Köşe Yazıları

HDK Ekoloji Meclisi’nin ikinci orman çalıştayı İzmir’de yapıldı – Göknur Yumuşak

İlki Muğla’da yapan HDK Ekoloji Meclisi ikinci “Orman çalıştayı” 29 Temmuz Cumartesi günü İzmir’de gerçekleştirildi. Sivil toplum örgütleri partiler ve bireysel katılımın olduğu çalıştay oldukça verimli geçti. Çalıştaya EGEÇEP (Ege Çevre Platformu) adına Özer Akdemir ve ben katıldım. İkimizde EGEÇEP yönetim kurulu üyeleriyiz.

Çalıştayın koordinatörlüğünü Prof.Dr. Beyza Üstün üstlendi

Çalıştayın koordinatörü Prof.Dr. Beyza Üstün, orman sorunlarıyla diğer çevreci sivil toplum örgütlerinin  pek ilgilenmediklerini vurguladı. Bu konuyla ilgili çalışmalara devam edeceklerini belirten Üstün,  HDK ekoloji hareketinin 2011’de aşağıdan yukarıya bir örgütlenme modeliyle oluştuğunu ve hep birlikte çalışarak anlamlı çoğalmalar yaşadıklarını dile getirdi. 1980’lere kadar devlet ormanları halktan koruyordu. Oysa şimdilerde halk ormanları devletten korumaya başladı dedi. HDK’nın ekoloji çalışmalarının enerji ve tarım çalıştaylarıyla devam edeceğini, enerji çalıştayının 15 Eylülde Dersim-Tunceli’de düzenleyeceklerini de söyledi Beyza hoca.

Saat 10:00 da başlayıp 18:00 da biten çalıştayın açılış konuşmasını Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu yaptı. Yine ilk sunumu da Onur hoca yaptı.

Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu

Hamzaoğlu doğanın ve insanlığın yok edilişi başlığı altında özel mülkiyetin doğanın talanına etkileri üzerine bir sunum yaptı.

Hem doğanın hem de insanın nesneleştirildiğini belirten Onur hoca, emek aracılığıyla doğanın insanın mülkü haline geldiğini ve  bunun da daha çok üretim mantığıyla kısır bir döngü yarattığını belirtti. Özel mülkiyete karşı bir mücadele yürütülmediğini oysa çevre sorunlarının herkesi etkilediğini dile getirdi. İnsanların her şeyi  kendi çıkarları için kullanmaları doğayı geri dönüşümsüz yok ettiğini belirtti. Batı Anadolu’da özellikle İzmit civarında yaptıkları  çalışmalarla eko sitemin nasıl yok olduğunu gördüklerini belitti.

Kapitalizmin kendini yeniden düzenlediğini belirten Onur hoca, doğaya ve insana öldürücü etkisi olan işletmeler Batı ülkelerinin ihtiyacını karşılamak için varlar dedi. Örneğin beton işletmeleri gibi bir çok işletme Avrupa ülkelerinin  elinde ve üretimi Türkiye’de yaparak kendi ülkelerini kirletmiyorlar dedi. 1972’de Birleşmiş milletler çevre programında çevre hakkının da bir insan hakkı gibi olduğu kabul edildiğini belirtti. Onur hoca işletmelerin atıklarının doğayı yıkımı son safhada anlaşılıyor dedi. Enerji konularına dair de konuştu ve yenilenebilir enerjinin önemini vurguladı. Ve Ekolojik mücadele de güç birliğinin çok önemli olduğunu söyledi.

İşletmelerin atıklarının çevreye etkileriyle ilgili 2015 yılı istatistikleri hala yayınlanmadığını ve kamuoyuyla paylaşılmadığını belirtti. İşletmelerin birçok tehlikeli atığı doğaya bıraktığını ve çevre kirliliğinin kanser hastalıklarına sebep olduğunu belitti. Özellikle hava kirliğinin akciğer kanserine neden olduğunu söyledi. Enerji üretiminde doğal gaz ve kömür kullanımının başa baş gittiğini belirten Onur hoca kimin için enerji üretildiğinin çok önemli olduğunu vurguladı.

