Hafta SonuHaftasonuManşet

Gravga’dan Gazaros adında bir adam geçti- Hasan Gezer

Geçen ay 20 Nisan’da, İstanbul’da bir buluşma gerçekleşti. Mersin- Mut kökenli insanlar her yıl olduğu gibi bu yıl da İstanbul’da bir araya geldiler. Balmumcu Jandarma Ordu Evi salonunda kalabalık bir katılımla gerçekleşen toplantıda Mutlular Kültür ve Dayanışma Derneği’ne katkıda bulunanlara onur belgeleri verildi. Mut Belediyesi Halk Oyunları ekibinin yöresel oyunlardan örnekler sergilediği buluşmada müzik de vardı, muhabbet te. Sarkis ustanın çocukları Gazaros ve Ohannes de gecenin davetlileri arasındaydılar. Buluşmaya onları temsilen katıldım.

Gazaros Çerkezyan’ın 1920’lerde Gravga Köyüne yaptırdığı ve bugün hala kullanılan bir ocağın çerçevelenmiş fotoğrafını da Gazaros ve Ohannes’e vermek üzere Hasan Gezer’den teslim aldım.

Bu buluşma öncesinde derneğin yayın organı Mutlu Azınlık’ta Sarkis ustanın babası Gazaros Çerkezyan’ın, 1920’li yıllarda Mersin- Mut’tan arkadaşı olan Abdullah beyin çocuklarının tanıklığından yola çıkarak dernek başkanı Hasan Gezer’in kaleme aldığı bir yazı yayımlandı. Yaklaşık 100 yıl sonra iki Anadolu insanının, anılarda bugün de tazeliğini koruyan dostluklarının kısa bir hikâyesi, daha doğrusu bir karşılaşmanın hikâyesini anlatan bir yazıydı.

Sarkis usta ve Ohannes 2003’te Sartavul’da Abdullah Beğ’in yakınlarıyla 

Ustanın Ağustos 2009’daki cenazesine de Mut’tan, Gravga’dan da gelenler olmuştu, hatırlıyorum. Gazaros Çerkezyan da, Abdullah beğ de, Sarkis Usta da bugün hayatta değiller ama ne güzel ki geride kalanlar 100 yıl sonra hala onların anılarını yaşatıyorlar.

Sizleri Hasan Gezer’in yazısıyla baş başa bırakıyorum.

Ercüment Gürçay

***

Tren Ereğli’ye vardığında Mersin’den gelecek trenden katarlarını alıp devam edecekti. Ha beni sorarsanız, ben de bedelli olarak askere müracaat ettim, alındım, şans yok ki bende bir yazı gelir derki, “Bedelli askerlik kalktı herkes tam yapacak” Karaman’a teslim oldum, ordonata; ben o civarlı olunca ve yeni alfabeyle Türkçe olarak okuma yazmayı (ilk öğrenenlerdendim) bilince karargâhın ihtiyaçlarını görürdüm. Trenden indim, gardan bir soruşturdum, Mersin’den gelecek tren ancak yarın gelir dediler. Ne yapayım diye düşünürken aklıma Gazaros Efendi geldi; yavaşça Ereğli istasyonundan şehrin içine doğru yürümeye başladım, karşıdan gelen birine sordum:

“Selamünaleyküm hemşerim”

“Aleykümselam selam asker ağa”

“Ya burada Gazaroslar otururdu, onları ararım”

“Ha şu ilerde dere boyuna çıkarsın orada kime sorarsan gösterir”

Yavaşça aşağıya doğru yürümeye başladım; sora sora ilerledim, nihayet evi gösterdiler; penceresinden ışık huzmesi süzülen evin kapısını çaldım.

“Kim o?”

“Ben Gravga’dan Abdullah.”

“Kimmiş?” diye içeriden boğuk bir ses geldi.

“Gravga’dan Abdullah’mış”  dedi.

“Çabuk içeri al, gelsin” dedi. Ben de içeri girdim, kapıya geldi.

