Kültür-SanatManşet

Tiyatro Festivali’nde Bülent Emin Yarar rejisi ile MACBETH tınlaması

Gazetemizde bir süredir Tiyatro yazılarını paylaştığımız Tiyatro Tek Ağaç’dan Murat Akdağ, 3 Mayıs’ta başlayan 20. İstanbul Tiyatro Festivali’nde oyunları sahnelenecek Tiyatro emekçileri, oyuncuları ve yönetmenleri ile röportajlar yaptı.

Akdağ’ın röportajlarını sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz. Tüm tiyatro insanlarımıza iyi icralar, iyi icralara da bol alkışlar dileriz

Röportaj serisini okumak için tıklayınız

***

Bülent Emin Yarar

Bülent Emin Yarar

20. İstanbul Tiyatro Festivali (İ.T.F) için yaptığım söyleşiler dizisine “bir usta” ile… Hayır. Tarif eksik oldu. “dev bir aktör” ile… Yok. Bu tarif de olmadı. Başka bir tarif bulmak lazım. Henh “bir tiyatro dervişi” ile.. Yok. Yetersiz kaldı. Daha uygun ifade etmek lazım “bir sahne büyücüsü ile”… Galiba hiçbiri uygun olmadı. En iyisi, söyleşi sırasında, kendisinin, hocası Müşfik Kenter’e atfen kullandığı “insan ol” alıntısına başvurmak… Söyleşiler dizisine, insan Bülent Emin Yarar ile devam ediyorum.

Bülent Emin Yarar bana tüm söyleşi boyunca, sahnede ne yapıyorsa onu yaptı. Samimiyetimi ve insanlığımı sorgulattı. 20. İstanbul Tiyatro Festivali için yönettiği Macbeth‘in de, bu “demde” bir iş olduğunu, olacağını düşündürdü. Bakalım söyleşiyi okuyunca siz ne düşüneceksiniz…

Murat Akdağ : Söyleşi yaptığım herkese, ilk olrak, İstanbul Tiyatro Festivali’ni soruyorum. Sana da sorayım Bülent abi. Bu senin İ.T.F.’ne ilk katılımın değil herhalde değil mi?

Bülent Emin Yarar : Değil tabi. İlk olrak 1993 yılında, ben Diyarbakır Devlet Tiyatrosu‘nda görevliyken yine Macbeth ile katılmıştım. Oyunu Işıl Kasapoğlu yönetmişti. Benim Işıl Kasapoğlu ile tanışma oyunumdur o.

Işıl’ın rejisi ile Cadı’yı oynamıştım ama tabi o oyundan çok önce, ta öğrencilik dönemimde seyrci olarak, kaçak göçek girmeye çalıştığım oyunlarla tanıştım festivalle. O yıllardan beri hep yeni oyunlar izledik, yeni yüzler, tiyatro insanları tanıdık. Özellikle öğrencilik yıllarımızda bu tanışmalar bizim için çok önemliydi. Hala da bu önem devam ediyor…

M.Akdağ : Tüm bu izlediğin oyunlar içinde, en unutamadığın işler hangileridir ?

29

B.E.Yarar : Unutamadığım iş çok var… Mesela Berliner Ensemble’dan, Claus Peymann’ın ARTURO Uİ‘si var… Theater an der Ruhr’dan Roberto Ciulli’nin MACBETH‘i var… Schaubühne’den Thomas Ostermeier’in HAMLET’i, NORA’sı, BİR HALK DÜŞMANI var… Pina Bausch’un İSTANBUL‘u var…

Bunlar ilk aklıma gelenler ama daha ne oyunlar, ne oyunlar var… yaklaşık 30 yıldır çok güzel işler izliyoruz festival sayesinde. Hepsi de tiyatro dünyamızı genişleten renklendiren işler oluyor.

M.Akdağ : Çok haklısın Bülent abi. İ.T.F. hepimiz için bir eğitim alanı oluyor. Gelelim bu yılki festival programına, Ekip Tiyatrosu oyuncuları ile birlikte, Shakespeare’in Macbeth’ini çalışıyorsun. Seninle saatlerce Sahakespeare konuşulabilir ama yerimiz müsait değil. Kısaca, sendeki Shakespeare’den bahsedebilir misin biraz?

B.E.Yarar : Vala biz, tiyatro okuduğumuz okullardan beri Shakespeare’den, nedense hep korktuk. Ya da korkutulduk. Bzie Shakespeare söylemek zor geldi. Dili zor geldi, o dili içimizde sadeleştirmek zor geldi, insanlaşmak zor geldi. Sahakespeare’in oyunlarını bize aitleştirmekten kaçtık sanıyorum.

M.Akdağ : Senin Mezuniyet oyunun da Hamlet değil mi? Hamlet’te Hamlet’i oynamıştın…

B.E. Yarar : Tabi tabi. İşte ta o yıllardan beri hep anlıyordum Shakespeare’i. Anladığımı sanıyordum değil, anlıyordum!

