Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Cocuklar için Yeşil Kitaplar] Dünyayı ayrık otu kurtaracak: Tatlıçayırlar

Şu aralar neredeyse hepimiz kendimizi derin bir yarığın dibindeymiş gibi hissediyoruz. Kitaba ismini veren Tatlıçayır ailesi ise sadece böyle hissetmekle kalmıyor onlar gerçekten de oradalar.

Dünya’da kuraklığın giderek artmasına bağlı olarak yeryüzünde ansızın dev bir çatlak oluşur, Tatlıçayır ailesi de bu çatlağın dibini boylar. Mahsur kalan Tatlıçayırlar buradan nasıl kurtulacaklarını düşünürken çiğdeci kuşları Cici harekete geçer. Gökyüzüne doğru uçar ve bir tohumla geri döner. Kısa süre sonra zeminde küçük bir bitki sürgün verir. Anne Tatlıçayır, “Bunun bize ne yardımı olacak, bu sadece bir tutam yabani ot,” diyerek burun büker. Buna karşılık bitki hızla büyüyerek yüzeye doğru uzar. Tatlıçayır ailesi de bitkiye tırmanarak gün ışığına ulaşır.

Kuş ve tohumun getirdiği mucize

Bu hikâye günümüz dünyasının vahim tablosunu çizmekle kalmıyor, o tablodaki çocuk kitaplarına da sirayet eden genel yaklaşımı; doğayı tahrip eden el gibi doğayı kurtaracak olan elin de insana ait olacağı yaklaşımını altüst ediyor. Tatlıçayır gibi nüktedan bir soyada sahip olan bu ailenin yani insanın gelinen noktada kendini kurtarmak adına olumlu ya da olumsuz bir yaptırımda bulunma şansı yok. Oysa kuş ve tohum doğalarının gerektirdiğini yapıyorlar. Onların yaşam yaratmaya muktedir varoluşlarından ise yalnızca yararlanıyor insan. Hikâyenin bir diğer çarpıcı tarafı ise Tatlıçayır ailesini kurtaran bitkinin heybetli bir ağaç değil de her yerde yetişip kendine yol bulabilen bir ayrık otu oluşu.

Yirmi yıl ders verdiği Kraliyet Sanat Akademisi İllüstrasyon Bölümü’nün başkanlığını yürüten, Roald Dahl gibi yazarlarla işbirlikleri yapan, Hans Christian Andersen ödüllü ünlü İngiliz karikatürist Quentin Blake’nin karakteristik illüstrasyonları ise ne katı çizgilerden ne blok renklerden oluşuyor. Blake’in hareketli ve geçirgen desenlerinde resimsel elemanlar birbiriyle daimi olarak temas halinde.

Künye

Yazan ve Resimleyen: Quentin Blake
Çeviren: Gamze Özdemir
Yayınevi: Ketebe Yayınları

 

 

 

 

 

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Nokta ile Hata’nın macera dolu yolculuğu

Anna Taraska‘nın yazıp Daria Solak’ın resimlediği Nokta ile Hata bir anda ortadan kayboluveren en iyi arkadaşının peşine düşen küçük bir çocuğun macera dolu hikâyesi. Ancak aklınıza bildik dostluk ve yolculuk hikâyelerinden biri gelmesin çünkü bu kitapta karakterler de mekânlar da oldukça sıra dışı.

Her şey hepimizin çocukken sahip olduğu ve üzerinde henüz kelimelerin değil, çizgilerin ve noktaların bulunduğu o yerde başlıyor: Evet bu serüvenin sahnesi üç çizgili bir defter. Burada Nokta, ebeveynleri ve ablasıyla birlikte yaşıyor ve büyüdüğünde ‘i’nin üzerindeki nokta olmak istiyor.

Nokta henüz okula gitmediğinden şimdilik olabildiğince özgürlüğünün tadını çıkarmaya bakıyor ve zamanının büyük çoğunluğunu en iyi arkadaşı, siyah, tüylü ve kuyruklu Hata ile geçiriyor, onunla sayfalar arasında gezinip oyunlar oynuyor. Günlerden bir gün Hata ortadan kaybolunca Nokta da onu bulmak için güvenli ve tanıdık sayfaları bırakıp bir karalama defterinden tozlu bir ders kitabına oradan da bir şiir defterine uzanan bir yolculuğa çıkıyor.

