Köşe Yazıları

Dünyadaki GDO üretimi hakkında (2. Bölüm)

Bir önceki yazım Dünyadaki GDO Üretimi Hakkında Birinci Bölümde, 9-10 mayıs 2014 Bursa, Nilüfer’de GDO’ya Hayır Platformu toplantısı öncesinde kısaca Türkiye’deki GDO durumunu hatırlatmış, ve Friends of the Earth (FoE) Nisan 2014 raporunda yer alan bazı kısa noktalara değinmiştim. Bu ikinci bölümde, raporun dünyada GDO üretimi hakkında verdiği güncel bilgilere Avrupa, Kuzey Amerika (ABD ve Kanada), Latin Amerika, Afrika, Asya ve Avustralya başlıkları altında toplayarak değineceğim.

Kaynak: FOE (Nisan 2014). (Hesaplar ISAAA 2014 raporundaki verilere dayanmaktadır).

Kaynak: FOE (Nisan 2014). (Hesaplar ISAAA 2014 raporundaki verilere dayanmaktadır).

Kısaca hatırlarsak, 2013 yılında 18 milyon çiftçi tarafından 27 ülkede GDO ekimi yapılmış. GDO’lu üretimin%92’si ise altı ülke (ABD, Brezilya, Arjantin, Hindistan, Kanada ve Çin)tarafından gerçekleştirilmiş. Altı çokuluslu biyoteknoloji şirketi –Monsanto, DuPont, Syngenta, Bayer, Dow ve BASF- t günümüzde global tohum pazarının üçte ikisini, zirai kimyasal madde satışının dörtte üçünü ve Genetiği Değiştirilmiş (GD) tohum pazarının tamamını elinde bulunduruyor.

AVRUPA

3 euGDO, Avrupa tarım alanının sadece %0.14’ünde üretilmekte. 2013 yılında, üretimine daha önce izin verilmiş iki GDO’lu üründen biri, Monsanto’nun Mon810 GD mısırın ekim izni Avrupa Mahkemesi tarafından iptal edildi ve birçok Avrupa ülkesi GDO’lu ürün ekimi yasakladı. Avrupalıların GDO konusunda artan endişeleri ve direnişleri biyoteknoloji devlerinden BASF’ın 2012’de Avrupa’da GDO ekimini yaygınlaştırma çalışmalarını durdurmasına ve Temmuz 2013’te Monsanto’nun onaya sunduğu bazı başvurularını geri çekmesine yol açtı. Ancak Kasım 2013’te Avrupa Komisyonu, yeni bir GD mısıra (Pioneer 1507) yeşil ışık yaktı. 16 Ocak 2014’te ise Avrupa Parlamentosu ezici bir çoğunlukla Pioneer’in GD mısırına izin verilmemesini talep etti. 11 Şubat 2104’te ise 19 devlet bakanı onaylanmasına karşı oy kullandı (onaylanması için oy kullananların sayısı beşti.) Ancak AB yasalarına göre karar tekrar Avrupa Komisyonu’na yollandı. Avrupa’da Komisyonu’nun onaylanmasını önerdiği bu GD mısır türü de dahil olmak üzere birçok GDO’lu ürün resmi başvurusu bulunmakta.

FoE’nin raporunda AB’deki GDO’lu ürün alanının %92’sine İspanya’nın sahip olduğu belirtiliyor. 2013’de Monsanto’nun GD mısırı Mon810 üretiminde 136,962 ha ile İspanya başı çekerken ardından Portekiz (8,171 ha), Çek Cumhuriyeti (2,561 ha), Romanya (875 ha) ve Slovakya (100 ha) gelmekte. İspanya ve Romanya hariç, diğer ülkelerde Mon810 üretiminde düşüş yaşanıyor. 2013 yılında Polonya ve İtalya GDO ekimin yasaklayan diğer yedi ülkeye AB ülkesine katıldılar.

2013 Aralık itibarıyla, EFSA’da (Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu) 55 GD gıda ve hayvan yemi değerlendirme süreci bulunmakta, bunlardan dokuzu ise risk değerlendirmesinin ileri aşamalarındaydı. Değerlendirilmekte olan GDO’ların 48’i herbisite dayanıklı bitki, ve 24’ü pestisit proteini üretmek üzere genetiğiyle oynamış bitkiler. Sekiz bitkinin diğer genetiği oynamış özellikleri bulunmakta (kuraklığa dayanıklılık gibi). Başvuruların 24’ü GD mısır, 16’sı GD soya ve 12’si GD pamuk tohumu içim. AB kayıtlarına ve Testbiotech’in hesaplarına göre en yüksek başvuru sayısı sırasıyla Monsanto (18), Syngenta (11), Dow(9), DuPont/Pioneer (8) ve Bayer (8).

KUZEY AMERİKA (ABD VE KANADA)

4 north-america-v2Dünyada en fazla GDO ekimi ABD’de yapılmakta (70,1 milyon ha). GD soya, GD mısır ve GD pamuk toplam GDO üretiminin %90’ını oluşturuyor. ABD, dünyadaki GDO’lu ekim alanlarının %40’ına sahip. ABD ve Kanada’nın GDO üretimi, Brezilya, Arjantin, Hindistan ve Çin’in toplamından fazla.

ABD Ulusal Tarım İstatistik Hizmetleri (NASS) verilerine göre 2013’de ABD’de toplam soya üretimin %93’ü GD soya, toplam mısır üretiminde GD mısır payı %90, toplam pamuk üretiminin %90, toplam kanola üretiminin %90’ı GD kanola, toplam şeker pancarı üretiminin %95’i GD şeker pancarı, ve toplam Hawaii Papayasının %75’i GD papaya. Alfalfa ve kabak piyasada olmasına rağmen, bunlar hakkında bir veriye rastlanamamış.

Aralarında meyve, sebze ve yemiş de bulunan birçok GD ürünün ABD’de tarla denemeleri yapılıyor ve üretim için onay bekleyen GD ürünler arasında erik, pirinç, buğday, elma ve somon balığı bulunuyor. Kuzey Amerika’da, gıdaların GDO içerdiği etikette belirtilmiyor, ancak uzun zamandır ABD’de yoğun bir etiketleme kampanyası sürdürülüyor ve yavaş yavaş sonuç vermeye başlıyor.

