Köşe Yazıları

Fındığın gözyaşları!

“Duman vurmuş kemençenin yayına
Haramiler el uzatmış aşına
Tütününe fındığına çayına
Ne susarsın çağır can yoldaşını
Dağlar başına”

Şair İbrahim Karaca, “Karadeniz” isimli bu şiirini yazarken, Karadeniz’e yönelik ekolojik talan ve yıkıcı tarım politikalarının boyutunun bu denli yüksek olacağını tahmin etmiş miydi bilmiyoruz. Ancak, biliyoruz ki, Karadeniz insanı bugün tam da bu şiirde anlatıldığı gibi. Karadenizli tütününü ekemiyor, fındığına yok muamelesi ediliyor ve çayı da iyice değersizleştirilmiş. Sanayisi bölgesi değil tarım bölgesi olan Karadeniz’de bölge insanı can damarı olan tarımdan koparılmış. Özellikle, çay ve fındıktan elde ettiği gelir ile bir yıllık geçimini sağlayan üreticiler, oldukça sıkıntılı günlerden geçiyor.

Çay üreticisi,  ÇAYKUR’dan gönderilen “Organik çaya geçin” yönündeki telefon mesajları ve yıllarca ithal gübreler ile sanayii atığına dönüşmüş organik tarım yapılması neredeyse imkansız olan tarım toprakları arasında sıkışmış durumda. Fındık üreticisinin durumu ise çok daha vahim. En sadeleştirilmiş hali ile, fındık üreticisi kendi ürettikleri fındığı satın almak için markete gittiğinde tüccara sattığı fındığın 2 – 3 katı bir ücret ödüyor. Başka bir deyişle, üretici 1 kilosunu 5-9 liraya sattığı aynı fındığı marketten 20-30 liraya satın alıyor.

CHP öncülüğünde düzenlenen yürüyüşe katılan fındık üreticileri, 18 Eylül’de Ordu’dan başlayan ve Giresun’da sona eren 3 günlük bir yürüyüşle seslerini duyurmaya çalıştılar. Üstelik bunu, 2011, 7 ve 1 Kasım 2015 Genel Seçimleri’nin hiçbirinde yüzde 50’nin altına düşmeyen AKP’ye rağmen yaptılar.

‘Biz üreticiyiz bizi desteklemeleri gerekir’

O halde, önce bu konuya açıklık getirmekte fayda var. Ordu’daki yürüyüşe dair,  fındık üreticileri dışında kalan yani Türkiye’nin geri kalanının neredeyse tamamından şöyle yorumlar duyuldu:

“Oh olsun, bunlar değil  miydi ‘evet’ diyenler bunlar değil miydi AKP’ye oy verenler” Yürüyüşe katılanlar en çok da bu ve benzeri söylemlere tepkiliydi. “Bu başka bir konu burada ortada bir emek var” diyen de vardı, “Biz üreticiyiz bizi desteklemeleri gerekir” diyen de.

Görüşme şansı yakaladığım üreticilerin büyük bir bölümü emeklerinin karşılığını alamadığını ve seçim olduğunda da bu yönde bir tavır ortaya koyacaklarını beyan ediyordu. Ancak, görünen en yakın seçim 2019’da ve üreticinin vereceği oyu elbette tahmin etmek oldukça zor. Tahmin edebileceğimiz en kesin bilgi ise üreticiden oy almak için miting meydanlarında ifade edilen söylemler.

Bakan ‘Tüm fındıkları alacağız’ dedi, üretici ‘gerçekçi’ bulmadı

Yürüyüş aslında daha ilk günden etkili oldu. Yürüyüşün başlayacağını duyan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, “Tüm fındıkları alacağız ve ödemelerini yapacağız” diye açıklama yaptı.

Ancak, üreticiler, bu kadar fındığın aynı anda alınamayacağına ve ödemelerinin yapılamayacağına dikkat çekti. Hatta bir üretici fındık satmak için Toprak Mahsülleri Ofisi (TMO)’ni aradığını ancak kendisine en erken 20 gün sonraya gün verildiğini söyledi. Bu da, 20 gün daha artı iş gücü demek. 20 gün daha o fındıkları kuru tutmaya çalışmak, yağmur yağarsa çuvallara doldurmak güneş açtığında yeniden kuruması için yerlere sermek demek.

