Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

ABD’nin dev altyapı ve yatırım programı

[email protected]

Joe Biden ABD Başkanı seçildikten sonra kararlı ve büyük adımlar atmaya devam ediyor. 1.9 trilyon dolarlık ilave Covid destek paketinden sonra şimdi de 2 trilyon dolarlık altyapı yatırım programını açıkladı. Programa politik ve toplumsal destek sağlanması amacıyla “Amerikan İstihdam Planı” adı verilmiş ve yasalaşmasını takip eden sekiz yıl içerisinde uygulamaya geçirilecek.

Biden’ın, 2024 seçimini de kazanarak iki dönem başkanlık yapan liderler kervanına katılıp, bu programı da kendi başkanlığı altındaki iki dönemde yaşama geçirmeyi planladığı anlaşılıyor. Bu planın Kongre’den geçip geçmeyeceği ya da Biden’ın önerdiği haliyle geçip-geçmeyeceği henüz belli değil çünkü Demokrat Parti içerisinden de muhalifler var. Sanıyorum bir takım pazarlıklarla bu paket bir şekilde yasalaşacak. Amerikan siyasi sisteminde parti disiplini gibi bir kavram yoktur. Kongre üyelerinin her biri her defasında ön seçimle belirlendiği için parti başkanı veya parti politikasına itaat diye bir gelenek de yoktur. Bu nedenle her iki mecliste de yeter sayıda Kongre üyesinin bir şekilde ikna edilmesi gerekir. Paketin büyüklüğü bir parça değişebilir, içindeki yatırımların bir kısmı çıkarken, bazı yeniler girebilir. Amerikan sisteminde Kongre üyeleri ikna edilirken yapılan pazarlıklarda bunlar olağandır.

Bu tür ciddi bir altyapı yatırım atılımı, aslında birçok ülkenin ihtiyaç duyduğu bir hamle. Özellikle altyapısı eskimiş, çağın ihtiyaçlarını karşılamayan ve teknolojide günü yakalayamamış ülkeler için. Biden’ın önerdiği programın özelliği, altyapı yatırımını sadece yol, köprü veya baraj gibi betona ve metale bağlamamış olması. İnsani gelişim, okul öncesi eğitim, çocuk ve yaşlı bakımı, gelir adaletsizliğini giderecek bazı adımlar ve teknolojiye yönelik altyapı yatırımları da bu kapsamda ciddi bir şekilde ele alınıyor.

Yazının izleyen bölümlerinde önce bu programın ana hatlarına bakıp, sonra finansman modelini irdeleyip, ardından da yapılan eleştirilere kısaca değineceğim.

Programın ana hatları

  • Yolların, köprülerin, liman, havaalanı ve ulaşım ağlarının yenilenmesi
  • Temiz su ve elektrik şebekelerinin modernleştirilmesi; hızlı internetin bütün ülkeye yayılması
  • 2 milyondan fazla konut ve ticari binanın onarılması veya yapılması, okulların ve okul öncesi eğitim binalarının modernizasyonu; kamu binalarının elden geçirilmesi
  • Sanayiyi canlandırma; Amerikan tedarik zincirini güvenceye alma (kritik ürün ve ara girdilerde ithalata bağımlılığın azaltılması diye okuyun); AR-GE yatırım desteği; işgücünü geleceğin meslekleri (teknolojiye dayalı yeni alanlar) için yeniden eğitme
  • Kaliteli, düzgün ücret ödeyen ve güvenli/sağlıklı bir çalışma ortamı sunan ve örgütlenme ve sendikalaşma özgürlüğü sağlayan iş imkanlarının artırılması
  • Çocuk ve yaşlı bakımı altyapı ve kalitesinin yükseltilmesi, yeni iş alanları açılması ve bakıcıların ücret ve imkanlarının artırılması

Biden yönetimi bu yatırımları yaparak birçok amaca ulaşmayı hedefliyor. Bunların başında yeni iş sahaları açmak geliyor. Ayrıca son 30-40 yıldır reel olarak yerinde sayan ücretlerin yükseltilerek Amerikan orta sınıfını yine ekonominin belkemiği konumuna getirmek istiyor. Bir diğer amaç, özellikle Çin’le rakabet çerçevesinde ABD’nin rekabet gücünün artırılması. Sadece fiziki altyapı yatırımları değil, AR-GE harcamaları, hızlı internet ve insangücü kalitesinin yükseltilmesi yoluyla da bu hedef doğrultusunda ilerlemek istiyor. Yenilenebilir enerjiye ağırlık vererek ve elektrikli araçları destekleyerek iklim değişikliğiyle mücadeleye de kuvvetli bir destek vermeyi amaçlıyor. Ayrıca, gelir dağılımında ırktan kaynaklanan dengesizlikleri siyah ve hispanik azınlıklara yönelik bazı desteklerle azaltmayı amaçlıyor.

