Köşe Yazıları

Renk Sevmezlik, Rant Severlik, Bahçe İsterdik, Ağaç Keserdik (2) – Can Kazaz

Yazı dizisinin ilk yazısı: 1-Renk Sevmezlik

* * *

2- Rant Severlik

Her birimiz küçük çıkarlarımızın peşinde büyük zannettiğimiz dünyalarımızda yaşıyoruz. Küçük çıkarlarımızı biriktirdikçe ortaya rantçıklarımız çıkıyor. Onlar da birleşip rantları, dev rantları oluşturabilirler eğer yeterince etik yoksunu olabilir ve değerlerimizi satışa çıkarırsak.

Küçük küçük noktalardan başlıyor aslında bu rant severliğimiz. Kapitalizmle dayatılan, paranın mutlu ve rahat yaşatacağı yanılgısını kovalıyoruz. En basitinden çok büyük bir çoğunluğumuz sevdiği işi değil, para getiren işi yapıyor. Mutsuz insanlar oluyoruz, verimsiz çalışıyoruz, mutlu rolü yapsak bile mutsuzluğumuzu çevremize de saçıyoruz. Diyelim ki çok para kazanıyorsun, eh peki nerede ideallerin, nerede vaadedilen mutlu
hayat? Bütün hayatın boyunca emekliliğini satın almak için emeğinin sömürülmesine izin veriyorsun ve belki daha da kötüsü, emek sömürüyorsun.

Başlangıçta ufak bir ödün vermeyle başlayan bu değer kayıpları, zaman içinde öyle büyüyor ki rant kovalayan biri haline getiriyor seni. Öyle ki rant için dolandırmayı olması gereken şey olarak görüyorsun ve hatta rant için katletmeyi kabul ediyorsun.

21

6.000 zeytinin katledildiği Yırca Köyü’nün Muhtarı Mustafa Akın ve arkada köylüler, CNN Türk yayınından

Bahsettiğim konuların bireyler bazında geçerli olmasının yanısıra devleti yöneten veya yönetmeye aday olan siyasetçiler de çıkarları ve rantları için ideallerini satanlara iyi örnekler olarak gösterilebilir. Zira Türkiye’de, “eski solcu” gibi kavramlara kulaklarımız aşina. Siyasetçiler arasında dürüst olanlar var mıdır bilemiyorum ve güvenemiyorum ama rant isteseydim ilk koşacağım yer mümkünse iktidar olan ana akım bir siyasi parti
bünyesi olurdu. Ülkede bulunan milyonlarca partilinin, siyaset üretme kısırlığına baktığımda manzaradan ürküyorum. Bu insanlar siyaset yapamıyorsa, ne yapıyorlar? Zannediyorum ki ya parti bürolarından birinde çay içiyorlar ya da rant peşindeler. O kadar çok insan bu düzenin bir parçası ki sessiz bir mutabakatla “devletin malı” bölüşülüyor, biz “keriz”ler de izliyoruz. En kötüsü de bu düzenin parçası olmak için oy vermek
bile yetiyor aslında.

Cennet ülkemizin tez canlı, sıcak kanlı insanları oy vermesinler demiyorum, hobi olarak yine versinler. Benim çekincem, destekledikleri insanların zenginleşmesinden medet umma paradoksundan kaynaklanıyor. Bu umulan medetler birikip meşruiyet havuzu oluşturuyor ve rant peşindeki siyasetçinin balıklama atladığı ilk yer bu havuz oluyor elbette. Soracak olursanız, ne yaparlarsa yapsınlar “halk bunu istiyor”, “istikrar ve kalkınma için yapılıyor.”. Öyle derinleşmiş ki sınıfsal eşitsizlik, öyle muhtaç hale gelmiş ki insanlar, bir umut kapısı olarak oy verdikleri insanın eline bakıyorlar. Oy verdiği insan zenginleşirse, sofralarının artıkları belki fakirleştirilen halka düşer diye korkunç bir bekleyiş var. Bu bekleyişten umut kesilmedikçe meşruiyet havuzu hep dolu kalıyor. Bu havuzu kullanarak binlerce ağacı, ekosistemleri katledip kendilerine saraylar inşa edebiliyorlar örneğin. Bu havuzu kullanarak, güç ve zenginlik vaadiyle inşa sürecinde olan bir üçüncü
havalimanı var mesela İstanbul’da. Yani başka şehirde üçüncü köprü reklamı ve propagandası yapılmasının sevinçle karşılanmasının başka ne mantığı olabilir ki? Oy verdiklerimiz zenginleşecek, belki bize de “ekmek” düşer diye bakıyor insanların çoğu. Halk rantçıdır, çıkarcıdır anlamında söylemiyorum. Muhtaç haldeler, hayatta kalmaya, karınlarını doyurmaya mecburlar. Biliyoruz bunları ve yapılmamış bir analiz yapmıyorum neticede ama bu gerçeği, rant severlik belasının halkla nasıl tehlikeli bir sarmal ilişki içerisinde olduğunu vurgulamak açısından önemli buluyorum. Halkı muhtaç halde bırakıp tek umutlarının kendileri olduğu algısını yaratan oy kazanıyor. Meşruiyet havuzu en büyük olan da hem arsızca her istediğini yapıyor hem de seçim kazanmayı sürdürüyor. AKP’den bahsettiğim aşikardır sanıyorum. Öte yandan diğer partilerin bu bağlamda farklı karakterde olduğuna dair bir inanca da kapılmıyorum.

Desteklediklerimizin zenginleşmesinden halka asla ekmek düşmeyecek. Yozlaşmış ve yalanlarla yönetilen bir ülkede yaşadığımız gerçeğini göz önünde bulundurarak konuyla ilgili en net söylenecek cümle budur. Halka, rant için yaptıkları dolandırıcılığı ve katilliği kabul ettirecek kadar değerlerini yitirmiş insanlara ve türevlerine ve yalakalarına destek verdiğimizi düşünmek bile mide bulandırıcı. Bir lokma ekmek yesek bastırır belki. Meşruiyet havuzunun girişinde yazdığı gibi neticede başımızdakiler dahil “herkes ekmeğinin peşinde”. Ama diyeceğim o ki, hayat boyu unutamayacağım ahlak dersini, Berkin’in cenazesi için Feriköy Mezarlığı’na yürürken, o minibüsün camından dışarıya bakan Ali İsmail Korkmaz’ın annesi Emel Korkmaz’la göz göze geldiğim bir kaç saniyede aldım. Siz de alın…

Kuzey ormanlarını görün ve siz de alın…

Atatürk Orman Çiftliğini görün ve siz de alın…

Soma’yı hatırlayın ve siz de alın…

Roboski’yi hatırlayın ve siz de alın…

Karadeniz’deki HES katliamını hatırlayın ve siz de alın…

Yırca’yı unutmayın ve siz de alın…

Hepsi rant için.

Dipnot: Yazıyı yazarken o kadar çok rant dedim ki, kelime anlamını kaybetmeye başladı. Rant ne ki? Anlamı TDK’da bulacağım gafletine kapıldım ve bulduğum şu oldu:

Rant: isim, ekonomi Getirim

“Fırlayan arsa rantları, oy ticareti hissesi olarak paylaşıldı.” – A. Boysan

Yazı dizisinin ilk yazısı: 1-Renk Sevmezlik

Can Kazaz

 

 

Can Kazaz