Kanada, GD kanola, mısır ve şeker pancarını onayladı ancak ne kadar üretildiğine dair resmi veri yayımlanmıyor ancak FoE Kanada kanolasının %100’ün GD kanola olduğunu varsayıldığını belirtiyor. Kanada, 2013’te GD balık yumurtası üretimini de onayladı. Gıda amaçlı bir hayvanın genetik modifikasyonu ilk defa onaylandı. Araştırmacılar, mercan, fare, bakteri ve hatta insan geni kullanarak 35 civarında GD balık türü geliştirmekte. ABD’de Gıda ve İlaç Dairesi (FDAGD somon balığının (bkz. Genetiği Değiştirilmiş Somon Geliyor! ve Genetiği Değiştirilmiş Somon Onayı İşleme Alındı) insan tüketimi amaçlı başvurusunu onaylamayı düşündüğünü açıkladı ancak ABD ve Avrupa’da birçok gıda devi GD deniz mahsulü satmayacaklarını ilan etti.

LATİN AMERİKA

5 lat-amKuzey Amerika’dan sonra Latin Amerika ülkeleri en büyük GDO üreticisi konumundalar. ISAAA 2013 verilerine göre, sırasıyla Brezilya (40,3 milyon ha),Arjantin (24,4 milyon ha), Paraguay (3,1 milyon ha),Uruguay (1,5 milyon ha) ve Bolivya (1 milyon ha) başı çektikleri Güney Amerika ülkeleri dünya GDO üretimin yaklaşık %40’ını gerçekleştiriyor.

Güney Amerika’da soya, mısır ve pamuk en fazla Brezilya, Arjantin ve Paraguay’da yetiştiriliyor. Brezilya’da üretilen soyanın %89’u GD soya. Arjantin’de üretilen soyanın 100%’ü GD soya, mısırın %95’i GD mısır, pamuğun ise %99’u GD pamuk. Arjantin’de toplam 24 tür GDO’nun üretim izni bulunmakta. Paraguay’da toplam soya üretiminin %95’i, Uruguay’ın 100%, Bolivya’nın %91 Monsanto’nun GD soyası.

Öte yandan, GDO Güney Amerika’ya girerken önemli engellere takıldı. Peru, GDO üretimine 10 yıllık yasak ilan etti. Venezuela hiçbir GDO’lu ürünün ekimine onay vermedi (bkz. Hugo Chavez: Monsanto ve GDO’ya Karşı Duran İlk Lider) .Guatemala’nın bir de facto moratoryum bulunuyor. Kosta Rika, hemen hemen GDO’suz (81 kantonundan 62’si GDO’suz bölge ilan edildi ve tek üretilen GDO’lar ithalat amaçlı pamuk ve soya tohumu). Mısırın anavatanı ve biyoçeşitlilik merkezi Meksika’da 1988 yılından beri devam eden bir moratoryumu kaldırma girişimlerine karşı tarihi bir kararla, Meksika’da ticari kullanım ya da test amaçlı GD mısır tohumlarının üretimi yasaklandı. Ekuador’da, her ne kadar 2012’den beri Devlet Başkanı Correa karşı çıkıyor olsa bile, GDO’lu ürün yetiştirilmesine karşı bir anayasal moratoryum bulunmakta.

AFRİKA

6 afrikaEndüstri verilerine göre Afrika’da GDO sadece üç ülkede üretilmekte (Güney Afrika, Burkina Faso ve Sudan). 2014’te Etiyopya da GD pamuk üretmeye dair planları olduğunu açıkladı. Afrika’da GDO’lu tarım yapılan alan toplam tarım alanının %0.54’ü. Her ne kadar Güney Afrika haricinde, Afrika’da GDO’ya pek sıcak bakılmasa bile ISAAA’nın raporunun gösterdiği üzere biyoteknoloji endüstrisi besi takviyeli GD ürünler geliştirerek Afrika pazarını genişletmeyi hedefliyor. Tapyoka, tatlı patates ve sorgum gibi Afrika’nın temel yiyeceklerine A vitamini ve diğer mikrobesin maddeleri ekleme araştırmaları sürüyor. Birçok Afrika ülkesinde kontrollü tarla denemeleri yapılmakta ve Kamerun, Gana, Nijerya, Uganda gibi bazı ülkelerin GD ürünlere ticari onay vermeye sıcak baktıkları belirtiliyor.

Kenya ve Tanzanya’nın GD gıda ithalatını yasaklaması ve diğer bazı ülkelerin ithalata sıkı kısıtlamalar getirmesi, Afrika ülkelerinin GDO’yu kabul etmeleri için biyoteknoloji endüstrisinin yoğun baskılarına maruz kalmasına yol açtı.

ASYA

7 mp-asiaAsya’da GDO üretimi Kuzey ve Güney Amerika’dan çok daha az. ISAAA’nın son raporuna göre, beş ülkede (Hindistan, Çin, Pakistan, Filipinler ve Myanmar) toplam 19,1 hektar GD ürün ekildi, yanidünya GDO üretiminin %10.9’u. GDO üretimi Asya’nın tarım arazisinin küçük bir kısmını kapsamakta ve bu bölgede kullanılan başlıca GDO özelliği haşereye dayanıklılık (Bt). En çok üretilen Bt pamuk Hindistan, Pakistan ve Myanmar’daki tek üretilen GDO ürün ve Çin’de en çok üretilen ürün. Sadece Filipinler’de GD mısır üretilmekte. GD pirinç, GD papaya ve GD mısırı Tayland’a sokmak yönündeki birçok çaba başarısız oldu.

GD pamukta, 10,8 milyon hektarla Hindistan lider konumda. Bu sayı Hindistan’daki pamuğa yarılmış toplam alanın %93’ü oluşturuyor ancak Hindistan’ın toplam tarım arazisinin sadece %6’sına denk geliyor. İkinci en büyük GD pamuk üretici toplam pamuğa ayrılmış alanının %75’i GD pamuğa ayıran Çin (3,9 milyon ha). Bu alan da Çin’in toplam tarım arazisinin %2’si. Pakistan 2012’den beri üretilen GD pamuk, toplam pamuk üretim alanının %32’si ve toplam tarım arazisinin %12.4’e denk. Myanmar da ise yıllardır pamuk üretimi sadece GD pamuktan oluşuyor ve toplam tarım arazisinin sadece %2.8’sini oluşturuyor.

