni’nin. Resim yapmak. Hatta milyonlarca resim yapıyor renkleriyle. Ta ki….. Öpücüğün ne renk olduğuna takılana dek.

Minimoni öpücüğün rengini bulmak için renkler arasında gezinirken okurlar olarak bizler de onun zihinsel evreninde geziniyor, O tek tek renkleri ve o renklerin çağrışımlarını ayrıntılandırırken biz de o ayrıntılardaki çocuk gerçekliğini fark ediyoruz.

Ispanağı sevmese de olur

Örneğin Minimoni öpücük dendiğinde herkesin aklına ilk gelen kırmızı renginin aynı zamanda öfkenin de rengi olduğunu hatırlıyor. ‘Öfkeliyken kimseyi öpemezsin’ sonucuna vararak hemen vazgeçiyor bu tercihinden. Yeşile yöneldiğinde yeşil olan timsahları çok sevmesine rağmen ıspanak, brokoli gibi sebzeleri pek sevmediğini söylemesi pedagojik açıdan tartışmaya açık olmakla birlikte Minimoni’nin karakter bütünlüğü içinde kendisini kabul ettiren cümleler.

Karakter hayatı anlamaya çalışan, araştırmacı bir kişilik olarak küçük okurların onun bu özelliklerinden etkilenme potansiyeli oldukça yüksek bir profil çiziyor. Çocuk edebiyatı eserlerinde az rastlanır bir başarı ile Minimoni sahici, kanlı canlı bir karaktere dönüştürülüyor. Öyle ki severek takip ettiğimiz karaktere özgüvenli, özerk bir çocuk gerçekten de böyle olur dedirtiyor.

Renklerin efendisi!

Soyut düşünme becerisi henüz gelişmemiş yaş aralığındaki çocukların soyut kavramlarla karşılaştıklarında duydukları şaşkınlığın araştırmaya ve anlamaya evrilmesi süreci Minimoni karakteri üzerinden somutluk kazanarak okurla buluşturuluyor.

Kitaptaki diğer ayrıntılara gelindiğinde resim- metin ilişkisi oldukça organik kuruluyor ve bazı anlatıya konu bölümler sadece resim üzerinden veriliyor. Minimoni’nin duygu durumları sözcükler yerine Minimoni’nin oldukça fazla kullanılan minik görselleri ile çeşitlendirilerek zengin bir anlatı olanağına kavuşturuluyor. Minimoni renkler üzerinde araştırmasını yaparken ele aldığı rengin aynı zamanda o sayfanın hâkim rengi olması kitabı görsel takibinde hazza dönüşen bir detay oluyor.

Günışığı yayınları’ndan çıkan Öpücük Ne Renktir kitabı yazar ve illüstratör Rocio Bonilla tarafından kaleme alınmış. Çevirisi ise Müren Beykan’a ait.

Rocio Bonilla

1970 yılında İspanya’da, Barselona’da doğdu. Barselona Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğrenim gördü. Okullarda pedagog olarak çalışan Bonilla, ünlü İspanyol illüstratörler Ignasi Blanch ve Roger Olmos’la birlikte atölye çalışmalarına katılıyor, İspanya’nın önde gelen çocuk dergilerine çiziyor. Çocuklar için yazıp resimlediği “Cara de pájaro” (Kuşbakışı, 2014) ve 2016’da Günışığı Kitaplığı tarafından Türkçe’ye kazandırılan “Öpücük Ne Renktir?”, 2017’de yayımlanan “Dünyanın En Yüksek Kitap Dağı” ve 2019’da yayımlanan “Kardeşler!” pek çok dile çevrildi. Öpücük Ne Renktir?

İspanya Eğitim Kültür ve Spor Bakanlığı’nın, edebiyat yayıncılığını destekleme amaçlı 2016 Yılın En İyi Kitaplaşan Çocuk ve Gençlik Kitapları seçiminde ilk üçte yer aldı. 2020’de Türkçe yayımlanan resimli kitaplar “Hayır! Burası Orman Değil!”de Susanna Isern’le, “En Sevgili Süper Kahraman”da Oriol Malet’le çalışan sanatçı, Barselona’da yaşıyor.

 

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Çöpe atılmak istemeyen küçük sandalyenin ‘iş’ arayışı

Çevre duyarlığının önemli bir ayağını Küçük Mavi Sandalye kitabının tanıtımında değinildiği gibi ‘nesnelerin tekrar kullanımı ve yeniden değerlendirilmesi’ oluşturuyor. Fakat genelde eşyaların kullanım ömrü dolduktan sonra ya da dolmadan çöp konteynırları onların son konaklama yeri oluyor. Seri üretimle gelen “kullan at kültürü” bir taraftan tüketimi teşvik ederken diğer taraftan nesnelerle yaşanmışlık biriktirme olanağını ortadan kaldırıyor.