Nokta, bu yolculukta kendisi ve virgüller kadar ünlü olmayan, alıntıların koruyucusu tırnak işaretlerinden tutun, dünyayı gezen bir soru işaretine dek birçok ilginç karakterle tanışıyor. Her biri birbirinden nevi şahsına münhasır bu karakterler Nokta’nın kayıp arkadaşını bulmak için güçlerini birleştiriyor.

Ebeveyen rüyası: Çizgisiz sayfalar, boş alanlar

Noktalama işaretlerine hayat üfleyip onların habitatını anlatan bu mizah dolu öyküde çocukların gelecek hayallerinden ailelerin hayattan beklentilerine uzanan bir çok konuya da değiniliyor: Şimdilik üç çizgili bir defterde yaşayan baba çizgisiz sayfalar hayal ederken anne böylesine boş bir alandan bahsedildiğini bile duymak istemiyor ve ikisi de biricik kızları, Nokta’nın ablası Çizgi’nin ikilik bir notanın çizgisi olmak isteyişini hazmedemiyor.

Daria Solak’ın çizimleri çocukların korkulu rüyası noktalama işaretlerini birer arkadaşa dönüştürürken kitabın ilk okul defterlerini andıran şekilde parlak kaplamalı kapağı ise nostalji uyandırıyor.

*

Yazar: Anna Taraska
Resimleyen: Daria Solak
Çevirmen: Emrah Gaznevi
Yayınevi : Final Kültür Sanat Yayınları

Anna Taraska, Lodz Üniversitesi Yabancı Diller Bölümünden mezun oldu. Fotoğrafçılık yaptı. Alman edebiyatından ağırlıklı olarak çocuk kitapları çevirdi ve editörlük yaptı. Nokta ile Hata, Anna Taraska’nın ilk kitabı.

 

 

 

 

 

 

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Haydi Sagalassos’u keşfetmeye!

Çocukken gezdiğim ören yerlerinden bende kalanlar, sandaletimin içine kaçan çakıllar, güneşten sararmış otların sardığı mermer bloklar arasında bitmek bilmez bir yolculuk ve en önemlisi de okumaya çalıştıkça içinde boğulduğum bol tarihli, zor isimli karmaşık metinlerdir. Sagalassos’u Keşfedelim, çocuklar için bir türlü gözün önüne getirilemeyen bir geçmişi ve onun hafıza mekânlarını canlandırıyor.

Solda bakışımızın altında uzanan manzara ve sağda ‘evvel zaman içinde’ diye açılan bir metin; işte Sagalassos. İlkin Sagalassos hakkında genel bir bilgi edinip ardından halkını tanıyoruz. Çizimler ile metin eş zamanlı olarak okuyucuyu içine çekip bu antik kentin sokaklarında dolaştırıyor. Başlıklara bölünmüş metinde Tiberius Kapısı’ndan Kapalı Tiyatro’ya, İmparatorluk Hamamı’ndan Dor Tapınağı’na durak durak ilerliyoruz.

“Sagalassos’u Keşfedelim”, uzak bir geçmişin yaşantısını, günlük hayatı ile kutsalını, kültürünü, zanaatını, pazar yerini birbirinden ayrıştırıp bugüne kuru bir anekdotlar dizisi olarak aktarmıyor. Bilgiler, bu antik kentin bir zamanlar süregitmiş pratiği ve hakikati olarak karşımıza çıkıyor. Burnumuza kokular, kulağımıza sesler geliyor.

Sagalassos’un gündelik hayatı…

Bir çift sayfanın sol tarafında İmparatorluk Hamamı’ndan bir kesit: Bir sabunun üzerine basmasıyla dengesini kaybeden bir Sagalassoslu, sağ tarafında ise bu manzaraya bakan İmparator Hadrianus’un büstü. Çizer Liza Adamandidi, Sagalassos’un tarih, kültür ve kutsallar ile yüklü hafıza mekânlarını insanın gündelik hayatına dair anlık ve kestirilemez olaylar ile canlandırmış. Çizimlerinde sadece insana değil şehrin hayatına karışıp tiyatronun mermer basamaklarında uyuklayan kedisi, pazar yerindeki balıklara ağzı sulanan köpeği ile hayvanlara da yer vermiş.