Fındık Sen: Fındık ağaçlarını kesmeyelim daha iyi bakalım

Açıklamayı yürüyüş sırasında duyan üreticiler, “Ekmek demek fındık demek” sloganı ile ilk gün 21, ikinci gün 17 ve son gün 8 km yürüdü.

Mustafa Akgün

Yürüyüş boyunca taşınan dövizlerden biri oldukça dikkat çekiciydi. Mustafa Akgün isimli üreticinin taşıdığı  “Fındık toprak emek bizim, Ferrero defol” yazılı döviz, tüm üreticilerin de ortak sözüydü.

Üreticinin ilk başvuru yeri olan Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (FİSKOBİRLİK) zamanla işlevsiz hale getirilince üretici İtalyan şirket Ferrero’ya mecbur bırakıldı. Fındık Sen Başkanı Kutsi Yaşar bu durumu, “2015 yılı fındık ihracat rakamları incelendiğinde yaklaşık 3 milyar dolara ulaşan bir döviz geliri ve 20 şirketin adı anılıyor. Oysa Oltan Gıdanın tamamını satın almış olan Ferrero bu rakamın üçte birini tek başına toplayarak büyük tekelin temelini yükseltiyor. Serbest piyasaya atıfta bulunarak Fiskobirliğe yıllarca  düşmanca tutum takınan yerli sermaye ve şirketleri Ferronun Tekelinin depolarına emanete fındık taşıyıp daha sonra Ferroronun iki dudağından çıkacak fındık fiyatlarını bekliyorlar” diye açıklıyor.

Fındık bahçelerini kesen üreticilerin de yanlış yaptığını anlatan Yaşar, “Fındık ağaçlarını kesmek yerine onlara daha iyi bakmalıyız” uyarısı da yapıyor.

Yürüyüşünün etkisini anlamak için beklemek gerekir

Kimi zaman güneş kimi zaman hafif çiseye rağmen, şarkıları, türküleri, sloganları, fındık sepetleri ile yürüyen üretici,  soluğu Giresun’daki mitingde aldı.

Fındık üreticilerinin yıllar sonra sokağa çıkmaları önce bir yürüyüş arından bir miting düzenlemeleri, kuşkusuz toplumsal dokuyu ve siyasi çevreyi etkiledi. Ancak daha derin etkilerine ve sonuçlarına bakmak için önce gelecek sene açıklanacak fındık fiyatını ardından 2019’u beklemek şart gibi.

Son olarak akılda kalan bir kareyi de üreticiye saygı notu ile paylaşmak da yarar var: Kadın üreticilerin kocaman bir gülümseme eşliğinde taşıdıkları döviz:  “Fındığın gözyaşları”

 

Evrim Kepenek

Günün ManşetiManşetTarım-Gıda

[Özel Haber] Fındık Üreticileri: Tüccarların eline terk edildik, çözüm kooperatifleşmek

Fındık için adalet yürüyüşü

Yaklaşık 400 bin fındık üreticisi aile, yıl boyu emek verdikleri fındığı satış noktalarına taşımaya başladı. Ancak,  İktidar tarafından üreticiden alım fiyatı 10 TL olarak açıklanan ve serbest piyasada üreticiden alınırken fiyatı 7 TL’ye kadar düşen fındık üreticisi, oldukça zor bir dönem geçiriyor. Fındık üreticilerinin sorularını ve çözüm önerilerini, fındık üreticilerine, siyasilere ve sivil toplum örgütlerine sorduk.

Fındık için adalet yürüyüşü

Türkiye’nin ihraç ettiği sayılı ürünlerden biri fındık.  Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) verilerine göre, 700 bin hektarlık alanda, yıllık fındık üretimi 600-650 bin ton ve  400 bin aile de fındık üretimi ile geçimini sağlıyor. Ancak, fındık üreticileri, artık fındık üretmek istemiyorlar. Daha doğrusu ürettikleri fındıktan bir kar elde edememelerinden dolayı oldukça zorlu bir dönemden geçiriyorlar. Çünkü, İktidar tarafından üreticiden alım fiyatı 10 TL olarak açıklanan ve serbest piyasada üreticiden alınırken fiyatı 6- 7 TL’ye kadar düşen fındık üreticisi, kendi sattığı fındığı markete gittiğinde alamayacak durumda. Mesela, 1 kg fındığı 7 TL’ye satan üreticinin, marketten 1 Kg fındık almak istediğinde kalitesine göre, 20-40 TL gibi bir ücret ödemesi gerekiyor.