Bir kokunun çocukluktaki bir anı canlandırması gibi büyüdüğümüz için terk ettiğimiz bir nesne de geçmişle şimdi arasına bir geçit oluyor çoğu zaman. Tıpkı Küçük Mavi Sandalye kitabında olduğu gibi.

İş arayan küçük sandalye

‘Lütfen beni alın’ cümlesiyle başlıyor Küçük Mavi Sandalye’nin yolculuğu. ‘Evinize sandalye, Beni ister misiniz? İş arıyorum’ cümleleri yolculuğun seyrini belirliyor ve her cümle yeni bir maceraya kapı aralıyor. Küçük mavi sandalye bazen filin sırtında çocukları gezmeye çıkarıyor bazen de bir saksıda yetişen tohumun ağaca dönüşmesini izleme ayrıcalığını yakalıyor.

Kitapta macera ile birlikte ilerleyen daha doğrusu maceranın kendisine eşlik ettiği bir detay var. Sandalye üzerine bırakılan mütevazi cümlelerin kılavuzluğunda öngörülen tutum, o cümlelerin tevazuundan beklenmeyecek güzellikte yaşam kesitleri sunuyor, küçücük ayrıntılarda çeşitlenen anılar biriktiriyor. İhtiyaç olmaktan çıkan nesneyi atmak yerine ihtiyacı olan birine vermek ya da üretim amacının dışındaki bağlamlarda kullanarak onun kendisinde ne kadar olanak barındırdığını görmek… Küçük Mavi Sandalye her buluşmaya kendisini alanlara yeni işlevler sunarak dahil oluyor.

‘Çöpe atılan bir nesnenin ihmal edilmiş olanakları’

Örneğin kuşlara tohum yedirmek için iple ağaca çekiliyor ve kuşlar ürkmeden sandalyenin üzerinde tohumları yerken toprak tohumdan kuşlar topraktan nasipleniyor. Tohumdan yeşeren bitkiler kuşların yeni konaklama alanları oluyor. Didaktizme kaçmadan yalın bir dille nesnelerin yeniden kullanımının ve değerlendirilmesinin sunduğu olanaklar güzel resimlemeler ve cümlelerle okurla buluşuyor. Kitapta hiç bahsi geçmeyen fakat okuru oraya taşıyan diğer bir detaysa çöpe atılan bir nesnenin o an için ihmal edilmiş olanakları.

Küçük Mavi Sandalye insanların hayatına yaptığı küçük dokunuşlarla nesnelerin yeniden kullanımı üzerine düşündürüyor ve bir yaşam biçimi olarak çevreci tutum geliştirmeyi heveslendiriyor.

Uçanbalık Yayınları‘dan çıkan Küçük Mavi Sandalye’nin yazarı Carry Fagan. İllüstrasyonlar ise Madeline Kloepper’ e ait. Kitabı Ümit Mutlu dilimize çevirmiş.

Cary Sagan

1957 doğumlu Kanadalı sanatçı roman, kısa öykü ve çocuk kitabı yazarıdır. 2001 de ilk kitabı yayınlandıktan sonra 25 tane çocuk kitabı yazmıştır.

Madeline Kloepper

Emily Carr Sanat ve Tasarım Üniversitesi’nde Güzel Sanatlar ve illüstrasyon eğitimi almış. Sanatçının çalışmaları çocukluktan, nostaljiden ve doğa ile kurduğu ilişkiden ilhamını alıyor.

Kategori: Hafta Sonu

KitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Balina ve mandalina

Varlıklar onlarla girdiğimiz ilişki -alışveriş- oranında anlam dünyamızda yer edinir ve bu alışverişe göre değer olma niteliği kazanırlar. Bu eksenden baktığımızda meyvelerden mandalina tıpkı diğer meyveler gibi birini diğerinden ayıramayacağımız, kabuklarını soyar soymaz mideye indireceğimiz bir beslenme ürününden öte bir şey değildir.

Balina ve Mandalina kitabı bu yerleşik kanının sınırlarından taşarak durduğumuz yeri şiirsel bir destanla sorgulatıyor ve anlam üretme biçimimize bir kez daha bakmamızı sağlıyor.

Bir okyanus hikayesi

Kitap önsöz yerine, tanışma, yansımalar, yolculuk ve kalan olmak üzere beş bölümden oluşuyor. Resimlemeyi minimuma indiren zengin doğa tasvirleri gözümüzden kaçan detayları zihnimizde yeniden düzenliyor orada olana başka yerden bakmanın mümkün olduğunu gösteriyor. Öyle ki ilişkiye girdiğimiz nesneleri çoğaltarak anlamlı daha anlamlı hale getiriyor.

Hikâye bir okyanus hikayesi. Çizgiler mavi. O maviliğe kazara düşen güneş sarısı bir mandalina ve mandalinayı Akdeniz’e götürmeye kararlı cesur Balina. Balina’ya Mandalina’nın gözlerinden bakıyor, Mandalina’yı Balina’nın sesinden dinliyoruz. Yolculuğa sıcacık bir sevgi eşlik ediyor ve bu sevgi hem okyanusla Akdeniz arasındaki hem de Balinayla Mandalina arasındaki mesafeleri kapatıyor.

