Kültür-SanatManşet

İlhami Algör’ün “Albayım Beni Nezahat ile Evlendir” romanı Tiyatro sahnesinde

Şule Ateş

Gazetemizde bir süredir Tiyatro yazılarını paylaştığımız Tiyatro Tek Ağaç’dan Murat Akdağ, 3 Mayıs’ta (Önümüzdeki Salı günü) başlayacak 20. İstanbul Tiyatro Festivali’nde oyunları sahnelenecek Tiyatro emekçileri, oyuncuları ve yönetmenleri ile röportajlar yaptı.

Akdağ’ın röportajlarını festival öncesi ve sırasında sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz. Kendisinin de bu röportajın önsözünde belirttiği gibi, “Tüm tiyatro insanlarımıza iyi icralar, iyi icralara da bol alkışlar dileriz

Röportaj serisini okumak için tıklayınız

***

Mit’ini arayan Kahramanın El Kitabı

İlhami Algör‘ün “Albayım Beni Nezahat ile Evlendir” romanı Tiyatro sahnesinde

Ben her bahar festival beklerim. Öncelikle film festivali. Ardından, çift numaralı yıl dönümlerinde tiyatro festivali, tek numaralı yıl dönümlerinde İstanbul bienali. Sonra müzik festivali, sonra caz festivali, sonra film ekimi ve tasarım bienali…

Tamamı İKSV’nin organizasyonu olan festivaller ve bienaller bizlere kent yaşamının tüm olumsuzluklarını unutturan donatılar olurlar. Önümüzdeki ay 3 – 28 Mayıs arası yine İKSV organizasyonu olarak 20. İstanbul Tiyatro Festivali yapılacak ve yurtdışından 9, Türkiye’den 23 oyun, dans ve performanstan oluşan 90’a yakın gösterim sunacak.

Ben de festivale katılan tiyatro grupları ile söyleşiler yaparak festivali takip ediyor olacağım. Bu söyleşilerden ilkini, İlhami Algör’ün “ALBAYIM BENİ NEZAHAT İLE EVLENDİR” adlı romanını “KAHRAMANIN EL KİTABI” adı ile sahneye uyarlayan ve yöneten Şule Ateş ile yapıyorum. Tüm tiyatro insanlarımıza iyi icralar, iyi icralara da bol alkışlar dilerim… – Murat Akdağ

Murat Akdağ : Bence çok önemli bir romanı sahne gösterisine dönüştürüyorsun ama ben sana önce, bu sene 20. kez düzenlenen tiyatro festivali ile ilgili düşüncelerini sormak istiyorum. Neler söylemek istersin?

Şule Ateş

Şule Ateş

Şule Ateş: Bu benim, festivale ilk oyun yapışım. Daha öce, 2005 yılında başvurmuştum ama o sene olmamıştı. Bu sene festivale oyun yaptığım için mutluyum. Çünkü festival, 19. yani bir öncekinde başlayarak, daha fazla bağımsız oyuna prodüksiyon desteği vermeye başladı.

Benim oyunum İKSV ve Talimhane Tiyatrosu’nun ortak yapımı olarak üretiliyor. Festivalin böyle bir dönemde, devletin muhalif özel tiyatrolara verdiği desteği de kestiği günlerde, bağımsız tiyatrolara prodüksiyon desteği vermesi, önemli bir boşluğu dolduruyor.

Ben bu uyarlamayı 2007 yılında yaptım ve sahnelemek için, bütçe desteği ile doğru oyuncuyu bekledim. Bütçe desteği önemli idi. Çünkü oyunu çizgi ve grafik animasyon kullanarak sahnelemek istiyordum. İşin içine animasyon girince o işin maliyeti hayli yükseliyor. Festivalin ve Talimhane Tiyatro’sunun ortak yapımcı olmasının yanı sıra bir de, festivale yapılan işlere verilen özverili destek var tabi… Farklı dallardan sanat insanı, bir İKSV üretimi olan işe gönüllü destek verebiliyor. Bu da festivalin bir diğer katkısı aslında… İkincikat Tiyatro ve SALT Galata da prova mekânı desteği verdiler mesela

M.A. : Harika. Senin yaptığın çalışma bir edebiyat uyarlaması. Edebi metinlerin tiyatroya uyarlanması ile ilgili ne düşünüyorsun?

