Ana Sayfa Blog Sayfa 2107

Dünya Biyoçeşitlilik Günü’nde doğa severlerden çağrı: Tehlikedeki türler avlanmasın

Nesli dünya ölçeğinde tehlike altında olan üveyik ve elmabaş patka kuş türlerinin avlanmasının tamamen yasaklanması için bir araya gelen sivil toplum kuruluşları ve doğa severler, Dünya Biyolojik Çeşitlilik Günü’nde çağrılarını yineledi.

Nesli tehlike altındaki bu iki kuş türü hala avlanmalarına izin verilen canlılar arasında yer alıyor. Her yıl Mayıs ayında toplanan Merkez Av Komisyonu, sene içerisinde ava açılacak canlı türlerini, av günlerini ve alanlarını belirliyor.

‘Komisyon yasak getirmeli’

Görevi, korunması gereken hassas türleri belirlemek olan komisyon, geçtiğimiz yıllarda aldığı kararlarla nesli tehlike altında olan üveyik ve elmabaş patkaların avına izin vermiş durumda.

Tehlike altındaki kuşların korunmasını talep eden 27 kurum ve 100 bine yakın doğa severin ortak talebi ise bu toplantıda nesli tehlikedeki kuşların avını tamamen yasaklama kararı alması.

Üveyik ve elmabaş patka yok oluyor

Dünya Doğayı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği’nin (IUCN), Kırmızı Listesi’nde yer alan tehlikedeki türler arasında olan üveyik ve elmabaş patkanın hızla yok oluşunun sebeplerinin başında, doğal yaşam alanlarının yok edilmesi ve avcılık geliyor.

Yapılan çalışmalar, üveyiğin (Streptopelia turtur) dünya nüfusunun 1980’den bu yana yüzde 78, elmabaş patkanın (Aythya ferina) dünya nüfusunun ise yüzde 30 ila 49 oranında azaldığını gösteriyor.

Uluslararası mevzuata aykırı

Türkiye taraf olduğu Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin 6’ncı ve 8’inci maddeleri ile hassas canlı türlerini korumayı taahhüt ettiği halde, dünya ölçeğinde tehlike altında olan üveyik ve elmabaş patka türlerinin avını serbest bırakarak uluslararası mevzuata aykırı hareket ediyor.

100 bine yakın imza

Kurumlar ve 100 bine yakın doğa sever, Nesli tehlikedeki bu türlerin korunması çağrısıyla açılan imza kampanyasına destek verdi.  Tehlike altındaki türlerin yanında olmaya devam edeceklerinin altını çizen doğa severler, geçtiğimiz sene alından yanlış kararın bu sene tekrar etmemesi gerektiğini belirterek üveyik ve elmabaş patka için av yasağı getirilmesini talep ediyor. Kampanyaya destek vermek isteyenler bu adresten imzacı olabiliyor.

Erkol: Bilimsel veriler göz ardı ediliyor

Bilimsel bir rapor yayınlayarak nesli tehlikedeki kuşların avının yasaklanmasını talep eden kurum ve doğa severler adına konuşan Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Itri Levent Erkol yaptığı açıklamada: “Türkiye’de nesli küresel ölçekte tehlike altında olan yirmi dört kuş türünden ikisi olan üveyik ve elmabaş patkanın avlanması hala serbest. Bu türler korunması gerekirken, avcıların isteğiyle ava açılıyor. Yayınladığımız raporla bir kere daha nesli tehlikede olan türlerin durumunu ve bu konu değerlendirilirken göz ardı edilen bilimsel verileri ortaya koyduk” dedi.

‘Salgın döneminde yasaklanmalı’

Sözlerine korona salgınının konuyla ilgisini dile getirerek devam eden Erkol “COVID-19 gibi pandemiler zoonoz, yani hayvan kaynaklı salgınlar olarak sınıflandırılıyor. Korona virüsü salgını süresince zorunlu durumlar dışında evlerimizde kalmamız gereken bu dönemde, insanların yaban hayvanlarıyla yakın temas kurduğu avcılık gibi faaliyetlerin tümüyle yasaklanması şart” değerlendirmesinde bulundu.

Erkol sözlerini “Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, IUCN Ulusal Komitesi ve Merkez Av Komisyonu üyesi kurum, kuruluş, sivil toplum örgütü ve akademisyenlerden talebimiz: Nesli dünya ölçeğinde tehlike altında olan üveyik ve elmabaş patkayı ava kapatması ve nesli tehlikedeki türlerin avını tamamen yasaklamasıdır” ifadeleriyle sonlandırdı.

 

Ordu’da altın madeni yakınındaki bal ormanları yandı

Ordu Ünye’deki Erenyurt Sarıhalil Mahallesi’ndeki Seyirlik Ormanı’nda dün çıkan yangında 150 dönümlük alan yanıp kül oldu. İlçedeki altın madenine yaklaşık 500 metre mesafede çıkan ve bugün söndürülen yangınla ilgili olarak CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, Birgün‘den Dilan Esen‘e konuştu.