Balık avcılarının, Mandali’yı Akdeniz’e getiren Balina’yı değerlendirme biçimlerini ürpererek gördüğümüzde ise doğanın yarattıklarının birbirine nereden dokundukları ile insanların onları nasıl kavradığını içimiz kırılarak fark ediyoruz. İnsanın kendisini doğanın dışında konumlandırmasının metindeki izdüşümü içimize dokunuyor.

Usta şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın yazdığı Balina ve Mandalina, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkmış. Metnin yarattığı atmosfere küçük dokunuşlar şeklinde tasarlanan görsellerde, denizi selamlarcasına sadece mavi kullanılmış.

Bu dokunuşların sahibi ise illüstratör Mustafa Delioğlu. Balina ve Mandalina kitabı hem çocukların hem de yetişkinlerin dünyasını bir yerinden yakalayarak Balina ve Mandalina’nın yolculuğuna ortak ediyor.

 

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Yazar 1914 yılında İstanbul’da doğmuştur. 1933 yılında kuleli askeri lisesini bitirmiş ve 1950 yılında subaylık mesleğini bırakmıştır. Toplumculuğunun temelinde insana ve insan hayatına saygı yatan Dağlarca, bu yüzden hiçbir edebî akım ve kişiden etkilenmeden kendi kozasını örmüş.

Çok yazan ve üreten bir şair kimliğiyle, bağımsız kalarak hiçbir şairden etkilenmemiş, hiçbir akımın etkisinde kalmayarak şiirlerini yazmıştır. Onun sanat anlayışını şu cümlesi özetler: ‘Sanat eseri hem bir saat gibi içinde bulunduğumuz zamanı, hem de bir pusula gibi gidilmesi gereken yönü işaret etmelidir.’

Kategori: Kitap

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Matmazel Lili Türkiye’de

Kültürel farklılıklar eğitim sistemimizde okul öncesinden başlamak üzere hemen hiç yer almayan bir konu. Pamuk prensesi, külkedisini neredeyse her çocuğun bilmesine rağmen hangi ülkelerin masalı olduğunu çoğumuz bilmeyiz. Halbuki farklı kültürleri tanımak, bildiklerimizi başka başka olgularla ilişkilendirmek açısından bu bilgiler faydalıdır. O kültürle yapacağımız yeni bir karşılaşma bu birikim üzerinden şekillenir. Böylece ufkumuz, bakış açımız derinlik kazanır. Kendi kültürümüzle birlikte başka kültürlere dair farkındalığımız gelişir. Bütün bunların yanında kültürel barışın toplumsal barışı getireceğini söyleyerek kitabımıza bakalım.

Kültürlerin biraradalığına övgü

Matmazel Lili’nin Sıradışı Türkiye Gezisi kitabında Matmazel Lili Türkiye’yi görmek için yola çıkıyor. İstanbul’da bir bankın üzerinde simidini yerken İtalya’dan gelen Çizmeli Kedi ile karşılaşıyor ve Onunla simidini paylaşıyor. Çizmeli Kedi İstanbul’a gelme nedenini ‘İstanbul kedilerin kral olduğu bir şehirdir. Bu yüzden İtalya’dan gelip buraya yerleştim’ diye özetliyor.

Çizmeli Kedinin yanı sıra İranlı Şehrazatı, Keloğlanı, Nasrettin Hoca’yı ağırlıyor yazar.  Alaaddin’in cini lamba yerine çaydanlığa gizlense de üç dileği yerine getirmekte tereddüt etmiyor. Farklı kültürlerin birikimi ile kaleme alınmış eserde bu kültür birikimlerinin biraradalığı ve uyumu didaktizme kaçmadan ustalıkla kaleme alınmış. Adana’nın yoksul sofrası da var, Keloğlan’nın kaleden bir prenses kurtarmak için gittiği Pamukkale de. Kitap; bu masal kahramanları gibi bizler de toplumumuzda yaşayanları geldikleri kökeni ve kültür birikimlerini yadsımadan barış içinde yaşayabiliriz diye düşündürüyor.

Türkiye’yi masal kahramanlarının eşliğinde gezintiye çıkaran kitap Charlotte Hiroux Sırkıntı tarafından yazılıp Çıra Çocuk Yayınları‘ndan çıkmış, illüstrasyonları ise Zeynep Begüm Şen tarafından yapılmış.

Charlotte Hiroux Sırkıntı

Alliance Française Paris Ile-de-France’ da Fransızca Öğretmenliği eğitimi aldı. Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünde  Fransızca dersleri vermektedir. Reklam yazarlığı, tiyatro ve resim uzmanlık alanlarıdır.