Künye

Yazar: Eren Ağın, Monica Papi
Resimleyen: Liza Adamandidi B.
Yayımlayan: Sagalassos Vakfı

Eren Ağın

Eğitim bilimci ve yazar. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Eğitim Yönetimi ve Politikası Anabilim Dalı’nda doktorasını tamamladı. TRT 2’deki Akşama Doğru kültür ve sanat programında stajyer metin yazarlığı yaptı. Bilim ve Sanat Merkezi’nde üstün yetenekli öğrencilere Türkçe dersleri vermektedir. Eğitim bilimleri, eğitim yönetimi ve sosyolojisi alanında akademik yayınları bulunmaktadır.

Monica Papi

Şair ve yazar. Yeditepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde lisansını tamamladı. 2015 yılında Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü’nü “Râz” adlı bir şiir kitabı ile aldı. Ş Dergi, Sonat, Duvar, Gard Şiir, Şerhh, Nepal, Pathos, 160.km, Neden, Moero isimli dergi, fanzin ve dijital mecralarda şiir ve yazıları yayımlandı. İzmir/Urla merkezli kurduğu sanat ve kültür kolektifi UR Collective, kültürel miras, edebiyat, performans, müzik, tiyatro ve mimarlık gibi alanlarda projeler yürütmeyi hedefleyen disiplinlerarası bir platformdur.

Liza Adamandidi B.

İllüstratör. Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’nde eğitim gördü. 2014-2016 yıllarında Işık Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’nde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Çalışmalarında ağırlıklı olarak antik dönem anlatıları, mitolojiler, yerel mitler ve efsanelerden beslenen Adamindidi, kent, tarih, tarih ve gerçeküstü olanı çeşitli karakter ve anlatılarla üretimlerinde bir araya getirmektedir. Çalışmalarının yer aldığı etkinlik ve yayınlarda bazıları: Sommerakademie für Bildende Kunst Salzburge, New Gothic Rewiew New York, Pokrig online Ermenice Masallar.

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Bir ağaç ol, çünkü birlikte biz bir ormanız!

 “Bir ağaç ol! Dimdik dur. Dallarını güneşe uzat. Köklerin kıvrılarak toprağa sarılsın, toprak da seni içine alsın.”

Yukarıdaki, insanın içine dolup onu kamçılayan davetle açılıyor metin. Sonrasında ise bir ağacın anatomisini keşfe çıkıyor ve bu yolculukta ağaç ile insan arasındaki özdeşliklerle karşılaşıyoruz. Ağaçlarla aramızdaki mesafenin kapanması bizi kendimiz ile de burun buruna getiriyor. Buna karşılık yazar Maria Gianferrari’nin çağrısı sadece içsel ve bireysel bir yolculuk için değil.

Çünkü birlikte, bir ormanız…

Okuyucuya, “Kendine bir bak,” dediği noktanın hemen ardından konuşmaya, “Şimdi de etrafına bir bak. Yalnız değilsin. Birçok ağaçtan birisin,” diyerek devam ediyor yazar. Ve etrafımıza baktığımızda ağaçların konuşan, bölüşen, birbirini koruyup kollayan var oluşlarının, birleştirici iletişim ağlarının ayırdına varıyoruz. Doğal yaşam alanlarından uzaktaki, savunmasız göçmen ağaçları görüyoruz. Ve birbirine omuz verişleriyle başka bir yaşamın mümkün olduğunu gösteren ağaç toplulukları insan topluluklarına da umut oluyor. Ardından yine başladığı gibi bir davetle sonlanıyor metin;

“Öyleyse bir ağaç ol. Çünkü birlikte, biz bir ormanız.”

Çizer Felicita Sala ise Gianferrari’nin katman katman cümlelerinin barındırdığı olasılıkları mekânsallaştırmış. Çeşit çeşit ağaç resimleri, ağaçların farklı bölümlerine yakından baktıran kesitleri ve değişik perspektifleri ile zengin ve sürükleyici bir görsellik yakalamış.

Künye

Yazar: Maria Gianferrari
Resimleyen: Felicita Sala
İngilizceden Çeviren: Göyçen Gülce Karagöz
Yayınevi: Koç Üniversitesi Yayınları

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Sarıkeçili yörüklerine saygı duruşu: Büyükannemin Sarı Keçisi

Büyükannemin Sarı Keçisi, aynı anda doğup aynı anda ağlayan sarı bir kız çocuğu ile sarı bir oğlağın dostluğu eşliğinde konargöçer bir yaşamın genel hatlarını çiziyor. Bu iki dost ve çeşit çeşit hayvan ile birlikle okuyucu da obada, dağda, su kenarında yürüyüp etrafı gözlüyor.

