KadınKöşe YazılarıYazarlar

İktidarın erdemli erkekleri ve deli kraliçeleri – Menekşe Kızıldere

‘Biz kadınlar, kadınız diye erkeklerden  daha iyi olmak zorunda değiliz.Burada mesele gücün kendisi olmalıdır, kadının kendisi değil. Bu sebepten sanatta ve dahi politikada daha fazla zalim ve kötü kadın görebilmeyi dilerim.’

Tam sekiz yıldır, milyonlarca insanın en az on ay boyunca, sekiz bölümlük sezonu  beklediği, finalinden sonraki pazar günü milyonlarca insanın işe gidemeyip ülkelerinin ekonomilerini zarara uğrattığı fantastik edebiyat yazarı George R.R. Martin’in kitap serisinden uyarlanan çok popüler ‘Game of Thrones’ dizisinin finali bariz bir şekilde birçok hayranını mutlu etmedi. Zira kitaplar henüz tamamlanmadı ve elbette eserin yaratıcısı ile dizi senaristlerinin yeteneği bir değil. Muhakkak kitaplar takipçiler açısından daha tatmin edici olacaktır. Dizi finalinin ardından birçok yazar, ekseriyetle erkekler dizinin olay akışı ve karakter oluşumlarını toplumsal cinsiyet bakımından ele aldı.

Aralarında Marksist sosyolog Slavoj Zizek’in1. de bulunduğu bu kişiler, toplumsal cinsiyet eşitliği bakımından bir eşitsizlik olduğu, kadın iktidarının erkek egemen dünyada fantastik kurgu bile olsa korku ve endişe yarattığı için baltalandığı görüşünde. Burada enteresan olan,  kadına ‘iktidar bakımından’ yapılan haksızlığın tespitini, hiç vakit kaybetmeden ve olayın mağduru kadınlardan bir ses çıkmadan orta yaşlı, beyaz erkeğin söz söyleme ve hatta kimseye söz söyletmeme refleksi. Bu konuda üst üste erkek yazarları okuyunca, “hah yine orta yaşlı beyaz erkek koşa koşa analiz yapmış” dedim. Bu benim kişisel görüşüm elbette. Ama bu örnek üzerinden çok korkulan ve tartışmalara yol açan kadın iktidarı algısını ele almak istiyorum. Biraz da popüler kültür yardımı ile elbette. Et giydi diye Lady Gaga’yı Marksist bularak hemen takdir eden Zizek konuşacak değil ya hep, azıcık da biz kadınlar popüler kültür üzerinden fikir beyan edelim.

‘Yozlaşırken bile eşit olamamak’

Bir erkek iktidara sahip olunca kimsenin gözüne yozlaşması batmazken bir kadın iktidar sahibi olunca bu yozlaşma herkesin gözüne batar. Çünkü erkeğin iktidarı olağan ama kadınınki  olağan dışıdır. Bu gezegen, erkek egemen bir gezegen neticede. Maalesef bu noktada da Hegel’in de hakkını vermek gerek, “güç insanı yozlaştırır”. Yozlaşırken bile eşit olmayan kadın ve erkeğin toplumsal cinsiyet rolleri de maalesef evrenseldir. Çin’de de, Amerika’da da, Türkiye’de de anneler gününde küçük mutfak aletleri, popüler hediyelerin başını çekmektedir. Evrensel cinsiyet rolüne göre güçlü kadını bir yerlere oturtmak epey zor olmaktadır. Kadın güçlü ama anaç mı, adaletli mi, erdemli mi, saygın mı, asil mi ve inanamazsınız ama iktidar sahibi kadına bile sorarlar ‘laf dinliyor mu?’ diye. İktidar sahibi kadının illa bir aması olmalı ki ‘makbul’ olsun. Zira zilli, eli maşalı, şirret, şeytan, şuh veya deli olabilir kendisi.

