Kültür-SanatManşet

Elif Şafak’ın “Baba ve Piç”’i Talimhane Tiyatrosu’nda

​Baba ve Piç - Talimhane Tiyatrosu - Nurten İnan - Selen Uçer - Nihal Geylan Goldaş

Elif Şafak’ın, ilk basımı 2006 yılında Metis yayınları tarafında yapılan ve çok ciddi tartışmalarla gündem yaratan “Baba ve Piç” adlı romanı, Talimhane Tiyatrosu tarafından, 2016/2017 tiyatro sezonunda, İtalyan tiyatro sanatçısı, Angelo Savelli’nin uyarlaması ile tiyatro oyunu olarak sahneleniyor.

 Baba ve Piç - Talimhane Tiyatrosu - Nurten İnan - Selen Uçer - Nihal Geylan Goldaş


Baba ve Piç – Talimhane Tiyatrosu – Nurten İnan – Selen Uçer – Nihal Geylan Koldaş

İstanbul-San Francisco hattında iç içe geçmiş, doksan yıla dayalı çok yoğun ve zengin öyküleri içeren yapıt, 3 Mart 2015 tarihinde, İtalya’nın Floransa kentinde, Rifredi Tiyatrosu tarafından sahnelenmiş ve İtalyan tiyatro seyircisinin yoğun ilgisi ile karşılanmıştı. Rifredi Tiyatrosu’ndaki bu sahnelemede, Türk tiyatro ve sinema oyuncusu Serra Yılmaz’da İtanlayanca icra ile sahne almıştı.

43

Oyunun, Türkiye prömiyeri, 24 Mayıs 2016 tarihinde 20. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında, Zorlu Performans Sanatları Merkezi- Drama Sahnesi’nde Angelo Savelli’nin uyrlaması, Oya Bacak’ın çevirisi, Anthony Lamble’nin dekor tasarımı, Jenny Beavan giysi tasarımı ve Mehmet Ergen’in rejisi ile Talimhane Tiyatrosu tarafından yapıldı.

Oyunun konusu

Baba ve Piç Afiş

Baba ve Piç Afiş

Eserde 1915 yılında yaşanan olaylar; Türk ve Ermeni kökenli iki aile arasındaki ilişkiler üzerinden iki toplum incelenirken, erkeklerin zamansız öldüğü, geride hep kadınların kaldığı bir sülaleden dört kuşak kadının hikâyesiyle birlikte anlatılıyor.

“Baba ve Piç”i tiyatro oyun metnine uyarlayan Angelo Savelli ile yapılan bir röportaj.

İyi uyarlama “yaratıcıya saygı” tutumundan doğar.

Angelo Savelli

Angelo Savelli

M.Ş.Ç. : “39 Basamak”’tan “Notre-Dame’ın Kamburu”na, gerek seyircilerden gerekse eleştirmenlerden övgü alan pek çok oyun ve müzikalin, edebiyat eserlerinden sahneye uyarlandığını biliyoruz. Bununla birlikte, uyarlamanın zorlukları da her yeni uyarlamayla birlikte gündeme gelir. Sizce “iyi” bir uyarlamanın ayırt edici özellikleri nelerdir?