Yazar Şafak Okdemir doğa ile iç içe bu kadim yaşamın hikâyesinin Toros Dağları’nın göçer halkı Sarıkeçili Yörükleri’ne bir saygı ve sevgi sunuşu olduğunu belirtiyor.

Masal atmosferinde gerçek var oluşlar

Minik okurların ağırlıklı olarak şehirde doğmuş ve yaşıyor olduğu bir gerçek, bunu düşündüğümüzde ise sayfalarında döküm kazanların altında odun ateşinin yandığı, ahşap beşiklerin sallandığı, bez çadırların bulunduğu bu kitabın sunduğu yolculukta birçok okuyucunun bir masal diyarında gezindiğini düşünmesi oldukça olası.

Bu büyüleyici etkiyi özellikle kitabın en güçlü yanı olan çizimler sağlıyor. Şafak Okdemir’in özgün illüstrasyonları okuyucuyu kendine has bir dünyaya çekiyor. Renk renk, çeşit çeşit sembolleri ile üzerlik, tülbent ve kilimlerin dünyası bu. Her bir detay bilmeyen bir gözün merakını kabartan, bambaşka bir anlatıya uzanabilecek bir geçit. Yörüklerin ve yaşamlarının bir hayal ürünü değil, aksine olabilecek en gerçek var olma biçimlerinden biri olduğunun keşfi ise minik okuyucuyu başka yaşayışlarla, dünya ile kurulabilecek daha bütüncül bağlarla tanıştırıyor.

Künye

Yazar/Çizer: Şafak Okdemir
Yayınevi: Çınar Yayınları /2021

Şafak Okdemir (1960, Ankara) Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Bir yıl hekimlik yaptıktan sonra, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne girdi, Grafik ana sanat dalında öğrenim gördü. Ses getiren bazı önemli doğal çevre koruma kampanyalarının öncülerinden olarak; tanıtım amaçlı broşür, poster, stiker ve afişler; ayrıca, özgün kartpostal ve posterler tasarladı.

Çocuk yuvasında ve yaşadığı köyün ilkokulunda gönüllü resim öğretmenliği yaptı. Uzun yıllardır, eşiyle birlikte Akdeniz’de, oldukça yalın bir köy hayatı yaşadığı yerin sunduğu olağanüstü doğal malzemelerle, tamamını elde ürettiği, özgün takı tasarımlarını yurt içinde ve dışında sergiledi.

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Hava kirliliğine en renkli çözüm: Ağaçların yetiştiği bina

Küçük bir kız penceresinden dışarıyı; önünde uzanan gri, çirkin ve şekilsiz binalar ile inşaat vinçlerinden oluşan manzarayı izliyor. Onu dört duvar arasında tutan bir şey var: Hava kirliliği. Kendi kendine, “Yine mi evde kalacağım” diye homurdanıp “Bari bir çizim yapayım” diyor.

Anlık ve kendiliğinden gelişen bu fikir, penceresinin öte tarafındaki binalara çok benzeyen bir evin ana hatlarını koyarak yapılan bir başlangıç sıra dışı ve capcanlı çiçekleri filizlendiriyor önce. Derken çiçekler pencerelerden dışarı uzanıp her yere yayılıyor. Biz sayfaları çevirmeye devam ettikçe tüm evler, sokaklar, küçük kızın gözlerinin önündeki o anonim şehir, kitabın ilk sayfalarında karşımızda dikilen hafriyat sahası tümüyle değişiyor. Bitkiler ve hayvanlar özgürlüklerine kavuşuyor. Keza evler de. Şimdi kimi evler bir çift ayakkabının üstünde yükselirken kimileri bir çileğin formuna bürünüyor.

Koreli yazar ve illüstratör Kang-mi YOON‘un ilk kitabı olan Ağaçların Yetiştiği Bina, bir hayal gücü şöleni. Buna karşılık okuyucuyu sadece hayal gücü zemininde yapılacak bir yürüyüşe çağırmıyor sanatçı. YOON, doğa ile insan, insan ile mimari arasında kurulabilecek farklı bir ilişki ihtimali üzerine düşündürüyor. Dünyadaki tüm kendiliğinden varoluş biçimlerini baltalayan yıkıma bitki, hayvan, insan, mimari ve teknoloji arasında kurulabilecek bir ortaklığı somutlaştırarak cevap veriyor. Küçük bir kızın boya kalemlerinin ucunda şekillenen bu hikâye yeşil ve yaşanabilir bir hayatın çağrısı.