Game of Thrones finali tartışmasıyla, meseleye fantastik edebiyat boyutu da eklenmiş oldu. Fantastik edebiyat ve kadın iktidarı deyince birçok fantastik edebiyat okuyucusu gibi benim de aklıma JRR Tolkien’in Orta Dünya evreninde yarattığı Elf kraliçeler ve onların en muktediri Galadriel gelir. Tolkien daha Silmarillion’da Beren ve Luthien’in aşkından başlayarak birçok kadın karakteri bir adamın sevdiği ya akşam ( Arwen), ya sabahyıldızı (Luthien)  güzelliğindeki erdemli kadın olarak yaratmaya başlamışken, bu tanımlamaları kadın iktidarının olağan olduğu Lorien Ormanı’nın hanımı Galadriel bozar. Galadriel’in kocasının adını kimse bilmez zira o Galadriel’in kocasıdır mesela. Hereks’in ele geçirmek için uğraştığı güç yüzüğü Galadriel’in eline geçince gücün onu neye çevireceğini bilir ve onun yok olması için yüzük fedailerine yapabileceği tüm yardımı yapar. Fakat neden bir Sauron’un zehirli iktidarını izlerken, Galadriel’inkini izlemiyoruz ki? Güç ve zalimlik erkeklerin tekelinde olamamalıdır. Bırakın da kadınlar da güçlü ve zalim olabilsinler, değil mi? Güç ve zalimlik cinsiyetten ziyade insana has bir kavram ama erkekler  kadınlara güç yüzünden zalimleşmede bile müsaade etmiyor ki!

Dany’nin ‘Stalinleşmesi’ olasılığı

Game of Thrones finalinde ejderha sırtındaki Daenerys, bir Targaryen geleneği olarak gücün zirvesindeyken delirdi ve ‘deli kraliçe’ oldu. Babası deli kral Aerys Targaryen, deli hali ile hatırı sayılır bir süre iktidar sürmüştü. Hatta fantastik serinin geçmişinde 300 yıllık iktidarı olan I. Aegon Targaryen’in de korkuyla hükmettiği anlatılır. Ondan sonra gelen ejderli diğer krallar da kendi kalesinden daha görkemli diye bir kaleyi (Harrenhall) içindekilerle birlikte taşlarına kadar yakıp iktidarı hiç zedelenmeden devam edebilmiştir. Ama daha delirdiği ilk gün yazar Martin’in kendisini çağırdığı adı ile Dany, sözüm ona kendisini seven adam (John Snow) tarafından kalbinden bıçaklandı ve öldü. Kadına o meşhur demir tahta oturmak bile nasip olmadı.

J.Stalin’in 1945 zafer konuşmasında2 Almanların yanı sıra soylu düzeni yeren ve ona sosyalist çağrışımlar yapan tabiri ile ‘çark’ diyen Deli Kraliçe’nin soylu ve seçkin olmayan destekçilerine radikal bir konuşma yapmıştı.  Dany de her iktidar sahibi gibi iktidarına gölge istemiyordu ama bir kadın olarak ölmek zorundaydı. Dany’nin ‘Stalinleşmesi’, öldürülmesinden çok daha parlak bir fikirdir. George Orwell’in gücü elde ettikten sonra yozlaşan sosyalist domuzların güç serüvenini anlattığı Hayvan Çiftliği örneğindeki gibi bu, eşitlik ve adalet getirme sözü olan radikal düzenin iktidarla nasıl değiştiğini seyredebilirdik. Hayvan Çiftliğindeki Glue isimli herkesi birleştirme gücü olan at nasıl bir yapıştırıcı firmasına satıldıysa herkesi birleştirme gücü olan John Snow’un da nasıl iktidara tehdit oluşturduğu için harcandığını seyredebilirdik. Bıçağı kalbine yiyen seven erkek de olabilirdi. İktidar hırsının bunu yaptırması bir kadını öldürmekten çok daha meşrudur aslında. Dany, I. Aegon gibi masum halkı öldürerek bir kraliçe olmaya devam edemezdi, çünkü bir kadındı. Erdemsizlik gösteren kadın erdemsizlik gösteren erkek gibi bir müddet daha tahammül edilebilir değildir, hemen hakkını bulmalıdır.