Yatırımların finansmanı

Bu devasa yatırım planının esas olarak kurumlar vergisinde artış yapılarak 15 yıl içerisinde şirketlerin karından karşılanması planlanıyor. Bu çerçevede Trump döneminde 2017’de yapılan vergi değişikliği ile %21’e düşürülmüş olan kurumlar vergisi oranının tekrar %28’e çıkarılması öngörülüyor. Burada hedeflenen özellikle şirket merkezini vergi cenneti olan ülkelere kaydırarak ABD’ye çok az veya hiç vergi vermeyen şirketler. Ayrıca, çokuluslu Amerikan şirketleri için bir global en az vergi oranı getirilmesi ve yurt dışındaki karları üzerinden vergi vermemelerini sağlayan bazı vergi düzenlemelerinin kaldırılması da söz konusu.

ABD’de şirketlerin büyük çoğunluğu halka açık statüde olup, hisseleri milyonlarca insanın elindedir. Dolayısıyla, kurumlar vergisi oranındaki artış, hisse sahiplerinin temettü gelirlerinin azalmasına yol açacaktır. Ama son yıllarda hisse senedi sahipliğinin yapısında büyük değişmeler olduğu, artık hisselerin çoğunun nüfusun nispeten yüksek gelirli kesimlerinin elinde olduğu görülüyor. Bu nedenle, aslında Biden’ın bu yatırım programını kurumlar vergisi artışıyla finanse etmeyi amaçlaması, ülke içerisinde gittikçe vahim bir hal alan gelir dağılımı adaletsizliğine de bu yolla müdahale etmeyi planladığını gösteriyor. (Eylül 2020’de Yeşil Gazete’de yayımlanan “Gelir dağılımında korkutan uçurum” başlıklı yazımı okumanızı öneririm). Bu politikanın, gelinen noktada son derece doğru bir yaklaşım ve önemli bir adım olduğunu düşünüyorum.

Bu noktada Hazine Bakanı Janet Yellen tarafından gündeme getirilen Global Minimum Kurumlar Vergisi önerisinden de bahsetmekte fayda var. Nisan 2021 başında Yellen, ülkeler arasında şirketleri ve yatırımlarını çekmek için kullanılan kurumlar vergisi oranı yarışına son verilerek ortak bir minimum kurumlar vergisi oranı belirlenmesini önerdi. Yellen’in kafasındaki oran %21 civarında. Bu önerinin arkasında, Biden’ın yukarıda özetlediğim planının Amerikan şirketlerini başka ülkelere yöneltmesini önleme amacı olduğu açık. Bu öneri AB tarafından sıcak karşılandı ama ABD’nin bir oran empoze etmesi yerine OECD bünyesinde bu oran üzerinde çalışılması önerisinde bulundu.

Plana yönelik eleştiriler

ABD gibi “sosyal devlet” normlarına son derece uzak bir kültürde Biden yönetiminin bu kadar kapsamlı ve cesur bir yatırım programını gündeme getirebilmesi çok kolay değil. ABD’de insanları devletin sosyal görevleri olduğuna ikna etmek oldukça zordur. Adeta “her koyun kendi bacağından asılır” anlayışının hakim olduğu bir toplumdan bahsediyoruz. Devletin sosyal rolüne daha fazla sahip çıkan demokratlar bu nedenle hemen sosyalist, hatta komünist olarak damgalanır. Cumhuriyetçiler askeri harcamaları artırarak devleti büyütmekten hiç şikayetçi olmazken, sosyal yardımlar veya sağlık destekleri artırıldığında sosyalizmden veya devletin büyütülmesinden yakınırlar.

Zaten bu yatırım planına karşı Cumhuriyetçiler hemen iki kanattan saldırıya geçtiler: Birincisi, “devleti büyütecek bu yatırımlar yanlıştır” argümanı. İkincisi ise elbette sermaye çevrelerine destek amaçlı olan “bu yatırımların kurumlar vergisinde yapılacak artışla karşılanacak olması şirketlerimizin rekabet şansını azaltacak” argümanı. İkinci argümanda biraz gerçeklik payı olduğu söylenebilir ama burada yönetimin bilinçli olarak tercihini gelir dağılımı adaletsizliğini azaltmadan yana kullandığını görüyoruz. Bu da günümüz ABD’sinde son derece gerekli ve isabetli bir politikadır.

Kategori: Hafta Sonu