Yılda 550 bin-600 bin kabuklu fındık üretiliyor

Türkiye’de, Giresun, Ordu, Rize, Düzce, Sakarya gibi kentlerde yetiştirilen fındıkta, 2017-2018 sezonu için fındık alıcılarının tahmini 600 bin ton, üreticilerin ise, en fazla 550 bin ton kabuklu fındık üretileceği. Üstelik, her yıl en az 250 bin-275 bin ton iç fındık ihracından elde edilen döviz geliri de 2.0-2.5 miyar dolar. Geçmiş dönemde, fındık üreticisi Doğu Karadeniz’de etkin olan ve 50 kooperatifin birleşmesi ile ortaya çıkan FİSKOBİRLİK, üreticinin fındıklarını satın alan ve değerini veren önemli bir kurumdu. Ancak, zaman içinde FİSKOBİRLİK’in yerini tüccarlar ve Ferrero adlı yabancı bir şirket aldı. Fındık üreticileri tüccarlar ve tekel haline gelen Ferrero’nun ortasında sıkışıp kaldı.

Fındık Üreticileri: Eskiden fındık altındı şimdi öldü

Fındık üreticisi Orhan Demir

Fındık üreticisi Orhan Demir, yılda 900 kg fındık üretiyor. Ancak bu yıl fındık satmamış. Çünkü, fındığa verilen fiyatın eksik olduğu görüşünde. “Bu fiyata satacağıma, çorbasını yaparım, sokağa dökerim ancak bu satış işinde kullanılmam” diyen Demir, “Gerekirse eşime dostuma hediye ederim sokakta fakire dağıtırım ancak fındığı satmam. Fındığın peşkeş çekilmesine alet olmayacağım” diyor. Fındık İçin Adalet Yürüyüşü’ne katılımın az olduğunu belirten Demir, Karadeniz insanının çok korkutulduğunu ve bu nedenle kendi hakkını aramadığı görüşünde. Geçimini fındıkla  sağlayan insanların sesini çıkaramadığını belirten Demir, insanların daha fazla hakkını araması gerektiğini vurguluyor.

‘Türkiye’nin petrolü fındık’

Fındık üreticisi Mustafa Akgün

Mustafa Akgün isimli fındık üreticisi de fındıkçının sorunlarının çok fazla olduğunu belirterek, “Eskiden fındık altındı, şimdi fındık öldü. Arapların petrolünü  kıskanıyoruz ancak bizim fındığımız petroldü bize döviz getiriyordu” diyor. Açıklanan fındık fiyatının halkla alay etmek anlamına geldiğini söyleyen Mustafa, “Halkın yüzde 80’i fındık fiyatından mutlu” diyen iktidar yetkililerine de, “Kimle konuştunuz da bu fikre vardınız. Üretici mutlu değil” diye sesleniyor.

ÖDP Ordu İl Başkanı Önder İşleyen: Yürüyüşe katılanlar tutuklanacak gibi bir algı oluşturuldu

ÖDP Ordu İl Başkanı Resul Şahin

Fındık üreticisinin tüccarların eline mahkum edildiğini belirten ÖDP Ordu İl Başkanı Resul Şahin, AKP’nin neoliberal politikalarının sonucu olarak bu durumla karşılaştığını söylüyor. Üreticilerin biat ettirildiğini ve yoksullaştırıldığını söyleyen Şahin, “Bu yürüyüşe katılanların tutuklanacağı gibi bir algı bile oluşturuldu. İnsanlar bu korku ikliminde kendi haklarını aramaktan korkar hale geldi” vurgusu yapıyor. Fındık üreticisinin sorunlarının ancak, karar mekanizmalarına üreticinin katılımı ile gerçekleşeceğini savunan İşleyen’e göre, üretici kendi fındığına yine kendisi sahip çıkmalı.