Çin, başka bir yazıda ele alınması gereken bir vaka, ancak kısaca 1997’den beri Çin ticari amaçlı 6 GDO bitki türüne onay verdi (pamuk, domates, tatlı biber, petunya, kavak ve papaya ancak papaya ve pamuk haricindekiler ticari dolaşıma sokma zorluklarından dolayı üretilmemekte. Çin hükümetinin resmi veri yayınlamaması da ne olup bittiğinin anlaşılmasını çok zorlaştırıyor. 2009’da Çin üç yerel olarak geliştirilmiş GD ürüne onay verdi (bir GD mısır ve iki GD pirinç türü). 2011’de Çin GD pirincin ticari kullanımını askıya aldığını açıkladı. 2008’deki Amerikalı araştırmacıların GD “Altın Pirinç”le Çin’deki çocuklar üzerinde uyguladıkları besleme deneyleri skandalının açığa çıkmasıyla Çin kamuoyunda infial yarattı. Ancak uluslararası piyasalarda ardı ardına yakalanan Çin menşeili GD pirinçler (bkz. GDO’lu Pirinçle Yapılan Tarla Denemeleri) hala birçok soru işaretine yol açmakta. 2013-2014’de Çin’in ABD menşeili 887,000 ton, onaylamadığı bir tür MIR162, GD mısırı geri çevirdiğini de ekleyelim.

2009’da Hindistan’da devlet tarafından onaylanan ancak halkın yoğun itirazlarıyla karşılaşan GD patlıcanın (Bt Brinjal) ticari kullanımına yasaklayan bir moratoryum ilan edildi. Filipinler’de de Bt Brinjal’e yoğun tepki onaylanmasını engellerdi. Ancak Bt Brinjal, Ekim 2013’de Bangladeş’te onaylandı. Her ne kadar Bangladeş’te piyasaya sürülmemiş olsa bile, FoE raporuna göre Bangladeş Tarım Araştırma Enstitüsü 20 kadar çiftçiye bitkileri dağıtmış bulunuyor.

Tayland’da GD pirinç, GD papaya ve GD mısırın piyasaya sürülmesi başarısızlığa uğrarken, Filipinler’de yeni GD papaya, GD patates, GD pamuk, GD abaka (Manila keneviri) türleri geliştirilmekte. Filipinler aynı zamanda, Bill ve Melinda Gates Vakfı’nın finansmanı ile, ilk “besin takviyeli GDO ürün” Altın Pirinç deneme alanı.

AVUSTRALYA

8 australiaAvustralya’da 3 tür GDO üretilmekte: pamuk, kanola ve karanfil çiçekleri. Endüstri verilerine göre Avustralya’da üretilen pamuğun %90’ı GD pamuk. Üretimi 2008’de başlayan GD kanolanın şu anda toplam kanola üretimindeki payı ise %10.Güney Avustralya (2019’a kadar) veTazmanya’da (süresiz) GDO ekimini tamamıyla yasak. Batı Avustralya’daki organik çiftçi Steve Marsh’ın GD kanola üretimi yapan komşusuna açtığı kontaminasyon/bulaşıklık davasının sonucu kuşkusuz çok büyük önem taşıyacak.

1. Bölüm: Dünyadaki GDO üretimi hakkında 1

Bu yazı ilk olarak aysebereket.wordpress.com/ da yayınlanmıştır

 

KAYNAK:

http://www.foeeurope.org/sites/default/files/publications/foei_who_benefits_from_gm_crops_2014.pdf

http://www.isaaa.org/purchasepublications/itemdescription.asp?ItemType=BRIEFS&Control=IB046-2013

 

Köşe Yazıları

Dünyadaki GDO üretimi hakkında (1. Bölüm)

GDO’ya Hayır Platformu 9-10 Mayıs 2014’te Bursa, Nilüfer’de toplanıyor. 2004’ten beri faaliyet gösteren, Türkiye’de GDO’ya karşı mücadeleyi başlatan ve çok sayıda bileşeni ve kişisel üyesi bulunan GDO’ya Hayır Platformu toplantısının ilk günü halka ve basına açık olarak gerçekleştirilecek. Cuma 9 Mayıs 2014, 12.30’da basın toplantısının ardından, Ekoder kurucusu Arca Atay’ın yöneticiliğinde bir panel düzenleniyor. 10 Mayıs günü ise platform bileşenleri ve üyeleri eşgüdüm toplantısına katılacaklar.

2 gdoGDO’ya Hayır Platformu toplantısı öncesinde, Friends of the Earth’ün (FoE) Nisan 2014’de yayımladığı “Genetiği Değiştirilmiş Organizma Üretiminden Kim Kar Ediyor” adlı raporundan, GDO üretimi hakkında olsa da, bazı önemli ve güncel uluslararası bilgileri derlemek ve paylaşmak istedim. İki bölümden oluşacak bu yazının bugünkü kısmında kısaca Türkiye’deki GDO durumunu hatrılatıp, dünyada GDO üretimi hakkında genel bilgilerden bahsedecek, bir sonraki yazıda daha detaylı olarak Avrupa, ABD, Latin Amerika, Asya, Afrika ve Avustralya’dan son bilgilere bir göz atacağız.

Rapora geçmeden önce, Türkiye’deki durumu kısaca hatırlayalım. Ülkemizde, genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) sadece hayvan yemi olarak ithali ve kullanımı yasal. Hatırlarsak, Biyogüvenlik Kurulu 16 çeşit genetiği değiştirilmiş (GD) mısır ve 3 GD soyanın hayvan yemi olarak ithali ve kullanımına izin vermişti, ancak GDO’ya Hayır Platformu’nun bileşenlerinin açtıkları dava sonucunda Danıştay Aralık 2013’te iki GD mısırın (Mon810 ve Mon810x88017) ithali ve kullanımının yürütmesini durdurdu. Danıştay açıklamasında, “Ülkemizin taraf olduğu sözleşmelerde, insan sağlığının, biyolojik çeşitliliğin ve gıda güvenliğinin söz konusu olduğu durumlarda, taraf devletlerin konuya ihtiyatilik (öntedbirci) ilkesi çerçevesinde yaklaşmaları gerekmektedir. Türkiye Yem Sanayicileri Birliği İktisadi İşletmesi, Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği Derneği, Yumurta Üreticileri Birliği tarafından genetiği değiştirilmiş söz konusu iki mısır çeşidinin, Türkiye‘de yem olarak ithalatına ve piyasaya sürülmesi için yapılan başvuru neticesinde verilen ithalat izninin hukuka aykırı olduğuna karar verilmiştir” denildi. Artık Türkiye’de 14 GD mısır ve 3 GD soyanın hayvan yemi olarak ithalatı ve kullanımı yasal.

