Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Neoliberal kentler ve atık toplama alanının sömürgeleştirilmesi

[email protected]

Atık toplama işi nasıl bir iş biliyorsunuz, biliyoruz. Belki de dünyanın en zor ve çalışanlarını en çok hırpalayan işlerinden biri… Türkiye’nin bütün büyük kentlerinde yüzbinlerce insan ve aileleriyle birlikte milyonlarca kişi…

Tamam biliyoruz, neoliberal dünyada eğer doğrudan sömürenlerden ya da sermaye birikimine katkıda bulunanlardan değilseniz veya merkezi/ yerel yönetimlerden birinde iktidarda değilseniz ve yine de sömürüden, emeğinizin ürünlerinin elinizden alınmasından, az ya da çok aşağılanmaktan hatta çoğu kez şiddet görmekten iktidarın şiddet aygıtları tarafından coplanmaktan/ gazlanmaktan veya ayrımcılıktan ya da görünmez kılınmaktan/ önemsizleştirilmekten vb. kurtulabilmişseniz eğer, çok şanslı sayılırsınız.

Ama eğer sokaklardan katı atıkları toplayan ve belki de çalışanlar arasında en zor işi/ en ağır koşullarda yapan biriyseniz ve bu durumda bile sizi daha da köşeye sıkıştırmak, daha da çok aşağılamak ve sömürmek isteyen yeni düzeneklerle karşılaşmak üzereyseniz; böyle bir durum nasıl açıklanabilir? Ne yapılabilir buna karşı? Nasıl bir insan ya da devlet aklı, bu en zor durumdaki insanların elindeki küçücük her şeye göz diker ve bunu onlardan almak için düzen kurulabilir? Bu insanların üzerine gitmek için yasa/ yönetmelik çıkartmak çabasına hız vermiş olabilir?

Atık toplayıcılara yönelik polis baskınlarında onlarca işçi gözaltına alındı.

Kentlerde atık toplayanları hepimiz tanıyoruz.

Bugün kentlerde on yıllardır, kentin ekolojik dengelerinin daha fazla bozulmaması, doğal çevrenin korunması için onlardan daha çok eylemli biçimde çalışan başka bir grup yok. Evet, onlar elbette bunu ekolojik dengeleri korumak veya biraz bile olsa doğanın korunmasına katkıda bulunmak için yapmıyorlar. Ama ne yaptıklarını biliyorlar ve ekolojiye katkılarından haberdarlar. Kentlerdeki yoksulluk uçurumunun en dibinden, işsizliğin nasıl yaman bir canavar olduğundan da haberdarlar…

Sorunların sebebi değil, sonucu…

Dünyanın çeşitli yerlerinde çıkan savaşlar, çürümüş iktidarlara karşı direnişler ve direnenlere karşı ateşli devlet şiddeti, yerinden-etme/ kaçışlar/ göçler, ilticadan başka hiçbir çaresi kalmayacak kadar ölümcül ya da riskli ortamların oluşması; kıtlıklar-kuraklıklar, iklim değişiklikleri, tarım topraklarının istilası, suların borulanması/HES’lenmesi, hayvancılık yapılabilecek meraların yok olması, biyo-çeşitliliğin (tasarımın bir parçası olarak) yok edilmesi vb… Bunların hiç biri onların suçu değil.

Ama ne bulunduğu yerde barınabilen ne de gittiği yerde bir barınma şansı bulabilen milyonlarca insanın hiç bir iş/ hiç bir ekonomik-toplumsal olanak olmaksızın, kentlere doğru akmakta olduğu bir dünyadayız. Neoliberal kurallar böyle çalışıyor ve milyonlarca insan kendisi ve ailesi için/ kentlerde yaşayabilmek için çaresizlik içinde bir yol bulmak, bir geçim kaynağı yaratmak zorunda. Ve bunu kentlerde en zor biçimde yapanların büyük bir çoğunluğu atık toplayıcıları…

Yaptıkları işin insanlık onurunu incitecek kadar kötü koşullarda olması onların suçu değil. Tüketim toplumunun böyle gelişmesi, her şeyin ambalajlanarak satılması ve ambalajların her türünün çöp olarak görülmesi, bütün çöplerin/ bütün kentlerde-metropollerde tekrar işe yaratılmasını zorlaştıran bir bulaşık içinde sokaklardaki kutulara (en iyi olasılıkla) bırakılıyor olması da onların sorumlu olduğu bir durum değil.