 CHP’li Özgür Özel: Fındığın en önemli sorunu bugünkü iktidar anlayışı

CHP’li milletvekili Özgür Özel

CHP’li milletvekili Özgür Özel, doğru politikalar uygulansaydı Türkiyeli üreticinin dünyanın en önemli üreticilerinden olacağını belirterek, “Fındığın en önemli sorunu bugünkü iktidar anlayışı. Kooperatifleri desteklemek yerine tüccarları destekliyorlar. İyi yönetilmeyen Türkiye’de fındık üreticileri de az fiyata mahkum ediliyor. Sorunun yakıcı olduğunun farkındayız. Soruna dikkat çekmek için Fındık İçin Adalet Yürüyüşü’nü gerçekleştirdik” diyor.

Fındık-Sen Genel Başkanı Kutsi Yaşar: Çözüm kooperatifleşmek

Fındık-Sen Genel Başkanı Kutsi Yaşar (ayakta)

Fındıkta en önemli sorunun gıdaya erişim sorunu olduğunu anlatan Fındık-Sen Genel Başkanı Kutsi Yaşar, gıda egemenliğinin çiftçiye teslim edilmesi gerektiğini söylüyor. Gıda Bakanlığı’nın “Herkesin kazanacağı bir formül düşünüyoruz” açıklamasını eleştiren Yaşar, “Biz sadece çiftçinin kazandığı bir formülden yanayız” diyor. “Kapitalizmin hızla içtiğimiz sudan ve kendi toprağımızdan rant yaratma derdinde. Biz kendi topraklarımıza yabancılaşıyoruz. Eğer, kendi topraklarımızda marabalaşmak, modern köle olmak istemiyorsak bu politikalara karşı kooperatifleşmeyi desteklemeliyiz” vurgusu yapıyor. Bahçelerin sökülmesini eleştiren yaşar, “Fındık bahçelerini sökmek yerine tam tersine onlara daha iyi bakmalıyız. Fındık ağaçlarını yakmak yerine onlara daha iyi bakmalıyız. Pozitif bir propaganda yapmalıyız. Direncimizi arttırmalıyız, üreticinin mücadeleyi yükseltmekten başka çözümü yoktur” diyor.

Tüm Köy Sen Ordu Şubesi Başkanı Zekai Sağra da, fındığın fiyatının en az 15 TL olması gerektiğini belirterek, üreticilerin sorunlarının acilen çözülmesi gerektiğini söylüyor.

 

Haber: Evrim Kepenek

(Yeşil Gazete)

ManşetTarım-Gıda

Fındık için adalet yürüyüşü Giresun’da düzenlenen mitingle sona erdi

Fındık üreticilerinin sorunlarına dikkat çekmek için önceki gün Ordu Belediyesi önünde başlatılan “Fındık için adalet” yürüyüşü, Giresun’da düzenlenen mitingle sona erdi.

CHP öncülüğünde fındık üreticilerinin sorunlarına dikkat çekmek için Ordu Belediyesi önünde başlatılan “Fındıkta adalet” yürüyüşü, Giresun’da Atatürk Meydanı’nda düzenlenen mitingle sona erdi. Grup fındık için toplam toplam 46 km yürümüş oldu.

Bugünkü yürüyüş, Ordu’nun Giresun’a en yakın noktası olan Balıkçı Barınağı’ndan başladı. CHP’li vekillerin de katıldığı yürüyüş önceki günlere göre oldukça kalabalıktı. “Fındıkta sömürüye son” yazılı pankartın arkasında yürüyen yüzlerce kişi yaklaşık 8km boyunca, “Emek demek fındık demek”, “Fındık işçisi yalnız değildir” sloganları ile yürüdü. Giresun’un girişinde folklor ekibinin karşıladığı yürüyüşçüler, alkışlar ve sloganlarla kente giriş yaptı.

Miting alanında toplanan binler yürüyüşçüleri alkışlarla karşıladı. Mitingde ilk olarak konuşan fındık emekçisi Tazegül Bahar, “Fındığımıza sahip çıkalım. Bizim fındıktan başka birşeyimiz yoktur” dedi. Daha sonra kürsüye çıkan Kemal Kılıçdaroğlu, fındık sorununa ilişkin 6 madde sıraladığı bir konuşma yaptı. Miting, alkışlarla sona erdi.

