Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Yangından çıkmış bir köyün anatomisi ve yapabileceklerimiz…

Uzattığınız sıcak bir el, yangının sıcağını alır, bir serinlik verir diğer ele…

Omuzlara dokunan eller de kavrulmuş toprağa değen bir su gibi yok eder yalnızlığı…

Yangınlar, depremler ve seller şoka sokar insanı… Böyle durumlarda, temel ihtiyaçlar dışında, insanın en çok duyacağı ihtiyaçlardan birisi de önemsendiğini bilmektir. Sosyalleşmektir. Yalnız kalmamaktır. Dayanışmaktır. Gülebilmektir. Nihayetinde “İnsanın acısını insan alır.”*

İşte bu duygu ve düşüncelerle, yangın söndürmeye destek için kurduğumuz grubumuzla, yangın sonrası destek ve dayanışma amacıyla Gündoğmuş’un Ortakonuş yolunu tuttuk. Gündoğmuş’a yaklaşırken hiç beklemediğimiz, hazırlıklı da olmadığımız yeni başlayan bir yangınla karşılaştık. Hemen orman bölgeyi arayıp onlar gelene kadar güvenli bir şekilde ilk müdahaleyi yaptık. Ekip geldiğinde de soğutma çalışması yaptı. Öyle görünüyor ki yangınlar tekrarlayabilir ve buna her an hazır olmak lazım. İlk müdahale ise çok önemi. Bu nedenle arkadaşlarımızla, gönüllü olarak Orman Bölge Müdürlüğü’nden yangın söndürme eğitimi almayı düşünüyoruz. Ekiplerle vedalaşıp köye vardığımızda ilk olarak köyün muhtarı İsa Boz ile görüşüyoruz.

Yangın sonrası köydeki barınma sorunu

Köyün özellikle üst taraflarında birçok evin yandığını öğreniyoruz. Gündoğmuş yangını bu köyün üst tarafındaki elektrik direğinden çıkıp yayılmış. Muhtarın da köylülerin de ifadesi bu yönde. Muhtar Boz, yorgun olmasına rağmen bizi sevinçle karşılayıp gelişmeleri ayrıntılı bir şekilde aktarıyor. Gıda, giyecek ve yatak-yorgan gibi ihtiyaçların kendilerine fazlasıyla ulaştırıldığını söylüyor. İnsanların bu tür malzemeleri büyük bir hızla gönderdiğini ifade ediyor. Köylüler de bu dayanışma gücü ve duyarlılığından memnun. Tek sorun organizasyon. O nedenle bir yere destek gönderecekseniz, bilgi almadan göndermeyin. Bazı malzemeler fazla birikirken, asıl ihtiyaç olanlar ulaşmayabiliyor.

Köydeki asıl sorunun, barınma olduğunu öğreniyoruz. Yanan evlerin yerine şimdilik konteynerler gelmiş. Uzun vadede, yani kış gelmeden ev sorunu nasıl çözülecek? Temel mesele bu. Devlet yetkilileri, köyün üst tarafında heyelan tehlikesi olması sebebiyle, çıkacak jeolojik rapora göre, evlerin yapılacağı yerin değişebileceğini, eski yerlerine yapılmayabileceğini belirtmiş. Orada doğup büyümüş ve şimdi yaşlanmış birçok köylü ise yıllardır bir sorun yaşamadık deyip aynı yerde evlerinin inşa edilmesini istiyorlar. Eğer rapor bu yönde çıkarsa TOKİ, evleri köyün alt kısmında inşa edecekmiş. İnşa edilen evler ise krediyle köylüye satılacakmış. Köylünün yaptığı diğer bir vurgu ise; bu kredileri çok sınırlı gelirleriyle zaten ödeyemeyecekleri şeklinde… Köylüler, “ Evi eski olan vatandaşlar keşke bizim de evimiz yansaydı diyecekler” sözünü sarf eden Gündoğmuş Belediye Başkanı Mehmet Özeren geldiğinde “yanına kimse gitmedi ve yalnız oturmak zorunda kaldı” diye de tepkilerini belirttiler.

Başka türlü bir inşaat ve barınma

TOKİ aracılığıyla, Ortakonuş’ta yapılacak inşaat, büyük ihtimalle tüm köylerde uygulanacak. O nedenle bu köyde yapılacak şeyi anlamamız, genelde yapılacak olanı anlamamız açısından çok önemli. Burada sormamız gereken sorular var:

  • Devlet şu veya bu sebeple evini böyle bir afette kaybetmiş insanların barınma sorununu ücretsiz çözmek zorunda değil midir?
  • Yukarı kısımda düşme tehlikesi olan kayalar, güvenli ve kontrollü bir şekilde düşürüldükten sonra evler yine aynı yerlerine ve dokusuna uygun yapılamaz mı?
  • Köyün eski çok güzel taş evlerini onarmak yerine neden tek tip TOKİ konutları yapılmaktadır? Üstelik de köylüye satılmak üzere… Evlerin tamamen yanmadığını da belirtelim.
  • Orman muhafaza memuru alımlarının, yine bu orman köylerinden olması şartı getirilerek hem ormanın daha aktif korunması sağlanırken hem de bu köylülere bir gelir oluşturulamaz mı?

Köydeki potansiyeli açığa çıkartmak

Muhtarla, köylülerle ve köyde yaşayan genç ziraat mühendisi Fikret Baykara ile köydeki tarım potansiyelini konuşuyoruz. Fikret, daha önce geldiğimizde bize bölgeyi, evleri ve aileleri gezdiren çok ilgili bir dostumuz. Fikret’e köydeki tarımın durumunu soruyoruz. Aslında havası ve doğası çok temiz olan Ortakonuş’ta yakın zamana kadar tarımsal ürünlerde kimyasal kullanılmıyormuş. Ancak köylünün kolayına geldiği için son yıllarda kimyasal ilaç ve gübre kullanmaya başlamışlar. Antalya Gıda Toplulukları olarak, eğer doğal tarıma geçiş yaparlarsa -ki bu onlar için çok zor olmaz- toplum destekli tarım çerçevesinde ürünlerini alabileceğimizi söyledik. Bu önerimiz çok olumlu karşılandı. Köyde su sorunu  olmaması da büyük bir avantaj.  Fikret Baykara, köylülerin kuru incir, kuru üzüm, kırmızı toz biber, üzüm yaprağı, zeytin, patlıcan ve fasulye üretimi yaptığını ve bunu doğal tarıma evriltmek için elinden geleni yapacağını söyledi.

Gıda üretimi ve havalar üzerine sohbet, sözü iklim krizine getiriyor. Ve şöyle diyor 27 yaşındaki Fikret: “Benim çocukluğumda kar yağardı. Kardan adam yaptığımı hatırlıyorum. Şimdi ise köyün en üstüne bile kar yağmıyor. Köyün içinden geçen çay, daha az akıyor. Fikret de diğer köylüler gibi ormanı işleyerek geçimini sağlıyormuş. Ancak bu çok yetersiz diyor. O nedenle tarıma, özellikle de doğal tarıma yöneleceğini söylüyor.

Bizim deneyimimiz böyle… Farklı köylere dayanışmaya gidecek topluluk ve grupların ya da bireylerin farklı deneyimler yaşayacağını düşünüyorum. Ve bu deneyimleri çoğaltıp paylaşmaya çok ihtiyacımız var.

Kategori: Hafta Sonu