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Rüzgarın başlattığı macera: Şemsiye

Maceranın çekiciliği beklenmedik olmasından geliyor. Nasıl başladığını anlayamadan aralanan kapıdan ya sen çıkıyorsun ya macera giriyor içeri. Siyah tüyleri rüzgârda uçuşan minik köpek, aralanmış kapının tam da ağzında.

İlk sayfada rüzgârın eğdiği ağaçlar ve uçuşan yapraklar var. Sonbaharın bütün alametlerini görmek mümkün. Siyah tüyleri rüzgârda uçuşan minik köpek ilgisini çeken kırmızı bir şemsiyeye yürüyor, daha ihtiyatlı görünen bir kedi onu izliyor. Ve hooooop. Tüyleri rüzgârda uçuşan minik köpek, savrulan yapraklar, rüzgârdan eğilmiş ağaçlar, gidenin ardından kulakları merakla dikilmiş kedi, şemsiyenin sapına takılı minik köpek ve uzaklaşan yaşadığı yer. Rüzgâr macerayı başlattı işte.

Binlerce öyküyü ‘sessizce’ anlatmak

Harflerin dünyasıyla tanışmamış okurlar için resim fırçasının rehberliğinde bir dünya turuna çıkarıyor Şemsiye kitabı. Rehberin bıraktığı izler üzerinde minik köpek ve kırmızı şemsiye için bol sürprizli, muhteşem bir yolculuk başlıyor. Her sayfa ayrı bir serüvenin kapısı aralıyor ve henüz ebeveynlerinin ellerini bırakamamış okurlara Afrika’nın yerlilerinden, kutupların buzullarına, çöldeki deve kervanından, okyanusun derinliklerindeki canlılara giden yolları açıyor.

Kitap sadece çocuklar için değil yetişkinler için de sürprizli karşılaşmalar ve resim sanatının kendine has inceliklerden oluşan hazlar sunuyor.

Kitabın illüstrasyonlarını yapan İngrid & Dieter Schubert çifti doğanın çeşitliliğini olduğu kadar dayanışma, tehlike, coşku, sevinç gibi bazı kavramları da görünür kılmışlar.  Kuraldışı Çocuk Yayınları’ndan çıkan Şemsiye kitabı görsel okuryazarlık dönemindeki çocuklar için hazırlanmış ve kitabın arka kapağında da yazdığı gibi ‘binlerce öykü anlatan sessiz bir kitap.’

*

Künye

Çizer: İngrid & Dieter Schubert
Yayınevi: Kuraldışı Çocuk

İngrid Schubert (1953) ve Dieter Schubert (1947) Münster‘deki Sanat Akademisi’nde tanışırlar ve 1977’de Amsterdam‘daki Rietveld Academy‘ye giderler. Orada dört elle yazıp çizebileceklerini keşfederler ve 1980’de resimli kitap dünyasına ilk adımlarını atarlar. İngrid ve Dieters resimli kitaplarının özelliği, içlerinde birçok hayvanın görünmesidir, bunlar genellikle ana karakterdir. Hayvanlar bir ifadeye ve bir metafor işlevine sahiptir. İngrid ve Dieter hayvanlara farklı insani özellikler kazandırdığı için çocuklar onlarla kolayca özdeşleşebilmektedir.

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] İki kitap, bol dostluk, çok dayanışma: Kedilerden öğrenecek şeyler

Dünya ve insanın bütünlüğü, insanın bu bağı yadsıdığı yerden kırılır. Bunu yaparken gözden kaçırdığı bir şey vardır: Dünyanın sahibi değil, sadece parçası, yadsınan da kırılan da kendisi.  O zaman ‘Bilmiyorsan bir bilene danış’ düsturundan hareketle tanıtacağımız aynı yazarın iki kitabına ve kahramanlarına bakalım.

Can Yayınları‘ndan Luis Sepulveda’nın kaleminden iki kitap; Martıya Uçmayı Öğreten Kedi ve Miks, Maks ve Meks’in Öyküsü.

İlk kitabımız Martıya Uçmayı Öğreten Kedi, Kızıl Kum Feneri’nden gelip Den Helder’e ulaşmak isteyen martı sürüsünün Elbe Irmağı’nın Kuzey Denizi’ne kavuştuğu yerde başlıyor. Kılavuzların verdiği işaretle yüz yirmi martı bedenin denizi ok gibi deldiği bir tablo sunuyor yazar. Kitap akarken tablo hareketleniyor ve denizden çıkarken martıların gagasındaki balıkları görünür kılıyor.

Martı Kengah dördüncü ringasını avlamak için daldığında havayı delip geçen alarm çığlığını duymuyor.  Kafasını tekrar çıkardığında martıların kendi aralarında “kara veba” dediği atık petrol dalgalarının arasında kaldığını görüyor. Kengah gözlerini biraz olsun petrol atıklarından kurtardığında ise artık siyah dalgaların arasında yapayalnız olduğunu anlıyor. Böyle olunca uçamaz oluyor. Martılar hadi tüylerini biraz olsun temizleyip uçmayı başarsalar bile petrol derinin gözeneklerine sızarak ağır ağır onların ölümüne neden oluyor. Tüylerini biraz olsun kurtarıp uçmaya çalışan martı Kengah bunları paylaşıyor okurla.