Türkiye’deki elektrik enerjisinin % 73’nü % 15 lik kesimin  ( AVM ler ve sanayi işletmeleri vb.) kullandığını belirten Onur hoca demir çelik üretiminin diğer ülkelerde  çok elektrik kullanıldığı için yapılmadığını belirtti. Türkiye’de ise demir çelik üretiminin çok arttığını ve elektriğin tamamen sanayide kullanıldığını belirten Onur hoca bizim elektriği kendimizden çok başka ülkeler için ürettiğimizi vurguladı. Yani diğer ülkeler çevrelerini enerji üretimi için kirletmiyorlar bizim ülkemizi kullanıyorlar böylece de bizim ülkemiz geri dönüşümsüz çok fazla kirleniyor dedi. Doğaya ve insana zarar vermesine rağmen çok  fazla bir enerji üretimini olduğunu vurguladı Onur hoca

İkinci olarak Prof.Dr.Beyza Üstün  orman eko sistemleri ve ormancılığın temel dinamikleri konusunda sunum yaptı.

Yaşamı birlikte örmek için mücadele ettiklerini ve aklımızı netleştirip mutlaka ortaklaşmalıyız güç birliği yapmalıyız dedi. Ekosistemlere müdahale de ormanların çok önemli olduğunu vurgulayan Beyza hoca uydudaki görüntülerde Doğu Anadolu bölgesinde 6870 hektar ormanlık alanın yandığını gördüklerini söyledi. Orman çalıştayının diğer ekoloji çalıştaylarının önüne geçtiğini belirten Beyza hoca su enerji ve tarım alanlarına müdahaleyi siyasi bir perfektifte tartışalım çünkü çevre sorunları siyasidir dedi.

Eko sistemlerin korunmasının önemini vurgulayan Beyza hoca yeraltı ve yer üstüyle ormanların  bütün bir sistem olduğunu belirtti. Ormanların bir doğal baraj ve arıtım sistemi olduğunu, müdahalenin bu sistemi yok ettiğini vurguladı. Doğa halkın ihtiyacı için kullanıldığın da çok sorun olmayacağını belirten Beyza hoca üretimin ne için kimin için olduğunun çok önemli olduğunu belirtti. Eğer sermaye birikimi için üretim yapılıyorsa çevreye etkisi çok büyük oluyor ve yıkım hızlı olduğu içinde sistem çöküyor ve ormanlar yok olursa suların da dengesi bozuluyor dedi. Tüm canlılar için özgürlüğün tartışılması gerektiğini belirtti. Çevre mücadelelerini örgütlü yapmak ve toplumsallaştırarak güç birliği yapmanın önemini vurguladı Beyza hoca. Eko sistemlerin kendi işlevlerini yerine getirememesi sonucunda yıkımın çok fazla olacağını belirtti.

Kapitalizm ve faşizmin birlikte çalıştığını belirten Beyza hoca savaşların eko sistemler üzerine çok büyük bir etkisi olduğunu  Doğu Anadolu’daki yangınların buna örnek olduğunu belirtti. Köylülerin doğu Anadolu’daki orman yangınları sonucunda ekonomik açıdan çok mağdur olduğunu belirten Beyza hoca Türkiye’nin her yerinde dağların taşların maden ocaklarıyla talan edildiğini vurguladı.

Orman Mühendisi Yücel Çağlar, ormancılığın politik boyutları ve sonuçlarını orman ve ormancılık sorunları orman eko sistemleri ve yasalarda ormanların durumunu konuştu.

Orman Mühendisi Besim Sertok ise tarım politikalarının ormanları metalaştırmasını konuştu.

Mezepotamya Ekoloji Hareketi’nden Günel Yalnıç, orman eko sistemlerine müdahaleler ve Kürdistan bölgesinde orman yangınlarını konuştu. Mezepotamya Ekoloji Hareketi olarak 2009 yılında kurulduklarını ve insanın insana ; insanın doğaya tahakkümüne karşı olduklarını belirtti.

