Köşe YazılarıManşetYazarlar

[2021’in ardından] Neoliberal kentin sonuna doğru mu?

[email protected]

2021’de gördüğümüz kent tablosu, sanki içten bir çürümeyi ve sürdürülemezliği gösteriyor. Neo-liberal kent, yani gelir dağılımında ve sınıflarda kutuplaşmanın, kayıt dışı/ güvencesiz ve sömürücü istihdamın, buna karşılık tutuculaşmış/ muhafazakar ve otoriteye baş eğen kentlilerin kenti, gökdelenlerin/ çitlenmiş sitelerin, gösterişçi AVM’lerin, zehir saçan otoyolların/ viyadük-tünellerin kenti, giderek soluyor ve çöküyor. Ancak bu, 2021’e özgü değil; “çılgın rant” kentlerindeki dökülme, epey önce başladı ve giderek artıyor.

Bir yandan salgın hastalığın uzun sürmüş yıkımı ve yıldırıcı etkisi diğer yandan ekonomik krizin yoksullaştırdığı, işsizleştirdiği ve umutsuzlaştırdığı bir çaresizlik tablosu, giderek büyüyen yoksullar ordusunun gücünü öğütüyor. Onları kolsuz-kanatsız ve sessiz hale getiriyor. Otoriter bir popülizm, herkesi teslim alıyor ve kendisine itaate zorluyor.

Bütün büyük kentlerde mültecilere, başka ülkelerden göç edenlere duyulan haksız öfke büyüyor. Gerçekte, yoksullaşmayı da/ mültecileşmeyi de, aynı büyük neoliberal güç/siyaset ve diplomasi yaratıyor ama öfke haksızlıkları/ insan haklarını çiğneyerek zenginleşenleri hedef almıyor. Ankara Altındağ’da da gördüğümüz gibi, aynı sınıfın yerlileri ile mültecileri arasında, milliyetçi bir ateş ve kan olarak beliriyor.

2021’de kentler/ kentliler neleri gördü?

Bu yıl,

Kentlere doğru göçün, her şeye rağmen sürüdüğünü gördük. Büyük kentler göç/ göçmen ve mülteci alarak büyüyorlar. Yani kentlerin kalabalıklaşmaya devam ettiğini gördük…

Fotoğraf: Bülent Kılıç/AFP.

Ayrımcılık, milliyetçilik ve giderek öldürücü hale gelen şiddet patlamaları gördük kentlerde. Erkekler kadınları, yoksullar başka yoksulları ve göçmenleri/ sığınmacıları öldürüyor; güvenliksiz işyerindeki kazalar ise, çalışanları/ emekçileri/ çocuk işçileri…

Ama hepsinden de önemli olarak, bir kriz olma aşamasına gelmiş iklim koşulları, artan bunaltıcı sıcaklar, kuraklık ve aynı zamanda seller, büyük orman yangınlarıyla tehdit edilen yerleşimleri, su kıtlığını/barajların boşalmasını hisseden kentlileri ve sellere kapılan yerleşimleri gördük.

Devleti, parti devleti haline getiren iktidardaki politik güç, seçimde kendisine oy vermemiş olan metropol halklarını, her fırsatta cezalandırıyor. Toplumundan oy alamadığı kentlerin yerel yönetimlerini etkisiz hale getirmek için uğraşıyor. Seçilmiş belediye başkanlarını görevden alarak kayyım atıyor. “Yerel” olanı, “merkezi” olanla değiştirmek işitiyor. Ancak metropollerin yerel yönetimleri de kendi toplumlarıyla bütünleşmeye, popülist ve otoriter olmayan/ ırkçı olmayan, demokrasiyi içselleştirmiş bir yönetim arayışına istekli görünmüyor.

Kentlerin güçlükle geçinen kesimleri yoksullaşmayı ve yoksulluk kaygısını, işsizlik ve evsizlik korkusunu, pahalılığı ve birçok şeyin (gıdanın, konutun-kiranın, öğrenci yurdunun, okulun, sağlık-ilaç desteğimin) erişilemez hale gelişini, kuyrukların uzamakta olduğunu her zamankinden fazla gördü.