Adıgüzel, maden arazisini genişletmek için ormana “sabotaj yapıldığını” öne sürdü. Yangının dün saat 14.00 sularında başladığını söyleyen Adıgüzel, Orman İşletme Müdürlüğü ile Tarım ve Orman Bakanlığı yetkililerine bilgi verdiğini ve gece boyunca yangını söndürebilmek için helikopter talep ettiklerini ancak gönderilmediğini söyledi:

Gece boyunca yolun açıldığı ve kontrol altına alındığı söylendi. Sabah ise tekrar büyüdüğünü öğrendim. Yangın yerine gittiğimde bölgedeki itfaiye ve iş makinasının çalışmadığını gördüm, bozuk olduğu söylendi.

‘Kesinlikle sabotaj’

Adıgüzel Karadeniz’de iki gün boyunca yangın çıkmadıktan sonra tek bir yerin yandığını, oranın da altın madeninin yakınında olduğuna dikkat çekti ve şöyle dedi:

Altın madeni üç tarafa dayandı. Doğu, kuzey, güney; üç tarafta da köy var. Bir tek batı tarafı açık ve yangın da batıya çıkıyor. Bu bölge kestane bal ormanı ancak bu bölgenin telef olması halinde yeni bir düzenleme yapılıp yasal yollardan istenebilir. İnsanın aklına böyle bir kurgu geliyor.

Adıgüzel ayırca, bir önceki günden bu yana pek çok kuruma ulaştığını ancak sonuç alamadığını, yangına zamanında müdahale edilmediğini söyledi.

‘İkinci bir yangın çıkarsa faili bellidir’

Derelerin Kardeşliği Platformu Fatsa Sözcüsü Osman Güvenalp de yangın çıkan bölgenin bir tarafının tarihi dokusu olan sit alanı diğer tarafının ise bal ormanları olduğunu vurguladı. Güvenalp bölgeye gittiklerinde itfaiyenin çalışmadığını gördüklerini söyledi:

Sorduğumuzda aracın oraya girmediğini söylediler. Yangını söndürmeleri için üç dört kişi görevlendirilmiş ve geceden beri sadece onlar ilgileniyordu. Alt kısma indiğimizde bölge bölge yangınların olduğunu gördük. Yukarı kısma çıktığımızda mutlaka müdahale edilmesi gerektiğini gördük. Milletvekili Mustafa Bey’in müdahaleleri sonucu araöz gönderdiler.

Güvenalp de zamanında müdahale edilseydi yangının bu kadar uzun sürmeyeceğini söyledi ve “Burada bir yangın çıktı faili meçhuldür ama ikinci bir yangın çıkarsa faili bellidir” dedi.

 

Samsun Kavaklılar ikinci bir taş ocağı istemiyor

Samsun’un Kavak ilçesinde yer alan Köseli ve Karapınar Mahallesi’nde bin dönümlük alana kurulması planlanan taş ocağına tepki gösteren bölge halkı; Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu ve Samsun Çevre Platformu (SAMÇEP) bileşenlerinin  katılımıyla bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Gazete Gerçek’ten Tolga Birgücü’nün haberine göre bölgede hali hazırda faaliyet gösteren Kavak Çimento Fabrikası’nın yanına Oyak Çimento yatırımcılığında yeni bir çimento fabrikası ve taş ocağı kurulmak isteniyor. Proje için Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci ise başlamış durumda.

‘Tarlada ürün ekilemiyor’

Faaliyet gösteren Kavak Çimento Fabrikası nedeniyle tarlalarında ürün ekip biçemediklerini söyleyen bölge sakinleri, “Yanındaki toprakta arazide tozdan geçilmiyor. Vatandaşın burada ekip biçmesi mümkün değil” dedi.

Konuyla ilgili açıklama yapan SAMÇEP sözcüsü Mehmet Özdağ ise “Burada yaptığımız incelemelerde fabrikanın ve taş ocağının işlediğini gözlemledik. Bu fabrikanın, bölgenin arazisine ve insanlara zarar verdiğini gördük” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: Ekoloji Birliği

‘Su varlığı tehlikede’

Özdağ, yaptığı açıklamada  “Bu proje Karapınar, Köseli, Bekdemir, Emirli ve Ilıca Mahallelerini etkileyecek bin dönümlük bir alanı kapsıyor. Söz konusu proje, Köseli ve Bekdemir Mahallelerimizin içme ve sulama sularının yani su kaynaklarının üzerinde planlanmıştır” dedi.

Konuyla ilgili her türlü hukuki deteği sağlayacaklarını belirten Özdağ “Kavak’taki cennet köşemizin yok olmasına izin vermeyeceğiz ve bu konuda tüm Samsun halkından duyarlılık ve destek bekliyoruz” çağrısında bulundu.

Hancıoğlu: Mücadeleye hazırız

CHP Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu da konuyla ilişkin bir değerlendirme yaparak “Samsun’umuzun doğası yeni bir tehditle karşı karşıya” dedi.

Projenin tarım alanlarını ve yeraltı sularını etkileyeceğini belirten Hancıoğlu, doğaya zarar verecek her türlü yatırıma karşı olduklarını ve her türlü mücadeleyi vermeye hazır olduklarını söyledi.