Aşk-ı Memnu kitabında kocasını, kocasının yeğeni ile aldatan Bihter Ziyagil kendi kalbine dayadığı silahla intihar ederken kocanın yeğeni Behlül kaçıp gider. Bu erkek bakışta erdemsiz kadının hakkı ölümdür. Bu sebepten Dany ve Bihter’in akıbetleri benzerdir ve bence namus cinayetlerinin başladığı yerdir burası. Bir tecavüz mağduru olan Güldünya Tören’i öldüren ailesi de onun erdemsiz ve namusta leke olduğuna karar kılarak bu kararı meşrulaştırmıştır. Dany, Cersei, Bihter, namus için öldürülen kadınlar, karşılıksız sevgi yüzünden öldürülen kadınlar, erkek egemen dünyanın kurallarına göre şu ya da bu sebepten ölümü hak eden kadınlardır. Kurgu ve fanteziler toplumsal yargıların yansıması değil midir? Cinsiyetçilik ve kadınları öteki olarak görme işte bu kadar içimize işlemiştir. “Ne alaka” diyen okuru duyar gibiyim. Üzgünüm fakat ‘yanlış yapan’ kadının ölümünü haklı görüyorsanız bir tık üstünüzün namus cinayeti işleyebileceğini hatırlatmak isterim.

Kötü kadınlar, erdemli erkekler, tarihin tekerrürü

Game of Thrones dizisinde Dany’in karşısında savaştığı başka bir zalim kraliçe olan Cersei vardır. Ensest bir ilişkiden doğan üç çocuğunun iyiliği, ailesinin iktidarı ve babasının takdiri için herkesi harcayan Cersei Lannister da katıksız bir kötüdür. Dizide ahlaksızlığı yüzünden çırılçıplak utanç yürüyüşüne çıkarılan Cersei’in ensest ilişki içinde olduğu kardeşi Jamie, karakter oluşumu sırasında erdemli bir adama dönüşürken herkesin sempatisini toplar. Dany’nin yeğeni olan ve sevdiği adam olan J. Snow zaten başından itibaren erdemli bir adamdır. İyi başlayıp güçten deliren kadınlar, erdemini hiç bozmayan erkekler, kötülüğünden ödün vermeyen kadınlar ve erdemini fark eden erkeklerin hikâyeleri tarihin tekerrürüdür.

Bana kalırsa bir yazar istediğini yazar. Yazdığı şey onun alanıdır beğenen beğenir, beğenmeyen kendi bilir. Yazanın ne yazdığına müdahale de sansürün başlangıcıdır zaten.

Benim derdim bir ‘erdemsiz kadın’ öldüğünde sevinen ve toplumu oluşturan okuyucu, izleyici, dinleyici bireylerin tepkisidir. Kadın ya da erkek fark etmez, bir kadının toplumsal bir yargı yolu ile meşrulaştırılarak öldürülmesine sevinen / şaşırmayan takipçi cinsiyet eşitsizliğinin çivisidir. Sorun bunu yazanda değil içselleştirendedir.

Deli Kraliçe’nin iktidarının ölümü hak ettiği yargısı ile bitmediği ve güç zehirlenmesinin bir kadın veya erkek için cinsiyet fark etmeksizin aynı ölçüde rahatsız edici bulunduğu vakit bir eşitlik vardır diyebiliriz. Kendi adıma favori karakterim olmasa da deli kraliçenin iktidarını görmeyi, erdemli bir erkeğin iktidarına tercih ederdim. Bir kadın güce vakıf oldu diye sevgi dolu, anaç, adil ve merhametli olmak zorunda değil. Biz kadınlar, kadınız diye erkeklerden daha iyi olmak zorunda değiliz. Biz de insanız, biz de kötü olabiliriz. Burada mesele gücün kendisi olmalıdır, kadının kendisi değil. Bu sebepten sanatta ve dahi politikada daha fazla zalim ve kötü kadın görebilmeyi dilerim. Kötü Trump iktidarı yerine neden kötü Hilary Clinton iktidarı olmasın? Brexit konusunda başarısız olduğu için gözyaşları ile istifa eden Theresa May iktidarı, David Cameron’dan daha mı kötüydü? Hatta May’in bacakları bile bu süreçte haberlere konu olmuştu. İngiltere’ye başbakan da olsanız kadın bedeniniz erkek egemen yargıların odağındadır. Kadın bedeni üzerindeki erkek tahakküm en tepeden en aşağıya kadar politiktir. Kadına ilişkin her eşitsiz yargı gibi.

