Köşe Yazıları

Balıkçılıkta yeni av sezonu – Kenan Kedikli

Ülkemizde büyük ölçekli balıkçılığa konulan dönemsel av yasağı her ne kadar balık stoklarımızın üreme mevsimine göre düzenlense de esasen pelajik balıkların üreme göçü ve üreme dönemine denk gelmektedir. Bu yasak dönemde stoklarının korunması hedeflenen başlıca türler Hamsi, Palamut, Lüfer, İstavrit balıklarıdır. Yine bu türler Türkiye balık avcılığının toplamında yaklaşık %70-80 gibi bir orana sahiptirler. Karadeniz’in üreme ve beslenme açısından olağanüstü elverişli koşulları nedeni ile Hamsi hariç sınırlar aşarak Karadeniz’e gelerek yumurta döken, Palamut ve Lüfer ülkemizin ekolojik bir şansı olarak en lezzetli oldukları dönemler de en ucuz pazar fiyatlarına sahip olmaktadırlar/olmaktaydılar. Olmaktadır ve olmaktaydılar ayrımının temel sebebi 1990’lı yıllarda başlayan ve günümüze kadar büyüyerek gelen ve de kronikleşen bazı problemler nedeni ile gerek avcılık gerekse avın pazarlama sürecindeki yapısal sorunlar nedeni ile bu sürecin giderek değişmesine vurgu yapmak içindir.

En başta yapmamız gerekeni yapıp avcılık açısından içine girdiğimiz av dönemi hakkında düşüncelerimizi paylaşmak ve bu sorunlara tekrar dönmek istiyorum.

Canlı doğal kaynaklar bizim var olmaları için hiç bir şey yapmadığımız (korumak için çok şey yapabiliriz) günümüzde neredeyse en organik protein kaynaklarımızdır. Üreme koşulları, beslenme ve stok oluşturmaları ekosistemin sofistike düzenin istikrarına bağlıdır. Bizim ülkemiz temel alarak konuşmaya başladığımızda Karadeniz’in ısınma ve soğuma süreçleri, Karadeniz’e giren tatlı su miktarı bu tatlı sularla taşınan gıdaların türleri ve miktarı Karadeniz’deki varlığının miktarı ve yayılımı ve hepsinden önemlisi her yıl için Karadeniz’e üremeye gelen türlerin miktarları başlıca etmenlerdir. Yine de bu türlerin büyük stokları oluşturması av sezonunun verimli geçeceğinin garantisini oluşturmaz. Avcılığın nasıl olacağı yine farklı iklimsel etkilerin etkisi hatta belirleyiciliği altındadır. Bu iklimsel faktörler ise Karadeniz su sıcaklığının sonbahar ile birlikte düşmeye başlaması ve rüzgarlardır. Örneğin Palamut balığı avcılığında rüzgarların yön ve şiddeti stok hareketi belirlemekte dolayısı ile de bu avcılığa olumlu veya olumsuz yansımaktadır.

En merak edilen sorulara gelirsek, geçen seneden daha iyi bir sezonun bizi beklediğini söyleyebiliriz. İğneada’dan Hopa’ya kadar ve Karadeniz’in kuzeyinden aldığımız bilgiler Palamut, Lüfer ve  Hamsi konusunda iyi haberler vermektedir. Bizim karasularımızda nerdeyse her taş dibinde Lüfer ve Sarıkanat liman içleri ise jilet yada defne yaprağı olarak tabir ettiğimiz Lüfer yavruları ile doludur. Bu yavruların bu ölçüde yaygınlığı ve çokluğu gelecek sene için büyük umutlar vaat etmektedir. Hem Karadeniz hem de Maramara’da Hamsi konusunda çok verimli bir sezonun işaretleri gözükmektedir. Bu konuda tek koşul yukarıda da bahsettiğimiz gibi iklimsel koşullardır. Palamut balığında etkin faktör rüzgar iken Hamsi balığının avcılığında su sıcaklığıdır. Kasım ayı ile birlikte Karadeniz kendi rutin soğumasını yaşarsa hem kuzey Karadeniz’de ki Hamsi sürüleri güneye göç etmeye başlayacak hem de soğuyan su nedeni ile dağınık hareket eden sürüler bir araya toplanarak av verimini arttıracaktır.

Ülkemiz balıkçılığında neler oluyor.

Türkiye’de sürdürülebilir balıkçılık ve canlı sucul kaynakların adil paylaşımı konusunda önemli bir hareketlilik ve olumlu değişimler. Örneğin avlanma derinliğinin 11 metreden 24 metreye çıkarılması ve Marmara denizinde 3 bölgenin Gırgır ve Çevirme Ağları ile avcılığa kapatılmasının pozitif etkilerini hızla görmeye başladık. Keza boy ve tür yasaklarının olumlu etkilerini de inkar edilemez bir şekilde görüyoruz. Fakat tüm bu olumlu adımlar Türkiye balıkçılığının en büyük belalarından birisi olan yasa dışı avcılığın ısrarlı ihlalleri nedeni ile beklentilerimizi henüz tam anlamıyla karşılayamıyor. Yaygın ısrarlı ve sistemli yasa dışı avcılık bir karabasan gibi devam ediyor. Balıkçığın yönetilmesinden sorumlu olan Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü tüm girişimlerine rağmen bu problemin çözümü konusunda etkili önlemler alamıyor. Mevcut alt yapı ile adeta kansere dönüşen bu sorunla başa çıkmak ne yazık ki mümkün değil. Mümkün olmaması konusunda kesin konuşuyorum çunkü; yasal alt yapı etkisiz. Yaklaşık 40 yıl önce çıkarılan 1380 sayılı su ürünleri kanunu her ne kadar zaman zaman revize edilmişse de bu kadar yaygın bir yasadışı avcılığı engelleyecek ya da caydıracak içeriğe sahip değil. Yeni bir yasa taslağı hazırlanmasına rağmen son 2 yıldır ülkenin  içine girdiği yüksek siyasi atmosfer nedeni ile  konu öteleniyor.

Resmi otoritenin diğer bir engeli ise lojistik alt yapısının yetersizliği ve kadro eksikliğidir. Ne yazık ki balıkçılık yönetimimiz uzaktan izleme yerinde kontrol ve etkin denetim konularında yeterli etkide görev yapabilecek lojistik olanağa ve konuya hakim personele sahip değildir.

Yasadışı avcılığın sürdürülebilir balıkçılık yönetimine bir başka önemli olumsuz etkisi moral etkidir. Yasa dışı avcılıkta resmi otoritenin  en büyük paydaşı denizde avlanan balıkçıdır. İzleme gözleme ve ihbar mekanizmalarının en ucuz maliyetli olanı balıkçı sayesinde hayata geçirilendir. Mevcut durum küçük ölçekli balıkçının yasa dışı avcılıkla mücadeleye inancını tüketmekte bir moral çöküşe neden olmaktadır. Bu durum öyle bir hale gelmeye başlamıştır ki bırakın engellemeyi mevcut durum yasa dışı balıkçılığı özendirmektedir.

Bir yazıyla tüm sorunları başlıklar halinde bile anlatmak mümkün değildir. Bu nedenle Türkiye balıkçılığının kara deliklerini anlatmayı başka yazılara bırakıyor,

Tüm tüketicileri yasa dışı balık konusunda duyarlı olmaya davet ediyorum.

 

1 Kenan Kedikli

Kenan KEDİKLİ

GELBALDER

Geleneksel Balıkçılığı Yaşatma Derneği