Gel görki o kadar kötü örnekleri ile karşılaşıyordum ki zaman zaman, bir türlü ayağım gitmiyordu oyunlarına. Derken, bu durumu bende ilk kıran Işıl Kasapoğlu oldu.

M.Akdağ : Işıl Kasapoğlu “anlatmak istediğim herşey Shakespeare’de var” der…

B.E.Yarar : Tabi tabi. Işıl çok haklı ama biz Diyarbakır’dayız ve kafamızda hem Shakespeare’e dair hem Diyarbakır’a dair bir sürü klişeler, ön yargılar vardı. Önce, “nasıl olur, uygun mu” dedik ama Işıl bizi rahatlattı “Shakeaspeare her yerde oynanır” dedi.

Biz başladık çalışmaya ve ortaya, MACBETH, 12. GECE, KISAS’a KISAS gibi işler çıktı. Şehir, yerel halkı ile, üniversitesi ile, entellektüeli ile bu oyunları çok güzel karşıladı.

Sonra Işıl’ın Shakespeare çalışmaları devam etti. Trabzon’da VENEDİK TACİRİ‘ni yaptı, daha önce zaten Kral Lear‘ı yapmıştı. 1997 yılında İzmit Şehir Tiyatrosu’nun açılış oyunu HAMLET’i yaptı. Ankara Devlet Tiyatrosu için 3. Rchard‘ı yaptı.

En son birlikte HAMLET’i tek kişilik oyun olarak çalıştık ve tüm bu süreç benim Işıl Kasapoğlu ile Shakespeare’e ısınmamı sağladı ve işte bir Sahakespeare oyunu yönetme noktasına geldim.

M.Akdağ :O zaman biraz MACBETH’den bahsedelim. MACBETH ile ilgili ne söylemek istersin?

30

B.E.Yarar : MACBETH’e günümüzden bakınca, önce insan oğlunun bir dirhem yol almadığını görüyorum ama bunu söylerken sadece iktidar sahiplerini katmıyorum işin içine. Çünkü, bu hırs dediğimiz kavram hepimizin içinde var. Her hangi bir insana küçücük bir paye verildiğinde, bu insan, hemen bu payeyi kendi iktidarını kurmak için bir başlangıç hareketine dönüştürebiliyor. Sonra tanınmayacak hale geliyor. Bu aile ilişkilerimizde de böyle, iş hayatımızda da, sosyal hayatıızda da, mahrem hayatımızda da böyle.

Benim için MACBETH bu. Bu arızalı halimizle yüzleştirme çabası. Tabi kaskatı bir insan eleştirisi değil yapmaya çalıştığımız ama bir birimize bir ayna tutup, kendi varoluşlarımızı birdaha gözden geçirmeya çalışacağız, seyircimizle birlikte.

M. Akdağ : Peki Ekip Tiyatrosu ile çalışma fikri nasıl oluştu?

26

B.E.Yarar : Ekip Tiyatrosu gibi böyle küçük, genç gruplar var… Zaman zaman oyunlarını izlemeye gidiyorum. Kendileri yazıyor, kendileri yönetiyor, güncel işler yapıyorlar hepsi.

Yine Ekip Tiyatrosu’nun böyle bir işini gördükten sonra “tamam bu işler böyle güzel, yazıyorsunuz oynuyorsunuz filan ama klasikler de var, Çehov’lar, Shakespeare’ler, Antik oyunlar da var, bunları da kaybetmeyin” dedim.

Onlar da bana “abi öyle diyorsan gel yönet biz de oynayalım” dediler. Baktım arkadaşlar haklı. “tamam” dedim ve başladık çalışmaya.

M.Akdağ : Harika olmuş. Umarım bu durum emsal teşkil eder ve başka “genç” gruplar da, senin gibi ustalarla çalışma imkanı bulurlar. Biçim olarak nasıl bir çalışma içine girdiniz?

B.E. Yarar : Özel tiyatroda iş yaparken kısıtlı imkanlarla çalışılabiliyor tabi. Bu durum, oluşturmaya çalıştığımız estetiğin biçimini de belirliyor, kadro kalabalık olamıyor, dekoru daha küçük düşünmek gerekiyor, kostümü sade tasarlıyoruz ve “sahne üzeriki maharete” yükleniyoruz.

Ben ekibi yeterince tanımıyorum aslında. Tamam oyunlarını izledim ama hiçbiri ile daha önce çalışmadım. Tanıştık ve oyunun dramaturjisini, duygusunu, yorumunu sahne üzerinde birlikte yaptık.

M.Akdağ : Oyunun dekorunu Başak Özdoğan yapıyor değil mi?