Sur’u yeniden inşa platformunun asıl çalışmalarının önüne geçtiğini belirten Yalnıç, Sur’un ve Hevsel Bahçeleri’nin dünya mirasına girdiğini  onları korumak için çalışmalar yaptıklarını belirtti. Dicle nehri üzerindeki Hevsel Bahçeleri’nin talana açılmak istendiğini belirten Yalnıç o bölgeden geçimini sağlayan insanların da çok mağdur olacaklarını  ve bu tarihi mirasların yok olacağını söyledi.

Doğudaki orman yangınlarının bir kaç başlık altında değerlendirilebileceğini ifade eden Yalnıç, insanlar tarafından , doğal nedenlerle ve güvenlik nedeniyle orman yangınları çıktığını ve orman yangınlarını inceleyip raporladıklarını belirtti. Şırnak’taki Cudi dağının nasıl yakıldığının tanığı olduklarını da belirten  Yalnıç, Dersim-Tunceli ‘de de böyle oldu dedi. Ve 11 tane  güvenlik barajı yapılacağını söyledi.

Son olarak Ege Çevre Platformu (EGEÇEP) adına çalıştaya katılan Evrensel İzmir muhabiri  gazeteci Özer Akdemir, Türkiye’de ve Ege bölgesindeki ormanlara müdahaleleri konuştu.

Ülke genelinde ve Ege bölgesinde özellikle madencilik enerji politikalarının ormanlara müdahalesiyle ilgili örnekleri anlatan Akdemir, ülkedeki ekoloji mücadelelerinde yaşam alanlarını korumak için direnen halkın ormanları  korumak içinde önemli direnişler sergilediğini aktardı. Akdemir tıkanan hukuksal süreçleri ancak; derelerin ,ormanların ,,meraların ,dağların nöbetini tutan bu direnişlerle ve yaşam nöbetleriyle aşılabileceğini dile getirdi.

Bir mücadele örneği olarak Lady Tuna gemisini de Refik Söyler aktardı.

Daha sonra forum kısmına geçildi ve katılımcılar düşüncelerini paylaştılar.

Oldukça verimli bir çalıştay oldu.

 

 

Göknur Yumuşak

Hafta SonuKitapManşet

Son dönemin Yeşil Kitapları

Ormanın Gümbürtüsü

Ben: Ooooo; merhaba!

O: Merhaba, hoş geldiniz! Hayrola, ne işiniz var bu dağ başında?

Ben: Öylesine dolaşıyorduk.

O: Öylesine dolaşıyor muydunuz; başka yeriniz mi kalmadı dolaşacağınız? Yarattığınız yeni yaşama ortamlarında artık mutlu değil misiniz yoksa? Biliyor musunuz, sizleri anlamakta zorlanıyoruz?

Ben: Nedenmiş o?

O: Önce şu sorumu bir yanıtlayın bakalım: Neden gittiniz; buraları hepimize yetmiyor muydu?

Ben: Şey… “Daha iyi yaşamak için” diyelim…

O: Peki; yaşayabiliyor musunuz bari?

Ben: …

O: Neden duraksadınız; çok mu zordu sorum? Biliyor musunuz; böylesine “insanlaşmanız” sizlere pek yaramadı galiba…

Ben: Sanki başka türlü yaşama şansımız varmış gibi konuşuyorsun.

O: Yok muydu?

(Tanıtım Bülteninden)

Ormanın Gümbürtüsü
Yücel Çağlar
Yeni İnsan Yayınevi
2016

 

 Türkiye’de Çevre Düzeni Planlamasında Enerji Politikaları

 

Türkiye’nin enerji politikalarının planlamasında ve uygulanmasında çevre düzeni planlanlaması kritik bir öneme sahip. Çevre düzeni planları, enerji yatırımlarına yön veren ve enerji politikalarının belirleyen önemli unsurların başında geliyor. Türkiye’de Çevre Düzeni Planlamasında Enerji Politikaları adlı çalışma, mevcut çevre planlarının hangi saikler üzerinden belirlendiğini ve bu planların enerji yatırımları ile ilişkisini inceliyor.