Ben bir kadın olarak ekranda, perdede, kitap sayfasında o ya da bu sebepten kadınların ölmesinden çok sıkıldım. Bunun meşrulaştırılmasını ise çok tehlikeli bulmaktayım. Tüm bu kadın iktidarı tartışmaları sırasında Zizek’in sorduğu “hangi kadının iktidarı meşru” sorusundan ziyade, bir kadın öldürüldüğünde bunun meşrulaştırılması kimi rahatsız etmiyor sorusu benim açıdan daha kritik. Bırakın da deli kraliçeler, zalim kadınlar, ahlaksız ve kötü kadınlar da yaşasın.

 

  1. https://www.independentturkish.com/node/34121/yazarlar/game-thrones-politik-kad%C4%B1nlardan-ve-devrimden-duyulan-korkudan-istifade-etti-ve?fbclid=IwAR265IrXfGMiBJBK52qd7WufIKBNy1tIqdEjwbfLZJg_IHxy2_hAuwgARSw#.XOauCi25sUQ.facebook
  2. https://www.marxists.org/reference/archive/stalin/works/1945/05/09v.htm,

 

Kategori: Kadın

Hafta Sonuİklim KriziManşet

İklim değişikliği alanının John Snow’u kim, peki Cersei Lanister hangi iklim şüphecisi?

Vanity Fair‘de Jane Borden imzası ile yayınlanan yazının serbest derleme çevirisi Yeşil Gazete’den Sıla Özkavaf ve Alper Tolga Akkuş tarafından yapılmıştır

***

İklim değişikliği ile mücadele aslında bir dünya iktidarı savaşını andırmıyor mu sizce de? Ya iklim bilimciler başa ya da fosil yakıt endüstrisi aktörleri leşe. Taht Oyunları olarak çevirebileceğimiz ve dünyanın muhtemelen gelmiş geçmiş en ilgi ile takip edilen dizisi Game of Thrones’u iklim değişikliği alanına uyarlasa idik kim kime denk gelirdi peki?

7. sezon ABD’de 16 Temmuz Pazar akşamı başlıyor. Bu sezon muhtemelen Night King (Kış Kralı), Jon Snow ve arkadaşları ile hararetli tartışmalara girecek

Aynı zamanda Game of Thrones fanı da olan iklim bilimciler bizi yormak istememiş olacaklar ki bizim yerimize bu duruma bir açıklık getirmişler. Spoiler vermek gibi olmasın ama Tyrion Lannister’ı Leonorda DiCaprio yapmışlar.

Daenerys’in Seven Kingdom’a (7 Krallık) doğru yelken açtığı, John Snow’un King of The North (Kuzeyin Kralı) ilan edildiği, White Walkersların (Ak Gezenler, dizideki zombiler) lideri Night King’in (Gece Kralı) duvarın ötesine taarruza başlama hazırlıkları yaptığı dönemde bıraktığımız Game of Thrones’un 7. sezonu, 1 yılı da aşan bekleme sürecinin ardından Pazar günü (16 Temmuz) başlıyor.

Ama biz sizi daha fazla bekletmeden Vanity Fair’de yayınlanan “İklim değişikliği alanı Game of Thrones dünyası olsa kim kimdir?” haberinden yaptığımız serbest derleme özetle başbaşa bırakalım.

Aslında itiraf etmemiz de lazım, haber metnine pek sadık kalmadık. Ne de olsa herkesin Game of Thrones ilgisi kendine özel!

Samwell Tarly = İklim Bilimcileri

Dizinin şu an için baş erkek kahramanı durumundaki Jon Snow’un en yakın arkadaşı Sam olsa olsa iklim bilimci olabilirdi diye düşündük.