B.E.Yarar : Evet. Başak’da imkanlar dahilinde, turneye uygun olabilecek, hoç bir çalışma yaptı.

M. Akdağ : Oyunun müziklerini Orhan Enes Kuzu yapıyor değil mi?

B.E.Yarar : Evet ama Enes ile başlamamıştık. O da enteresan bir hikaye oldu.

27

Ben birgün, Hamlet provasına giderken, Şişli metro istasyonunda bir Santurcu dinledim. İlk gün yerli bir ezgi çalıyordu, ikinci gün klasik bir eser çaldığını fark ettim. Çok etkilendim. Gittim enstrümanı çalan arkadaşın yanına “ya biz bir oyun çalışıyoruz, oyunda bu enstrümanı çalar mısın?” dedim.Santurcu “oyun tarihleri ne zaman” dedi. “bir ay sonra” dedim. Meğer adam gezginmiş “bir ay sonra İran’da olacağım” dedi. Hamlet’te kullanamadık Santur’u.

Şimdi bu oyunu çalışırken arkadaşlara “Santurcu tanıdığınız var mı?” dedim “var. bir amatör bir de profesyonel var” dediler “siz amatör olanı getirin” dedim. Hüseyin diye, pırıl pırıl bir genç arkadaş geldi. Amatör ama deli gibi çalışıyor. Hatta başka enstrümanlar da getirdi. Onları da denedik.

Sonra Enes aradı. “abi ben de oyuna müzik yapayım” dedi. Ben de “gel buyur yap” dedim. zaten Enes, Ekip Tiyatrosu ile tanışıyordu. Son süreçte, şimdi, sahnede, Orhan Enes Kuzu’nun fondan gelen müziği ile birlikte canlı performans da var. İki ayrı müzik içiçe girdi. Ben kimseyi yönlendirmedim. Zaten bu tür çalışmalarda yönlendirmenin çok iyi olmadığını düşünüyorum.

M.Akdağ: Çok merak ediyorum oyunun müziklerini. Peki senin gibi, artık ustalık derecesinde deneyimli bir tiyatro insanının genç arkadaşlarla tiyatro yapması, genç arkadaşlar için çok büyük bir fırsat bence ama senin için de bir risk mi? Bu her deneyimli tiyatro insanının yapmak isteyeceği şey değil. Bu durumla ilgili ne söylemek istersin?

B.E.Yarar : Bir defa benim bu iş iyi olur ya da kötü olur gibi bir derdim yok. Hatta ben, hiç bir oyunuma “bu iş iyi olur, bu iş iyi olacak” diye girmiyorum. Kendimi sürece ve metne teslim ediyorum.

28

Ekip Tiyatrosu ile yaptığım çalışma da bu. Önce ekiple tanıştık, bir birimiz cesaretlendirdik, sonra metne yoğunlaştık ve yola çıktık. Bizim Işıl Kasapoğlu ile Diyarbakırdaki çalışmamız da böyle oldu. Doksanlı yılların başında, yeni mezun gençler olarak Işıl’ın elindeydik ve Işıl bizimle uzun uzun yollara çıktı. Hatta biz Işıl’la hala o yolda yürümeye devam ediyoruz. Bence olması gereken birşey bu. Bunda enteresan birşey yok.

Ayrıca, öyle, “paramız yok, imkanlarıız kısıtlı, yerimiz yok” gibi şeyler de anlamlı değil.

M.Akdağ : Dünyanın en iyi oyununu yapmak zorunda değilsiniz sonuçta…

B.E.Yarar : Değiliz tabi… Önemli olan denemek. Tanışmak. Olabiliyor mu diye bakmak. Olmadı mı, tekrar denemek. Önceliğimiz, yaptığımız işe yoğunlaşmak ve bizim işimiz olmasını sağlamak. Daha düne kadar aklımıza ne geliyorsa “a bunu da deneyelim, bir de şunu deneyelim, bak bu da enteresan olabilir” diye denemeler yaptık. Tınladığımız zaman çok güzel işler çıkıyor.

Tınlama sadece müziğe ait bir terim olarak görülmemeli bedenin de tınlaması var. Bedenin doğru tınlaması ruhun yakalanmasına bağlı olarak gelişir. Biz ekip olarak bunu yakalmaya çalışıyoruz. Gerisi tasarım zaten. Bakalım. Sonucu ben de çok merak ediyorum.

M.Akdağ : Bu güzel söyleşi içi çok teşekkür ederim Bülent abi. Son olarak oyun tarihlerini ve saatlerini de sorabilir miyim ?

B.E.Yarar : Tabi… Oyunu, 25 ve 26 Mayıs 20:30 da Üsküdar Tekel Sahnesi‘nde oynuyoruz.

32-Murat-Akdağ

 

Röportaj: Murat Akdağ

(Yeşil Gazete)

Kategori: Kültür-Sanat