3 yemezlerTürkiye’de GDO’ların gıda olarak tüketimi ise başvuruya bağlı ancak hali hazırda öyle bir başvuru yok. 2012 Ağustos’ta Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu (TGDF), 29 GDO’lu ürünün gıda üretiminde kullanılması için yaptığı başvuruları Greenpeace’in  başarılı  Yemezler  kampanyası sonucunda geri çekmişti. GDO’ların ekimi, üretimi ise Türkiye’de yasak.

FoE’nun verdiği bilgilere geçmeden önce, dünyanın her yerinde GDO’lu ürün ekimi/üretimi hakkında bağımsız veri, hatta bazı yerlerde resmi veri eksikliği yaşanıyor ve verilerin büyük kısmı biyoteknoloji endüstrisi kaynaklı. FoE, 2014 raporunda biyoteknoloji devleri tarafından finanse edilen ISAAA’nın (International Service for the Acquisition of Agro-Biotech Applications2013 rapor verilerine başvurmuş ancak başka kaynaklardan da faydalanarak bir takım düzeltmeler ve eklemeler de yapmış. FoE raporunda da belirtildiği üzere ISAAA doğrudan ya da dolaylı yoldan altı çokuluslu biyoteknoloji şirketi –Monsanto, DuPont, Syngenta, Bayer, Dow ve BASF-tarafından desteklenmekte.

Bu altı şirket günümüzde global tohum pazarının üçte ikisini, zirai kimyasal madde satışının dörtte üçünü ve Genetiği Değiştirilmiş (GD) tohum pazarının tamamını elinde bulunduruyor.

Bu altı çokuluslu şirket –Monsanto, DuPont, Syngenta, Bayer, Dow ve BASF-

  • özel sektör bitki üretim araştırmasının %75’i,
  • ticari tohum pazarının %60’ını,
  • GD tohum pazarının %100’ünü,
  • dünya zirai kimyasal madde satışının %76’sını kontrol ediyor

GDO ÜRETİMİ HAKKINDA BAZI GERÇEKLER

Kaynak: FoE, (Nisan 2014). ETC Group (2013)

Kaynak: FoE, (Nisan 2014). ETC Group (2013)

  • 2013 yılında 18 milyon çiftçi tarafından 27 ülkede GDO ekimi yapılmış. (28 olan bu sayı, 2013’te Mısır’ın GDO ekimini yasaklamasıyla 27 oldu). Bu sayı dünyadaki çiftçi sayısının yüzde birinden daha az bir sayıyı oluşturuyor.
  • GDO’lu üretimin %92’si altı ülke (ABD, Brezilya, Arjantin, Hindistan, Kanada ve Çin) tarafından gerçekleştiriliyor.
  • GDO’lu ürünlerin çoğunluğunu hala dört ürün oluşturmakta: soya, mısır, kanola ve pamuk. GDO’lu ürünler günümüzde dünya soya üretiminin %81’i dünya mısır üretiminin %35’i, dünya kanola üretiminin %31’i ve dünya pamuk üretiminin %81’ini oluşturuyor. Biyoteknoloji endüstrisi tüm çabalarına rağmen diğer GD türlerin pazarlamasında yeterince başarılı olamadı.
  • Dünyada tarım alanlarının %88’inde GDO’suz üretim yapılıyor.
  • ABD dünyadaki GDO’lu ürün ekim alanının %40’ına sahip (70.1 milyon ha). ABD ve Kanada’nın GDO üretimi, Brezilya, Arjantin, Hindistan ve Çin’in toplamından daha fazla. GDO’lu ekim alanının artışı sadece birkaç ülkeyle sınırlı kaldı.
  • GDO’lu ürünlerin %99’u, tarım ilacına dayanıklılık özelliği ve haşereye dayanıklılık özelliği tek başlarına ya da birlikte kullanılan GDO’lardan oluşuyor.
  • Çoğu GD ürün gıda amaçlı kullanılmamakta. Kullanım alanlarının başında hayvan yemi, tekstil ve biyoyakıt. Örneğin, GD mısırın %70’i hayvan yemi olarak kullanılıyor.

2. Bölüm: Dünyadaki GDO üretimi hakkında 2

Bu yazı ilk olarak aysebereket.wordpress.com/ da yayınlanmıştır.

KAYNAK:

http://www.foeeurope.org/sites/default/files/publications/foei_who_benefits_from_gm_crops_2014.pdf

http://www.isaaa.org/purchasepublications/itemdescription.asp?ItemType=BRIEFS&Control=IB046-2013

EkonomiManşet

Danıştay GDO’larda yolun sonunu gösterdi

Genetiği değiştirilmiş 2 mısır türünün yem amaçlı ithalatı ve piyasaya sürülmesinin Danıştay tarafından durdurulması üzerine Greenpeace, Biyogüvenlik Kurulu’nu Türkiye’ye giren tüm GDO’ların izinlerini iptal etmeye çağırdı.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 13 Aralık 2013 günü kamuoyuna duyurulduğu üzere yem amaçlı iki genetiği değiştirilmiş (GD) mısırın ithalatı ve piyasaya sürülmesinin yürütmesini durdurdu. Danıştay’ın bu kararı ithalat izni verilen tüm GDO’ların yeniden değerlendirilerek izinlerinin iptal edilmesini zorunlu kıldı. Biyogüvenlik Kurulu, halkın yoğun itirazına ve bildirilen binlerce olumsuz görüşe rağmen bugüne kadar yem amaçlı 16 GD mısır ile 3 GD soya türünün ithalatına izin vermişti.

