UncategorizedYaşam

Süvari: “-Öteki” uzaktayken dost ve hoş; yakında ise kaygı verici

Dindar bir Malakan

Çakır Ceyhan Süvari ile dün yayımladığımız söyleşinin ikinci bölümüyle devam ediyoruz. Süvari’nin iki kitabından birisi olan Malakanlar kendi içlerinde kendilerini nasıl anladıklarını ve aktardıklarını, kendilerinden başkaları için de onların kim olduklarını anlatıyor. Kozmopolitan kavramının ifade ettiği şekilde “evren vatandaşlığı” görüngüsüyle, Malakanlar’ı tanımak istiyoruz.

Malakanizm nedir? Malakanlar neler yaşadı?

Malakanlar; inançlarını nasıl oluşturdular, nelerle çatıştılar ve gitmek zorunda kaldılar? Çakır Ceyhan Süvari, yaşadıklarını paylaşırken, tanık olduğu zaman içindeki algı değişimini de aktardı. Şu an burada yaşamayan Malakanlar’ın barışsever, mükemmel topluluk olarak sunumlarına bakmadan evvel, buradaki yaşamları sırasındaki ötekileştirilmişliklerini aktardı. Rusların gözündeki Malakanların, Müslümanların Alevilikle ilgili fikirlerle benzeştiğini ifade eden Süvari, Malakanların içinde bulunduğu koşulların etkisiyle göçtüklerini anlatıyor.

İlk kez tanışacaklar için; nasıl tanırız onları, onlar içinde kendimizi nasıl tanımlarız?

Malakanların ayırt edici diğer bazı özellikleri: İktidar ilişkileri, iktidarla bağlantılı olan militarist pratik ve simgeler, sermaye birikimi dinlerince günah sayılmaktadır. İnançlarında ruhban sınıfının olmayışı tam da bu nedenledir. Malakan ayinleri cemaat içerisinde sevilen ve dini bilgisi olan herhangi bir erkek Malakan tarafından yönlendirilmektedir. Öte yandan askerlik faaliyeti, üniforma giymek, silah kullanmak hatta taşımak, şiddet uygulamak da dinlerince yasaklanmıştır. Malakanlar aynı zamanda ortaklaşmacı bir yaşam biçimine sahiptirler ve bu yaşam biçimi inançları tarafından da kutsanmaktadır. İvanovka’daki kolhoz sistemi[1]nin hala sürdürülmesinde inançlarında yer alan ortaklaşmacılığın çok önemli bir rol oynadığını düşünmekteyim. Ancak tüm bunlara rağmen Malakanları iç çelişkilerden arınmış sınıfsız ve kendi içlerinde nihai mutluluğu yakalamış bir toplum olarak sunmak elbette gerçekçi olmayacaktır. Alan araştırması yaptığım köyde erkekler askere gitmekteydi, hatta İkinci Dünya, Afganistan ve Karabağ savaşlarına katılmış Malakanlar devletçe kendilerine verilmiş madalyaları büyük bir gururla taşımaktaydılar. Dahası köydeki Malakan mezarlığında yer alan çoğu mezar taşında üniformalı ve madalyalı asker resimlerinin işlendiği mezar taşlarının çokluğu dikkat çekiciydi.

 

Dindar bir Malakan

Malakanları nasıl tanırız sorusunun cevabını Malakanların Kars ile, dolayısıyla Türkiye ile olan bağlantısını iki döneme ayırarak ancak verebiliriz. Bunlardan ilki Malakanların henüz Kars’ta yaşadıkları dönem, ikincisi Malakanların Türkiye’yi tamamen terk ettikten sonraki dönem.

Malakanlar henüz Türkiye’de yaşıyorken yapılmış çalışmalar dikkate alındığında şimdinin “mükemmel topluluğu” o zamanlar “komünist ajanları” olarak günah keçisi yapılmışlardı.

İlk dönemde Malakanlarla ilgili yaygın algı, “dış güçlerin maşası” (Sovyet/komünist ajanları) ve devlet tarafından kendilerine sunulan hoşgörü ve her türlü imkâna rağmen içlerine kapanıp entegre olmamakta direnen tehlikeli ötekilerdir. İkinci dönemin yaygın algısında ise, Malakanlar tüm insanlığı kurtaracak bir dünya görüşüne sahip yüce ve erdemli insanlar olarak hayal edilmektedirler. Bu durumun Malakanların artık Türkiye için bir tehdit olamayacağı düşüncesiyle yakından ilgisinin olduğunu düşünmekteyim. Oysa, her iki uç düşüncedeki iddiaların aksine, etnik bir grup olarak Malakanlar da, dünyadaki diğer insanlar/gruplar gibi yeni koşullara göre uyarlanan/değişen, durumsal ve bağlamsal olarak hem ilişkide bulundukları toplumlar; dinler ve iktidarlar karşısında etkilenerek ya da çatışarak, hem de kendi içlerindeki sosyal ve ekonomik çelişkiler nedeniyle dinamik ve sürekli inşa halinde bir kimliğe sahiptirler.