Martı Kengah’ın mücadelesinin sadece hayatta kalma mücadelesi olmadığını, ona eşlik eden yumurtasını bırakacak güvenli bir yer bulma güdüsünün, hayatta kalma güdüsü kadar güçlü hatta daha güçlü olduğunu görüyoruz.

Kitabın paralel kurgusunda ise kocaman şişko kara kedi Zorba ve rıhtım kedileri var. Rıhtım kedisi olarak doğan Zorba ile Kengah’ın yolları, işte martının soluğunun yetişebildiği son kavşakta kesişiyor. Martı yumurtasını Zorba’ya emanet ederken O’ndan üç söz alıyor: ” Yumurtayı yemeyeceksin, yavru içinden çıkana kadar yumurtaya göz kulak olacaksın ve yavru martıya zamanı gelince uçmayı öğreteceksin.”

Rıhtım kedileri verdikleri sözü tutarlar.

Zorba ve arkadaşları biricik dostları martıya uçmayı öğretip öğretemeyeceklerini ya da nasıl öğreteceklerini okura bırakarak şunu ekleyelim.  Kocaman şişko kara kedi Zorba ve arkadaşları farklılıkları sevmenin onu düşman edinmekten daha kolay, daha yaşanılası, daha kavrayışı güçlendiren genişleten bir tutum olduğunu hiç zorlanmadan deneyimliyor ve sürece okuru ortak ediyorlar.

Luis Sepulveda resimli sayfaların azaldığı okuryazarlık evresindeki çocukların zihinlerinde sözcüklerden kurulu muhteşem görseller kurmakla kalmayıp bu zaman zaman hüzünlü öykünün içine gülümseten, mizah yüklü sıcacık kesitler koymayı da ihmal etmiyor.

‘Kabuller’ bir kedi patisiyle bile sönebilir

İkinci kitabımız Miks, Maks ve Meks’in Öyküsü. “Miks Maks’ın kedisidir diyebilirim ama aynı zamanda Maks Miks’in insanıdır da diyebilirim” cümleleriyle başlıyor kitap. Meks’in çocukluk, Miks’in yavruluk döneminden başlayan derin bir dostluk ve yazarın kendi cümleleriyle Miks’in kedice sessizliğini seslendirme çabası.

Miks profilden Yunan heykellerine benziyor, Maks Miks’in en yakın dostu, Meks ise komşu dairenin fanusunda yaşamaktan sıkılan firari bir Meksika faresi. Maks ve Miks’in büyüme, yetişkin olma süreçlerinin sade ve güzel ayrıntılarından besleniyor öykü. Maks yoğun bir şekilde fizik, kimya, matematik çalışırken kaçırdığı mevsimlerin döngüsünü Miks kedice bir çeviklikle yakalıyor. Gözünden kaçmayan sadece bu döngü değil, yaşadığı sokağın gediklileri, postacının bisikleti, üzerinde gezindiği çatıların ahvali, ağaçların konukları da ondan soruluyor.

Miks, Maks ve Meks ile dostluğundan yaptığı çıkarımları paylaşıyor yer yer. Gerçek dostlar, diyor sahip oldukları en güzel şeyleri paylaşır; gerçek arkadaşlar, diyor el ele verdiler mi kimse onları yenemez. Gerçek dostlar, diyor asla birbirini kandırmaz. Okurken insanın Maks, Meks ya da Miks olası geliyor ya da onlar gibi dost.

Zorba ve Miks hayata kocaman harflerle yazılan kabullerin pofuduk bir kedi patisi karşısında balon gibi sönebileceğini ve farklı olanla tanıma ve öğrenme zemininde başka bir iletişimin mümkün olduğunu gösteriyor.

 

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Bilinmezliği aşmanın yolları: Küçük Fare ile Kırmızı Duvar

Bugün üzerine konuşacağımız kitap Küçük Fare ile Kırmızı Duvar. Kitabın yazarı ve çizeri Britta Teckentrup. Kendisi birçok ödülün yanında Global İllüstrasyon Ödülü de almış. Kitabın dramatik yapısında renkler de metin ve illüstrasyon kadar dramatik yapıya hizmet ediyor. Duvarın neden kırmızı ve kuşun neden mavi olduğunu sorduruyor okura.

Kitabımızın konusuna gelince. İki başlıktan söz etmek mümkün. Bunlardan ilki herkesin statükoyu yani o ana kadar olageleni kabul ettiği bir düzende birinin çıkıp doğru soruyu sorabilmesi ve o sorunun peşinden cesaretle gidebilmesi.   Hikâyenin akışında Aslan ve Ayı gibi güç sembolü iki karakter, Tilki gibi zekâ ve kurnazlığın sembolü başka bir karakter var. Bunlara rağmen güç ve cesaret gibi kavramlarla ilişkilendirmediğimiz Fare soruyor bu soruyu.