Greenpeace filtresiz santrallerin kapatılması için bakanlığa başvurdu

Salgın döneminde filtresiz kömürlü termik santrallerin sağlık üzerindeki ölümcül etkilerini hatırlatan Greenpeace, 2020 sonu beklenmeden faaliyetlerinin durdurulması için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na başvuru yaptı.

Kapatılması istenen santraller arasında 2020 yılı başında “geçici faaliyet belgesi” ile çevre yatırımlarını yapmadan filtresiz şekilde çalışmaya devam eden dokuz santral yer aldı. Bu santrallerin bulunduğu kentlerde yaşayanlarla birlikte yapılan başvuru, İl Pandemi Kurulları ile Sağlık Bakanlığı’na da iletildi.

‘Zonguldak örneği tehlikeyi gösteriyor’

Konuya dair açıklama yapan Greenpeace Dünya Sağlık Örgütü‘nün koronavirüsün kronik hastalıkları olanları daha ciddi düzeyde etkilediği uyarısını hatırlattı.

Türkiye’de de 30 büyükşehirin yanı sıra termik santrallerin kronik hastalıklara sebep olduğu Zonguldak ilinin de karantinaya alındığı belirtilen açıklamada “Kömürlü termik santrallerin insan hayatı üzerinde ne kadar büyük bir tehdit olduğu bir kez daha gözler önüne serildi” denildi.

Kütahya’da ölçümler limitlerin üstünde

Greenpeace, Kütahya’daki Seyitömer ve Tunçbilek Santralleri‘nde yaptırdığı 24 saatlik ölçüm sonucu bu bölgelerde birçok hastalığın sorumlusu hava kirleticisi PM 2,5’un Dünya Sağlık Örgütü limitlerinin 3 katına tekabül ettiği sonucuna ulaştıklarını söyledi.

Bu santraller 1 Ocak 2020’de filtre dahil olmak üzere çevre yatırımlarını tamamlamamış olmalarına rağmen gerekli yatırımları gerçekleştirdikleri ifade edilerek yeniden faaliyete açılmıştı.

Tnçbilek Termik Santrali

Bayram: Bu kentler koronavirüse karşı kırılgan

Greenpeace Akdeniz Program Direktörü Deniz Bayram ise konuya ilişkin “Kömürlü termik santrallerin yoğun bulunduğu kentlerde KOAH başta olmak üzere hava kirliliğine bağlı çeşitli hastalıklar yaşandığı göz önünde bulundurulduğunda bu kentlerin koronavirüse karşı daha kırılgan olduğu ortada” dedi. Bayram, Zonguldak örneğinin ise bunun en büyük kanıtı olduğunu söyledi.

Filtresiz santrallerin, sağlığı olumsuz yönde etkileyen temel hava kirleticilerden SO2’yi (sülfürdioksit) filtreleme, baca gazı arıtma tesisleri olmadığını söyleyen Bayram “Söz konusu filtresiz santraller 7 yıl boyunca çevre yatırımlarını yerine getirmeyerek havayı kirletmeye devam etti. Sağlık krizi yaşadığımız böyle bir dönemde bu santrallerin bir gün daha çalışmaması gerekiyor” dedi.

Yatağan Termik Santrali

Hangi santraller?

1 Ocak 2020’de Çevre yatırımlarını 2019 yılı sonuna kadar tamamlamayan 5 kömürlü termik santral kapatıldı: Kahramanmaraş Afşin A, Kütahya Seyitömer, Kütahya Tunçbilek, Sivas Kangal ve Zonguldak ÇATES Bir santralin faaliyetleri kısmen durduruldu: Manisa Soma Termik Santrali.

Kapatılan santrallerden Kütahya Seyitömer ve Tunçbilek, Sivas Kangal tekrar açılırken, Zonguldak ÇATES’in yeniden açılmak istendiği iddia ediliyor. Dokuz kömürlü termik santralin filtresiz olmasına rağmen, Ocak 2021’e kadar “geçici faaliyet belgesi” ile çalışmasına izin verildi. Bu santraller şöyle:

  • Çanakkale / ÇAN 18 Mart Termik Santrali
  • Şırnak / Silopi Termik Santrali
  • Muğla Yatağan Termik Santrali
  • Sivas / Kangal Termik Santrali
  • Ankara / Park Termik Santrali
  • Muğla / Yeniköy Termik Santrali
  • Muğla / Kemerköy Termik Santrali
  • Bursa / Orhaneli Termik Santrali
  • Kahramanmaraş / Afşin Elbistan B Termik Santrali

Türkiye’de koronavirüs: Yaşamını yitirenlerin sayısı 4 bin 249’a, vaka sayısı 153 bin 548’e yükseldi

 
 

Artan test sayısına rağmen pozitif çıkan vaka sayısı öngörüldüğü seviyede seyrediyor. Destek tedavisine ihtiyaç duyan hasta sayısı azalıyor. Yeni hayat tarzımız: Kontrollü Sosyal Hayat, hep birlikte tedbir. Koşulu: Maske + 1,5 metre Sosyal Mesafe.”