 

Haber: Evrim Kepenek

(Yeşil Gazete)

Kategori: Manşet

Günün ManşetiManşetTarım-Gıda

Fındık yürüyüşü ikinci gününde devam ediyor

Fındık üreticilerinin yaşadığı sorunlara dikkat çekmek için CHP tarafından başlatılan “Fındık için adalet” yürüyüşü ikinci gününde devam etti. Bugün, Piraziz Belediyesi önünden başlatılan yürüyüşte 16 km yol katedildi. Emekçilerin, “Ekmek demek fındık demek” sloganları hiç susmadı.

Cumhuriyet Halk Partisi  (CHP) öncülüğünde fındık üreticilerinin dikkatini çekmek için dün Ordu Belediyesi  önünden başlatılan “Fındık için adalet” yürüyüşü bugün de devam etti. “Ekmek demek fındık demek” sloganları ile Piraziz Belediyesi önünden yürüyüşe başlayan yüzlerce kişi 16 km yol katederek, Kerasus’a ulaşacak. “Fındık ezilmesin” yazılı dövizleri taşıyan grup, ilk molasını tır duraklarında verdi. Burada, yemek ve su ihtiyaçlarını gideren yüzlerce kişi sloganlar eşliğinde yeniden yola çıktı. Bulancak’a kadar yürüyen grup bu kez Bulancak’ta karanfillerle karşılandı. Emekçilerin, “Ekmek demek fındık demek” sloganları hiç susmadı.

 

Fındık üreticilerinin de yoğun olarak katıldığı yürüyüşte, “Emek demek fındık demek”, “Şirketlere değil kooperatife güven” sloganları atılıyor.

 

Molalarda, yemek su gibi ihtiyaçlar karşılanırken yürüyüşe katılmayan bölge halkının alkışlarla yürüyüşe evlerinin penceresinden destek verdiği görülüyor.

Muhtarlar Derneği de destek verdi

Bulancak’taki ikinci molada gruba Giresun Muhtarlar Derneği’ne üye muhtarlar da destek verdi. Alana, bando eşliğinde söyledikleri sloganlar ile giren muhtarlar, “Üreticisinin sesini duyurun” mesajı verdi. CHP Milletvekili Özgür Özel burada yaptığı konuşmada, fındık üreticisinin mücadelesinin hiçbir siyasi parti ile özdeşleştirelemeyeceğini bütün partilerin bu mücadeleye destek vermesi gerektiğini belirtti. Özel, herkesi yarın Giresun’da Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenecek olan mitinge de davet etti.

‘Biz marketten fındık alamıyoruz’

Fındık üreticisi Ahmet Yücel

Fındık üreticisi Ahmet Yücel, “Fındıktan aldığımız gelir ile kendimiz marketten fındık alamıyoruz. Biz ürünümüze sahip çıkıyoruz yetkililer de bizim emeğimize sahip çıksın” dedi. Yücel, yarın yapılacak mitingin çok önemli olduğunu belirterek, “Bu mitingle sesimizi duyurma şansımız olacak. Bu mitinge tüm üreticiler katılmalı” diye konuştu.

Bugünkü yürüyüş, akşam saatlerinde Kerasus ilçesinde sona erecek.

 

Haber ve Fotoğraflar : Evrim Kepenek

(Yeşil Gazete)

Doğa MücadelesiGünün ManşetiManşet

[Özel Haber] Ayderliler’den Erdoğan’a: Bizi mağdur etmeden bu sorunu çözün

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarının ardından yeniden gündeme gelen Ayder’de halk endişeli, esnaf umutsuz. Ayder Turizm Derneği başkanı Erdal Sarı, “Bizi mağdur etmeden sorunu çözün” diye seslenirken, yaşam savunucusu Eren Dağıstanlı, halkın sürece dahil edilmesinden yana.

Turizm sezonun açılması ile birlikte binlerce insan, doğal güzellikleri ve tarihi kemer köprüleri ile ünlü Rize’nin Ayder Yaylası’na akın etmeye başladı.  Ayder Turizm Derneği eski Başkanı Ömer Altun’un verdiği bilgiye göre 2016’da Ayder’i ziyaret eden turist sayısı 800 bin civarında ve bu rakamın bu yıl 1 milyonu aşması bekleniyor.

