Köşe Yazıları

Haydi, Açık Radyo emekçileriyle dayanışmaya!

Uzun yıllardan beri birçoğumuzun hayatında bir Açık Radyo gerçeği var. Hepimiz az veya çok ondan bir şeyler aldık. Ben hemen hemen açıldığı ilk günden beri radyonun sıkı bir takipçisiyim.

Senin için Açık Radyo ne ifade ediyor, diye soracak olursanız tek cümleyle: Benim için bir okul oldu diyebilirim. Ama bu okulda ezber yok, hatta eğitmenler var olan ezberlerimizi bile zaman zaman bozabiliyorlar. Devam zorunluluğu da yok. Ama eğitim programı öylesine cazip ki, ders atlayınca bir tarafınız eksik kalmış gibi oluyorsunuz. Sınav da yok. Bu okula para da ödemiyorsunuz… Yaş sınırı yok. Yerel yönetimlerin yaptığı Yaşam Boyu Eğitim programlarına benziyor… Yol derdi de yok. İletişim teknolojilerinin gelişimine koşut epey bir zamandır neredeyseniz (evde, iş yerinde, deniz kenarında, yolda…) derslere oradan katılabiliyorsunuz. Açık Eğitim programı gibi bir şey yani.

Radyomdan memnunum, fakat ilk günlerde Açık Radyo değirmenine su nereden geliyor diye hep merak ederdim. Bir radyo için en başta fiziki ve teknolojik bir alt yapıya ihtiyaç var. Ve bu alt yapı zaman zaman geliştirilmeye de muhtaç.  Çalışanların ücretleri var. Binanın elektriği, suyu, telefonu var. Başka sabit giderler var. En başlarda her halde dedim onları da büyük bir sermaye grubundan alıyorlardır. Öyle değilmiş. Devlet yardımı da olamaz. Bu programcılarla, bu program başlıklarıyla devletten zırnık yardım almak mümkün değil.

Sonra öğrendim ki bu okulun 60 kurucusu varmış. Başlangıç sermayesini aralarında denkleştirmişler. Fakat orada da sorular oluştu kafamda. Kim onları ikna etti de bir Abidin Dino resmine fit olup, parasal getirisi olması bugün ve gelecekte de mümkün görünmeyen bir A.Ş. ye ortak oldular?

Programcı kadrosu da çok sıkı. Geçen gün bir programda Ömer Madra ilk günden bugüne 1500 kusür programcının varlığından söz etti. Programcılar da emeklerinin karşılığında para almadıklarını biliyorum. Ben çok memnunum onlardan ve hayatıma çok şey kattılar, hala katıyorlar da.

Bence bugün Açık Radyo’ yu hepimizin nefes alabildiği bir mecraya dönüştüren; demokrasi, barış, adalet ve özgürlüklerden yana güçlü bir ses haline getiren; her türlü sermaye- güç odaklarından bağımsız bir yayıncılık çizgisine taşıyan yegâne şeyin; ilk andan itibaren kurucu ekibin ve radyoya her gün 7/24 emek veren arkadaşlarımızın oluşturduğu İMECE ruhunun, giderek programcıları da içine alan daha kapsayıcı bir kolektif ruha dönüşmesinde yattığını düşünüyorum. Sonra o ruh bizleri, radyo dinleyicilerini de sarıp sarmaladı.

Geçen hafta sonu yeni bir Dinleyici Destek Özel Yayını başlatıldı. Ben Açık Radyo’ nun bağımsızlığının ve İMECE ruhunun geleceğe taşınmasında bizlere de önemli görevler düştüğünü düşünüyorum. En azından her destek döneminde en az bir programa destek olarak bu İMECE’ ye katkımızı sunabiliriz.

29 Mart Çarşamba günü 10.00’ da Ömer Madra ve Ümit Şahin’ in programına konuk oluyorum. Uzun yıllardır sesleriyle- sözleriyle evime konuk ettiğim Açık Radyo emekçilerine, gıyaplarında bir anlamda gecikmiş de olsa bir iade-i ziyaret olacak bu konukluğum. Yanımda şarkılar da olacak. Çok sevdiğim, hayatlarımıza büyük değerler katan, ama bugün aramızda olmayan insanların sesleri de…

İstiyorum ki sizler de o saatlerde radyoyu 0212 343 4141 numaralı telefondan arayın ve desteğinizle Açık Radyo emekçilerine bir omuz verin, onurlandırın, cesaretlendirin. Bunu fazlasıyla hak ettiklerini düşünüyorum.

Yarın o saatlerde katkınızı sunamasanız bile, 14. Dinleyici Destek Özel Yayını, 2 Nisan Pazar günü 19.00’ a kadar devam edecek. Yani daha epey bir zamanınız olacak. Bence hiç düşünmeyin derim. Elimizde kalan, özgürce nefes alabildiğimiz son adalardan birisi de Açık Radyo’ dur ve onun sesinin kesildiği bir dünyada bizim de işimiz hiç kolay olmayacak demektir. Bulduğunuz ilk fırsatta telefonu elinize alın!

İyi geceler

 

Ercüment Gürçay