Köşe YazılarıYazarlar

Ancak Kürtler kurtarabilir

12 Eylül referandumunda “ne gelirse sivillerden gelsin” güdüsü ile birçok rahatsızlığıma rağmen , her şeye rağmen evet demiştim. Bu kararım konusunda birçok arkadaşım ile tartışmış, hatta hararetli söylemler yüzünden birbirimizi kırdığımız bir çok insan olmuştu.

Değişikilikler ile ilgili halen bir sorunum yok, değişikliklerin kağıt üzerinde halen önemli değişiklikler olduğunu düşünüyorum ancak, bugün olsa yine aynı kararı verir miydim bilmiyorum.

Keza AKP’nin demokratik olmadığını biliyordum da bu kadar saçma bir yere gidiyor olduğumuzu düşünmüyordum.

HSYK atamaları ve sonrasına gelen saçma sapan kararlar, (bakınız: deniz feneri soruşturmasını yürüten savcılara açılan soruşturmalar, Rize’de HES’e hayır diyen üyelerinin HSYK tarafından değişitirilmesi gibi örnekler)

AKP’nin adeta milis kuvveti haline gelen polis ve polisin doğu ve güneydoğu’da Kürtlere karşı açtığı savaş,

Yaşama müdahale (beyoğlu’nda masa toplatmalar gibi gibi)

İyice saçmalamaya başlayan Ergenekon davası (bkn.Nedim Şener ile Ahmet Şık tutuklanmaları vs., ki ben bu davanın artık AKP tarafından askeri statükoyu ve derin devleti ortadan kaldırma değil ehlileştirme ve kontrol etme davaları olduğunu ciddi ciddi düşünmeye başladım)

Hapisteki milletvekilleri…

Artan Kadın cinayetleri, muhafazakar toplumsal baskılar, zenginleşen ve semiren yandaşlar ve daha niceleri beni iyice sorgulamaya ve kararımda hata yapmış olabileceğimi düşündürmeye davet ediyor.

Üstelik, 12 Eylül referandumu bence aynı zamanda Türkiye’nin batısındaki toplumsa muhalefeti de öldürdü; zaten bölünmüş olan ve kafası karışık olan muhalif gruplar iyice bölündü ve kendi içinde kavga etmeye başladı, artık tamamen bölündük ve birbirimize laf yetiştirmekten muhalif duruşumuzu iyice kaybettik gibi geliyor.

Bu noktada ciddi umutsuzluk kapladı dört bir yanımı. Umut yerini hüzne ve yavaş yavaş korkuya bıraktı.

Bu birazda, son bir yılda Türkiye’deki sol grupların ciddi bir biçimde çuvalladığını artık başımızı ellerimizin arasına alıp düşünmemiz, sorgulamamız gerektiğini düşünüyor olmamdan da geliyor.

Bundan sonra, bence Türkiye’de tek ayakta kalan hareket Kürt hareketi, her şeye rağmen hem derin devletle hem de polis ve AKP ile mücadeleye devam ediyorlar ve yılmıyorlar. Söylem üretmek ve çözüm önerisi getirmek kadar pratik eylemleri de hayata geçiriyor ve umut veriyorlar.

Başta Selahattin Demirtaş, Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk olmak üzere, tüm DTK halen AKPnin kuşatmalarına, sataşmalarına, fiziki saldırılarına rağmen metanetini koruyor ve kopmadan, bölünmeden ve büyüyerek mücadeleye devam ediyorlar.

Bence yaptıkları hatalar ve eksiklikler var. Örneğin, kişisel olarak demokratik özerklik fikrine katılsam da, ilanın zamansız olduğunu ve batıdaki solcular dahil herkesi ürküttüğünü düşünüyorum.

Onun dışında, yarattıkları belediyecilik modelleri, Diyarbakır’daki sosyal belediyecilik, Sarmaşık Der ile ürettikleri toplumsal dayanışma örneği, Viranşehir’de, Hakkari’de kurulan komünler, ekoköyler, sivil itaatsizlik eylemleri ve daha niceleri sadece pratik eylemler değil aynı zamanda sürdürülebilir bir toplum tasviri.

Ayrıca, sekter olmayan, ezbere dayanmayan muhalefet yapıyor olmaları, içi dolu söylemleri üreten neredeyse tek siyasi hareket olmaları beni umutlandıran diğer nokta (bakınız: DTK’ya çay partisi diyen Bülent Arınç’a Selahattin Demirtaş’ın cevabı)

Tüm bu nedenlerden dolayı Kürt hareketi sadece kendini değil tüm toplumu kurtaracak, AKP’ye karşı mücadelenin temel taşlarını oluşturacak tek hareket.  Kürtlerin şu ana kadar ellerinden gelenin en iyisini yapıyor. Eksikler ve hatalar var, hem de bol, ancak bu hatalardan Kürt hareketi kadar, hatta daha fazla düzeyde kendi iç çekişmeleri, oryantalist tavırları ve bilinç altındaki ulusalcı güdüler yüzünden rasyonel düşünemeyen ve Kürt hareketine yeterli desteği veremeyen sol grupların payı var.