İşte tam 22 Nisan günü ben o protestonun ortasında kaldım. Sokağın ucunda ÖDP’liler, YSK’nın önünde polis. Benim de oradan geçmem gerekiyordu fakat polis gelip, üst sokaktan geçmemi istedi. Polis bu uyarıyı yaparken, ÖDP’liler slogan atmaya başlamıştı. “Feto’nun piçleri yıldıramaz bizleri!” Bu sloganın atılmasıyla birlikte polis gaz kullandı ve protesto şiddetle dağıtılmış oldu. Polis Fetullah Gülen’e dair bu slogana çok sert karşılık verdi.
2011’in Feto’su 15 Temmuz 2016’da oldu FETÖ ve onunla alakalı olduğu iddia edilen savaş pilotları Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombaladı. 2011’de en ufak bir eleştirinin yoğun tepki aldığı, uğruna basılmamış kitap için medya merkezlerinin basıldığı kişi ve onun yapısı; 2016’da eleştirmeyenin cezalandırılacağı bir kişi halini aldı ve yine onunla ilgili olan kişiler yıllar önce basılan medya merkezini tekrar bastı.
Bunlar çok şahsi örnekler tabi. O gün başka bir markete gitmeye karar verseydim bu protesto benim aklımda yer edemeyecekti ama 2002’den beri o kadar çok olay yaşandı ki; herkesin aklında bu tip örnekler mevcuttur. Peki, bu örneğin şimdi ne önemi var?
Önemi şu. Bu ülkede geleceğe dair umutsuz olmak için bir neden yok! Mücadele etmeye, yeni durumlara yönelik yeni tarzlarla örgütlenmeye neden var hatta hatta mutsuz olmaya bile var ama umutsuz olmaya yok! Bugün karşımızda iki büyük olumsuzluk olarak duranlar ve her ikisinin içerisindeki dev bloklar zaman gelir, kendi kendisini yemeye başlar! Bir de bu durumun yöneten boyutu var tabii ki! 22 Nisan 2011’de devletin tüm olanaklarıyla koruduğu bir yapı, 2016’da TBMM’yi bombalayabiliyorsa ve kalkışmasına ilk önce kendisi için insanları gazlayan bir teşkilatın üyelerine, Polis Özel Harekat’a, saldırarak başlayabiliyorsa bu gelecek için de bir veridir. Türkiye’nin gündemi hızlı aktığı gibi, Türkiye’de zaman da hızlı akıyor. Belki “beş dakikada değişir bütün işler”; diyeceğimiz kadar değil ama beş yılda da önemli değişiklikler olduğu ortada. Bunu bilip, buna göre hareket etmek gerekli. Örneğin, halkı silahlandırmak belki şimdi çok “kahramanca” gelebilir. Fakat kitlelerin frenine basma zamanı geldiğinde bu durum başa çok iş açacaktır. Aynı durum şimdi önü açılan, her türlü hareketi yapması serbest olan diğer yapılar için de geçerli.
Yarın yine kandırılmış olmamak için, şimdi sırtlarını sıvazladıkları kitleleri nasıl durdurmaya çalışacaklarını düşünmemek için ya da iradeyi onlara teslim etmemek için yöneten(ler) çok dikkatli olmalı. Kuralsızlığın kural haline geldiği bir 14 yıldan sonra hala bunu beklemenin imkânı yok tabii ki ama bu dinamik yapı içerisinde cuntaya da; hayatlarında demokrasi kelimesini olumlu anlamda kullanmamış olup, şimdi meydanlarda demokrasicilik oynayanlara da karşı olan bizler için artık daha bütün ve ciddi düşünme vakti geliyor.
Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net
Haber/Fotoğraflar: Mehmet TEMEL ve Cansu ACAR * Hatay’da depremin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen kent…
Sivil toplum örgütlerinin hazırladığı raporda, Türkiye’nin yenilenebilir enerji enerjisi kapasitesini artırma hedefi olumlu bulunurken, nükleer…
İstanbul 5. İdare Mahkemesi, Kanal İstanbul Projesi'ne ilişkin alınan rezerv alan ilanı ve 1/100.000 ölçekli…
Devlet Su İşleri’nin Ağva Plajı’na yapmayı planladığı mahmuz projesi askıya çıktı. Projeye göre, plajın sağ…
Gürcü tiyatro topluluğu The Wandering Moon Theatre’ın ikinci yapımı olan “Pirosmani” kukla tiyatrosu gösterisini 16.…
Mavera Maden şirketi tarafından Devrek, Akçakoca, Alaplı’nın Fındıklı, Belen, Kasımlı, Doğancılar, Kocaman ve Alaplı'ya sınır…