Şu anki durumda, diğer GDO’lara izin veriliyor olması, Biyogüvenlik Kurulu’nun (BGK) kararlarının, Biyogüvenlik Kanunu’nun emrettiği “İhtiyatlılık İlkesi”ne uymadığını gösteriyor. BGK’nın GDO çeşitlerinin güvenilir olduğunu söylemesi de hukuka aykırı bir durum teşkil ediyor.

Biyogüvenlik Kurulu Kanunu’na muhalefet etmemeli
Danıştay kararı, BGK’nın geçmişte verdiği tüm GDO izinlerinin Biyogüvenlik Kanunu’na aykırı olduğunu gösteriyor. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Greenpeace Akdeniz Bölgesel Tarım ve Gıda Kampanyası Yöneticisi Tarık Nejat Dinç, “Danıştay’ın bu kararı ışığında, bugüne dek izin verilen GDO türlerinin güvenilir olduğunu söylemenin imkansız olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Bu nedenle Biyogüvenlik Kurulu’nun acilen toplanarak geçmişte verdiği tüm olumlu görüşleri geri çekmesini talep ediyoruz. Bu, Biyogüvenlik Kanunu’nun kendi emrettiği bir zorunluluk. Bu yönde bir adım atılmadan geçen her gün, kanuna muhalefet edildiği ve hukuka aykırı davranıldığı anlamına geliyor.”

Raporlar dikkate alınmadı
Danıştay’ın iki GD mısır türü (Monsanto şirketine ait MON810 ve MON810x88017) için verdiği yürütmeyi durdurma kararının gerekçelerinden biri, Biyogüvenlik Kurulu’nun GD yemlere izin verirken “İhtiyatlılık İlkesi”ni uygulamaması, yani bilimsel belirsizliklere rağmen ithalata izin vermiş olması.  BGK’nın, çevreye olası gen kaçışları risklerinden bahsedildiği Risk Değerlendirme Komitesi ve Sosyo Ekonomik Değerlendirme Komitesi raporlarının içeriğini tam olarak dikkate almadığı bu kararla ortaya çıktı.

Danıştay bu kararı, GDO’ya Hayır Platformu’nun bileşenlerinden Greenpeace, Ekoloji Kolektifi Derneği, Ziraat Mühendisleri Odası, Çevre Mühendisleri Odası ve Tüketici Hakları Derneği tarafından açılan dava sonucunda verdi.

Bakanlık, ithalatı durdurmalı
Greenpeace’ten Dinç sözlerine söyle devam etti: “Danıştay’ın bu kararı GDO konusunda artık yolun sonuna gelindiğini ve Türkiye’nin GDO’larla 15 yıldır sürdürdüğü tehlikeli deneye artık bir son verilerek Türkiye’nin kapılarını GDO’lara ilelebet kapatması gerektiğini göstermiştir. Bu durumda, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na düşen Biyogüvenlik Kurulu’nu acilen toplantıya çağırarak tüm GDO izinlerini Danıstay kararı ışığında yeniden değerlendirip iptal etmek, bugünden itibaren tüm GDO ithalatını durdurmak ve %100 GDO’suz güvenli bir Türkiye yaratmak adına gerekli adımları ivedilikle atmak. Yaptığımız araştırma, Türkiye’nin %82’sinin GDO’lardan endişe duyduğunu gösteriyor. Geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da konunun takipçisi olacağız.”

Yeşil Gazete

Kategori: Ekonomi

ManşetSivil Toplum

“GDO’ya kim evet dedi?”

GDO’ya Hayır Platformu, GDO’lu mısırların serbest bırakılması üzerine bir açıklama yayınladı. “GDO’ya kim evet dedi de izin verdiniz?” diye sorulan açıklama şu şekilde:

Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Derneği İktisadi İşletmesi, Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği Derneği İktisadi İşletmesi ile Yumurta Üreticileri Merkez Birliği`nin başvurusu üzerine Biyogüvenlik Kurulu GDO`lu 13 mısır çeşidine yem amaçlı kullanılmak üzere izin verdiğini 23.12.2011 tarihinde açıklamıştır.

Başvurunun yem sanayicileri, hayvan yetiştiricileri ve yumurta üreticilerini temsil eden derneklerin iktisadi işletmeleri tarafından yapılmış olması, bu GDO`lu mısırları kullanacak şirketleri kamufle etmektedir. Bu şekilde, tüm hayvancılık sektörü ve et, süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi hayvansal ürünler ile bu ürünlerin içeriğini oluşturduğu binlerce gıda maddesi de risk altında  bırakılmaktadır. GDO`suz yem kullanan üreticiler de bu şekilde cezalandırılmaktadır, zira mevzuata göre GDO`lu yem ile beslenen hayvanların ürünlerinin etiketlenme zorunluluğu bulunmamaktadır.

Bunun sonucunda tüketici satın aldığı hayvansal ürünün GDO`lu olup olmadığını bilemeyecektir. Oysa ki, Biyogüvenlik Yasası GDO ve ürünlerinin tüketicinin tercih hakkını ortadan kaldırması halinde GDO başvurularının reddedileceğini söyler. GDO`lu yemle beslenen hayvanlardan elde edilen ürünlerin etiket taşımaması, tüketicinin tercih hakkını doğrudan ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle verilen karar kanuna da aykırıdır.

Hangi anne GDO`lu yem ile beslenen hayvanın etini, yumurtasını, sütünü, bu sütten yapılmış yoğurdu ya da peyniri çocuğuna yedirmek ister?

Anneler, bunu asla bilemeyeceksiniz!

Biyogüvenlik Kurulu tarafından bilimsel komitelere hazırlattırılan Sosyo-ekonomik Değerlendirme Raporlarında GDO`ların sindirim sisteminde sindirilemediği ve hücrelere kadar taşınabildiği, marketlerden alınan süt örneklerinde GDO`lu yemlere ait DNA`ya rastlanıldığı, pastörizasyon işleminin dahi bu DNA`yı yok edemediği açık bir şekilde belirtilmekte, GDO`ların sağlık riski yaratabileceği kabul edilmektedir.