Ancak, gelenleri, yeşillik içindeki bir yayla değil megakentlerin küçük semtlerini andıran beton yığınları ve irili ufaklı çöplük alanları karşılıyor.  Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Şu andaki Ayder, bizim temsilimiz olamaz. Biz Ayder’i kirlettik, rezil ettik” sözleri ile de özeleştiriye dökülen bu duruma çözüm olarak TOKİ projeleri gösteriliyor.  Ancak, TOKİ projeleri de kendi içinde çok fazla soru işareti ve bilinmezlik barındırıyor.  TOKİ projelerine dair bilinen tek şey 5 farklı yayla modelinin ve iki katı aşmayan ahşap binaların yapılacağı.

Ayder’de yaklaşık 25 yıldır esnaflık yapan Kemal Kolay, Ayder’de hatanın en baştan yapıldığını belirterek, çözümün acil olarak uygulanması gerektiğini belirtti. “TOKİ mi olur başka bir şey mi olur ben bilemem ancak, bizleri mağdur etmeden bu sorunun çözülmesi gerekiyor” diyen Kemal’e göre, eğer yıkım kararı alınan binalar varsa bu binalar mutlaka yıkılmalı.

Bir yurttaş: Muhatap bulamıyoruz

Halk olarak endişeli olduklarını ve sürecin belirsizlik içerdiğini söyleyen ismini vermek istemeyen başka bir yurttaş ise, Rize Valiliği’ne konuyu sormak için gittiklerinde bir muhatap bulmadıklarını söyledi. Genel olarak yetkililerin “Bekleyin, biz de bilmiyoruz” diye yanıtlar verdiğini anlatan yurttaş, arka planda bir çok planın yapıldığı ancak halka anlatılmadığı görüşünde.

Temizlik İşçisi Muhammet Kocagöz: Bize de bilgi verilsin

Muhammet Kocagöz

Acil çözüm için uyaranlardan biri de çalışması sırasında yakaladığımız temizlik işçisi Muhammet Kocagöz. bölgedeki yapılaşma ve kirlilik için acilen bir çözüm geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Kocagöz, “Çöp yığınlarını temizlemek bizlerin yapabileceği bir iş değil. İnsanlar sürekli olarak burayı kirletip gidiyorlar. TOKİ eğer iyi olacaksa gelsin ne yapacaksa yapsın ancak bize de bilgi versinler” diye konuştu.

Yerli turistler: Burası mutlaka korunmalı

Selçuk Rüzgar ve ailesi

Kayseri’den gelen ve yaylada çadır kurarak tatil yapan 3 arkadaşa göre, bu alan mutlaka korunmalı. Uzun Gölü de gördüklerini belirten 3’lü, “Eskiden bu bölgede Avrupalı turistler olurdu. Onların yerini Araplar almış. Yerli turistler de az” diyerek gözlemlerini paylaştı. Batman’dan gelen ve ailesi ile birlikte çadırda kalan Selçuk Rüzgar da, yaklaşık 10 yıldır bu bölgeye geldiğini ancak buranın ilk kez bu kadar tükenmiş olarak göründüğünü söyledi ve ekledi “Bu alan zamanında korunması gerekirdi umarım geç kalınmamıştır”.

Ayder Turizm Derneği Başkanı Erdal Sarı: Süreç daha şeffaf yürütülmeli

Ayder Turizm Derneği başkanıErdal Sarı

Yaklaşık iki aydır  150 üyeli Ayder Turizm Derneği başkanlığı görevini yürüten Erdal Sarı, TOKİ tartışmalarının başlamasının ardından bölge insanın da bir gerginlik oluştuğunu belirterek, halkın endişelerinin giderilmesi gerektiğini söyledi.  Bir çok kişinin yıkım karşısında verilecek olan ücretleri almayacağını ve yine kendi arazisi üzerinde faaliyet yürütmek isteyeceğini belirten Sarı, “Bir arazi sahibine arazisi 1 lira ise 100 lira verseniz bile kabul etmez. Çünkü buradaki insanların gideceği yeri yok. Burada doğmuşlar büyümüşler. Burada yaşıyorlar” dedi.