12 çevre düzeni planının incelenmesi ile yapılan çalışmada, çevre planlarında nüfus tahminlerinin abartılı olduğunu, doğal varlıkların sadece kaynak olarak görüldüğünü, alt planlar ile çevre planları arasındaki ilişkinin  zayıf olduğunu ortaya koyuyor. Çevre planlarının sosyal, çevresel ve ekonomik dengeleri gözeten bir biçimde hazırlanmadığı sadece sektör bazlı büyümeyi hedeflediği bulgusuna ulaşılan çalışmada, kendi öz varlıklarına dayalı, yenilenebilir, yenilikçi, ekolojik, eşitlikçi, adil bir gelişme yaklaşımının ortaya konulmadığı belirtiliyor.

Yasal mevzuata göre “koruma ve kullanma dengesini sağlamak, ülke, bölge ve şehir düzeyinde sürdürülebilir kalkınmayı desteklemek, yaşam kalitesi yüksek, sağlıklı ve güvenli çevreler oluşturmak üzere hazırlanan, arazi kullanım ve yapılaşma kararları getirmek” çevre planlarının temel amacı olarak belirlenmektedir. Ancak, incelenen 12 Çevre Planı, bu yaklaşımdan uzak olarak hazırlanmış, sadece sektörel büyüme üzerinden yapılan abartılı ekonomik öngörüleri içermektedir.

Termik santral projelerinin yoğunlukta olduğu 35 ili kapsayan 12 planda, enerji kullanımı, enerji ihtiyacı, enerji talepleri ve enerji potansiyeline ilişkin herhangi bir analiz ve öngörü de bulunmadığı da görülmektedir. Bununla birlikte, planlamanın kentsel boyutuyla enerji yatırımları arasında da hiçbir ilişki kurulmamış, sadece termik santraller için yer belirlenmiştir. Yenilebilir enerji ise, planların hepsinde önemli bir potansiyel olarak ifade edilmekte ancak ve ancak bölgesel dinamikler ve ihtiyaçlar, uygunluk ve yeterlilik gibi planlamanın ana unsuru olan konulara ise hiç girilmemektedir.

Çalışmanın yazarlarından Avukat Fevzi Özlüler “Çevre planları hazırlanırken sadece yatırım odaklı bir yaklaşım sergilenmiş, bu yüzden planlarda temel planlama ilkelerinin hemen hemen hepsi göz ardı edilmiş. Bu durum enerji politikalarımızı da doğrudan etkiliyor; enerji ihtiyacı ve talepleri göz önünde bulundurulmadan yatırım kararları alınıyor” diyor. Çevre planları enerji planlaması ile ilgili sadece yer seçimi kriterlerini içeriyor.

Özlüer “Her hangi bir enerji yatırımı en azından 40 yıllık bir ömre sahip, dolayısı ile öngörüsüz, plansız yapılan enerji yatırımları sadece bugünü değil, geleceğimizi de ipotek altına alıyor.” diyor.  çevre düzeni planları Sürdürülebilir bir ekonomik ve çevresel ve sosyal gelişme için, enerji yatırımlarının toplumsal ve ekolojik maliyetlerini içeren bütüncül bir yaklaşımla hazırlanması gerekiyor. 

Türkiye’de Çevre Düzeni Planlamasında Enerji Politikaları
Hatice Kurşuncu, Fevzi Özlüer
Ekoloji Kolektifi
http://iklimadaleti.org/i/upload/turkiyedeki-cevre-planmasinda-enerji-politikalari-978-605-83799-8-5.pdf

2016

 

 Ankara’nın Ağaç, Ağaççık ve Çalıları

 

Ankara denilince ilk olarak İç Anadolu bozkırlarının ortasında sınırlı sayıda bitkinin yetiştiği büyük bir kent akla gelir. Çevreye biraz dikkatli bakıldığında durumun hiç de böyle olmadığı, bitki çeşitliliği yönünden varsıl bir kent olduğu kolaylıkla anlaşılır. Ankara’da yetişmez sandığınız manolya, defne, zeytin, zakkum, sığla, yasemin, fıstık çamı gibi bir çok ağacı/çalıyı ilk gördüğünüzde hem şaşırır hem de sevinirsiniz.