Bir zamanlar günah keçisi iken şimdi barışçı mükemmel topluluk, yok oldukça kıymetlenmeleri konusunda. Başka hangi topluluklar var bu konumda? Popüler kültür içinde eritiliyor gibi geldi bana da…

 

İvanovkalı teyzenin evinde kahvaltı

Gidenler artık sorun çıkartanlar olarak görülmediğinden sizin de ifade ettiğiniz gibi popüler kültürün tüketime sunabileceği bir metaya dönüştürülmektedir. Aslında bu genel olarak devletin ve baskın grubun “öteki” algısıyla ilgili bir tavır, daha doğrusu ikiyüzlülük. Zira “öteki” uzakta olduğunda dost olan ve hoş görülen; yakında olduğunda ise kaygı ve rahatsızlık veren biri olarak algılanmaktadır. Nitekim Türkiye’nin, devlet erkânınca dost ülke listesinde adı en sık tekrarlanan Pakistan, Japonya, Hindistan ve Afganistan’la sınır komşusu olmaması oldukça manidardır. Oysa Yunanistan, Bulgaristan, Ermenistan, Gürcistan, Irak, Suriye ve İran gibi komşu ülkeler zaman zaman dost ülkeler olarak anılsa da, çoğunlukla sorun çıkaran ve tarihsel “kin ve hevesleri” olan ülkeler listesinde yer almaktadırlar. Bu algıdan hareketle Malakanlar artık komşumuz olmadığına göre dost olabilirler.

Öte yandan gidenlerle ilgili söylenen güzel sözler hem onların artık bir tehdit olmamasıyla ilgili bir ruh halinin yansıması, hem de kalanlara yani hala yaşamakta olan ötekilere duyulan nefretin ve küçümsemenin bir ifadesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira gidenlerle ilgili olarak söylenen “barışseverlerdi”, “çalışkanlardı”, “temizlerdi” vb gibi görece olumlu sözlerle aslında dolaylı yoldan kalan ötekilere siz “kavgacısınız”, ”tembelsiniz”, “kirlisiniz” denmek istenmektedir.

Malakanizm hangi koşullarda oluşmuştur?

Yaşayış biçimlerine göre; dinlerini kendi kültür ilişkileriyle yarattıklarını görebiliyoruz değil mi?

İvanovka'da bir cenaze töreni

Malakanların, Ortodoks Kilisesi’nden ayrılmalarında hem ekonomik hem de dini gerekçeler birlikte rol oynamıştır. Ağır vergiler, serfliğin geliştirilerek kolektif köylerin dağıtılması vb “ekonomik gerekçe”ler iken; Rus Ortodoks Kilisesi’nin düşüncelerinin ve ritüellerinin Yunan Ortodoks Kilisesi’ne göre yeniden düzenlenmesi, dinlerinin emrettiği “Hıristiyan kardeşliği” ilkesinin yaşatılmasına uygun olan cemaat sisteminin dağıtılması vb de “dinsel gerekçe”lerdir. Dolayısıyla yaşam biçimi ve inanç arasında diyalektik bir ilişki var. Rus köylülüğünde hem Hıristiyanlık öncesi hem Hıristiyan olduktan sonra kolektif bir yaşam tarzının egemen olduğunu görmekteyiz. Hıristiyanlık öncesi var olan kolektif yaşam biçimi yeni dinle beraber “Hıristiyan kardeşliği” ilkesiyle yaşatılmaya devam etmiştir. Ancak XVI. Yüzyıldan itibaren başlayan Batılılaştırma projesi Rus köylüsünün dinsel inançları ve ekonomik uğraşılarını da içeren yaşam tarzına bir müdahaleydi. Zira Batılılaştırılma hareketiyle değiştirilen sadece dini kurum ve pratikler değildi; aynı zamanda Rus köylüsünün cemaat dayanışmasına dayalı üretim biçimi de alt üst edilmişti. Bu durum başlangıçta Rus köylüsünün simgesel olarak Çarlıktan ziyade, resmi kiliseyle giriştikleri ve eski defterlerin de açıldığı bir hesaplaşmaya yol açmıştır. Tüm bunlara bağlı olarak ortaya çıkan toplumsal direncin halk dini ideolojisi ile desteklenmesi, Rus köylüsü ve çarlık -ve çarlığın kutsayıcısı Ortodoks Kilisesi- arasındaki uçurumu daha da derinleştirmiştir. Ortaya çıkan pek çok hareket içerisinde Malakanizm işte tam da bu kolektif yaşam biçimine uygun olarak inşa edilmiş bir inanç olmuştur.