Tarly hanedanının babası tarafından evlatlıktan reddedilmiş varisi Sam ne de olsa Ak Gezenler’e dair veri topluyor. Üstelik onlarla ilk karşılaşan 7 Krallık sakini de kendisi idi. Bunu da geçtik onlarla nasıl mücadele edileceğini de biliyor. O, kimseye ümit vaat etmeyen görüntüsü ile bir Ak Gezen’i hakladığını da unutmayalım.

Tüm bunlar onun iklim bilimcisi olması için yeterli değil diyenlere son kozumuzu da ifşa edelim. O da iklim bilimciler gibi bir kitap kurdu, kütüphaneden neredeyse hiç çıkmıyor ve kariyer planını da bir Maester (Dizinin dünyasında filozof, akademisyen ve şifacı kişilere verilen san) olmak üzerine kurdu.

Tyrion Lannister = Leonardo DiCaprio

Bir parça çapkın bir Kazanova, bir parça insanlığa ahlaki söylemler ile yol gösteren bir -olası-kurtarıcı ve say say bitmeyecek bir para. DiCaprio’nun neden Tyrion Lannister olduğunu anlatmaya yeter de artar bile.

 Tyrion da önceden Duvar’ın arkadasında gizlenen devlere, Ak Gezerlere inanmazken şimdi Daenerys’i destekleyerek ve onun er yada geç bu yaratıklar ile savaşacağını varsayarak,  iyilik adına savaşan birisi.  Bu arada DiCaprio’da yavaş yavaş vicdanının sesini dinlemeye  ve  sadece iklim değişikliğiyle ilgili bilgi vermeyen, aynı zamanda onunla mücadele etmek için pratik yöntemler sunan Before the Flood (Tufandan Önce) filmini çekmeye başlamadan önce Los Angeles gece kulüplerine dehşet saçıyordu.

Daenerys Targaryen = Angela Merkel

Ejderhaların annesi ve ezilenlerin kahramanı Khaleesi’ye tam olarak benzeyen birini bulmak zor olsa da, Angela Merkel bu konuma aday olabilir.  ABD çekilirken, diğer ülkeler öne çıkıyor. Almanya kesinlikle bunlardan birisi. Mayıs ayında, basının “İklim Şansölyesi” olarak adlandırdığı Merkel, Paris anlaşmasından çekileceğini belirtmesi üzerine Trump’a karşı çıkarken aynı zamanda “Biz Avrupalılar kaderimizi kendi ellerimizin kontrolüne almayız” dedi.

Khaleesi’nin ejderhaları var, aynı Merkel’in de çok güçlü bir mühimmatı olduğu gibi. Merkel’de doktorasını fiziksel kimyadan alan, on yılı aşkın bir süredir bir bilim insanı. Bir de  George W. Bush da muhtemelen aktrist Emilia Clarke bir sırt masajı yapmaya çalışırdı.

Jaime Lannister = John McCain

 Jaime Lannister ve John McCain’de ortak nokta ılımlı olmaları ve karşı tarafla sık sık iş birliğine girmeleri görülebilir.

McCain ilginç birisi, Joe Lieberman ile zamanında ilk iklim tasarısını birlikte desteklemişlerdi.Bir diğer hoş olmasa da  açık bir benzerlik ikisinin de savaş esiri olmaları.

Bran Stark = Elon Musk

Bran’in görüsü vardır, geleceği görebilmeyi eğitimi alıyor. Üç Gözlü Kuzgun olarak, hayranlarının dünyayı kurtaracağına inandığı büyü üzerine çalışıyor. Bu açılardan Bran’i mühendis olarak ele alabiliriz.

Benzer bir şekilde, Elon Musk, elektrikli araba akülerine güneş enerjisi entegrasyonu gibi ev ve iş yerleri için  ticari güneş enerjisi yazılımları geliştirme çalışmalarında çok önemli katkılar koymakta ve bu da aslında çağımızın büyüsü sayılabilir.

Hodor = The Sierra Club

Sierra Club, ülkemizin en büyük çevre örgütü olan koruma üzerine bir devdir.  Kendisini koruyamayacak olanları korumak için var olan ve halen fosil yakıtlardan uzaklaşmanın öncülüğünü üstleniyor.