Kang-mi YOON

Üniversitede resim bölümünde okudu. Eserleri birçok sergide yer aldı. Çeşitli atölyelerde resimli kitaplar üzerine çalıştı. 2018’de Hyundai Çocuk Kitaplar Müzesi’nin düzenlediği “1. Basılmamış Fikirler” sergisinde, ziyaretçilerin oyuyla “yayın desteği alacak sanatçı” seçildi. Ağaçların Yetiştiği Bina sanatçının ilk resimli kitabıdır.

Ödüller

  • 2020 Bookstart Seçkisi
  • 2019 School Library Journal Tavsiye Edilen Kitaplar Seçkisi
  • 2019 Kore Kültür ve Sanat Komisyonu Edebi Eserler Seçkisi

Künye

Yayınevi: KÜ Çocuk
Yazar: Kang-mi YOON
Çevirmen: Nan-A LEE

 

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Bir gelecek tahayyülü: Demir Adam

Şair Ted Hughes’un kaleminden çıkma Demir Adam, yayımlandığı 1968 yılından geleceğe dair ilginç tahayyüller barındıran bir hikâye. Yapay zeka Sophia ile paylaştığımız bugünden elli üç yıl öncesine, Demir Adam’a bakmak ise daha da ilginç bir okuma…

 “Ne zamandır yürümekteydi? Kimseler bilmiyor. Nereden gelmişti? Kimseler bilmiyor. Nasıl yapılmıştı? Kimseler bilmiyor.”

Aniden ortaya çıkıyor Demir Adam ve hikâyesi bir uçurumdan düşüp sahilde bin bir parçaya ayrılmasıyla başlıyor. Anlıyoruz ki Hughes’un Demir Adam’ı kendini yeniden bir araya getirebilmeye kadir. Demir Adam’ın metal gözleri yuvasından ayrıldığında da görmeye devam edebiliyor, az uzakta seçtiği sağ elin ayasına yerleşip diğer uzuvların peşine düşebiliyor. Sonra başıboş dolaşmaya koyulup geçtiği kasabadaki çiftçilerin çitlerini, makinelerini, kısaca önüne çıkan metalden yapılma her şeyi yiyerek ilerliyor.

Demir Adam’ın ilk olarak farkına varan gençten bir çocuk, Hogarth oluyor. Derken kasabalılar bir tuzak kurup Hogarth’ın da yardımıyla Demir Adam’ı bir çukura düşürüyor ve üzerine toprak atıyorlar. Buna karşılık Demir Adam mezarından bile geri geliyor. Bu sefer Hogarth, Demir Adam’a karnını doyurabilmesi için bir hurda deposu gösterince uzlaşma sağlanıyor. İşte bu noktadan itibaren Demir Adam ile insanlar arasında denge kuruluyor.

Ted Hughes’un Demir Adam’ı gücünü yalnızca meydana geldiği materyalin olanaklarından ve heybetinden alan, midesi dolu olduğu takdirde sorun çıkarmayan yani pek de karmaşık sayılmayacak bir karakter. Hikâyenin diğer kısmında ise işler bambaşka bir hale bürünüyor…

 Evrendeki bir yıldız ruhuna karşı galibiyet

Hikâyenin ikinci dönemecinde, uzayın derinliklerinden dev bir yıldız dünyaya doğru yaklaşmaya başlıyor, daha da fenası bu yıldızın üzerinde korkunç bir siluet mevcut. İnsanlar daha önce hiç görmedikleri bu şeyi kelime dağarcıklarındaki tüm tanıdıklıktan yararlanarak, “uzay-yarasa-melek-ejderhası” olarak adlandırıyor. Demir Adam’ın aksine uzay-yarasa-melek-ejderhası canlılarla besleniyor ve karnı şimdiden gurulduyor. Hikâyenin seyrinde dünyayı kurtarmanın bir yolunu bulan gene Demir Adam oluyor.

Ted Hudges.

