Köşe Yazıları

Engin Cezzar’ın, Keşiş Luka olarak yanıtladığı soru: İnsan niye yaşar baba ? – Murat Akdağ

Son günlerde, son aylarda, hatta son yıllarda, herkesçe malum çok zor zamanlar yaşıyoruz.

Bombaların, suikastlerin, katliamların ortasında, dünyanın geleneksel şiddet sarmalı içinde devinen  insanlar, geleneksel olarak acılar çekiliyor. Bu süreçte yaşayan, yaşadığına itiraz olarak deliren insanlar da tanıdım, delirmeyip direnen, yaşama daha sağlam bağlanan insanlar da.

Bu süreçte sık sık akla, “İnsan niye yaşar?” sorusu takılıyor. “İnsan niye yaşar?” bu netameli soruya yüzlerce farklı cevp verilebilir ama önce sorunun farkına varmak lazım.

Ben bu sorunun farkına, 2003 yılının 21 Ocak Salı gününde İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun 2002/2003 tiyatro sezonu yapımı olarak, Mustafa Avkıran rejisi ile, şu an çürümeye terk edilmiş olan AKM’nin şu an çürümeye terk edilmiş olan Aziz Nesin Sahnesi‘nde, yaptığı ilk gösterimde izlediğim, Maksim Gorki’nin kült eseri “Ayak Takımı Arasında” (На дне, Na dne) adlı tiyatro oyunu ile vardım.

Soru çok netti.

“insan neden yaşar baba?” 

Peki bu soruya verilecek cevap çok önemli idi ve sorunun sorulduğu ortam.

Soru, Gorki’nin uluslararası bir başarı ile, sosyalist gerçekçilik estetiği üzerinde yapılandırdığı izbe bir barınağı, Ali Cem Köroğlu’nun, Aziz Nesin Sahnesine iz bırakıcı bir çalışma ile yerleştirdiği, yeraltındaki izbe bir barınakta kaybedenler, diptekiler, hayatının son anlarını yaşayanlar, hırsızlar, düşkünler atasında soruluyordu.

Soru çok kritikti. Esaslı bir cevabı gerektiriyordu. Soruyu, söz konusu izbe barınağa sığınanlardan biri, Satin soruyordu.

Soru, çok acildi ve İstanbul’un orta yerinde, Taksim’de, Aziz Nesin Sahnesi’nin sofitasında, Devlet Tiyatroları’nın şahsına münhasır aktörü Payidar Tüfekçioğlu’nun davudi sesi ile tınlıyordu.

“İnsan niye yaşar baba?”

Sorunun bir Gorki oyununda, oyunun ortalarında sahneye çıkan ve barınaktaki tüm kaybedenlerin yaralarını sarmaya çalışan şifacı bir Keşiş’e, Luka’ya soruluyor olması ve Luka’yı, o ana kadar yaşayan bir efsane olarak gördüğüm Engin Cezzar’ın oynuyor olması durumu daha da özel kılıyordu.

Ayaktakımı Arasında – İstanbul Devlet Tiyatrosu – 2003

Engin Cezzar’ı, tiyatro sanatına alaka duyduğum günlerle paralel olarak ilerleyen günlerde dinlediğim efsane anlatılardan biliyordum.

“Engin Cezzar’ın Hamlet’i” ayrı anlatılır, “Engin Cezzar’ın Keşanlı Ali’si” ayrı anlatılırdı.

Çünkü Engin Cezzar, Danimarka-Elsinore’den, Edirne-Keşan’a uzanan bir yol kurmuştu, Türk tiyatrosuna.

Engin Cezzar’ı sahnede ilk defa Ayaktakımı Arasında’da izliyordum.

Onu gözümde fena halde tanrısallaştırmıştım. Ondan çok kuvvetli, şimşek gibi bir ses… Tüm sahneye ve ekibe hakimiyet kuracak bir iddia, güç bekliyordum sahnede ama sahneye ilk çıktığı andan itibaren bütün algım yıkıldı.

Ulaşılmaz bir tanrı beklerken, kinetik bir insanla karşılaştım.

Engin Cezzar’ın ne kadar sade, ne kadar yumuşak, ne kadar samimi olduğunu gördüğümden tüm ezberim bozuldu.

Oyun ilerledikçe Engin Cezzar’ın oynadığı şifacı keşiş Luka’nın etkisi altına girdim. Engin Cezzar, Luka’yı, seyircisi ile çok önemli bir sırrı paylaşıyormuş, bir sırrı emanet ediyor olmanın hassaslığı ile oynuyordu.

Anlattığı şeylerin taşıyıcısı olacak insanlara hayati bir önem veriyor gibi idi.

Ayaktakımı Arasında – İstanbul Devlet Tiyatrosu – 2003

Onu seyrederken kendimi, anlattığı her şeyi sadece bana anlatıyormuş gibi hissediyorum. Gerçekten de sadece bana anlattığına emin olacaktım ki, bu büyük ustanın, kendisini seyreden her seyirci ile tek tek, ayrı ayrı ilişki kurduğunu fark ettim.

Merdivenlere kadar dolu olan salonda, seyircilerin arasında, Engin Cezzar tarafından öznelleştirildiğimi düşündüğüm sırada duydum o soruya verilen cevabı.

Payidar Tüfekçioğlu, Satin olarak sordu…

“İnsan niye yaşar baba?”

Sorunun cevabını merakla bekliyordum.

Engin Cezzar, önce, sorunun seyircide yaratacağı etkiyi bekledi. Etkiden emin oldu. O sırada, tüm seyirci ile birlikte benim de merakım ve heyecanım tırmanıyordu…

Keşiş Luka olarak Engin Cezzar cevap verdi.

“Bir gün en güzel çocuğun doğacağına inandığı için yaşar evlat!” dedi.

Bu cevap beni çok etkilemişti. Cevabın içeriğindeki umut vurgusu kafamın içinde bir fitili ateşledi..

Üstelik cevap, kendisini sahnede gördüğüm andan beri etkisinde olduğum, tüm bu süreç boyunca etrafımdaki en güvenilir insan olarak gördüğüm Engin Cezzar’ın iyileştirici sesinden sunuluyordu…

“Bir gün en güzel çocuğun doğacağına inandığı için yaşar evlat”!

Oyunu izlediğim gün olan 21 Ocak 2003’ten bu yana tam 14 yıl ve 7 gün geçti ve 28 Ocak 2017’de Engin Cezzar hayatını kaybetti.

Söz konusu soruya Engin Cezar’ın ağzından sahnede verilen cevabı işittiğim andan beri pek çok kez, insanın neden yaşadığı sorusu ile karşılaştığım oldu.

Son yıllarda, patlayan bombaların, suikastlerin, katliamların ortasında bu soru daha da sık çıktı karşıma ama cevap hiç. değişmedi.

Bugün, yaşadığımız her sıkıntı hale rağmen neden yaşadığımız sorusuna verilebilecek en uygun cevabın “bir gün en güzel çocuğun doğacağına inandığı için yaşar” cevabı olduğunu düşünüyorum.

Maksim Gorki’nin kurduğu bu cümleyi bana taşıyan Engin Cezar’ı ebediyete uğurlarken, beni, o harikulade oyunu ile “Bir gün en güzel çocuğun doğacağına inandığı için” kendisine sonsuz teşekkür ediyorum.

Engin Cezzar ve Payidar Tüfekçioğlu

Işıklar, alkışlar içinde uyusun usta.

 

Murat Akdağ