Türkiye’de ilk koronavirüs tanısı 11 Mart’ta konuldu. O günden bu yana vaka ve ölüm sayıları şöyle: 

11 Mart: 1 vaka
13 Mart: 3 vaka
14 Mart: 6 vaka
15 Mart: 18 vaka
16 Mart: 29 vaka
17 Mart: 51 vaka, 1 ölüm
18 Mart: 93 vaka, 1 ölüm
19 Mart: 168 vaka, 2 ölüm (1.981 test)
20 Mart: 311 vaka, 5 ölüm (3.656 test)
21 Mart: 277 vaka, 12 ölüm (2.953 test)
22 Mart: 289 vaka, 9 ölüm
23 Mart: 293 vaka, 7 ölüm (3.672 test)
24 Mart: 343 vaka, 7 ölüm (3.952 test)
25 Mart: 561 vaka, 15 ölüm (5.035 test)
26 Mart: 1196 vaka, 16 ölüm (7.286 test)
27 Mart: 2069 vaka, 17 ölüm (7.533 test)
28 Mart: 1704 vaka, 16 ölüm (7.641 test)
29 Mart: 1815 vaka, 23 ölüm (9.982 test)
30 Mart: 1610 vaka, 37 ölüm (11.535 test)
31 Mart: 2704 vaka, 46 ölüm (15.422 test)

1 Nisan: 2148 vaka, 63 ölüm (14.396 test)
2 Nisan: 2456 vaka, 79 ölüm (18.757 test)
3 Nisan: 2786 vaka, 69 ölüm (16.160 test)
4 Nisan: 3012 vaka, 76 ölüm (19.664 test)
5 Nisan: 3015 vaka, 73 ölüm (20.065 test)
6 Nisan: 3148 vaka, 75 ölüm (21.400 test)
7 Nisan: 3892 vaka, 76 ölüm (20.023 test)
8 Nisan: 4117 vaka, 87 ölüm (24.900 test)
9 Nisan: 4056 vaka, 96 ölüm (28.578 test)
10 Nisan: 4747 vaka, 98 ölüm (30.864 test)
11 Nisan: 5138 vaka, 95 ölüm (33.170 test)
12 Nisan: 4789 vaka, 97 ölüm (35.720 test)
13 Nisan: 4093 vaka, 98 ölüm (34.456 test)
14 Nisan: 4062 vaka, 107 ölüm (33.070 test)
15 Nisan: 4281 vaka, 115 ölüm (34.090 test)
16 Nisan: 4801 vaka, 125 ölüm (40.427 test)
17 Nisan: 4353 vaka, 126 ölüm (40.270 test)
18 Nisan: 3783 vaka, 121 ölüm (40.520 test)
19 Nisan: 3977 vaka, 127 ölüm (35.344 test)
20 Nisan: 4674 vaka, 123 ölüm (39.703 test)
21 Nisan: 4611 vaka, 119 ölüm (39.429 test)
22 Nisan: 3083 vaka, 117 ölüm (37.535 test)
23 Nisan: 3116 vaka, 115 ölüm (40.962 test)
24 Nisan: 3122 vaka, 109 ölüm (38.351 test)
25 Nisan: 2861 vaka, 106 ölüm (38.308 test)
26 Nisan: 2357 vaka, 99 ölüm (30.177 test)
27 Nisan: 2131 vaka, 95 ölüm (20.143 test)
28 Nisan: 2392 vaka, 92 ölüm (29.230 test)
29 Nisan: 2936 vaka, 89 ölüm (43.498 test)
30 Nisan: 2615 vaka, 93 ölüm (42.004 test)

1 Mayıs: 2188 vaka, 84 ölüm (41.431 test)
2 Mayıs: 1983 vaka, 78 ölüm (36.318 test)
3 Mayıs: 1670 vaka, 61 ölüm (24.001 test)
4 Mayıs: 1614 vaka, 64 ölüm (35.771 test)
5 Mayıs: 1832 vaka, 59 ölüm (33.283 test)
6 Mayıs: 2253 vaka, 64 ölüm (30.303 test)
7 Mayıs: 1977 vaka, 57 ölüm (30.395 test)
8 Mayıs: 1848 vaka, 48 ölüm (33.687 test)
9 Mayıs: 1546 vaka, 50 ölüm (35. 605 test)
10 Mayıs: 1152 vaka, 47 ölüm (36.187 test)
11 Mayıs: 1114 vaka, 55 ölüm (32.722 test)
12 Mayıs: 1704 vaka, 53 ölüm (37.351 test)
13 Mayıs: 1639 vaka, 58 ölüm (33.332 test)
14 Mayıs: 1635 vaka, 55 ölüm (34.821 test)
15 Mayıs: 1708 vaka, 48 ölüm (38.565 test)
16 Mayıs: 1610 (vaka) 41 ölüm (42.236 test)
17 Mayıs: 1368 vaka, 44 ölüm (35.369 test)
18 Mayıs: 1158 vaka, 33 ölüm (25.141 test)
19 Mayıs: 1022 vaka, 28 ölüm (25.382 test)
20 Mayıs: 972 vaka, 22 ölüm (20.838 test)
21 Mayıs: 961 vaka, 27 ölüm (33.633 test)

[Yeşil Gazete Tv] Uzman hemşire Aydoğan: Çok yorgunuz, köstek değil destek olun

Yeşil Gazete Tv’de yayınlanan Karantina Günleri programının 17’incisinde, Ümit Şahin, Koray Doğan Urbarlı ve Alev Karakartal’ın konuğu Türk Yoğun Bakım Hemşireleri Derneği Yönetim Kurulu üyesi, uzman hemşire Semine Aydoğan oldu.

