Hafta SonuKöşe YazılarıManşet

Lüferin yolculuğu belgeseli: Boğazın Prensi – Nil Kayarlar Sarrafoğlu

Bir grup belgeselci İstanbul’da lüferi doğru tanıtmak, sorunları ele almak ve korumak için bir sualtı belgeseli yapmak üzere crowdfunding (gerçekleştirilmesi planlanan bir proje için gereken maddi desteği, projeye ilgi duyan insanları ortak bir ağ üzerinden bir araya getirerek elde etmek üzerine kurulmuş bir sistemdir) projesi başlattılar. “Boğazın Prensi” belgeseli Lüferin Boğaz’dan Marmara’ya ve Marmara’dan Karadeniz’e her sene gerçekleştirdiği yıllık göçü, sualtı ve su üstünden takip ederek, balığın İstanbul için Marmara Denizi çevresinde yaşayan Lüfere aşık insanlar (balıkçılar, aktivistler, bilim adamları, restoranlar, oltacılar, çevre kuruluşları, yazarlar, şairler, muhabirler vs.) için anlamını keşfediyor. elgeselin yapımına katkı sağlamak için siteyi ziyaret edebilirsiniz.

20...

 

Belgesel balığın yöre için kültürel ve ekonomik değerinin paha biçilemez olduğunu ve kaybının ise bir denizcilik ve mutfak kültürünün de kaybı demek olduğunu anlatıyor. Belgesel milyonlarca insanın her gün üzerinden geçtiği ama es geçtiği, bilmediği, efsanelere konu olmuş, Boğazdan geçen canavar bir balık olan lüferin binlerce yıldır usanmadan devam ettiği yolculuğun ve bu yolda karşılaştıkları balığa sevdalı insanların ve Boğazın öyküsü.

Lüferin geleceği tehlike altında. Boğazın balıkları teker teker yok olmakta bu sulardan. Dünyanın en dar ve en üretken deniz kanalı, üstelik hem üstü hem de altı oldukça kalabalık; su üstünde vapur ve yolcu gemileri, balıkçı sandalları, deniz taksiler, petrol tankerleri, kosterler, özel yatlar, balıkçı filoları. Yaklaşık 20 milyon insan yaşamakta boğazın çevresinde… 20 milyon aç insan, endüstriyel tesisler, kirlilik ve aşırı avcılık! Sualtında ise, Boğazın çılgın akıntılarıyla boğuşan kalabalık palamut, lüfer sürüleri, birbirlerine av olmadan, oltacılar tarafından avlanmadan, gırgır ve trol ağlarına yakalanmadan geçmek derdinde. Lüfer, İstanbullu için sadece bir balık değildir, insanın şehirle, deniziyle, tarihiyle bir bağlantıyı simgeler. Maalesef bu sembol fütursuz avcılık nedeniyle elimizden kayıp gitmekte. Bu nedenledir ki; Greenpeace ve Fikir Sahibi Damaklar gibi organizasyonlar ellerine bir cetvel alıp yalnızca erişkin lüfer balıklarının avlanması yönünde kampanyalar başlattılar. “Seninki kaç cm?”, “Küçük balık yoksa büyük balık da yok”, Lüfer Şenliği, Lüfer Koruma Timi gibi kamu bilincini arttıran bir nebze de olsa başarılı kampanyalar yarattılar. Bu çabalar ve lobi faaliyetleri balığın legal avlanma boyunu 20 cm’ye getirdi. Ancak lüfer balığının belirlenen üreme boyu 27 cm. Yeni doğandan balığın güneye göçü sırasında 10-18 cm’lik Çinekoplar ve hatta defne yaprağı boyutunda balıklar daha üreme fırsatı bulamadan yoğun miktarda avlanmakta.

21

Boğaz yoluyla göç eden balıklar üzerindeki stres muazzam! Yüzbinlerce ton çinekop balığı Boğaz’ın Karadeniz girişinde boğaza girmeden önce dar bir alanda toplandıkları sırada, üstün teknolojik cihazlar sayesinde geçiş yapmaya fırsat bırakılmadan amansızca avlanmakta. Balık ne yazık ki bu avdan boğaza girdiğinde de kurtulamaz. Boğazın daracık kanalında, Beykoz ve Sarıyer açıklarında gün ve gece boyunca 24 saat avlanır. Bazı teknelerin 24 metre yasağına ve hatta boy yasağına uymadıkları herkes tarafından bilinmektedir, şikâyetler ise sonuçsuz kalmaktadır. Sahil güvenlik bu şikâyetler karşısında cılız kalmakta, devlet yetkililerinin balık filoları, balık av boyları ve İstanbul balık halindeki kontrolleri ise yetersiz ve etkisiz kalmakta, politikacılar ise, bir takım nedenlerden ötürü sürdürülebilir balıkçılık ve uygun talimatları çıkarmaya gönülsüz görünmekteler.

1950’lerden bu tarafa Marmara Denizi çevresindeki ağır sanayi, av teknelerinde kullanılan cihazların gelişimi ve insan nüfusunun artışıyla göç eden balık sayısı yıl be yıl azalmaktadır. Bazı şahıslar ve sivil toplum örgütleri bu durumu yansıtabilmek için toplum bilinçlendirme kampanyaları, reklamlar yaratmakta, makaleler yayınlamaktadır, ancak günümüze kadar kimse balığın göçünü su üstünden ve altından görüntülememiş, oltaya yakalanan balıkları, ağlardaki balıkları, yaşayan Marmara Denizi’ni tam olarak yansıtamamıştır. En önemlisi de bugüne dek İstanbul Lüferin gözünden ve Boğaz’ın Prensi de Boğaz’ın sakinleri tarafından anlatmamıştır. İşte tam da bu noktada belgeselin hayata geçirilebilmesi için sizlere ihtiyaç duyulmakta.