Yerel yönetimler, devlet baskısını ve yıldırmanın yıkıcı etkisini, devletin sürekli müdahalelerini (Taksim’de, Saraçoğlu’nda vb.), kentsel dengelerin bozulmasını, zaten plansız olan gelişmenin daha da kötüleşmesini, gördü. Ama kentin geleceği için planlama yapmadı; toprakların rant için sürekli yağmalanmasına karşı, ciddi bir duruş göstermedi; iklim değişikliğiyle ilgili planların göstermelik ve çalışmaların çok az ve özensiz olmasına/ etkisizliğine, aldırmadı.

Kentler,

Covid’in hem süren hem de boş verilen etkilerini,
ekonomik krizin dalgalanan ateşini, esnafın bıçak sırtı dengesinin kırılganlığını, borçlanmaları, iflasları, kapanan kepenkleri,
rant ekonomisindeki tıkanmaları, inşaat sektöründe yavaşlama-pahalılaşma ve krizi, konut krizini, kiralardaki hızlı artışı, barınamayan öğrencileri,
kadın cinayetlerini ve kadınların gözü pek mücadelesini, insan hakları mücadelesi yapan hak savunucularını/ anneleri, LGBT+’nın eşitlik mücadelelerini,

gördü.

Kamusal ulaşım/ raylı sistemler önceliğinin, devletin kötü yönetimi, bürokrasi ve ekonomik kriz nedeniyle tıkanmasını, kent içi ulaşımın tıkanmasını önlemeye çabalayan belediyeleri, İstanbul’daki taksi sorununu, bisikletçi cinayetlerini ve bisikletçilerin atılımlarını,
Sağlıkla ilgili tutarsızlık ve yalanlarla dolu durumu, kent içinde bir-bir kapanan hastaneleri ve dev “şehir hastanelerini”,
Yeşil alanlara hem saldırıları, hem de çevresinde yaratacağı ranttan başka hiçbir şeye önem vermeyen “millet bahçelerini”,
Kentlerde can çekişmekte olan kültürel etkinliklerinin durumunu, sanatta sağ kalmaya çabalayan ancak güçlü olduğu duyumsanan metaneti,
Sanatı besleyen entelektüel çevrenin/ bilim-tartışma çevresinin sessizliğini/ kabuğuna çekilmesini ve sinmesini,
Gece hayatı ve sanat dünyası ile birlikte var olan yerlerin (restoranlar, publar, kafeler, gece kulüpleri, galeriler, sinemalar vb.) büyük krizle (salgın ve ekonomik kriz) ve bazı durumlarda devletin ideolojik baskısı ve sansür ve mahkemelere karşı bezgin direnişini,
En zor durumdakilerin, müzisyenlerin/ sahne sanatçılarının ve sinema salonlarının mücadelesini,

gördü.

Sonlanırken

Ekolojik dengelerde bozulmalar, iklim değişikliğinin göstergelerinde kötüye gidiş, kıyı kentlerinde insan eliyle yaratılan mühendislik felaketleri sürerken, kentlerde hem durağanlık/ derin sessizlik hem de her an patlamaya hazır ve durumu giderek zorlaşmakta olan kentli yoksullar, emek kesimleri ve orta sınıfların dalgalanmakta olan, bir kabaran -bir sönümlenen sabrı ve öfkesi birikiyor.

Bu yıl açık ya da örtük kentsel direnişler başladı.

Eğer kentliler, iklim değişikliği ile ilgili yapılması gerekenleri ciddiye alırlarsa ve yerel yönetimlerini sıkıştırmaya başlayabilirlerse hem giderek ciddileşen ekolojik sorunlara hem de sera gazları emisyonlarına/ zehirlenmelere, spekülatif rant için yüzey biçimi tahribatına, tarım alanlarını ve doğal toprakların yok edilmesine karşı mücadele edenlere, hava için/ su için-dere için/ toprak için-ağaç için direnenlere daha çok rastlayacağız.

Ekmek, iş ve insan hakları için mücadele eden, despotluğa/ polis baskısına karşı duran kentlilere, iklim değişikliğine karşı mücadele eden kentliler de katılacak. Gelmekte olan yılda, kentlerin sokakları ve meydanları, daha çok kentliyle dolacak…