Uzay-yarasa-melek-ejderhası ile ateşte en uzun süre durabilenin galip geleceği bir iddiaya tutuşup kazanıyor Demir Adam. Uzay-yarasa-melek-ejderhasına biçilen ceza ise bundan böyle dünyanın kölesi olmak. Pekiyi, bir uzay-yarasa-melek-ejderhasının elinden ne gibi bir hizmet gelebilir ki! Tam da bu noktada uzay-yarasa-melek-ejderhasının aslında evrensel uyumu ve barışı sağlayan kürelerin müziğini icra eden bir yıldız ruhu olduğu ortaya çıkıyor. Bu iyicil ruhun aklına dünyayı yeme düşüncesi bir anda gelmiş, dünyadaki insanlardan yükselen savaş naralarını işitince esmiş.

Kitabın en vurucu kısmı, sonu: Yıldız ruhu tekrar müziğini yapıyor, böylece insanlar silah üretmeyi bırakıyor, ülkeler birbiriyle güzel güzel nasıl yaşayacaklarını düşünür oluyor. Her şey ne de iyi! Evet, hikâyenin sonunda dünya barışı sağlanıyor ama bu barış, işkence görüp alevlerden tüyleri yanmış, kanatları delik deşik olmuş ve köle eylenmiş bir yıldız ruhunun yapmak zorunda olduğu müzikten geliyor, üstüne üstlük insanlar sadece müziğin tesiri altında olduklarından barış içinde!

Künye

Yazar: Ted Hughes
Çeviren: Güven Turan
Yayınevi: Can Yayınları

 

 

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Benim adım Maryam

Yetişkinleri anlatan göç hikayelerine aşinayız, peki ya henüz yaşantılarını onlar gibi anlamlandıramayan, seslerinin ulaşılabilirliği sınırlı olan çocukların yaşadıkları? 

Maryam’ın ailesi, onun doğduğu ülkeden ayrılmaya karar veriyor. Maryam, Ora’dan kalkan bir uçağa binip ve indiğinde kendini Bura’da buluveriyor. Bura, yabancısı olduğu, her şeyi yeniden keşfetmesi gereken bir dünya ve kitaptaki ilk üç başlık, Bura’nın Maryam için ne demek olduğunu ortaya koyuyor:

Bura’da Maryam oyun oynamıyor çünkü valizler çok doluydu, oyuncak bebekleriyle pelüşlerine yer yoktu, onları ülkesine bırakmak zorunda kaldı.

Araf’ta büyümek

Bura’da Maryam konuşmuyor çünkü okulda konuşulan dil, anne babasının konuştuğu Ora’daki dile hiç benzemiyor. Kafasının içinde iki dil hiç durmadan çekişiyor, Maryam hangisini seçeceğini bilemiyor. Üstelik derinlerde bir yerde, ana dilinden biraz da utanıyor Maryam, Bura’da başkalarından farklı olmak istemiyor.

Bura’da Maryam yemek yemiyor çünkü Ora’da kalan büyükannesinin sıcak ve güven verici yemeklerine karşılık Bura’da, okul kantinindeki tat ve kokular ona yabancı geliyor.

Maryam için rahatlatıcı dönemeç, yumuşak bakışlı, kızıl saçlı küçük bir kız çocuğunun ona yönelttiği “Adın ne?” sorusu  ve bir cevap alma ısrarı oluyor. Sonra zaman işini yapıyor, okul bahçesinde renkler belirip dil gevşiyor ve arkadaşlarımız da olunca yüreğimiz hafifliyor.

Yazar Majidi sadeliğinden güç alan bir dille, oyun oynamak, konuşmak ve yemek yemekle arasındaki doğal ilişki zedelenmiş olan bu küçük kızın hissettiklerini olabildiğine gerçek durumlar üzerinden ve bariz bir neden sonuç ilişkisiyle açıklıyor, ülkelere ya da kültürlere işaret eden belirtmelerden kaçınıyor. Böylelikle okuyucunun odağı Maryam’ın iç yolculuğuna ve çalkantılı hislerine yoğunlaşıyor. Ve dünya üzerinde hiçbir çocuk yoktur ki onun için anlaşılmaz durumlar karşısında yaşanılan iç sıkıntısına, herhangi bir şeyi anlamlandıramayan tek kişinin o olduğunu düşündüğünde hissedilen yalnızlığa aşina olmasın…

Çizer Claude K. Dubois ise Maryam’ın sırasıyla perişan, üzgün, yalnız, rahatsız ve nihayet neşeli duygularını resimlerine incelikle aktarıyor, ilkin hikâyede baskın olan gri ve pastel tonları giderek  renklileşiyor ve sayfalara yumuşak bir parlaklık yerleşiyor.