Hepimiz göz önüne alındığımızda çok ağır bir kaldırma yapıyor, ancak ölümü bir daha yerine getirdiğinde kaçılacaktır. Ancak Sierra Kulübü bile, nihai küresel ısınmaya karşı kapıyı tutamayacaktır.

Margaery Tyrell =Ivanka Trump 

İkisi de hem sarışın hem güzel ve hem de popülist bir karakterler.

Diğer bir benzerlik ise, çok başka sebeplerden de olsa da, basının her ikisinin giyimiyle takıntılı olması.

Yara Greyjoy = Hillary Clinton

Bu kadınların ikisi de ne Ak Gezerler ne iklim değişikliği ile ilgili pek bir şey yapmadı. Ama inkar edilemeyecek derece komik olan fikir ise Demir Adalar’ın feminist ablası kesinlikle Hilary Clinton.

Şu sahneleri hatırlarsınız: Yara kral ilan edilecektir ve birden tesadüfen bir adam yarışa katılır, Yara’nın amcasıdır  ve herkes bu adamın yetersiz olduğunu söyler. Adam galip geldiğinde ise, Yara ortadan kaybolur. Her ne kadar hiç iyi olmasa da, Clinton’da aynı şeyi yapmıştı.

Cersei Lannister = The Koch Brothers

 Cercei güç kazanmak ve onu korumak için her şeyi yapabilecek birisi. Fosil yakıttan menfaat elde edenlerin de benzer bir eğilimi var.

Koch kardeşleri düşünecek olursak, bütün paralarını petrolden kazanmaları ve aktif olarak iklim değişikliği karşıtı örgütlere finansal destek vermeleri, elde edilen gücün ve paranın kaynağının ellerinden kaymaması için gezegeni dahil gözden çıkarabileceklerine örnek.

Başka bir doğal kaynak israfı karşılaştırması ise, muhtemelen Cercesi, nice savaşlar kazandırmış Çılgınateş’i Ak Gezerler’e karşı kullanacaktır, ya da en azından ölülerin Ak Gezer’e dönüşmesini engellemek için bunu yapabilir. Hepimizin içinde biraz Cercei olduğu iddia edilebilir; ucuz yakıtın getirdiği gücü kaybetmeye gönüllü değiliz ve bundan en çok muzdarip olacak olanlar ise kendi çocuklarımız olacaktır.

Wildlings (Yabanıllar) = Pasifik Adalılar

Yabanıllar, aynı Pasifik Adaları’nda veya Arktik’te yaşayan insanlar gibi yaklaşan tehdidin etkilerini ile ilk karşı karşıya kalacak olanlar.

Eğer Ak Gezerler, Yabanıllar üzerinde korku salmışsa, bu durum Pasifik Adaları’nda deniz seviyelerinin yükselmesi veya Alaska köylerini tehdit eden donmuş toprağın çözünmeye başlaması gibi iklim değişikliğinin etkilerinin  şimdiden kendini gösterdiği, tropiklerde yaşayan insanları karşı karşıya kaldıkları duruma çok benziyor.

Jon Snow = Michael Mann

Eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore da, ilk bakışta Jon Snow gibi hoş olmayan gerçeklerden bahseden birisi. Gece Nöbeti’de Jon’un söylemek durumunda olduğu şeyleri kesinlikle sevmezdi. Ama biraz daha düşününce, Al Gore yerine Michael Mann daha uygun görünüyor, ne de olsa o da zamanında rezil edilmişti. Gerçekten de ikisi arasındaki benzerlikler yadsınamaz.

Bir telefon görüşmesinde Mann üstlendiği rolü bir aktivist olarak şöyle açıklıyor:  “Ben siyasete gitmedim, siyaset bana geldi. 1990’ların sonlarına doğru, kendimi birden bire iklim değişikliğinde inanmayan ve beni kötüleyen inkarcılar tarafından saldırıya uğrarken ve hiç bir zaman girmek istemediğim bir savaşın girerken buldum. Her ne kadar hayatımı önceden niyetlendiğim şekilde, yani laboratuarda gelecek nesli eğitirek geçirmekten mutluluk duyacak olsam da, uygarlık olarak karşı karşıya kaldığımız en büyük sınava dair bir söylem hakkında insanları bilgilendirmekten daha asil bir uğraş olamayacağını düşünüyorum.”