Üstelik Fare öyle alelade bir fare de değil aleladeden daha minik: Küçük fare. Küçük Fare’nin bu tutumu da statükoyla çelişen bir durum aslında. Şimdiye kadar ki kabullerimiz arasında yanlışlara kafa tutulacaksa bunu aslan yapar ya da arı kovanına çomak sokulacaksa bu iş için ayı biçilmiş kaftandır.  Fakat Küçük Fare kendisinden beklenmeyecek büyük bir soru sorar. ‘Kırmızı Duvarın arkasında ne var?’

Bilmediğini bilmemek

İkinci konuya geldiğimizde ise kendi hakkımızda bildiklerimiz ve bilmediklerimiz karşımıza çıkıyor.  Konu bilmemek ise cehalet üzerine de birkaç söz söylemeli. Cehalet uzun süre diplomayla ilişkilendirilen bir kavram olmuş toplumumuzda. Bu yüzden okul eğitiminden geçmemiş insanlar küçük görülüp doğayla insanla hiçbir bağ kuramamış çoğu okullular bilmenin merkezi kabul edilmişler. Okul okumadı diye bir insanı küçümsemek cehaletin tepe noktası kuşkusuz fakat bunu düşünen de sadece kendine saklamıştı muhtemelen. Bu kabulün tersine okuduğum bir kitapta ‘Cehalet neyi bilmediğini bilmemektir’ diyor yazar. İşte kabulleri temelden sarsan bir tanım. Bu tanım bilmeyi diplomaya indirgeyen bakışımıza sağlam bir yanıt, yani cehaletimize.

Gelelim kitabımızdaki bilme ve bilmeme konusuna. Kitapta kadim zamanlardan beri var olan kırmızı duvarla ilgili herkesin bir yorumu var. Yorumların ortak noktası ise duvarın harcını oluşturuyor. Bilmedikleri bir konu üzerine yapılan bu yorumların harcını onların hayal gücü mü oluşturuyor? Yanıt kocaman bir hayır. Bu duvarın harcının temel malzemesi onların sorgulama gereği duymadıkları korkuları ve bu korkular üzerine kurdukları koca kırmızı bir duvar. Yani Küçük Farenin dostları neyi bilmediklerini bilmiyorlar, soru sormaya cesaret edemiyorlar.

Yazımızı Nazım Hikmet’in dizeleriyle bitirelim.

Ufak iş bizimkisi
Asıl en kötüsü
Bilerek bilmeyerek
Hapishaneyi insanın kendi içinde taşıması.

Künye

Yazar ve çizer: Britta Teckentrup

Yayınevi: BETAkids

Yaş: 3+

 

 

 

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Mecburi sükunet: Büyük Sözcük Fabrikası

Dil en önemli iletişim araçlarımızdan biridir. Dil üzerinden iletişim kurar, dünyayı kavrar, onu anlamlandırır ve yine dil üzerinden hayatı yorumlarız. Bunun tersi olarak dilsizlik ise çaresizliği, yersiz yurtsuzluğu ve esareti imler. Konuşamayan, kendini, düşüncelerini açıkça ifade edemeyen biri görünmez bir esaret yaşamaktadır dersek aşırı yorum yapmış olmayız sanırım.

Büyük Sözcük Fabrikası işte tam da bu konu etrafında gelişen bir sevgi hikâyesi. Kitapta bir ülke var. Ülkeye Büyük Sözcük Fabrikası’nın ülkesi deniliyor.  Fabrikaya ait bir ülke!!!  Bu ülkede insanlar çok az konuşuyorlar. Az konuşmalarının nedeni gürültü kirliliğine engel olmak değil. Çünkü fabrika gece gündüz gürül gürül çalışıyor. “Söz gümüş ise sükût altındır” felsefesini benimsemiş olmaları da değil. Öyle bir iddiaları yok. Sükûnetten huzur buluyor olmaları hiç değil! Bu ülkede insanlar sözcüklere verecek paraları olmadığı için az konuşuyorlar.

Parayla satılan sözcükler

En önemli iletişimiz aracımız olan dil elimizden alınsa ve sözcükler bize tek tek ve para karşılığında satılsa, “ancak bu sözcüklerle iletişim kurabilirsin” dense ne yapardık acaba? Oksijenin elektrik, su gibi parayla satılan bir şeye dönüşmesi birçok insanın aklına gelmiştir.  Fakat sözcüklerin parayla alınıp satılan bir şeye dönüşmesi, konuşmanın ya da susmanın buna bağlı olması sık karşılaştığımız bir şey olmasa gerek.