Kentte kök salmaya çalışan yaban otuna devlet saldırısı

Atık toplayıcılarının serüveninin nasıl geliştiği ve nasıl yaygınlaştığı sahip olduğu çok özgün özelliklerin nitelikleri edindiği hakkında, daha ayrıntılı bir döküm yapılmalı; ancak bunu gelecek haftalardan birine bırakmak gerekiyor.

Ayrıca neoliberal bir kentin/ metropolün nasıl işlediği ve dönüşerek bugüne geldiğiyle ve atık toplayıcılarını kentin bu özelliklerinin gelişmesiyle nasıl ilişkilendiği; daha doğrusu bu ikisi arasındaki bağın ve kaçınılmazlık ilişiklerinin nasıl evrildiği de ayrı bir yazı olarak düzenlenmeli. Ama onu da başka bir haftaya bırakalım. Bu hafta sadece “kağıt toplayıcılarının neyle karşılaşmak üzere olduğuna dair haberlerle ve acil bir özdeşlik/ kardeşlik ve dayanışma duygusu gereksinimini belirtmekle yetinelim.

Hemen hemen hiçbir haktan yararlanmadığı hatta yararlanmak talebinde bile bulunmadan kendisi için bir iş, bir geçim, geçimini sağlayabilecek işleri yapma biçimleri için yaratıcı katkı, yaratıcı örgütlenmeler ve dayanışmalar ve sonuç olarak bir yaban-otunun kentte kök salabilmesi açısından düşünebileceğimiz bütün zorluklara ve hırpalanmalara rağmen, kendileri bakımından son derece onurlu ve başlarını dik tutabilecekleri bir yaşam tarzı geliştirmeyi başaran insanlara karşı geçtiğimiz ağustos ayından beri devletin nasıl bir saldırı hazırlığı içinde olduğuna dair haber başlıklarını sıralamak bile, durumun ve yaşanan haksızlık uçurumlarının ya da doruklarının neler olduğunu gözler önüne serebilecek nitelikte ve güçte:

  • Atık Toplayıcısı Hamza: Sokakta Biz Yokmuşuz Gibi Davranıyorlar (25. 10. 2020/ Evrim Kepenek-BİA Haber Merkezi)
  • Yüzlerce polisle kağıt toplama işçilerine gece baskını (07. 10. 2021/ Duvar)

İstanbul Valiliği, ‘çevre ve halk sağlığını tehdit ettikleri, haksız kazanca ve kamu zararına yol açtıkları’ gibi gerekçelerle kağıt toplama işçilerine yönelik polis operasyonları yapılacağını duyurmuştu.

Baskın sonrası valilikten gelen açıklama ‘haksız kazanç, kayıt dışı kazanç elde etmek, İstanbul’un çöpünü çalmak, kaçak göçmen işçi çalıştırmak ve güvenlik sorunu yaratmak’ ifadeleri kullanıldı. Ümraniye’de de aynı iddialarla operasyonlar devam etti.

  • Kağıt toplayıcıların gelirine bile el attılar: ‘Sıfır atık projesiyle başladı’ (06.10.2021/ Anıl Can Tuncer- Diken)
  • Atık toplama depolarına baskın: 200 gözaltı (06. 10. 2021/ BİA Haber Merkezi)
  • Roman Diyalog Ağı: Atık toplayıcıların güvenli koşullarda çalışması sağlanmalı (09. 10 2021/Duvar)

Polislerin baskın yapma “nedenleri” ise özetle şöyle: “İstanbul Valiliği atık işçilerinin çöpleri toplamasına istemiyor, çöplerin şirketler aracılığı ile toplanıp ayrıştırma alanlarına göndereceğini belirtiyor. Planlıyor. Bu nedenle de atık işçilerinin çöplerden çöp toplamasına engel olunuyor.”

  • Mahmut Aytar: Bizi örgütleyen açlığımızdır (13. 09. 2021/ Duvar)
  • Taslak hazır: Atık toplayıcılar belediye işçisi olacak ama geçimini kendi sağlayacak (09.04.2022/ Diken)
  • Atık toplayıcıları üniforma giyecek (09.04.2022 /+G)
  • Taslak hazır: Atık toplayıcılar belediye işçisi olacak ama geçimini kendi sağlayacak (09/04/2022 09:41/Diken)
  • Çöpleri artık üniformayla toplayacaklar (09 Nisan 2022/ Sözcü)
  • İktidarın yeni hedefi: Çöpteki ‘iri inci’

Yaşamlarını çöplerden sağlayan onbinlerce insan büyük bir iktidar hilesiyle karşı karşıya. Üstelik bu hile daha şimdiden, alternatif medya dâhil herkes tarafından yutulmuş görünüyor. (11.04.2022 – 00:00/ İrfan Aktan  +G)

Gelecek haftalarda, bu konunun izini sürmek üzere…

Kategori: Hafta Sonu

EkolojiManşet

Türkiye Çevre Ajansı kuruluyor

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı olarak Türkiye Çevre Ajansı kurulması için hazırlanan kanun teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunuldu.