Ş.A. : Açıkçası ben çok seviyorum. Daha önce de Murathan Mungan’ın Kasım ile Nasır öyküsünden ve TS Eliot’un şiirlerinden yaptığım uyarlamaları (Vakit Tamam Beyler) sahnelemiştim.

71

Elimde, henüz sahnelemediğim başka uyarlamalar da var. Hatta ben, henüz hiç hazır dramatik bir metinle çalışmadım. Şimdilik, tercih etmiyorum.

M.A. : Tevhit vardı, önceki çalışmalarından…

Ş.A. : O zaten videolar, şarkılar, şarkı sözleri, 3d animasyon, alevi felsefesi üzerine yapılmış bir takım röportajlar kullanılarak yazılmış bir iş oldu. Hatta ondan daha önce yaptığım “Uzun Yol” çalışmasında da çingene efsaneleri, belgesel, danslar gibi farklı şeylerle yine bir sahne metni yazmıştım. Onlar, araştırmaya yönelik oyunlar oldu. Yaptığım tüm çalışmalarda metni, bir şekilde kendim oluşturmayı tercih ediyorum.

M. A. : Bu tür bir çalışma yöntemi seçmenin nedeni nedir?

Ş.A. : Daha yaratıcı hissediyorum kendimi. Bir de, bu tür çalışmalar, daha farklı bir dil geliştirmeye imkan veriyor. Belli dramatik kalıpların içine sıkışmamış oluyorum. Bir alıştırma, geliştirme, oluşturma alanında çalışmış oluyorum…

M.A. : Peki bir İlhami Algör romanı üzerine çalışmak fikri nasıl oluştu?

Ş.A. : İlhami Algör benim kuzenim.

Romanı daha ilk çıktığı günlerde okudum ve okur okumaz çok sevdim. Hemen sahnede görmek istedim. İlhami’den izin aldım. Sahne uyarlaması için çalışmaya başladım.

Metin çalışmasını 2007 de bitirdim hatta bir takım sahneleme denemeleri de yaptım ama hiçbiri gerçekleşmedi. Herhalde Deniz Celiloğlu’nu bekliyormuş bu metin. Şu anda bunu hissediyorum.

Deniz Celiloğlu

Deniz Celiloğlu

M.A. : Senin oyunlarında daha çok kadın dünyası ile ilgili anlama anlatma çabası var. “KAHRAMANIN EL KİTABI” erkek dünyası ile ilgili bir iş. Erkeklerin dünyasından doğru bir hikâye anlatmak ne yaşatıyor sana?

Ş.A. :Aslında, erkek dünyası daha çok ilgimi çekiyor diyebilirim, fakat kadınlarla çalışmak daha kolay. Yani bu güne kadar böyle düşünüyordum.

İlhami benim kuzenim ve onu çocukluğumdan beri tanıyorum. Belki bu tanıklık dolayısı ile İlhami’nin anlattığı erkek karaktere epeyce aşinayım.

İlhami’den bağımsız olarak da romandaki karakter bizim kuşağımız için çok tanıdık. Bizim kuşağımızda, bir Sadri Alışık filmleri duyarlılığı vardır. Ezilmiş, hayat karşısında başarısız olmuş ama aslında kime göre başarısız ya da neye göre başarısız tabi…? Modern dünyanın dayattığı kalıplara göre başarısız…

Aslında gerçek insan! Hayattan zevk alan, zevk aldıklarının peşinden giden, duyarlı ve duygulu, iyi kalpli, hayalperest bu insan, aslında ‘gerçek’ insana çok daha yakın bir yerde fakat modern dünya karşısında ne yapacağını bilemiyor.