Mısır, ülkemizde de yetiştirilebilen bir üründür. Ancak Tarım Bakanlığı mısır bitkisini desteklemek, verilen desteği artırmak yoluyla kendimize yeterliliği yakalamak varken, bunu yapmamakta, ülkemizi ithalata mahkûm etmektedir. Mısıra sağlanan desteğin son dört yıldır aynı seviyede kalması yüzünden ülkemize her yıl 500 bin ton ile 1 milyon ton civarında mısır ithalatı yapılmaktadır.

Ancak bu durum yine de yapılacak mısır ithalatının GDO‘lu olmasını meşru kılmamaktadır. Dünyada üretilen mısırın sadece %29`u GDO`lu tohumla üretilmektedir, yani %71`i GDO`suzdur. Dolayısıyla uygulanan yanlış politikalar nedeniyle ortaya çıkan ithalat ihtiyacını GDO`lu mısır türleriyle gidermeye çalışmanın hiçbir meşru gerekçesi yoktur.

Kamuoyu görüşüne açılan bilimsel raporlara 15 bin kişinin görüş bildirdiği Biyogüvenlik Kurulu Başkanı tarafından açıklanmıştı. Şimdi soruyoruz, bu görüşlerden kaç tanesi “EVET, BEN GDO İSTİYORUM” diyordu da Kurul GDO`lu mısırlara onay verdi?

GDO`ya Hayır Platformu bileşenleri konuyla ilgili yaptıkları kampanya ile iki günlük süreçte 100 bin imza toplayarak bu imzaları Biyogüvenlik Kurulu`na ilettiler. Halkımızın GDO ve ürünlerini tüketmek istemediğini imzaları ve görüşleriyle net bir şekilde göstermesine karşın, Kurul bu izni neye göre verdiğini kamuoyuna derhal açıklamalıdır! Kamuoyu iradesini hiçe sayan bu GDO hayranlığının dayanağı bizlere açık bir şekilde izah edilmelidir!

Yem amaçlı ithal edileceği söylenen GDO`lu mısırların tarlalarımızda veya doğrudan gıda üretiminde  kullanılması engellenebilecek mi? Halkımızı GDO`lu mısırlara muhtaçmış gibi gösterenleri ve buna izin verenleri kınıyor, tatminkar bir açıklama bekliyoruz; şayet verebilecekleri bir cevapları varsa!

GDO`ya Hayır Platformu başta çocuklarımız olmak üzere halkımızı, hayvanlarımızı ve doğayı GDO ve ürünlerinin tehlikelerinden kurtaracak her türlü meşru mücadelesini yılmadan yürütecektir!

GDO`YA HAYIR PLATFORMU

Kategori: Manşet

Dış Köşe

Yasal cezalarınız çok ağır lütfen güncelleyin!- Nihal Kemaloğlu

ABD, Türkiye’deki bir yasal mevzuatla ilgili cezaları ‘çok ağır ve cesaret kırıcı’ bulduğunu yetkililere bildirmişti.
Çok açıktı ki bu çok ağır cezaları içeren yasa, dünya birincisi olduğumuz ‘tutuklu’ sayımıza ilişkin Terörle Mücadele Yasası hiç değildi.
Cesaret kırıcı bu yasal uygulamanın insan hak ihlalleriyle ya da giderek daraltılan temel hak ve özgürlüklerle de katiyen ilişkisi yoktu.
Mesele yani ABD’nin ‘endişe ve kaygı duyduğu’ konu, Türkiye’deki GDO piyasasının özgürlüğüydü!
ABD, Türkiye’nin GDO’lu ürünlere ilişkin yasalara aykırı davranan vatandaşlarına ağır cezalar vermesine dair rahatsızlığını iletmiş ve GDO’lu ürünlerle ilgili yasal düzenlemenin yenilenmesini istemişti.
Küresel GDO’lu tohum tekeli ABD, Türkiye’nin ‘yasalara aykırı’ GDO’lu ürün ithal eden, üreten veya çevreye serbest bırakan kişilere verdiği 5-12 yıl hapis cezası ve 10 bin güne kadar para cezasının ‘müteşebbislerin’ cesaretini kırıp, Türkiye’nin GDO piyasalarına dahlini geciktirdiği görüşündeydi.
Radikal Gazetesi’nden Hacer Boyacıoğlu’nun haberinde ABD ile Türkiye arasındaki ‘Ekonomik Ortaklık Komisyonu’ görüşmelerinde ABD bu taleplerini sıralamıştı.
Ve Türkiye’ye eğer taze sebze ve meyveleriyle ABD pazarına girmek istiyorsa, GDO’lu ürünlerle ilgili ‘ağır cezalı yasasını değiştirmesi ‘tavsiye’ edildi. Yani siz bizim GDO’lu tohum-tarım-ürün pazarımız olursanız biz de sizin taze sebze ve meyvelerinizi gümrükte didikleyip çürütmeyiz diyorlardı.
Kapitalist GDO tekellerinin sabrı taşmış olmalıydı ki açık pazar dünyadaki bütün tarım üreticilerini topraklarından uzaklaştırarak ‘tüketici’ haline getiren GDO’lu tohum/ürün paketinin artık bütün piyasa gücüyle Türkiye’ye girmesi gerektiğini hatırlatıyorlardı.
Tarımda ‘küreselleşmenin’ taşıyıcı ‘tohumları’ GDO’lara sözüm ona ‘fahiş’ ceza kesen Türkiye’yi, ABD’li yetkililer işte bu nedenle ‘tarım konusunda bir ilerleme sağlanamıyor’ diye uyarmışlardı.
GDO’lu tohum, tarım ilacı ve gübresiyle topyekun giriş yaptığı ‘gelişmekte olan ülkelerde’  tohumlar patentli teknolojik ürün muamelesi görüp her yıl üreticinin tohum elde etmesini engellemesi bir yana bir müddet sonra küresel endüstriyel tarım bütün küçük üreticileri biçip geçiyordu.
Uzmanlar birkaç tekelin elinde olan dünya tohum pazarının elmas pazarından daha büyük olduğunu ve 73 milyar dolara çıkmayı hedeflediğini belirtiyorlar.
Öte yandan Türkiye ise ‘GDO’lu ürün zararlı ama ithal edilebilir’ tutuk tavrıyla 3 soya, 3 mısır ve 12 Ekim’de de 10 mısır türünün daha ithaline izin vererek pazarını açmaya başlamıştı.
Piyasanın özgürlüğü denince akan suyun kesilip ‘HES’ inşaatına döndüğü Türkiye’de muhakkak ki GDO piyasasının ‘hak ve özgürlüklerini’ sonuna kadar genişleteceğinden kuşku duyulmamalıydı.