12 Ekim 2020 günü sunulan  “Türkiye Çevre Ajansının Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”  başlıklı düzenlemeye göre ajans döngüsel ekonomi ve sıfır atık yaklaşımı doğrultusunda kaynak verimliliğini artırmak ile ulusal ölçekte depozito yönetim sistemi kurulmasına, işletilmesine, izlenmesine ve denetimine yönelik faaliyetlerde bulunacak.

Yeşil Ekonomi’nin aktardığına göre düzenlemede Depozito Yönetim Sistemi “Bakanlıkça belirlenen ve belirli bir depozito bedeli alınarak piyasaya sürülen ürünlerin tüketilmesi/kullanılması sonrasında iade alınması ve depozito bedelinin geri ödenmesine dayalı sistem” olarak tanımlanıyor.

Faaliyet alanları

Ajansın bakanlıkça belirlenen çevre strateji ve politikaları doğrultusunda şu alanlarda faaliyet göstermesi bekleniyor:

  • Depozito yönetim sistemini kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek; ilgili tarafların depozito yönetim sistemine dâhil olmasını sağlama ve bunların yükümlülüklerini belirleme ile Bakanlıkça belirlenen depozito bedeli, ücret ve teminatları alma ve iade etme,
  • Bakanlıkça depozito uygulamasına zorunlu olarak tabi tutulan ürünlere yönelik depozito yönetim sistemi altyapısının oluşturulmasına, uygulanmasına, izlenmesine yönelik izin ve onay işlemleri dahil gerekli idari düzenlemeleri ve tedbirleri uygulama ve gerekli kontrolleri yapma,
  • Çevrenin iyileştirilmesine yönelik olarak faaliyetlerde bulunma,
  • Sıfır atık yönetim sisteminin kurulmasına ve uygulanmasına katkı sağlama,
  • Geri kazanılabilir ürünlerin kullanımları sonrası ülke ekonomisine kazandırılmasına ve geri kazanılabilir atıkların yönetimine ilişkin faaliyetlere katkı sağlama,
  • Kamuoyunda duyarlılık ve farkındalık oluşturmak amacıyla; görsel, işitsel ve yazılı yayınlar hazırlamak, yayımlamak, basın ve yayın organları ile iş birliği yapmak, kampanya, yarışma ve tanıtım gibi faaliyetlerde bulunma,
  • Eğitim ve sertifika programları düzenlemek, bilimsel çalışmalar yapmak, dokümantasyon, araştırma ve uygulama merkezleri ile laboratuvar ve müze kurma,
  • Yurt içinde veya yurt dışında yerel yönetimler, ulusal veya uluslararası kurum veya kuruluşlar, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve gerçek veya tüzel kişilerle işbirliği yapmak, ortak projeler geliştirmek ve faaliyetlerde bulunmak; uygun görülmesi halinde belediyelere, il özel idarelerine, eğitim kurumlarına ve diğer kurum ve kuruluşlara mali ve teknik destek sağlama

Kategori: Ekoloji

DoğaManşet

İstanbul Boğazı kullanılmış maske ve eldiven doldu: Deniz plastikten boğulmak üzere

Fotoğraflar: AA

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Temsilciliği tarafından “Sudaki Yaşam Savunucusu“ ilan edilen Dünya Serbest Dalış Rekortmeni Şahika Ercümen, İstanbul Boğazı’nda gerçekleştirdiği dalışla, plastik atık kirliliğine dikkati çekti.

Ercümen, 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı dolayısıyla Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü ekiplerinin de desteğiyle İstanbul Boğazı‘ndaki yaşamı ve kirliliği gözlemlemek için Kız Kulesi çevresinde, Ahırkapı Feneri açıklarında ve Ortaköy Camisi önünde yaptığı dalışlardaki gözlemlerini şöyle anlattı:  

Resmen plastik atık dalışı yaptım diyebilirim İstanbul Boğazı’nda. Bizim yüzümüzden balıklar burada nasıl barınabiliyor ve biz o deniz ürünlerini nasıl güvenip yiyeceğiz onu da bilmiyorum ama gördüğüm şey, ben bile suyun içinde yüzmekte zorlandım. Her yerim atık dolu. Suyun altından o kadar çok eldiven, maske, şişe, dezenfektan, poşet ne ararsanız çıkartmaya çalıştık ki ama bizim gücümüzle olacak bir şey değil. Ülkenin ve bence dünyanın en güzel yerlerinden birisi, plastik atıklarla boğulmak üzere.”  