Yoğun bakım hemşiresi olarak, İstanbul’un en büyük üniversite hastanelerinden birinde görev yapan Aydoğan, zaten ağır olan yüklerinin salgın sürecinde daha da ağırlaştığını, koşullar zor olmasına karşın bütün güçleriyle günde en az 12 saat çalıştıklarını anlattı. Aydoğan buna karşılık ek ödemelerle gündeme gelmelerine üzüldüklerini belirterek, devletten hak gaspına yol açan, adaletsiz performans ve ek ödeme sisteminden vazgeçip hakkaniyetli bir düzenleme yapmasını, vatandaşlardan ise rehavete kapılmayıp önlemlere dikkat etmelerini istedi. 

Uzman Hemşire Semine Aydoğan’ın Yeşil Gazete TV’ye anlattıklarından öne çıkanlar şöyle:

Çalışma koşulları

Daha önce Ebola, Kırım Kongo Ateşli Hastalığı, H1N1 gibi salgınlarda olduğu gibi koronavirüs salgınında da başlangıçta neyle karşılaştığımızı bilmiyorduk, süreç içinde öğrendikçe ustalaştık. Günde 12 saatlik vardiyalar halinde çalışıyoruz. Kişisel koruyucu ekipmanlar, başlangıçta biraz zorladı. Bunların içinde uzun saatler boyunca çalışıyoruz ve çok yoruluyoruz. İş yükümüz zaten fazlaydı, şimdi daha çok arttı.

Sıfır noktasındayız, hastalarla birebir temas halindeyiz. Bu durumda bulaş ve enfeksiyon riskine çok açığız, sürekli ayakta kalmaya bağlı sorunlar yaşıyoruz. Çok yorgunuz, birçok arkadaşımız haftalardır ailesini, yakınlarını görmüyor. Psikolojik bakımdan da yorgun ama gururluyuz. Bugünlerden sonra geriye dönüp baktığımızda, çok iyi işler yaptık, çok sayıda hayat kurtardık diyeceğiz. Vicdanımız rahat.

Yatak var hemşire yok

Sağlık Bakanı, yoğun bakım yatağı bakımından dünyanın önünde olduğumuzu söylemişti. Yeterli yatak olabilir, ekipman olabilir ama yeterli hemşiremiz yok. Bakanlık’tan yakın zamanda, ne kadar yoğun bakım hemşiremiz olduğuna ilişkin bilgi istedik. Yeni hemşireler alındı ve kaç kişi bilemiyoruz. Henüz bir cevap alamadık, ama biz sahada, eksik kadroyla çalıştığımızı her gün görüyoruz.  

Türkiye’de yetişmiş yoğun bakım hemşiresi sayısı Avrupa ülkelerine oranla oldukça az. Avrupa ülkelerinde her hastaya bir uzman hemşire düşerken, Türkiye’de bu sayı en az iki, ortalama üç hastaya bir hemşire şeklinde. Salgınla birlikte, her uzman hemşirenin yanına iki yeni mezun hemşireyle birlikte bir ekip oluşturarak çalışmaya başladık.  

Testler

İki hafta önce hastane genelinde test yapıldı. covid-19 pozitif çıkmadı bu testlerden. Bundan sonra düzenli yapılacağı söyleniyor ama ne zaman olacak bilmiyoruz. Çok sayıda sağlık çalışanı koronavirüse yakalandı. Bizim iki hemşire arkadaşımızda ve eşlerinde tespit edildi. Şu anda bir Covid pozitif çalışanımız istirahatte. Aslında kimde görüleceği çok fazla kestirilemiyor. Hepimiz aynı şartlarda çalışıyoruz, bazılarında görülüyor, bazılarında olmuyor.

Hasta sayısı arttı

Çalıştığım üniversite hastanesinde hasta sayısında düşme oldukça açtığımız yeni yatakları kapatmıştık, ancak son bir haftadır hasta sayısında yine bir artış görüldü. Yeni yataklar açmak zorunda kaldık. Bir de yapılan yayınlar insanları/hastaları bize yönlendiriyor olabilir.  

Ruh halleri

Çok az bir tedirginlik ve kaygı insanı zinde tutar, bizimki öyle biraz. Başta herkes gibi bizde de korku duygusu hakimdi, şimdi biraz daha hakimiz sürece. Tedirginlik sürüyor tabii. Dayanamayan, “istifa edeceğim” diyen arkadaşlarımız da var. Bizi ayakta tutan tek şey, bunun geçici bir süreç olduğu ve bir gün normal hayata dönebileceğimiz umudu.