Bu kitap, Ankara’nın parklarında bahçelerinde, caddelerinde sokaklarında, gecekondu mahallelerinde, eski / yeni semtlerinde karşımıza çıkabilecek ağaç ve çalıları tanıtmakla kalmıyor; Elmadağ’dan Nallıhan’a, Kızılcahamam’dan Şereflikoçhisar’a Ankara’nın kırsal alanlarında, köylerinde/mahallelerinde, dağlık ve ormanlık bölgelerinde, bozkır-orman ekosistemleri geçiş zonlarında görme şansı bulabileceğimiz odunsu türler hakkında da ayrıntılı bilgiler sunuyor.

Ahmet Demirtaş bir orman mühendisi… Her orman mühendisinin böylesi bir çalışma yapacak bilgi birikimine sahip olduğunu düşünürseniz, yanılırsınız. Kendisi Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği’nin 25 yıldır süren Dendroloji (Ağaçbilim) Okulu’nun gönüllü “hoca”larından… Ankara ve çevresini karış karış gezip fotoğraflama merakı da eklenince, görsel yönü de zengin böylesi bir kitap ortaya çıktı. Kitap, Ankara’nın kentiçi ve çevresindeki doğal ve egzotik 250 kadar ağaç, ağaççık ve çalı türünü dendrolojik ve ekolojik özellikleri ile birlikte bilimsel bir çerçevede tanıtmakla kalmıyor, zengin görsel içeriğiyle bu alanda ülkemizde önemli bir boşluğun doldurulmasına da katkıda bulunuyor.

Ankara’nın Ağaç, Ağaççık ve Çalıları
Ahmet Demirtaş
Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği
2016
Kitabı edinmek isteyenler [email protected] adresine yazabilirler.

 

Derleyen: Barış Gençer Baykan

Kategori: Hafta Sonu

Kitap

Son dönemin yeşil kitapları (3)

Arka kapaklarından

Okulöncesi Dönemde Çevre Eğitimi

Bir toplumun kendi geleceği olan çocuklarına bırakacağı en değerli hazinenin üzerinde yaşanabilir bir doğal çevre olduğu, herkesin hemfikir olduğu bir gerçektir. Kimsenin (en azından açıkça) karşı çıkmadığı görüşün bu gereklerini yerine getirmek konusunda ise bazı ülke toplumlarının ne yazık ki ayak diredikleri, gerekenleri yapmak konusunda isteksiz göründükleri de ortadadır. Her konuda olduğu gibi bu yaşamsal konuda da ilk ve yoğun olarak yapılması gereken, toplumdaki bireylerin bilinç düzeylerini ve farkındalıkları artırmaktır. Mümkün olan en erken yaşlardan itibaren doğal çevreyi seven, o çevreyi korumak ve geliştirmek için yapılması gerekenleri kendi düzeyinde bilen ve uygulayan bireyler yetiştirmek önem kazanmaktadır. O halde yapılacak olan, okulöncesi dönem çocuklarına sürdürülebilir çevre ile ilgili duyarlılık ve farkındalık kazandırmak üzere birçok ülkede olduğu gibi çevre eğitimine okulöncesi eğitim kurumlarından başlayarak ağırlık vermektir.
Yukarıdaki görüşlerden hareketle Sürdürülebilir Gelişim İçin Okulöncesi Dönemde Çevre Eğitimi isimli bu kitap, öğretmenlere ve araştırmacılara, okulöncesi dönem çocuklarının çevre konusunda duyarlılık ve farkındalık kazanmaları sürecinde bir yol gösterici olarak hazırlanmıştır. Çevre ile ilgili birçok konuda kuramsal bilgilerin sunulduğu kitap, çevre eğitiminin okulöncesinde nasıl uygulanması gerektiğini, konu ile ilgili uygulama örneklerini ve etkinlikleri de içermektedir.