Nihal Kemaloğlu – Akşam

Kategori: Dış Köşe

ManşetTarım-Gıda

GDO’ya hayır demek için son gün!

Biyogüvenlik Kurulu, genetiği değiştirilmiş üç çeşit mısırın Türkiye’ye ithalatına izin vermek üzere. Ancak bunu durdurmak için hala bir ümit var: Kanun gereği kamuoyunun görüşünün alınması  gerekiyor. İnternet üzerinden yapılabilen görüş bildirimi için son gün ise 14 Eylül Çarşamba.

Biyogüvenlik Kurulu bünyesinde kurulan “Risk Değerlendirme”  ve “Sosyo-Ekonomik Değerlendirme” Komiteleri’nin yayınladıkları önraporlarda GDO’lu ürünlerin zarar ve riskleri teker teker sıralandıktan sonra hayvan yemi için ithalatının önemi ve gerekliliği iddia ediliyor

Özellikle pamuk fiyatlarındaki yükselişin üreticiyi pamuk ekimine yöneltmesi, bu nedenle de mısır üretimindeki düşüş beraberinde yüksek mısır fiyatlarını getirdi. Bu durum da her türlü pazar ve girdi maliyeti dalgalanmasına karşı son derece kırılgan olan konvansiyonel et üretici firmalarının telaşlanmasına neden oldu. Bu sektörün yarattığı talep ve lobinin üzerine komitelerin “GDO’yu zararlı ve riskli sıralayıp, ardından da GDO’lu mısır ithalatına izin verilmesini isteyen bir rapor” gibi garip bir duruma imza attıkları tahmin ediliyor.

Komitelerin raporuna tüketici ve kamuoyu olarak görüş bildirmek ise kanun gereği mümkün. Biyogüvenlik Kurulu son kararını verirken kamuoyu görüşünü de “dikkate almak” zorunda.

“GDO’ya Hayır Platformu”  ise yayınladıkları basın açıklamasıyla Türkiye’de GDO’ya karşı olan her bireyi internet üzerinden görüş bildirmeye davet etti. Bunun için yapılması gereken http://www.tbbdm.gov.tr/Home/GeneComments/GeneCommentEntry.aspx sayfasında isim, soyisim, e-mail adresi yazdıktan ve “GEN” kısmını “Bt11, DAS 1507, DAS 59122” şeklinde doldurduktan sonra “Açıklama” kısmına konuyla ilgili görüşlerinizi yazmak. Aynı işlemin “Komite” kısmında her iki komite için ayrı ayrı yapılmasının çifte etki yaratacağı bildiriliyor.

Kategori: Manşet

Sivil Toplum

“Gerzelilerin yanındayız”

Çeşitli sivil toplum ve çevre örgütleri Gerze halkının direnişi ve daha sonra Gerze’de yaşanılanlarla ilgili bir açıklama yayınladı. Açıklamada Gerze halkının yanında olunduğu vurgulandı!

Açıklama şu şekilde:

Gerze Yaykıl köyünde Anadolu Grubu tarafından kurulması planlanan termik santrale karşı Ağustos ayının başından beri sondaj yapılması öngörülen alanda gece gündüz nöbet bekleyen köylüler, 24 Ağustos’ta sondaj yapmak isteyen termikçi şirket temsilcilerini Gerze’den bir kez daha eli boş göndermişlerdi. İki yıldır termikçi şirketin, devletin şiddet aygıtının da desteğini alarak Gerze’de kurmaya çalıştığı termik santrale karşı kitlesel ve meşru bir mücadeleyle topraklarını savunmayı sürdüren Gerze halkı, bir kez daha saldırıya maruz kaldı.

Gerze halkının son iki yılda göstermiş olduğu tüm tepkiye rağmen termik santral yapma ısrarını sürdüren Anadolu Grubu isimli şirket, sondaj çalışması yapma gerekçesiyle alana intikal ettirilen yüzlerce polis, jandarma ve panzer eşliğinde Yaykıl köyüne girmeye çalıştı. Yaşamı ve doğayı savunan Gerzeliler 12 saate yakın süre boyunca atılan yoğun gaz bombalarının, tazyikli su, cop ve yer yer plastik mermilerin kullanıldığı vahşi müdahale karşısında bir kez daha ne pahasına olursa olsun termik santral cinayetine izin vermeyeceklerini gösterdiler.

Yaykıl köyünün ormanlık bölgelerinde yaşanan çatışmalar esnasında silah sesleri duyuldu, çok sayıda köylü yaralandı, atılan biber gazlarının etkisiyle bölgede ağaçlar alev aldı ve yaralanan köylülerin hastaneye ulaştırılmasında pek çok güçlük yaşandı. Köylüler gözaltına alındı ve gözaltıların devam etmesi bekleniyor. Gerze halkına yaşatılan tüm bu fütursuz şiddete, tehdide rağmen termikçi şirket sondaj çalışmasını tamamlayamadı.

Gerzelilerin geçtiğimiz haftalarda yaptıkları bilgi edinme başvuruları sonucunda mülki amirden aldıkları yanıta göre termikçi şirketin bölgede sondaj çalışması yapmak için herhangi bir izin başvurusunda bulunmadıkları öğrenilmişti. Buna karşın, termikçi şirkete güvenlik güçlerinin hangi yasal dayanakla sondaj çalışması yapmak için destek sağladığı, köyü ablukaya alıp halka şiddet uyguladığı yanıt bekleyen en önemli sorudur. Jandarma bölgesi olan köyde çevik kuvvet polisinin valilik emriyle köylülere ve destekçilerine saldırıyor olması cevaba ışık tutabilir. Üstüne üstlük bölgede bulunan Roma ve erken Bizans dönemine ait buluntular yüzünden sit alanı ilan edilmesi bile gerekirken, kendini halkın, tarihin, kültürün ve doğanın üzerinde gören vali sırtını kime dayamaktadır?