Ercümen’in topladığı yüzlerce atık arasında eldiven, maske, şişe, dezenfektan şişeleri ve poşetler bulunuyor. 

‘Atık sorunu küresel, dünya birlikte çalışmalı’

Dalış öncesi de soruları yanıtlayan rekortmen dalgıç, dalış sporunda Milli Takım’da Türkiye’yi temsil ederken en çok önemsediği şeylerden birinin, denizlerin ve nesli tehlike altında olan canlıların korunması olduğunu anlattı. Sudaki Yaşam Savunucusu”  ilan edilmesinin kendisi için çok büyük bir gurur olduğunu belirten Ercümen şunları söyledi:

“BM Kalkınma Programı’nın tüm dünyada büyük bir ekip gücü var. Birlikte okyanusları, denizleri hem ülkemizde hem de dünyada korumak için pek çok çalışmayı başlatmaya karar verdik. Bunlardan ilkini, İstanbul Boğazı’ında temizlik yaparak gerçekleştireceğiz. Devamı gelecek olan uzun soluklu bir proje bu. Benim unvanım BM Kalkınma Programı tarafından verildi ama bu küresel bir sorun. Mesela İtalya‘da atılan bir atık kendini Türkiye sularında bulabiliyor veya bizim buradan attığımız bir atık, dünyanın başka bir ucuna gidebiliyor. O yüzden aslında yapmaya çalıştığımız küresel bir sorunu durdurmak.” 

Her yıl balıklar eksiliyor, atıklar artıyor 

Son 25 senedir yaşam alanının bir nevi denizler olduğunu ve her geçen yıl balıkların eksildiğini, atıkların arttığını gözlemlediğini dile getiren Şahika Ercümen sözlerine şöyle devam etti:

Son yıllarda balıklardan daha çok plastiklerin arasında yüzüyorum. Bunu her dalışımda çok rahatlıkla söyleyebilirim. Bazı deniz canlılarımızı örneğin Akdeniz’de yoğun olan Caretta Caretta gibi deniz kaplumbağalarını, çoğu zaman boynuna plastik poşet veya ağ takılmış şekilde yardıma muhtaç halde buluyoruz. Bir çoğunun yaşamını kaybettiğini gözlemliyoruz.”

Ercümen, koronavirüs döneminde denizde atık eldiven ve maskelerin sayısının çok arttığına dikkat çekerek, “Bunlar yağmurlar ve rüzgarlar yoluyla denizlere de çok fazla ulaşmış. Öncelikle bunların dışarıda olması, doğru şekilde izole edilmeden atılması virüsün yayılması için de çok büyük risk taşıyor. Geri dönüştürülmeleri de mümkün değil. Hali hazırdaki plastik atık sorunumuzu da ağırlaştırıyorlar” dedi.

“Bu noktada benim yapacağım dalışlarla denizleri tek başıma temizlemem mümkün değil” ifadesini kullanan ödüllü dalgıç “Bizim gördüğümüz atıkların yüzde 15’i sadece deniz yüzeyinde, yüzde 85’i orta suda ve derin suda. Bunları dipten almamız da mümkün değil. Bizim yapmaya çalıştığımız görebildiklerimize müdahale edebilmek ama her şeyden önce suyun üzerine çıkararak farkındalık oluşturmak. Çünkü bu sadece gezegenimizi değil her birimizin soluduğu havayı bile etkiliyor” şeklinde konuştu.  

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

BM Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği, dünyayı ve insanlığı etkileyen önemli konu başlıklarında bireyleri ve kurumları eyleme teşvik etmek amacıyla 17 maddeden oluşan “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları”nın savunuculuğunu üstlenmeleri için toplumda başarılarıyla öne çıkan isimlerle iş birliğini sürdürüyor. Bu kapsamda, “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının 14’üncüsü olan “Sudaki Yaşam” maddesinin savunuculuğuna sporculuk kariyerindeki başarılarının yanı sıra çevre kirliliği, plastik kullanımı ve küresel sıcaklık artışı gibi konulara dikkati çekmek için Salda Gölü‘nden Antarktika‘ya kadar birçok yerde dalış yapmış olan Dünya Serbest Dalış Rekortmeni Şahika Ercümen atanmıştı.  

Kategori: Doğa