Psikolojik destek alan arkadaşlarımız var. Sınırdaki asker gibi çalışıyorsunuz, hem kendi korkularınızla baş etmeye çalışıyorsunuz hem de hastaların endişelerini paylaşıyorsunuz. Kaybettiğimiz hastalar bizi de çok üzüyor, yıpratıyor. Dört saat sürekli çalıştıktan sonra küçük bir mola veriyoruz, o sırada birbirimize destek vermeye çalışıyoruz.

Destekler, ek ödeme

Sağlık Bakanı tavandan ek ödeme yapacağız deyince, toplumun gözünde “çok çalışıyorlar ama iyi para aldılar” izlenimi oluşmuş olabilir, ama biz çok rahatsız olduk. Çünkü ek ödemenin bir katsayısı var ve bunu bakanlık belirliyor. Diğer sağlık çalışanlarıyla aramızda dağlar gibi fark olduğu gibi kendi aramızda da lise mezunu mesai arkadaşlarımızla üniversite mezunları arasında da büyük fark var. Lise mezunu yoğun bakım hemşirelerine 20 tl. ek ödeme yatırıldı bu ay, üniversite mezunlarına 700 TL. civar. Herkese 2 bin TL ek ödeme veriyorum gibi bir şey denseydi farklı olurdu ama denilmedi.

Mesela salgından önce, aylarca 4 kuruş performans ödemesi aldık. Bunlar kurumların inisiyatifine bırakıldıkça ve katsayı adaletsizliği sürdükçe ne kadar çaba harcarsanız harcayın, ne kadar risk altında olursanız olun performansınızı belirleyen başkalarının değer biçtiği kadar bir ödeme alıyorsunuz.

Bu durum bizim iş barışımızı da etkiliyor, motivasyonumuz bozuluyor, kırgınlıklar yaşanıyor. Ayrıca yardımcı sağlık personeline hiçbir destek yapılmadığını da söylemeliyim. Her hemşirenin yanında bir yardımcı sağlık personeli olur. Onlar bizim elimiz ayağımız gibidir, ama onlara hiçbir ek ödeme yapılmadı. Bu da çok adaletsiz bir durum.

Beklentiler

Üniversiteler çakılı kadrolardır. Oradan başka yere tayininiz olmaz, kuraya katılamazsınız. Başladığınız yerde ömür boyu orada çalışırsınız. Burada motivasyonu artıracak şekilde çalışma şartları, bilimsel imkanlar, özlük hakları ve ödemelerin düzenlenmesini talep ediyoruz.

Dünya Sağlık Örgütü, daha koronavirüs ortada yokken, 2020’yi Ebe ve Hemşire Yılı ilan edilmişti. Salgınla birlikte bizim yükümüz de fazlasıyla arttı. Sağlık çalışanlarına şiddet ise azalmadığı gibi artıyor. Siyasetçilerden, sorunlarımızı bu anlamlı yılda Meclis’e taşımalarını bekliyoruz.

Diğer yandan, biraz da Sağlık Bakanı’nın aşırı olumlu söylemleri yüzünden, insanlar “tamam bu iş bitti” algısına kapılıyor. Toplam aktif vaka sayısı tamamen sona ermedikçe bu işin bitmeyeceğini hatırlatmak istiyorum. Bir kişi ortalama 5 kişiye bulaştırıyor ve elimizdeki rakamlar sadece bilebildiklerimiz.

Havalar ısındı, insanlar evde durmak istemiyor. Bunu anlıyoruz ama, bunca bilinmezlik arasında önlem konusunda oluşabilecek rehavet, çok daha can yakıcı bir ikinci dalgaya yol açabilir. Hem kendilerini hem de bizi düşünüp teması azaltıp önlemlere dikkat etmelerini rica ediyoruz.

Dünya normalleşirken sağlıkçılar uyarıyor: Salgın henüz bitmedi

Salgına karşı birçok ülkede normalleşme yolunda adımlar atılırken, dünya çapında vaka sayısı 5 milyonu geçti.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus son günlerde dünya genelindeki vaka sayısındaki artışa dikkati çekti ve daha gidilecek uzun bir yol olduğunu söyledi. Ghebreyesus DSÖ’ye son 24 saatte 106 bin yeni vaka bildirildiğini ve bunun salgın başlangıcından bu yana bir günde görülen en yüksek rakam olduğunu belirtti. 

‘Kesinlikle bitmedi’

Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) Başkanı Doktor Andrea Ammon da, Avrupa‘nın ikinci bir koronavirüs dalgasına hazırlanması gerektiği uyarısında bulundu. Guardian‘a konuşan Ammon, “Bana göre asıl soru, ikinci dalganın ne zaman başlayacağı ve ne kadar büyük olacağı” dedi.

“Kıyamet tablosu çizmek istemediğini söyleyen Ammon, “Ancak tamamen rahatlamamız gereken bir zamanda değiliz (…) insanlar sorunun bittiğini düşünüyor. Ama bitmedi, kesinlikle bitmedi” diye konuştu. 