Künye

Yazar: Maryam Madjidi
Çizer: Claude K. Dubois
Çevirmen: Ferhat Sarı
Yayınevi: Ginko Çocuk

Maryam Madjidi

İranlı, Fransız yazar 1980 yılında Tahran‘da doğdu ve altı yaşındayken ailesi ile Fransa’ya taşındı. Sorbonne Üniversitesi‘nde edebiyat okudu ve hem Pekin‘de hem de İstanbul’da Fransızca öğretmenliği yaptı. İlk romanı Marx ve la poupée (2017) için Goncourt ödülünün yanı sıra Ouest-France Etonnants Voyageurs roman ödülünü de aldı.

Claude K. Dubois

1960 Belçika doğumlu Dubois, kendi de yüksek öğrenim gördüğü Liège’deki Saint-Luc Enstitüsü’nde illüstrasyon dalında öğretim görevlisi. Sekseni aşkın resimli kitap ve çocuk kitabı yayınlayan ve ödülleri olan Dubois, en son 2014’te “Akim Koşuyor” kitabıyla Alman Gençlik Edebiyatı Ödülü’ne layık görülmüşt

Ferhat Sarı

1982 Bandırma doğumlu Sarı, Trakya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü’nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde araştırma görevlisi olarak çalıştıktan sonra Hayatın Sesi televizyonunda Dış Haberler editörlüğü yaptı. Ginko Bilim’in bilim danışma kurulunda yer alan Sarı, Fransızca ve İngilizceden çeviriler yapmaktadır.

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Atıksız yaşamın ipuçları: Başka bir gezegen yok

Gündelik hayattaki her eylemimiz önemli ve her değişiklik bir etki teşkil ediyor. Daha sürdürülebilir bir yaşam içinse evde, okulda ve dışarıda yapılabilecek pek çok irili ufaklı şey var. Başka Bir Gezegen Yok tam da burada devreye giriyor. Barındırdığı çeşitli pratik ipuçları ve kolay uygulanabilir tariflerle, okuyucuya israftan kaçınmayı, var olanı dönüştürmeyi eğlenceli ve canlı bir şekilde öğrenmek için ideal bir başlangıç ​​noktası sunuyor.

Doğayla daha bütüncül bir yaşamı içselleştirip, ona göre hareket etmenin önceliği ise bazı kavramları bilip ayırt etmekten geçiyor. Nil Ormanlı Balpınar, ilk olarak atık kavramının peşine düşüp, genç okuyucuya atık ve çöp arasındaki ayrımı açıklıyor. Bir şeyin hangi koşullarda çöp veya atık kabul edildiğini değerlendiriyor. Sonuçta, bu aynı zamanda bir tanımlama meselesi ve bir kişi için atık olabilecek bir şey, bir başkası için önemli bir hammadde veya hâlâ yeniden kullanılabilecek bir malzeme. 

‘Sürdürülebilir bir yaşam’ kılavuzu

Balpınar’ın kılavuzu, gündelik hayatımızı hep yeniden gözden geçirmenin ve sorgulama halinde olmanın önemini hatırlatırken, genç okuyucuyu bunaltmadan materyal döngüsü, bertarafı ve geri dönüşümü konularına yaklaştırıyor. Az atıklı yaşamdan ikim değişikliğine, karbon ayak izinden  doğa dostu etkinlik önerilerine kadar pek çok konu başlığının altında verilen, kolaylıkla hayat pratiğimize adapte edebileceğimiz öneriler, sürdürülebilir bir yaşam için gereken dönüşüm ve yapılanmanın bir yoksun kalış anlamına gelmediğini gösteriyor.

Tarifler bir sonraki hediye paketimizi ya da dudak nemlendiricimizi nasıl yapabileceğimizi de içeriyor.

Ve en önemlisi de Başka Bir Gezegen Yok, şu an hayatımızda var olan tüm plastikleri toplayıp, evimizden çıkararak kapı önüne koyduğumuz bir ‘temiz sayfa’dan bahsetmiyor. Püf nokta; atık yönetimi, biraz yaratıcılık ve eyleme geçerek elimizdekileri dönüştürme.