A.S. :Bir romanın en iyi tiyatro uyarlamasının romana sadık kalarak yapılanı olduğunu söylemek doğal görünebilir. Ama öyle değildir. Romana sadık kalma çoğu kez içinde edilgin bir saygı saklar ve bu edilginlik de vasat oyunlar üretir. Kötü bir oyun bir romandan yapılabilecek en kötü uyarlamadır. Dolayısıyla bir romanın en iyi tiyatro uyarlaması daha çok “iyi tiyatro” üreten uyarlamadır. Şöyle açıklayayım. Bir kez uyarlama işlemi yapıldıktan sonra artık ortada roman yoktur. Tiyatro oyunu vardır; bunun da kendi özerkliği, kendi özyeterliliği, kendi özgül iletişim kapasitesi olması gerekir. Romanı bilmeyen biri tarafından da takdir edilebilir olması ve onda, olabildiğince, gidip romanı okuma arzusu uyandırabilmesi gerekir. “Uyarlama”nın “çeviri” ile aynı şey olmadığını iyi anlamak gerekir, çünkü o sadece yazınsal bir işlem değildir, “kendiliğinden” bir dilden ötekine geçilmez, ama “yaratıcı olarak” bir dilden öteki dile, bir işaretler sisteminden öteki işaretler sistemine geçilir: yazılı olan şey konuşmaya, düşünsel olan şey fiziksele, anlatılan şey temsil edilene dönüşür. Dolayısıyla romanı iyi bilme alçakgönüllülüğüne sahip olmak, onun anlamını, ruhunu, üslubunu anlamak gerekir, sonra her şeyi yıkma ve binayı iyi tiyatronun kurallarına uygun olarak yeniden yapma cesaretine sahip olmak gerekir. Çapraşık olaylar örgüsünü yeniden yaparak öyküyü kurtarmak gerekir; çerçeveyi yeniden çizerek ortamı kurtarmak gerekir; metni parçalamak ve yeniden oluşturmak gerekir ama – burası çok önemlidir – romanda yazılı olandan fazla ya da farklı hiçbir şey yapmadan. İşte iyi bir uyarlama bu “yaratıcı saygı” tutumundan doğar.

M.Ş.Ç. : “Gazap Üzümleri”ni sahneye uyarlayan ilk isim olan Frank Galati, “Uzun yıllar roman türü üzerine araştırma yaptım, dersler verdim ve bir kurmaca eserin içinde gizlenmesi muhtemel oyunu keşfetmenin yollarını bulmaya uğraştım. Her romanın içinde oyun yoktur” der. Siz ne dersiniz, her romanın içinde oyun var mıdır?

A.S. : Eğer tiyatro sadece geleneksel biçimiyle, yani klasik dram ya da burjuva komedisi olarak düşünülürse, o zaman bazı yazınsal yapıtların sahneye taşınmaya uygun olmadığını düşünmek doğaldır. Ancak bugün tiyatro dilinin çok gelişip genişlediğini, dolayısıyla özgün ve yenilikçi yöntemlerle oyunlaştırılabilecek yapıt sayısının arttığını da göz önünde tutmak gerekir. Aklıma Shakespeare’in Bob Wilson tarafından sahneye taşınan “Ozanca Soneler”i, astrofizikçi John Barrow’un Luca Ronconi tarafından gerçekleştirilen “Bilimsel Sonsuzluklar”ı ya da nörolog Olivier Sacks’ın Peter Brook tarafından gerçekleştirilen “Karısını Şapka Sanan Adam” denemesi gibi bazı ünlü örnekler geliyor. Standard iki saatlik oyun süresi de bugün paramparça edilmiş ve Dostoyevski’nin “Ecinniler”ini Peter Stein’ın 12 saati aracılığıyla sahneye taşınmasına olanak sağlamıştır. Benim görüşüme göre bugün en önemli olan şey bir yazınsal yapıtta saklı olan komediyi aramak değildir. Hatta komedi biçimine indirgenmek teatral işlemi yoksullaştırabilir ve onu bir televizyon kurgusuna benzetebilir. Biraz cesaret ve hayal gücü ile her şey sahneye taşınabilir, yeter ki, daha önce de söylediğim gibi, bu işlem tiyatro özgülünün kurallarını iyi bilen tiyatro insanları tarafından yapılsın.