Okulöncesi Dönemde Çevre Eğitimi -Sürdürülebilir Gelişim İçin-
Hülya Gülay – Alev Önder
Nobel Yayıncılık
2011

 

Çevreleme: Çevre Üzerine Sessiz Tartışmalar

“Çevre sorunu” sayılan oluşumlar yalnızca teknik ve teknolojik sorunlar mıdır?

“Çevre sorunu” sayılan oluşumlar yalnızca kişilerin, kuruluşların, hükümetlerin sorumsuzluklarından, bilgisizlik ve bilinçsizliklerinden mi kaynaklanıyor?

“Çevre sorunu” sayılan oluşumların gündeme gelmesinden “herkes” aynı düzeyde mi sorumludur?

“Çevre sorunu” sayılan oluşumların önlenmesine “herkes” aynı düzeyde mi katkıda bulunmalıdır?

Görünüşe göre herkes “çevrenin” korunmasını, “çevre sorunu” sayılan oluşumların önlenmesini istiyor; bu amaçla konulmuş onlarca anayasal ve yasal yaptırım, etkinlikte bulunan binlerce kişi ve kuruluş var; öyleyse çevre, neden gerektiğince korunamıyor?

“Çevre” yalnızca gönüllü kişi ve kuruluşların, meslek örgütlerinin özverili çabalarıyla korunabilir mi?

Siyasal partiler, sendikalar, üretici kooperatif ve birlikleri “çevre sorunu” sayılan oluşumların önlenmesi ve çözümlenmesini gerektiğince dert ediniyor mu?

“Çevrenin” gerektiğince korunabilmesi için bu türden birçok sorunun yanıtlanması, temelde de tüm yaşama alanlarının bu yanıtlara göre düzenlenmesi gerekiyor. Peki ama bu gereği kimler nasıl yerine getirecek; yine yalnızca “çevreciler” mi? “Hayır!” diyor Yücel Çağlar.  Çevreleme, Yücel Çağlar’ın bu yanıtının gerekçesi olabilecek değini ve tartışmalarından oluşan bir seçki. Bu tartışmaların artık seslice yapılması gerekiyor çünkü.

Çevreleme- Çevre Üzerine Sessiz Tartışmalar
Yücel Çağlar
İmge Kitabevi
2011

 

Dinler ve Çevre

Samimi bir özeleştiri ile, eğitim görmüş görmemiş, aklı başında her insan kendisine şu soruları sormalıdır: Acaba ben bu bozulma ve kirlenmenin neresindeyim? Doğanın bozulmasında doğrudan veya dolaylı olarak bir katkım var mıdır, yok mudur? Doğa bozulurken ben ne yaptım? Doğanın korunup kollanmasına yardımcı mı oldum, yoksa doğayı bozanlara seyirci mi kaldım? Özelde bütün eğitimciler, genelde ise toplum eğitimiyle yükümlü olan bütün aydınlar, aydınlık kafalılar bu soruları kendilerine sormalıdırlar.

Bizi bu çalışmaya iten temel sebep bu sorgulama olmuştur. Böylebir sorgulamadan sonra hasbelkader bir din eğitimcisi olarak”Dinler ve Çevre” konusunda bir çalışma yapmanın uygun olacağıdüşüncesiyle elinizdeki kitabı hazırladık.

Bu kitabı hazırlamaktaki amacım, çevre gibi önemli bir konuya dinî açıdan dikkat çekmektir. Yoksa ekolojinin bir uzmanlık işiolduğunu biliyorum. Bu itibarla yapacağım hatalar için konununuzmanlarından şimdiden bağışlanmamı diliyorum.

Dinler ve Çevre
Yaşar Fersahoğlu
Çamlıca Yayınları
2011

(Yeşil Gazete Kitap)

Kategori: Kitap