Tekrar kitaba dönersek bu ülkede biri, örneğin Özgür, birini  seviyor ve ona güzel sözler söylemek istiyor olsa ne yapar? İsim yapmış şarkıların sözlerini ya da ünlü bir şairin dizelerini okuyamaz bu durumda. Hâlbuki o şarkılar şiirler ne de güzel ifade ederler bizim ifade edemediklerimizi. Sözcük satın alamamakla, duygularını çok istediğin halde ifade edememek benzer çaresizlikler midir? Şu an kendi ülkemizde sözcük satın almak durumunda olmadığımız için ‘belki’ diye yanıtlayabiliriz bu soruyu.

Aylak Kitap’tan çıkan Büyük Sözcük Fabrikası, Agnes de Lestrade tarafından yazılmış ve çizimleri de Valeria Docampo‘ya ait.

Agnes de Lestrade.

Büyük Sözcük Fabrikası’nda sözünü ettiğimiz ‘sözcüksüz kalma’ konusu çizgilerle daha da bir desteklenmiş ve güçlendirilmiş. Kocaman koyu renk bacasından kocaman dumanların çıktığı kocaman bir fabrika ve gölgesinde bir ülke. Kitabın sayfalarında fabrika ve ülkeye koyu renkler hâkimken sevginin işlendiği sayfalarda kırmızı hâkim. Puntolar bazen küçük bazen ise büyük harflerle vurgulanmış. Resimlerde çorbanın içinde sözcükler var. Ülke, fabrika, sokaklar ve şık kıyafetleri içinde pahalı sözcükler satın alan insanlar koyu renklerle resmedilmiş, sevginin ifade edildiği sayfalar ise güzel bir kımızıyla.

İnsan zihninin ürünü olan dilin hayattaki birçok şey gibi ticari bir araca dönüştürmesi ve ticaretin onu kendi içine alarak parçalaması küçük  okurlar için yazılmış bir kitabın onların anlam evrenine uygun olarak ne büyük şeyler söyleyebileceğini Büyük Sözcük Fabrikası’nda bir kez daha görüyoruz. kitap bir taraftan sevginin bir çok olanaksızlığın üstesinden gelebileceğini gösterirken diğer taraftan dil konusunda küçük okurlara düşünme fırsatı sağlıyor.

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Bilgiye ulaşmanın bilge yolu: Kumkurdu

Bir tiyatro grubunun çocuk tiyatrosu oyununa hazırlık çalışmalarında yönetmen oyuncularından provalara başlamadan önce çocukluk günlerine dönüp o günlerde nelerden hoşlandıklarını, hayata nasıl baktıklarını, neler hayal ettiklerini araştırmalarını istemişti. Çünkü oyunu bu veriler üzerinden kurmayı planlıyordu. Hayli zahmetli bir sürecin içine giren oyuncular  o günler üzerine derin bir araştırmaya koyuldular. Geçmişi yeniden kurup sonra bozuyor sonra tekrar kuruyorlar, açığa çıkardıkları verileri provalarda test ediyor, amaca hizmet etmeyenleri çıkarıyorlardı.  Bu sürecin sonunda ortaya ortalamanın hayli üzerinde bir ürün çıktı ve seyircileriyle buluştu. Bizler de çocuk tiyatrosu öğrencileri olarak bu oyunu videodan izledik, çünkü okurun hemen tahmin edebileceği gibi oyun yerli bir yapım değildi.

Bu gün üzerine konuşacağımız Kumkurdu kitabı da bu bakış açısının ürünü. Kitap 15 kısa öyküden oluşuyor. Zakarina, kendi dünyasında oluşan soru ve sorunlara Kumkurdu ile birlikte çözümler, yanıtlar üretiyor. Bu çözümler neden sonuç ilişkisinin kuru çıkarımlarından çok sınırsız hayal gücünden geliyor. Hüner de burada.

Zakarina’nın soru ve sorunları neler? Evrenin sonsuzluğundan, babasının onunla denizde yüzmek yerine gazete okumayı tercih etmesine kadar geniş bir yelpazesi var Zakarina’nın.

‘Dırdır etmek’ başlıklı öyküye bakalım. Öyküde iletişimsizlik ve tarafların kendi açılarından haklılıkları var. Aktörler Zakarina ve Babası. Zakarina ve Babası birbirleri hakkında biri açıktan diğeri arkasından ‘dırdır ediyor’ demişlerdi. Bahçedeki Saksağan da var o da dırdır ediyor ve bir süre sonra sesi kısılıyor ama dur bakalım! Bir şey mi anlatmak istiyor yoksa..! Doğa onu dinlediğimizde bir şeyler fısıldıyor, dinlemediğimizde ise sesi kısılıyor ve duyulmaz oluyor artık. Yazar iletişimsizliği bireyler arası bir konu olarak daraltmak yerine tersine  insanın doğayla iletişimi konusuna bağlayarak daha geniş bir perspektiften okurla buluşturmuş. Doğayı dinlemeyen yanında olup bitenleri de duyamaz kuşkusuz.