Malakanlar inançlarını nasıl yaşadılar?

Dindar bir Malakanla yaptığımız görüşmeden

Ortaya çıktıkları zamanın aksine, dinlerini gizli yaşayan bir topluluk ve dinleri için de bir “sır” dinidir demek doğru olmaz. Zira Malakan inancı her ne kadar heretik bir inanç olarak değerlendirilse de çoğu heretik inançtan farklı olarak gizemci ve mistik özellikler taşımamaktadır. Her şeyden önce Eski Ahit’ten esinlenerek yazılmış kitapları bulunmaktadır. İbadetlerini dünyanın neresinde olursa olsun gizlenmeden yapmaktadırlar. Yine ibadetlerini Sabranya olarak adlandırdıkları kiliselerde gerçekleştirmektedirler. Bununla beraber Malakan inancını Ortodoks inançtan ayıran pek çok farklı özellik bulunmaktadır. Söz gelimi Malakanlarda ruhban sınıfı yoktur. Kiliselerinde İsa’nın ve Meryem’in temsilleri olan ikonalar, haç, kutsal öykülerin resmedildiği freskler gibi Ortodoks inancında gördüğümüz simgelere yer verilmemektedir. Malakan sabranyaları oldukça sadedir. Elbette ayin biçimleri, ayinlerde okunan dua ve ilahiler de kendilerine özgüdür.

Kitaplarına Rusça “Biblo” diyorlar. Çoğunlukla Eski Ahit temel alınarak hazırlanmış bir kitap. Malakan Biblosu’nda Yeni Ahitle ilgili bölümler çıkarılmış. Eski Ahit’in etkisi inançlarındaki kimi tabu ve pratiklerde de görülebilmektedir. Söz gelimi sünnet geleneği, Alkolün ve domuz etinin tabu sayılması vb gibi.

Sohbetlerinizde, törenlerde yaşadıklarınızdan aktarır mısınız, deneyimlerinizi? Neler hissettiniz?

Dinleri sır dini olmamakla beraber ayinlerine cemaatten olmayanları kabul etmemektedirler. Beni de kendi aralarında uzunca bir süre konuştuktan sonra almaya karar verdiler. Ancak görüntü almamı istemediler, sadece ilahilerini kaydedebileceğim ses kayıt cihazına izin verdiler. Cemaat dışından çok az insanın şahit olduğu bir Malakan ayinini izlemek gerçekten benim için özel bir deneyim olmuştur.

Geleneksel Malakan erkek ve kadın kıyafetleri- artık sadece köyün müzesinde sergileniyor

Alan araştırması yapmak niyetiyle 2007 yılında Kars’ın Arpaçay ilçesine de gittim. Zira yakın çevremden duyduğum ve kimi yazılı kaynaklardan okuduğum kadarıyla Arpaçay’da hala birkaç aileden oluşan bir Malakan grubunun yaşamakta olduğuna dair malumatım vardı. Ancak niyetimin aksine, Arpaçay’da yöre insanı tarafından Malakan olarak adlandırılan küçük bir grubun önderiyle ancak mülakat şeklinde bir görüşme gerçekleştirebildim. Söz konusu mülakatın gerçekleşmesi de oldukça sıkıntılı olmuştur. Zira mülakat sırasında Baptist olduklarını söyleyen grubun lideri, daha evvel de kendileriyle görüşmeler yapıldığını ve her seferinde “başlarının derde girdiğini” ifade etmiştir. Özellikle haklarında basında çıkan haber ve yazılar sonrasında kaymakamlığa çağrılıp azarlandığını ve kendisinin bu durum karşısında “yerin dibine girdiğini” söylemiştir.

Arpaçay’da gerçekleştirdiğim bu mülakatın dışında söz konusu Baptist grupla bir daha görüşmedim. Bunun da etkisiyle ilçede kaldığım sürede hem Baptist grup hakkında hem de Arpaçay’dan göç etmiş Malakanlar hakkında yöre insanının anlattıklarına/anılarına odaklandım. Sözlü tarih yöntemiyle elde ettiğim verilerle, Karslıların zihnindeki Malakan algısını anlamaya çalıştım.