‘Halkın hakkı yenilmesin’

Kaçak yapıların mutlaka yıkılacağını, hiçbirinin inşaat izni olmadığını belirten Sarı, “İnşaat yıkılabilir ancak bu araziler buradaki insanların tapulu arazisidir. Bu arazileri ellerinden alamazlar” dedi. Turizm alanlarının daha çok sahil kesimine taşınacağını anlatan Sarı, “Şuan benim burada işyerim olmasaydı ben bile buraya gelmezdim. Buraya dair bir düzenleme mutlaka yapılmalı. Ancak insanların hakların yenilmesin. İnsanlar şundan korkuyor. Tamam buralar düzeltilecek ama bu sefer de bizden alınıp başkalarına mı verilecek. İnsanların böyle bir sürü endişesi var” dedi.

“Biz de ekolojik odaklı bir çözüm üretelim diye düşünüyoruz diye TOKİ’ye gitmeyi planlıyoruz” diyen Sarı, bu anlamda avukatlardan ve konuya dair bilirkişilerden oluşan bir heyet kurmayı hedeflediklerini söyledi. “Canı yanacak insanlar mutlaka olacak” diye konuşan Sarı, son olarak, “Şunu unutmamak lazım. Burası bu şekilde gitmez. Buraya hiçbir müdahale edilmezse eskisinden daha kötü olur. Bu nedenle acil bir müdahale gerekli. Ancak halkın hakkı da korunmalı” vurgusu yaptı.

Çözüm: Koruma odaklı imar planları

Bölgede uzun yıllardır yaşam savunuculuğu yapan Karadeniz İsyandadır Platformu’ndan Eren Dağıstanlı, gerçek bir çözümün ancak halkın da süreçlere dahil edildiği bir ortamdan geçebileceği görüşünde. Ayrıca, koruma odaklı ekolojiye uygun imar planları hazırlanması gerektiğini söyleyen Dağıstanlı, son olarak:  “TOKİ’nin amacının asla koruma amaçlı olmayacağını pratiklerinden biliyoruz. Asıl amaç turizm alanını genişletmek ve rant arttırmak” diye belirtti.

 

Haber: Evrim Kepenek

(Yeşil Gazete)

Doğa MücadelesiManşet

Rize’de taş ocaklarına karşı çıkan şair İbrahim Karaca: Doğu Karadeniz’in posasını çıkarmak istiyorlar

Rize’nin Pazar ilçesinde deniz doldurularak yapılması hedeflenen havaalanı için Pazar’ın Subaşı, Hisarlı ve Sivrikale köylerini kapsayan taş ocakları yapılması planına tepki gösteren yaşam savunucuları, “Bizim yaptığımız kendi yaşam alanına sahip çıkmak. Bu nedenle bizim meşrudur” diyor.

Şair İbrahim Karaca

Rize’nin Pazar ilçesinde deniz doldurularak yapılması hedeflenen havaalanı için Pazar’ın Subaşı, Hisarlı ve Sivrikale köylerini kapsayan taş ocakları yapılması planına ilişkin yönelik yaşam savunucuları, 12 Temmuz’da bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada şirketin, yargın sürecini beklemeden çalışmalarına başladığına dikkat çekilirken, şiirler okundu, şarkılar söylendi. Ancak, jandarma, gruba müdahale etti, yaşam savunucuları dağıtırken, şair İbrahim Karaca’yı gözaltına aldı. İfadesinin alınmasının alınması sonrası serbest bırakılan şair Karaca, ‘neden yaşam alanını koruduğunu’ Yeşil Gazete’ye anlattı.

Bölgede yapılması planlanan taş ocaklarından çıkartılacak taşlar ile deniz dolgusu yapılacağını hatırlatan Karaca, taş ocaklarından çıkartılan taşların taşınabilmesi için bölgede yeni yollar yapılmaya başlandığını söyledi. Bu yolların da sadece bu taş ocakları için değil Yeşil Yol adı altındaki ekolojik katliama bağlanabileceğini söyleyen Karaca’ya göre, şirketler, Doğu Karadeniz’in posasını çıkarıp vatandaşa öyle teslim etmek istiyor.