Deniz ile çalışırken de, Sadri Alışık filmlerini temel aldık. Turist Ömer tiplemesine falan baktık

M.A : Deniz Celiloğlu için “uyarlama Deniz’i bekliyormuş” diyorsun. Herhalde prova dönemi çok verimli geçiyor?

58

Ş.A. : Deniz gerçekten çok yaratıcı ve yumuşak bir oyuncu. Oynaması çok zor bir metni oynuyor.

Bu bir roman uyarlaması ve her cümlenin içinde birden fazla ‘hal’ var. Sürekli halden hale geçmek gerekiyor ve Deniz bunu çok iyi beceriyor.

M.A. : İcra kısmı merak uyandırıyor. Gelelim Biçime. Romanı sahneye taşırken kullandığın biçim de pek alışık olduğumuz bir biçim değil galiba…

Ş.A. : Aslında bildiğimiz bir şey, hikâye anlatıcılığı… Yani Deniz Celiloğlu, bir hikâye anlatıcısı burada.

Eskiden hikâye anlatıcıları, ‘kassas’lar, hikâyelerini anlatırken, arkalarında büyük boy resimli kitaplar olurmuş. Resimler, hikâyenin geçtiği mekânları resmedermiş. Mekân değiştikçe, anlatıcı, defterin sayfalarını çevirirmiş…

Ben, bu görselliğin yerine bu gün ne koyabilirim diye düşündüm. Metnin ruhuna en uygunu animasyondu… Çizgi ve grafik animasyon kullanıyorum. Ekmel Ertan ve inStu’nun dijital daramaturjisi ile teknoloji üzerinden bir görsellik oluşturuyoruz. Bir de Yüksel Aymaz’ın ışık tasarımı var tabi…

M.A.: İlhami Algör’ün üç kitabı “FAKAT MÜZEYYEN BU DERİN BİR TUTKU, İKİRCİKLİ BİRİCİK, ALBAYIM BENİ NEZAHATLE’LE EVLENDİR” birbirinin devamı üç roman gibi. Sen sadece “ALBAYIM BENİ NEZAHAT’LE EVLENDİR”‘den yola çıkarak çalışıyorsun değil mi?

Ş.A : Ağırlıklı olarak evet ama Müzeyyen’den de aldığım bir kaç bölüm var.

Yani Müzeyyen ile başlıyor ve Nezahat ile devam ediyor bendeki hikâye…

M.A : Romanda senin algı da seçtiğin ve öne çıkarmaya çalıştığın şey nedir?

Ş.A. : Romandaki erkeğin, kahraman olma arzusuna yoğunlaştım.

56

Kahraman olmak isteyen bir erkek, kahramanı olacağı hikâyeyi aramak için yola çıkıyor, yolda çeşitli yerlere uğruyor, birileriyle karşılaşıyor. Oyun, bir çeşit, ‘Kahramanın Yolculuğu…’ Kendi “mit”ini arama hikâyesi

Rollo May, ‘Modern insanın en büyük acısı, mitlerini kaybetmiş olmasıdır’, der. Modern çağın “mit”lerden arınmış bir döneminde, “mit”ini kaybetmiş insanlar olarak dolaşıyoruz. Bir türlü dolduramadığımız bir boşluk ve anlamsızlık içindeyiz. Bence, romandaki erkek de, kendi kişisel “mit”i için bir hikâye arıyor.

Hepimiz, romandaki kahraman gibi kendi kişisel mitlerimizi oluşturmak için çaba harcıyoruz aslında. Vazgeçtiğimiz noktada yok oluyoruz.

M.A : Bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederim Şule. Son olarak oyunun gösterim tarihlerini de sorabilir miyim?

Ş.A : Tabi… 15 Mayıs -18:30’da, 16 ve 17 Mayıs – 20:30 da Şişli Talimhane Sahnesi‘nde oynuyoruz.

 

72-Murat-Akdağ

 

Röportaj: Murat Akdağ

(Yeşil Gazete)

Kategori: Kültür-Sanat