Jon Snow’da serinin 4. Kitabı Kargaların Ziyafeti (A Feast for Crows)’nde ”Bazen mutlu bir seçim yoktur, sadece daha az ıstırap veren seçim vardır.”

derken muhtemelen Mann ile aynı duyguları paylaşıyordu. İnsanlar -gerçek yada kurgusal- çeşitli varoluşsal tehditlere karşı zafer elde edebilecek mi? Game of Thrones kurgusundaki insanların kaderi, dizinin yapımcılarının elinde ama hikayede dizi hayranlarının kontrolünde olan şeyler sınırlı. Michael Mann’a nasıl bu durumum üstesinden geleceğimiz sorulduğunda, Snow’a benzer bir şekilde, başkalarının bilgeliğini dikkate değer buluyor:

“Bunu en iyi şekilde açıklayan, bir önceki bilim danışmanımız John Holdren’den alıntı yapacağım.O iklim değişikliği ile mücadelemizin etkileri azaltma (salınımlar ile ilgili bir şeyler yapmak, sera gazını denge tutmak gibi), uyum sağlama ( gelen değişikliklere, harekete geçmiş olanlar ve gelecekte olacak olanlara karşı uyum sağlamak), ve acı çekme üçlemesinin kombinasyonlarında oluşacağını söylüyor. Bunun dengesini nasıl olacağı ise asıl karar vermemiz gereken şey.”

Aynı Jon Snow dediği gibi “Korkuda utanç yoktur, derdi babam. Önemli olan ona nasıl gögüs gereceğimizdir.

 

Bu serbest derleme çeviri Sıla Özkavaf ve Alper Tolga Akkuş tarafından yapılmıştır

Metnin İngilizce Orjinali

Yazan: Jane Borden

 

(Yeşil Gazete, Vanity Fair)

Kategori: Hafta Sonu

Medya-İnternet

Kış geldi: Game of Thrones’un 3. sezonu bu akşam

“Game of Thrones” sevenler için vuslat bu akşam sona eriyor. “Winter is coming” (Kış geliyor) sloganı ile sevenlerini kendine bağlayan dizi Türkiye saati ile bu akşam 23:00’de 3. sezonuna CNBC-E’de başlıyor.

İlk 2 sezonda kral şaibeli bir şekilde ölmüş ve tahtda hak iddia eden dört ayrı hanedanlık savaşa başlamıştı. Bir beşinci hanedanlığın tek vasisi ejderhalı kız Daenerys Targaryen ise krallık savaşından çok uzakta hem ejderhalarını büyütürken hem de hakkı olduğuna inandığı taht için araştırmalarına hız vermişti. 2. sezon ise çok dramatik bir yerde Ak Gezenler’in (White Walkers) ayaklanıp 7 Krallık ile dış dünyayı birbirinden ayıran Duvar’a (The Wall) doğru yürümeye başladıkları anda sona ermişti. Ak Gezenler dizinin dünyasında Kış Geldiği zaman doğaya dönen ve binlerce yıldır kendilerinden haber alınmamış durumdaki Yaşayan Ölüleri temsil eden bir sözcük.

http://www.youtube.com/watch?v=HV_twflbzxc

R.R Martin’in çok satan roman serisinden TV’ye uyarlanan Game of Thrones’da tanıdık bir sima da rol alıyor. Sinemaseverlerin kendisini Fatih Akın’ın “Duvara Karşı” filminden tanıdıkları Sibel Kekilli de dizide önemli karakterlerden birine hayat veriyor.

Kış artık geldi. Game of Thrones’un üçüncü sezonu bu akşam başlıyor.  Bizim gibi sabırsızlar internetin olanaklarından faydalanıp, “Valar Dohaeris” adı ile ABD’de dün gece yayınlanan 3.sezonun ilk bölümünü Türkiye yayınını beklemeden izlemiş iseler “Game of Thrones”un bu sezonunun da iple çekileceğine ikna olmuşlardır.

(Yeşil Gazete)

 

Kategori: Medya-İnternet