Bu konuyla ilgili olarak, en önemli çağdaş yazarlardan biri olan Eric-Emmanuel Schmitt’in, onun bir yapıtından yaptığım bir uyarlama ile ilgili olarak yaptığı hoş yorumu burada yinelemek isterim “Hoş yalanlamalar var! Angelo Savelli’nin oyunu seni kesin bildiğin şeyler konusunda kuşkuya düşüren o şoklar sınıfına giriyor. Ben, sürekli olarak her ikisini de kullandığım için, dramatik yazı ile yazınsal yazı arasındaki ayrımı iyi bildiğimi sanıyordum. Benim görüşüme göre bazı öyküler sahne için yazılmıştır bazıları da sayfalarda kalmak için. Ama Savelli’nin oyununu Floransa’da izledikten sonra, bu ayrımın sadece bir duvar olmamakla kalmadığını ama tamamen ortadan kaldırılabileceğini fark ettim. Nitekim benim ‘Yağmurlu Güzel Bir Gün’ ve ‘Yabancı’ adlı iki öyküm, küçücük değişiklikler sayesinde, iki tam ve gerçek dramatik monologa dönüşmüş, biri sandığımdan daha komik, öteki algıladığımdan daha trajik olmuş.”

M.Ş.Ç. : Uyarlamanın genelgeçer zorluklarından bağımsız olarak, sizin sahneye aktardığınız eserin, uyarlamayı özellikle zorlaştıran veya kolaylaştıran yanları var mıydı? Nelerdi?

A.S. : Bu genel inanmazlık aslında bu çok güzel romanın bir tiyatro uyarlamasını yapmanın ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Okuyucuların bu olumsuz kanılarını kitabın uzunluğuna, onun tematik karmaşıklığına, kişilerin çok sayıda olmasına ve daha çok da uzun yıllar içerisinde çok çeşitli yerlerde geçmesine dayandırdıklarını sanıyorum. Bütün bunlara rağmen ben, kitabı okur okumaz, onu sahnede gördüm hemen. Kafamda bir şimşek mi çaktı? Bir sevgi gösterisi mi yoksa bir çılgınlık mı oldu? Bilmiyorum. Ama daha önce dile getirdiğim bütün nedenlerle, bu macera bana hiç de olanaksız gibi görünmedi, tersine teatral açıdan çok isteklendirici göründü. Aklıma Garcia Lorca’nın “Bernarda Alba’nın Evi” oyunu geldi ve hemen oyunun merkezini, modern İstanbul’da Kazancı ailesinin, içinde bir “birlikte yaşamak zorunda olan dişi hayvan sürüsü”nün hem kendi ailelerinin hem de kendi uluslarının vicdanı ile görülecek hesabı olan bir arınma töreni yaptığı eski konağı hayalimde canlandırdım. Zaman zaman ortaya çıkan yollar, süpermarketler, barlar kapalı ev ortamında gerçekleştirilen o trajik ve aynı zamanda politik temel davranışın geçici sonuçlarından başka bir şey değildir. Bunları hayal ettiğim sırada hemen oyuncuları da düşündüm çünkü tiyatro oyuncularla yapılıyor. Olağanüstü ve çok özel Serra Yılmaz’ı düşündüm ve onda geleceği görme yetisi olan kız kardeş Banu’yu gördüm hemen ve bu da oyunun kırmızı ipi, tıpkı Arianna’nınki gibi, beni olası birçok anlatım labirentinden dışarı çıkaran bir ip oldu.

M.Ş.Ç. : Bir roman veya öykü ile sahne dinamikleri arasındaki farklar nedeniyle, oyunlar ekseri yeni bir anlatımı benimsiyor. Herhangi bir edebiyat eserini diğerlerinden ayıran önemli bir noktanın ise yazarın üslubu olduğu kabul edilir. Siz uyarlamanızda buna dikkat ettiniz mi? Yazarın üslubu nasıl sahneye taşınır?