Sorular da yanıtlar da kendilerinden

Kitapta öne çıkan bir diğer özellik Zakarina’nın çözüm üretirken seçtiği yol. Zakarina soruları da yanıtları da kendisi buluyor Kumkurdu da yardım ediyor arkadaşı olarak. Önemli olan ise  doğru ya da yanlışların yetişkin biri tarafından dikte edilmediği gerçeği. Özerk bir bireyin yetişmesinde çok önemli olan bu konu okura aynı zamanda bilinçli ebeveynin çocukla iletişimde nasıl olması gerektiğinin ipuçlarını içeriyor.

Kumkurdu’na gelince o  hayvan formunda, hayali bir kahraman: Yaşı çok büyük, ayışığı ve günışığı ile besleniyor ve çok bilge; insanın Kumkurdu’na  doğa, dünya, evren diyesi geliyor. Öyle olunca da karanlık hayaletlerin olduğu korkulacak bir şey olmaktan, yaşlı anneannenin anneannesinin çocukluğu çok uzak bir geçmiş, Zakarina’nın bir gün yaşlı bir anneanne olması da çok uzak bir  gelecek olmaktan çıkıyor.

 *

Künye

Asa Lind.

Yazar: Asa Lind

Resimleyen: Kristina Digman

Yayınevi: Pegasus 

Çeviren: Ali Arda

Yaş: 7+

 

 

 

 

 

 

 

 

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Bir kavanoz mutluluk

Bir çok soyut kavram gibi mutluluk kavramını da hayatımızda sıkça kullanmamıza rağmen tanımı nedir diye sorulduğunda, diğer soyut kavramlar gibi, bizi biraz duraklatan, üzerinde düşünmemizi gerektiren bir kavramdır. Türk Dil Kurumu (TDK) mutluluk tanımını şöyle yapmıştır: “Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, mut, ongunluk, kut, saadet, bahtiyarlık.”

Aynı kaynakta diğer tanımsa şöyledir: “Genellikle insanların kendilerine en yüksek erek olarak koydukları değer.”

Yarı fiyatına mutluluk

Bu tanımlardan yola çıkarak mutluluğu hayatın hedefi diye yorumlarsak sanırım hatalı bir çıkarım yapmış olmayız. Gerçekten de hayatı bu hedefe göre programlarız. Söz konusu program ise günümüz dünyasında  çok para kazanmak ve çok tüketmek üzerinedir. Medya tüketime yönelik  mutluluk reçeteleri sunar; arabadan temizlik bezine kadar geniştir yelpazesi reçetenin. Böyle olunca da üzerinde kendi kararımız olmayan peşinde sürüklendiğimiz ticari bir nesne halini alır mutluluk.

Bu programlar, reçeteler gerçekten vaat edildiği gibi mutlu eder mi insanları daha da önemlisi Bir Kavanoz Mutluluk kitabında da sorduğu gibi mutluluk alınıp satılabilecek bir şey midir ya da yarı fiyatına mutluluk olur mu? Hayatımızda araç olması gereken nesneler mutluluk için amaç haline mi gelmiştir?

Uçanbalık Yayınları’ndan çıkan Bir Kavanoz Mutluluk, Güvercin tarafından irili ufaklı kavanozlarda  satılan mutluluk üzerine kaleme alınmış.  Bizim reçetelerimize benzemesine rağmen Güvercin mutluluğu kavanozlara koymayı akıl etmiş. Bizde malum açıkta satılır mutluluk, Güvercin hijyen meselesini düşünmüş olmalı!

Kitapta tıpkı  bizlerde olduğu gibi kuşlar da yakınlarına, onları mutlu etmek için bütçeleri oranında irili ufaklı kavanozlar alıyor. Pazarlık edenler de oluyor, mutluluğu satın almayı kendine yakıştıramayıp daha sonra internetten sipariş edenler de. Hatta normalde mutlu olan ancak risk almak istemediği için bir kavanoz bulunsun diyenler bile var. Sanatçı kuş Sığırcık sanat yapabilmek için mutsuz olmak gerektiğini düşündüğü için almıyor kavanozları. Sanat yapmak zor zanaat ne de olsa!

Kavanoz açılınca…

Peki kuşlar kavanozu açtıklarında onlara vaat edilen ne? Bu bilgi kitabın sayfaları arasında saklı  ama şu kadarını söyleyebiliriz: Güvercin’in kavanozlarından biri düşüp fare bu kavanozu bulunca, içinde güzel bir çiçek yetiştirip gölgesinde yavrularına kitap okuyor. 

Mutluluğu çarşıdan pazardan galeriden alanlar da var, kavanozda çiçek yetiştirip mutlu olanlar da.

Bir Kavanoz Mutluluk, Düşman kitabının da yazarı  olan Davide Cali tarafından yazılıp Marco Soma’nın sıcak çizimleriyle renklenmiş. Gerek metin gerekse çizimler felsefenin de sorunu olan mutluluk konusunu çocuğa ve yetişkine aynı anda bir şeyler söyleyecek ve düşündürecek şekilde tasarlanıp  minik okurların beğenisine sunulmuş. 

 

 

Kategori: Hafta Sonu