ABD’de ölü sayısı 100 bine yaklaştı

Salgından en çok etkilenen ülke olan ABD’de ölü ve vaka sayısı artmaya devam ediyor. ABD’de virüs bulaşan kişi sayısı 19 bin 974 artarak 1 milyon 572 bin 114’e yükseldi. Son 24 saatte 1530 kişinin daha ölmesiyle hayatını kaybedenlerin toplam sayısı 93 bin 594’e çıktı.

Öte yandan ABD hükümeti, Oxford Üniversitesi’nin geliştirdiği ve ilaç şirketi AstraZeneca ile birlikte çalıştığı Covid 19 aşısından 300 milyon doz sipariş ettiğini duyurdu.

Sağlık bakanlığı yetkilileri ilk dozların ekim ayında hazır olmasını beklediklerini belirtti. Açıklamada, AstraZeneca ile yapılan bu anlaşmanın 2021’de güvenli, etkili ve yaygın bir aşıya sahip olabilmek adına önemli bir adım olduğu ifade edildi.

Faşist başkanın ihmalkarlığı sayıyı arttırdı

Son veriler, Latin Amerika ülkelerindeki toplam vaka sayısının, bugüne dek salgının merkez üsleri olan Avrupa ve ABD’yi geçtiğini gösteriyor. Uzmanlar, bunun küresel salgında yeni bir safha olduğunu söylüyor.

Latin Amerika’daki yeni vakaların büyük çoğunluğu ise aşırı sağcı Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun salgını ciddiye almayan politikalarının etkili olduğu Brezilya‘da görüldü. Brezilya son olarak 888 yeni ölüm bildirdi.

‘Aşının bulunmasını bekleyemeyiz’

İtalya ise 3 Haziran’dan itibaren Avrupa Birliği üyesi ülkelere sınırlarını zorunlu karantina şartı olmadan açacağını duyurdu.

Ekonomiyi canlandırma planının bir parçası olarak alınan kararla ilgili Başbakan Giuseppe Conte “Riski kabul etmek zorundayız. Bir aşı bulunmasını bekleyemeyiz. Aksi takdirde ekonomiyi canlandırmamızın çok zor olacağı bir pozisyona gelebiliriz” dedi.

İspanya’da beşinci kez olağanüstü hal

İspanyol Meclisi ise, koronavirüs salgını nedeniyle 14 Mart’tan bu yana uygulanan ve 24 Mayıs’ta süresi dolacak olağanüstü halin iki hafta daha uzatılmasına onay verdi. Böylelikle İspanya’da olağanüstü hal durumu beşinci kez uzatılmış oldu.

Başbakan Pedro Sanchez, salgında yürütülen politikalarda “zamana karşı yarışta kaynak yetersizliği ve alınan bazı acil önlemlerin karmaşıklığından”  ötürü vatandaşlardan özür diledi.

Almanya’nın ekonomisi düze çıkıyor

Avrupa’nın en büyük ekonomisi Almanya’da ise salgının özel sektörde yarattığı daralma, karantina tedbirlerinin gevşemesiyle hafifledi.

Hükümet salgın nedeniyle Alman ekonomisinin “İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en sert daralmayı” kaydedeceğini tahmin ediyor. Hükümetin tahminlerine göre ekonomi bu yıl yüzde 6.3 daralacak.

Afganistan’da yatak kalmadı

Afganistan Sağlık Bakanlığı, ülkede koronavirüs hastalarını tedavi etmek için ülkenin pek çok yerinde hastane yatağı kalmadığını açıkladı. Guardian‘ın haberine göre Afganistan’da yetkililer ülkede Covid 19 nedeniyle bir “insani felaket” yaşanmasının an meselesi olduğunu söyledi.

Sağlık Bakanı Yardımcısı Wahif Majroh, “Ülke genelinde özellikle de Kabil‘de Covid 19 hastaneleri dolup taşmış durumda. Acil olarak yeni hastaneler yapılması gerekiyor. On gün önce boş yatakları olan hastanelerde şimdi hiç kalmadı” dedi.

Danimarka iklim hedeflerini tutturmak için iki ‘enerji adası’ inşa etmeyi planlıyor

Danimarka 2030 yılında karbon emisyonlarını 1990 yılındaki emisyonlarına kıyasla yüzde 70 azaltmak için açık deniz üzerinde toplam dört gigawatt’lık rüzgar santrallerinin yer aldığı iki ‘enerji adası’ inşa etmeyi planlıyor.

Hükümet, karbon emisyonlarını azaltma taahhüdünde bulunduğu ve 2050 yılına kadar karbon nötr olacağı sözünü verdiği yasal olarak bağlayıcı olan iklim planını gerçekleştirmek için Çarşamba günü meclise altı maddelik bir tasarı sundu.

Rüzgar kapasitesi ikiye katlanacak

Climate Change News’ten Chloé Farand’ın haberine göre yapılması planlanan iki adanın her biri en az 2GW kapasiteye sahip olacak ve ülkenin mevcut deniz rüzgar kapasitesini ikiye katlayacak.

Danimarka’nın İklim Bakanı Dan Jørgensen yaptığı açıklamada, devam eden koronavirüs pandemisine atıfta bulunarak, “Danimarka yeşil bir öncü ülke olmalı, bu yüzden tarihi bir krizin ortasında olsak bile yüksek iklim hedeflerine bağlı kalıyoruz” dedi.