A.S. : Bir uyarlama yapıldığı zaman, elinde bisturi olan bir cerrah gibi çalışmak ve zor kararlar alarak önemli şeylerden bile vazgeçmek gerekir. Çünkü tiyatronun zamanı ve mekânı ile yazının zamanı ve mekânı aynı değildir ve bir oyunda bir romanda olan her şey yer alamaz. Ama bütün bunların üslupla hiçbir ilgisi yoktur. On olguyu (epizodu) değil bir olguyu, bir kişiyi değil bir başka kişiyi kullanabilirsin ama üslup öyle kalır ve bu da yazarın üslubu olmalıdır. Elif Şafak’ın, ayrıntılarda olağanüstü bir kesinlik, olayların neredeyse trajik bir anlamı yanında iğneleyici bir ironi, yakıcı lirizm çatlakları yanında büyük sosyolojik sentez kapasitesi ve arkaik öğeleri postmodern serpintilerle barış içinde bir arada yaşatmadaki büyük doğallık ile karışık geniş soluklu bir anlatımdan oluşan kendine özgü bir üslubu vardır. Çok değer verdiğim ve kesinlikle korumak istediğim bir üslup. Ama bu üslup kişilerin sözlerinde olduğundan çok yazarın sözlerinde olduğuna göre ne yapmalı, nasıl etmeliydim? Bu amacımı gerçekleştirmek için, geleneksel “dramatik kişi” ve “dramatik diyalog” alışkanlıklarını göz önüne almaksızın, yazınsal sayfayı yazar tarafından yazıldığı gibi tümüyle sahneye taşıyan (ve ilk kez 1996’da dahi yönetmen Luca Ronconi tarafından denenmiş olan) yenilikçi bir yöntemi uygulamaya karar verdim. Kısacası burada oyuncuları üçüncü kişide konuşturmak söz konusudur: onlar, yazarın eleştiren ya da suç ortaklığı eden bakışı aracılığıyla, sanki dışarıdan birinden söz eder gibi söz ederler kendilerinden. Yabancılaştırma ve özdeşleştirmeyi sırayla kullanan Brechtyen bir konuşma türüdür bu. Seyirci, baştaki bir şaşkınlıktan sonra, bu yeniliği çok takdir ettiğini gösterdi. Ben de benim için çok değerli olan bir yazarın üslubunu korumayı başardım.

Sorular : Murat Şevki Çoban, Soru ve cevapları İtalyanca Türkçe, Türkçe’den İtalyanca’ya çeviren : Durdu Kundajçı. Yayın : “K24” (bağımsız internet gazetesi) Yatin tarihi : 12 Mayıs 2016

Oyunun kadrosu

Elif Şafak

Elif Şafak

Yazan: Elif Şafak
Uyarlayan: Angelo Savelli
Çeviren: Oya Bacak
Yöneten: Mehmet Ergen
Sahne Tasarımı: Anthony Lamble
Kostüm Tasarımı: Jenny Beavan
Oynayanlar
Alican Altun
Aysan Sümercan
Gökay Akgör
Gökçen Gökçebağ
Görkem Acar
Nurten İnan
İdil Yener
Nihal Koldaş
Nora Tokhosepyan
Pelin Ermiş
Selen Uçer
Parla Şenol

Oyun Takvimi

14 Ekim – Cuma – 20:30 – Şişli Talimhane Tiyatrosu
27 Ekim – Perşembe – 20:30 – Şişli Talimhane Tiyatrosu
28 Ekim – Cuma – 20:30 – Şişli Talimhane Tiyatrosu

“Baba ve Piç” 2016/2017 tiyatro sezonu boyunca Talimhane Tiyatrosu tarafından, Şişli Blackout AVM’deki Blackout Sahnesinde ve yurt içi turneleri ile Türkiye genelindeki pek çok sahnde seyircisi ile buluşacak.

Talimhane Tiyatrosu / Şişli Black Out Sahnesi
Abide-i Hürriyet Cad. No: 211, Black Out Alışveriş Merkezi C Blok
ŞİŞLİ / İstanbul

 

Haber: Murat Akdağ

(Yeşil Gazete)

Kategori: Kültür-Sanat