      Gazaros Çerkezyan (1873-1942) 

“Abdullah hoş geldin” dedi, sarıldı boynuma, sesi sanki hiç çıkmaz olmuştu, muhakkak ki ağlıyordu. Gazaros Efendi ile içeri geçtik. Gerçekten bir şeyin farkına vardım: gözleri sanki ışıl ışıl yanmaya başladı.

“Abdullah nerden böyle” diyebildi.

                Abdullah Beğ 

“Karaman’daki ordonat birliğinin Bursa’ya, Çekirge’ye nakli çıktı; Askeri sevkiyat yapıyorduk. Mersinden gelecek katarları beklerken seni bi arayayım hal hatır edeyim dedim; Gazaros Efendi nasılsın, iyi misin?

“Sağ olasın Abdullah, nasıl olalım işte, ölmedik sürünüyoruz buralarda; sen nasılsın Gravga’dan, köyden ne haber, köydekiler nasıllar?”

“Çok şükür iyiler; geçen Sertavul’da karargâh için Ardıç ağacı kestirirdim, köyden gelenler oldu sordum, yaramaz bir durum yokmuş.”

“Ya Abdullah sen gerçekten büyüksün, bizi sevindirdin”

Bu arada benim geldiğimi duyan akrabaları komşuları eve akın akın gelmeye başladı, Gravga’dan Abdullah Efendi gelmiş diye.

Sanki herkes beni tanıyordu;  herkesin yüzünde dostça bir gülüş vardı, sevgi vardı, sebebini anladım: Sevdaları Gravga’ydı.

                     Sunullah (Hacı) Beğ

“Abdullah biliyor musun bende Gravga’ya mektup yazardım, bak şu tesadüfe” dedi bana mektubu uzattı.

Başladım okumaya:

“Değerli dostum Hacıbey Efendiye, selam bakidir” diye başladığı mektubunda hal hatır ettikten sonra köydekileri sormaya başlamış. Abid’in Abdullah demiş kapıyı çalmışım, sabaha kadar bana Gravga’yı sordu.

“Yahya Beğ (Deli Beğ) nasıl? Gözünüz gibi bakın ona, özel biri O.  Abdullah, Gravga gözümde tütüyor; sağlığım elvermiyor nasıl gideyim ki! Ama seni gördüm hasretim biraz dindi, sanki Gravga’yı gördüm. O seyilin sıcağında Gravga da olsam da kana kana suyundan içsem; en güzeli Cibi’den Dorla’ya hızlı varırdık; Dorla’dan dönüşte de zor geçerdik… Cibi’nin poyrazını dahi özledim, insanoğlu anlıyor ama iş işten geçince.” diye hayıflandı.

“Gazaros Efendi, dur bakalım yaa! Daha ne geçti sen iyileşmeye bak yine gider gezersin”

            Arusyak Çerkezyan 

Laf lafı kovaladı Gazaros Efendi dedi ki bana:

“Bir tek şeye üzülüyorum; ben pişman değilim, çünkü ben istedim Arusyak Hanım istemedi. Gel Gravga’da şu güzel insanların içinde kalalım. Nerdeeee… Beni pişman etti dediğime, olmaz dedi ve bir daha da lafını ettirmedi. Bana ne koyuyor esas biliyon mu Abdullah bu kadar iyi arkadaşlarım var, en önemlilerinden biri de sizler, Gravga’daki dostlarım; Allah bin kere hepinizden razı olsun,  bak ne oldu anlatayım; Aziz Beğ ile yukarı Sakızalanı, Dorla, Bozdoğan tarafından mal almaya gittik” dedi anlattı…

***

Gravga’dan iki at Esen Köy tarafına hızla uzaklaşmaya başladı, Cönger Tarlası tarafından kayboldular… Cibi’ye nefes nefese çıkmıştı atlar; atlardan inip atlara torbalarını taktılar. Atlılar Aziz Beğ ve Gazaros idi. Gazaros’un, En çok sevdiği yerlerden biride Cibi’ydi, oranın rüzgârına hastaydı; ılgıt ılgıt eser, sanki seyilden çıkanları serinletmek için eserdi; İnsan hiç üşümezdi Cibi’nin rüzgârında, Topgediği’ne çıktınca sanki çölde fırtınada yol almak gibiydi.