Gerze’de yaşananlar; devlet aygıtının ve kolluk güçlerinin sermayenin doğayı ve yaşamı talanının hizmetinde olduğunu bir kez daha açık biçimde ortaya sermiştir. Dün Hopa’da suyun ticarileştirilmesine karşı derelerini savunanlara Metin Lokumcu’nun yaşamını yitirmesine sebep olacak şekilde dizginsizce şiddet uygulayanların, bugün Gerze’de topraklarını savunan Gerzelilere aynı ölçüde şiddetle saldırması tesadüf olamaz. AKP iktidarı “ustalık” döneminde doğanın, emeğin ve yaşamın sermaye tarafından sömürgeleştirilmesine karşı direnenleri zor yoluyla sindirmeyi anlaşılan kendisine şiar edinmiş gözüküyor.

Ama uygulanan tüm bu şiddete, baskıya rağmen doğanın yok edilmesine karşı direniş yayılıyor. Bugün Hopa direnişi Gerze’ye esin veriyor. Yarın özgür bir ülke ve sömürüsüz bir dünya için mücadele eden milyonlar Gerzeli direnenlerden öğrenecek.

Bu sebeple bizler dün Gerze’de, bugün her yerde, direnenlerle birlikteyiz!

Biz aşağıda imzası bulunan demokratik kitle örgütleri, doğanın ve emeğin köleleştirilmesine karşı çıkan herkesi Gerzelilerin meşru mücadelesine destek olmaya, güç vermeye çağırıyoruz.
Ekoloji Kolektifi, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, TMMOB Peyzaj Mimarları Odası, TMMOB Kimya Mühendisleri Odası, Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi, Çevre İçin Hekimler Derneği, GDO’ya Hayır Platformu, Ege Çevre ve Kültür Platformu, Ege Su Platformu, Bolkar Dağları Koruma Platformu, Maden Köyü Çevre Platformu, Hasangazi Köy Meclisi, Porsuk Köy Meclisi, İMECE Toplumun Şehircilik Hareketi, Yalova Çevre Platformu (YAÇEP), Eğitim-Sen Yalova, Kazdağları Koruma Girişimi, Akkuyu Nükleer Karşıtı Kolektif, Tarım Orkam-Sen Mersin Şubesi, Ekolojik Yaşam Derneği (EKODER), Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği (DOĞADER), Gemlik Yaşam Atölyesi Derneği, Nilüfer Kent Konseyi, Ankara Divriği Kültür Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara Şubesi, Gördesliler Derneği Çevre Komisyonu, Tozkoparan Derneği (TOZDER), Gülsuyu Gülensu Yaşam ve Dayanışma Merkezi (GÜLDAM), Yeryüzü Derneği

Kategori: Sivil Toplum

ManşetTarım-Gıda

Onların tohum yasası varsa üreticilerin takas şenliği var

Türkiye’de “ Sakin Şehir” ( citta slow ) ünvanı sahibi ilk şehir olan Seferihisar’da 2. Tohum Takas Şenliği halkın coşkulu bir katılımıyla gerçekleşti. Çeşme Yarımadasında yer alan belediyeler, köy dernekleri, GDO’ya hayır platformu, Slow Food hareketine bağlı gruplar, Ekolojik Üreticiler Derneği ve Yeşiller Partisinden geniş bir katılımla  gerçekleşen etkinlikte üreticilerin getirdikleri tohumlar büyük ilgi gördü.

“Onların tohum  yasası varsa / bizim  takas şenliğimiz” var sloganıyla ağzına kadar dolu olan toplantı salonu alkışlarla inledi. Katılımcıların büyük bölümü köylüler ve Türkiye’nin her yerinden gelmiş STK temsilcileri ve Yeşiller’den oluşuyordu. AKP kısa bir süre önce anayasa mahkemesinin de onaylamasıyla, yerel tohumların satışını yasakladı. Aslında bu inanılmaz bir yasa. Tarlanızda yetiştirdiğiniz tohumu satamıyorsunuz. Neden ? Çünkü dev şirketlerin döllenmeyen hibrit tohumları satılacak.

Ardından Seferihisar kapalı pazar yerinde üreticiler arasında tohum takası yapıldı. Pembe domates, roka, çizgili çekirdekli karpuz,kınalı bamya, alacalı patlıcan gibi süpermarket raflarında görmeyi unuttuğumuz ürünlerin tohumları kısa bir süre içinde üreticiler arasında el değiştirdi.

Köylüler düşünmüş taşınmışlar, satamadığımız tohumu, biz de takas ederiz demişler. Ne izdiham. Hiç kimse yerel tohumun önünü kesemez. Bu tohumlar bu topraklara ait ve bugün görüldü ki, köylüler tohumuna sahip çıkıyor.

Panelde olsun, tohum takas alanında olsun, herkesin ağzında bir umut vardı : bu yasa önünde sonunda geri çekilecek, bu saldırı geri püskürtülecek. Bu bir atak değil, bu takas şenliği bir savunma.  Adı üstünde şenlik.

Türkülerle, umut dolu konuşmalar ve AKP’ye karşı direnme sözleriyle takas sona erdi.

2006 yılında kabul edilen Tohumculuk Kanunu üreticilerin kendi tohumlarını üretmsesini  ve diğer köylülerle paylaşmalarını kısıtlıyor tohumlarını çevre pazarlarda satmalarını yasaklıyor.

Ekolojik Üreticiler Derneği üyelerinden Aytaç Timur  “ tohum ve bitkileri korumanın yolu onları üretmek ve çoğaltmaktır:. Üretmek  de yetmez, ürünlerimizi doğrudan yerel pazarlarda insanlara ulaştırabilmeliyiz “  diye konuştu.

Tohum takas şenliklerinin yaygınlaştırılarak ülke çapında yaygınlaştırılacağını ve böylece küçük tohum üreticilerinin dev şirketlere karşı korunacağını söyleyen şenlik düzenleyicileri  halkın katılımının kendilerine büyük cesaret verdiğini belirttiler.

( Yeşil Gazete )

Kategori: Manşet