İhraç etmeyi amaçlıyor

Adaların Danimarka hanelerinin yıllık tüketiminden daha fazla elektrik üretmesi bekleniyor ve hükümet yeşil gücünü komşu Avrupa ülkelerine ihraç etmeyi umuyor.

Açık denizdeki enerji merkezlerinden biri, Kuzey Denizi‘ndeki yapay bir adada inşa edilecek ve Hollanda’ya kadar uzanabilecek. Bu durumda adanın kapasitesi 10GW’a kadar genişletilebilir. İkinci merkez ise Baltık Denizi‘ndeki Danimarka adası Bornholm’da planlanıyor ve Polonya ile uzun vadede yapılacak bir birleşme öngörülüyor.

Yenilenebilir enerji teşvikleri

Planda iki enerji adasının yanı sıra karbon tutma ve depolama teknolojileri ve biyogaz yatırımları için yılda 58 milyon dolar araştırma ve geliştirme bütçesi ayrılması yer alıyor. Bunun dışında evlerde ve binalarda enerji verimliliğini daha da artırmak ve yenilenebilir kaynaklı ısıtmaya geçmek için teşvikler ve sübvansiyonlar öneriliyor.

‘Yalancı Orca’lar 25 yıl sonra yeniden Ege’de

Nesli tükenme tehlikesi altında olan ‘yalancı Orca balinaları’,  25 yıl sonra Ege Denizi‘nde görüldü.

Gökçeada‘nın altı mil açığında oltayla avlanan balıkçı Uğur Özdemir, ilk defa gördüğü sekiz balinanın görüntülerini İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi ve Türk Deniz Araştırmaları Vakfı’na gönderdi.

‘Tamamen zararsız bir tür’

Bunun üzerine İÜ Su Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyeleri Doç. Dr. Ayhan Dede, Doç. Dr. Arda M. Tonay, Doç. Dr. Onur Gönülal ve Dr. Ayaka Amaha Öztürk, bilimsel adı “Pseudorca crassidens” olan balinaların 25 yıl sonra ilk defa Türkiye kıyılarında görüldüğünü, yazdıkları bilimsel makaleyle dünyaya duyurdu.

Türk Deniz Araştırmaları Vakfı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Arda M. Tonay ise türün isminin 1800’lü yıllarda konulduğunu söyledi:

O dönemdeki bilim insanları kafatasları Orca balinalarına çok benzediği için bu türe ‘yalancı Orca’ ismini vermişler” diyen Tonay, bu memelilerin neslinin tükenme tehlikesi altında olduğunu ve tamamen zararsız türler olduklarını söyledi.

İklim krizi Antarktika’yı yeşillendiriyor

Antarktika’da iklim krizinin etkisiyle her geçen gün daha fazla yaşanan buz kaybı yerini yeni bir yaşam formuna bıraktı: Algler.  Buzların erimesiyle birlikte ortaya çıkan yeşillenmeyi araştıran bilim insanları yarımadadaki mikroskobik algleri ortaya koyan ilk büyük çaplı haritayı hazırladı.

Araştırmacılar Antarktika yarımadasındaki yeşillenmenin ileride daha çok artacağını düşünüyor çünkü küresel ısıtma alglerin ihtiyaç duyduğu koşulların oluşmasına sebep oluyor.

Uzaydan tespit edilebiliyor

Çarşamba günü Nature Communications dergisinde yayınlanan çalışmaya göre, bazı bölgelerdeki tek hücreli yaşam formları o kadar yoğun ki kar içerisinde oluşturdukları parlak yeşil uzaydan dahi görüntülenebiliyor.

Cambridge Üniversitesi’nden biyologlar ve İngiliz Antarktika Araştırması tarafından yapılan araştırmada da uydu verileri ve yer gözleminin bir kombinasyonunu kullanarak yeşil kar alglerini tespit etmek ve ölçmek için altı yıl harcadı.

‘Yeni bir ekosistemin başlangıcı’

Bilim insanları araştırmanın iklim krizi sebebiyle kıtanın yeşile dönme hızını değerlendirmek amacıyla kullanılabileceğini söylüyor. Cambridge Üniversitesi’nden Matt Davey,  Guardian’a yaptığı açıklamada alglerin mantar sporları ve bakterilerle yakın bir bağı olduğunu söyledi.

Davey, “Bu bir topluluk. Bu potansiyel olarak yeni yaşam alanları oluşturabilir. Bir yerde, bu yeni bir ekosistemin başlangıcı olabilir” ifadelerini kullandı. Algler büyük ihtimalle diğer canlılar için besin kaynağı oluşturacak.

Yılda 479 tonluk karbon yutağı

Haritada 1.9 kilometrekarelik alanı kaplayan 1679 ayrı yeşil bölge tespit edildi. Bu da şu anki haliyle yıllık 479 tonluk bir karbon yutağı olacağı anlamına geliyor. İngiltere’de yaklaşık 875 bin yolculuğu emisyonuna eşit bu değer, küresel anlamda gezegenin karbon bütçesinde fark yaratmak için oldukça küçük bir değer.