                                    Aziz Beğ 

Gazaros Efendi ve Aziz Beğ bir taşın dibine güneşe oturdular, püfür püfür yel esiyordu

“Aziz Beğ, inan cennetteyiz sanki şu havaya bak, esen yele bak insan burada yaşadığını anlıyor” dedi Gazaros Efendi.

“Öyle be Gazaros, insanı dinlendiriyor”

“Bu dağlarda iki yeri çok özlüyorum;  biri Sulucain, biride Cibi’nin yeli. Ah ah, Arusyak Hanım’a, gel, şu tertemiz insanlara bak, beni kendilerinden biri gibi karşılıyorlar, evlerinde kardeşleri gibi misafir ediyorlar” deyip iç çekti.

“Gazaros, sen yine de bizim gardaşımızsın, arkadaşımızsın. Hadi hava kararmadan Dorla’ya Köse’nin eve inelim”

Yavaşça atlara binip Topgediği’ne doğru sürdüler atları,

Hava kararırken, Dorla’ya iki atlı hış mış indi; caminin yanından geçip aşağı Köse’nin evine doğru sürdüler atları.

“Köse Efendi, Köse Efendi…” diye seslendi Aziz Beğ ve aşağıdan ses geldi.

“Kimdir o?”

“Biziz Köse, ben Aziz; Misafir kabul eden mi?”

“Ooo beğim buyurun; ”

“Başımın üstünde yeriniz var Beğim; ooo Gazaros Efendi sen de buradasın, hoş geldin”

“Hoş bulduk köse efendi” dedi Gazaros Efendi.

Sabahleyin Köse Efendinin karısı Ayşe Hanım’ın yaptığı bazlamalardan yedikten sonra

“Köse Efendi biz davar alacağız” dedi Gazaros.

“Beğim, Bozdoğan’da Yörük Amet satacakmış dediler, 300 gadar varmış, Sakız’a Tosunulu’ya da bakın” dedi Köse Efendi.

***

İki at Cönger Tarlası’ndan akşamüstü hışa hış geçti Gravga’ya doğru, sanki rüzgârları otları hışırdatıyordu…  Gravga’da güneş batmış, güz solgunu bir hava vardı. Saybaşı’nın güney yamacından yukarı köye doğru yokuşa sardılar. Ve atlılar köy odasının önünde durdu.

Biri Aziz Beğ biri Gazaros Efendi’ydi; atlarından indiler. Zaten köy halkı at seslerine toplanmıştı gelenler kimdir diye.

“Selamınaleyküm!” diye selamladılar ahaliyi.

Bu esnada Aziz Beğ’in babası Yahya Beğ (Deli Beğ) atın etrafında dönerken, arada bir de atın sağrısını okşuyordu, Kiliseli Yahya (eski kilise yıkığının olduğu mahalleye derler):

“Gazaros Efendi hoş geldin, hadi kiliseye gidelim de akşamlayalım” O arada atın etrafında dönen Yahya Beğ (Deli Beğ): “Gazaros!” diye seslendi.

“Beğim söyle!” derken, atın sağrısını okşayarak Deli Beğ:

“Bu atı gaflet basmış, sen durma doğru Karaman’a git, buralarda eğlenme”

Tamam beğim; demeye kalmadan, Kiliseli Yahya Beğ:

“Ya sen dayıma bakma, hadi eve gidelim” dediyse de Gazaros’u durduramadı:

“Ben gideyim Yahya Beğ, benim durmam olmaz şimdi, Yahya Beğ amcanın bir bildiği olmasa bana demezdi” dedikten sonra Aziz beğe dönüp:

“Davarlar sana emanet; bir iki güne gelirler, sen baktırırken ben gelir götürürüm; Hadi galın sağlıcakla” dedikten sonra atına atlayıp Gravga köprüsüne doğru sürdü atını.

Hasan Gezer

Kaynak:  Gravga’dan Abdullah Beğ’in oğlu Bülent Üstündağ.

 

More in Hafta Sonu