19

Şunu ifade etmekte yarar var ki; bu bir TV belgeseli değildir. Bu yapım 1,5 senelik bir sualtı belgesel projesidir. Sürekli hareket eden bir balığın peşinde aylar boyunca süren yolculuk, yüzlerce saatlik kamera kaydı, günlerce dalış ve yeri bilinmeyen bir balığı takip etmek demektir. Doğa prodüksiyonları özellikle sualtı belgeselleri, dalış malzemeleri, ışık ekipmanları, koruyucu kamera housingleri, dalış lojistiği gibi nedenlerden ötürü pahalıdır. Şimdi bu projeyi tamamlamak için 25.000 $ gibi bir rakama ihtiyaç duymaktalar.

Proje araştırma, hikaye geliştirme safhalarını geçmiş, prodüksiyona başlanmış, lüferin güneye göçü başarılı bir şekilde kameraya alınmış, bilimsel saha çalışması görüntülenmiş, 1. safha sualtı görüntülemesi yapılmış bile. Ellerinde şu an itibariye 100 saatlik görüntüleme ve 10 adet röportaj bulunmakta. Sizden talep ettikleri bu rakamın bir bölümü balığı avlayan tekne filolarının, balıkçı sandallarının, kıyı boyunca dizilmiş oltacıların, İstanbul ve Boğaz’ın 1 hafta boyunca havadan görüntülemesinde kullanılacak. Balıkçı sandalları, büyük gırgır tekneleri ve oltacılar ile İstanbul’dan slow motion kamera ile görüntüler almak niyetindeler. Slow motion çekim tekniğinin, lüfer, insan, boğaz arasındaki bağı anlatabilmek için en etkili tekniklerden biri olduğuna inanıyorlar. Belgeselin en önemli unsurlarından biri de balık sürülerinin boğazdan akışını canlandırmaya yarayacak bir animasyon hazırlanması olacak. Lüfer palamut, uskumru, sardalye, hamsi gibi balıkların göçünü, sezon, hava durumu, insanlar ve balıkların kendi arasındaki dinamikleri aktarabilmek için en iyi yol animasyondan geçmektedir. Ayrıca balığın göç yollarını aydınlatacak, yeni elde edilmiş bilimsel veriler yardımıyla hazırlanmış enstitü ve üniversite araştırmalarına dayanan ikinci bir animasyon hazırlamaya da niyetleri var.

15

Post prodüksiyon aşamasında elbette karşılarına çıkacak masraflar bulunmakta. Bu belgeselin en iyi şekilde tamamlanması adına kurgu, color correction, ses miksaj, orijinal müzik için freelancer kişilerle çalışacaklarından, bu kişilerin de masraflarını karşılamak durumundalar. Belgeselin metnini en doğru şekilde aktaracak anlatıcıya ve bu ses ile gerçekleştirecekleri stüdyo kayıtlarına da ihtiyaçları var. Unutmayalım ki; bu dokümanter en fazla düzeyde seyirciye ulaşabilmek ve olabildiğince fazla festivale katılabilmek adına yapılıyor, bu nedenle de bu festivallere girişi sağlayacak çalışmaları yapmak ve altyazılar hazırlamak da bu işin maddi manevi zorunluluklarından sadece bir kaçı. Lüfer balığının kuzey ve güney göçü sırasında belgesel içeriğinin zenginleştirilmesini sağlayacak yarım kalan balıkçı ve STÖ röportajlarına devam etmek, bir başka bilimsel araştırmaya ve av seferine katılmayı gerektiriyor. Ayrıca sualtı çekimlerinin adedini arttırmak, göç sırasında balığı sualtında doğal ortamında görüntülemek gerekmekte. Hikayenin geçmişini aktarabilmek için tarihi stok görüntülere de ihtiyaçları var.

17

Merak edenler için; belgeselin yapım sürecini de takip edebileceğiniz, belgeselin günlüğünde hazırladıkları facebook (BlueFish) ve web sayfasında tanık olabileceğiniz, çekim anlarını fotoğraflar vasıtasıyla görebileceğiniz linkler de mevcut. Onları takip ederek kendinizi sualtında yolculuk yapan, göç eden bir lüferin yerine koyabileceksiniz. Belgesele katkıda bulunduğunuzda bir çok farklı seçenekler dahilinde şaşırtıcı deneyimlerle karşılaşacaksınız. Bunların arasında deniz balıkları kartpostalı, Lüfer T-shirtleri, Doğa Rehberi, akıllı telefon uygulaması, Türkiye Deniz Canlıları Rehberi, belgeselin DVD’si, kimseler görmeden internetten izleme hakkı, sualtında çekilecek fotoğrafınız, profesyonel baskı sergi fotoğrafı, galaya davet, Lüfer avına katilim, ekip partisi ve ilk gösterime katılma daveti, belgeselin sualtı çekimlerine katılma hakkı, yönetmenden sualtı görüntüleme kursu, filmin künyesinde adınız, yürütücü/yapımcı, yapımcı rolleri, şirketler için de sosyal sorumluluk fırsatı var.

Fotoğraflar: Mert Gökalp

Nil Kayarlar Sarrafoğlu

 

Nil Kayarlar Sarrafoğlu

Kategori: Hafta Sonu