Baptist grup neden kaçınıyordu, sizce? Malakan olarak adledilmekten mi yoksa başka bir şey mi? Genel olarak diyebiliriz -konuşmak insanın başını derde sokar-; bu gruplar için ilgi arttıkça onların aleyhine mi oluyor dersiniz?

Balık tutan İvanovkalı çocuk

Aslında orda kaçındıkları şey çoğunluk baskısıydı. Zira azınlık bile değilsiniz. Toplam nüfusları yirmiyi bile bulmayan çok küçük bir grup, kabul edilmiş hiçbir statüleri yok. Hepsi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı o kadar. Ne ibadet edebilecekleri bir kiliseleri ne de ölülerini gömecekleri bir mezarlıkları var. Eski Malakan mezarlığını kullanıyorlarmış ancak söz konusu alan belediye tarafından yerleşim yeri olarak projelendirilmişti, dolayısıyla gömü izini alamıyorlardı. Tüm bunlara rağmen Arpaçay’da hayata tutunmaya çalışıyorlar. Böyle bir ortamda haklarında yapılan her haber ve yazıdan sonra dinsel ve etnik kimlikleri tekrar tekrar deşifre oluyor. Bu da kaçınılmaz olarak kendilerini rahatsız ve tedirgin ediyor. Yöre insanının onları Malakan olarak adlandırmasına da aynı gerekçeyle sessiz kalıyorlar. Düşünsenize “hayır biz Malakan değil Baptistiz” deseler bu sefer sürekli olarak o kimlik hakkında sorulara ve dışlayıcı tavırlara maruz kalacaklar. En azından Malakan kimliği hakkında genel bir malumat var ve kimseye izahat vermek zorunda kalmıyorlar. Yoksa Malakan olarak adlandırılmak inançları açısından yaralayıcı bir durum. Yaşadıkları çelişkiyi anlamak adına şöyle bir benzetme yapalım, Sünni Müslüman bir grubu Alevi olarak tanımlıyorsunuz ya da tam tersini yapıyorsunuz. Muhatapları bu durumu “küfür” olarak kabul eder değil mi?

Rusların bakış açısı nasıl peki?

Rusların Malakanlar hakkındaki düşüncesine gelirsek, elbette homojen bir düşünceden bahsedemeyiz. Ama genel olarak iki eğilim öne çıkmaktadır. İlki, tarihsel olarak süren, özellikle Ortodoks Kilisesi’ne bağlı dindar Rusların bakış açısıdır ki, bunlara göre Malakanlar kiliseyi terk eden sapkınlardır. İkincisi ise bizdeki ulusalcıları andıran seküler eğilimli Rus milliyetçilerinin bakış açısıdır. Onlara göre de Malakan inancı eski Rus dininin devamıdır. Ne kadar tanıdık değil mi? Tıpkı bizdeki Alevilik tartışmalarına benziyor.

Malakanlar ne zaman göç ettiler, şimdi neredeler? Kars’ta başka hangi topluluklar var?

kolhozun ahırlarından birisi

Günümüzde büyük bir çoğunluğu Rusya’da olmak üzere ABD, Kanada, Meksika, Brezilya, Arjantin, İsrail, Ermenistan, Azerbaycan gibi pek çok ülkede yaşamaktadırlar. Gürcistan, Türkiye, ve bazı Orta Asya ülkelerinde de yakın zamanlara kadar önemli bir Malakan nüfusu bulunmaktayken, yaşadıkları sorunlar nedeniyle bahsi geçen ülkeleri terk etmişlerdir. Nitekim Gürcistan’daki Malakanlar Rusya Gürcistan savaşından sonra ülkeden çıkarılmışlardır.

Not: Ceyhan Süvari ile Ezidiler kitabını konuşmaya devam edeceğiz.

 

Söyleşi: Büşra Akman

Editör: Savaş Çömlek

(Yeşil Gazete)


[1] Kolhoz, Sovyetler Birliği zamanında kurulan kolektif çiftliklerin genel adıdır. İvanovka’daki kolhozun dışındaki diğer tüm kolhozlar Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra dağıtılmışlardır. İvanovka kolhozu 1953’te, kendisi de bir Malakan olan Nikolai Nikitin öncülüğünde kurulmuştur. Köydeki tüm üretim araçları kolhoza aittir. Kolhozun çeşitli birimlerinde çalışan İvanovkalılar hem emekleri karşılığında ücret, hem de kolhozda elde edilen ürünlerden yine emekleri ve hanedeki birey sayısı dikkate alınarak verilen yiyecek ve diğer ihtiyaç maddelerinden almaktadırlar.

Kategori: Uncategorized