Gündelik hayatımızdaki tüm eylem ve kararlarımızın etiğe dayalı olduğu farkındalığını ilham verici dönüşüm örnekleriyle bir davete dönüştüren bu kitabın evde kompost hazırlamaktan, okulumuza geri dönüşüm kutuları istemeye uzanan çeşitliliği genç okuyucuya ulaşmanın ve onu bir yerden yakalamanın imkan alanını genişletiyor. Nil’in de dediği gibi, her şey adım adım ve sana en uygun gelenle başlamak çok önemli…

 Yazar hakkında

1990 yılında İstanbul’da doğdu. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı. Ardından Lyon 3 Jean Moulin Üniversitesi’nde Kültürel Çalışmalar üzerine yüksek lisansını yaptı. Şu anda editör olarak bir yayınevinde tam zamanlı olarak çalışıyor ve çocuk kitapları çeviriyor. Nil Kıyısı isimli Instagram hesabından ekolojik yaşamla ilgili önerilerde bulunuyor, atıklarını ve doğaya olan etkisini azaltmaya çalışıyor.

Künye

Yazar: Nil Ormanlı Balpınar
Türü: Ekoloji
Baskı Yılı: 2020
Yayınevi: Genç Timaş

 

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Dünyanın en güzel hayvan masalları

Arden Yayınları‘ndan çıkan “Dünyanın En Güzel Hayvan Masalları”, kıtaları dolaşıp farklı kültürlerin halk masallarının ve efsanelerinin izlerini süren bir seçki.

İnsan, eskiden beri süregelerek kendiyle en çok benzerlik gösteren varlık olan hayvan üzerinden kendi eylem, duygu, düşünce ve davranışlarını anlatma, anlamlandırma çabasında. Tesis ettiği bu özdeşlik üzerinden insan, hayvanın suretinde kendi yansımasını görüyor. Bunun en kadim örnekleri de fabllarda karşımıza çıkıyor.

Yazar Angela McAllister, 50 halk masalını çocuklar için derleyip, açık ve anlaşılır bir dille yeniden anlatıyor. Kıtalara göre gruplandırılan hikâyeler, hayvanların özellikleri ve davranışları üzerinden okuyucuya ahlaki öğütlerde ve tespitlerde bulunuyor. Kitapta Üç Küçük Domuz’dan Çirkin Ördek Yavrusu’na en sevilen ve bilinen hayvan temalı masal, mit ve efsanenin yanı sıra Emu’dan Viskaça’ya belki de daha önce adını hiç duymadığımız birbirinden farklı hayvanları merkeze alan hikâyeler de yer alıyor. McAllister, seçkisinde seçimini sadece neşelendiren ve güldüren hikâyelerden yana kullanmamış. Çitanın Yanaklarında Neden Gözyaşı İzleri Var, Beyaz Kelebek gibi okuyucuyu hüzünlendiren anlatılar da kitapta mevcut.

Çizer Aitch ise canlı renkler kullandığı illüstrasyonlarında kadim hikâyelerin efsunlu yanlarını çok iyi yakalamış. Farklı zaman, coğrafya ve kültürlerde yeşermiş hikâyelerin görsellik zenginliğini koruyarak bütünlüklü bir tarz tutturmayı başarmış.  Sayfa kenarlarında, okuduğumuz hikâyenin kökenin hangi kıta olduğunu belirten yazıların altında bulunan ve kıtanın bitki örtüsüne dair okuyucuya fikir veren ufak vinyetler de kitaptaki incelikli detaylardan biri.

*

Künye

Yazan: Angela McAllister

Resimleyen: Aitch

Çeviren: Ayşen Gür

Yayınevi: Arden Yayınları

Yayım Yılı: 2019

Yazar Hakkında

 

Angela McAllister her yaştan çocuklar için bugüne dek 80’in üzerinde kitap yazdı. Eserleri sahneye uyarlandı, 20’den fazla dile çevrildi ve sayısız ödüller aldı.

Çizer Hakkında

Ana yurdu Romanya olan Aitch, halk geleneğine dayanan illüstrasyonlarında yolculuk ve doğa sevgisinden esinlendi, kumaştan suluboyaya, çeşitli malzemeler kullandı. Aitch’in rüya dolu karakterlerinde ait olduğu ülkenin kültürel mirasının güçlü etkileri hissediliyor.

 

Kategori: Hafta Sonu