“Bölgeyi öldürmek istiyorlar”

Taş ocağı kurmak isteyen şirketlerin tek amacının taş ocağı olmadığının farkında olduklarını belirten Karaca, “Sadece taşı alıp yıkıntı da olsa size bırakacağız demiyorlar. Sonra o araziyi düzeltip sonuna kadar kullanacaklar. Bu havaalanı 3 yıl sonra bitecek deniyor ancak burayı 10 yıllığına kiraladılar. Burayı tamamen öldürmek istiyorlar” diye uyarıyor.

“Biz kendi yaşam alanımıza sahip çıkıyoruz”

Kendisi gibi onlarca mücadele eden insan olduğunu anlatan Karaca, ekoloji için mücadele eden bölge halkını bir suya benzeterek, “Biz suyuz bu cennet bizim. Su kaynıyor su kaynıyorsa 100 dereceye gelecek ve sıçrayacak yakacak. Bu suyun suçu değil. Su duru aksın isteniyorsa suyu kaynatmayın. Bizim yaptığımız kendi yaşam alanına sahip çıkmak. Bizim mücadelemiz meşrudur” diyor.

“Biz meşru mücadele veriyoruz”

12 Temmuz’da yaşanan protestodaki bir anısını da anlatan Karaca, “Biz şenlikli bir protesto yaptık. Bir polis, bir arkadaşımıza ‘Bu teröristlerin yanında ne işiniz var?’ demiş. Biz terörist değiliz asıl siz teröristiniz. Biz meşru bir mücadele veriyoruz yaşam alanlarımızı koruyoruz. Bunu kabul etmeliler” çağrısı yapıyor.

Ağustos’ta bir basın açıklaması planlanıyor

Yaşam savunucularının tüm itirazlarına rağmen başlayan çalışmalarına şirket devam ederken, yaşam savunucuları ve köylüler de bir heyet oluşturarak, direnişi büyütmeyi hedefliyor. Bu bağlamda, ilk olarak Ağustos’un ilk haftasında, Rize’de Çevre Müdürlüğü önünde bir basın açıklaması planlanıyor.

Hukuk yolu ile de mücadele ediyorlar

Yaşam savunucuları sadece sokak yolunu denemiyor, ayrıca ekoloji tahribatını yargıya da taşıdılar. Bu anlamda, iki dava açılmış durumda. Rize idare Mahkemesi’nde açılan buu davalardan ilki bölgeye ilişkin alınan acele kamulaştırma kararının iptaline ilişkin ikincisi ise, Rize Valiliği’nin “Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) gerekli değildir” kararının iptalini kapsıyor.

(Evrim Kepenek – Yeşil Gazete)

EkonomiGünün ManşetiManşet

[Özel Haber] Çay üreticileri: Katar’ı gösterip Varlık Fonu’na razı ediyorlar. Çözüm, örgütlenmek.

Hopalı çay üreticilerinden Harun Aksu, "Katar'ı gösterip bizi Varlık Fonu'na razı etmek istiyorlar" diyor

Doğu Karadeniz’deki binlerce alım noktasında yaş çay alımları başladı. ÇAYKUR’un Katarlılar’a satılacağına dair son dönemde gündeme gelen iddiaları bölgede yaşayan çay üreticilerine ve sivil toplum çalışanlarına sorduk. Üreticiler belirsizliklerin giderilmesini beklerken sivil toplum örgütleri çözüm için çay üreticilerinin örgütlenmesi gerektiği görüşünde.

***

“Kontenjan”, “alım yeri”, “taban fiyat” gibi kavramlar Türkiye’nin çoğu bölgesinde pek bir anlam ifade etmese de Doğu Karadeniz halkları için hayati bir öneme sahip. Mesela, “kontenjan” üreticinin çay alım yerlerinde ÇAYKUR’a günde kaç kilo yeşil çay satabileceğini ifade eder. Üretici o gün istediği kadar çalışsın, örneğin 300 kilo da toplasa, kontenjan 50 kg olarak belirlenmişse, topladığı çayın sadece 50 kilosunu satabilir. Biraz şanslı ise geri kalanını da yaş çay taban fiyatından oldukça düşük bir fiyata özel sektöre satabilir. Satamazsa o akşam kuru bir yerde sabaha kadar taze bir şekilde bekletmelidir ki ertesi gün yine alım yerine götürüp satabilsin. Satılmazsa topladığı çayları dereye dökmek de var…

Yılda 250 bin ton çay

ÇAYKUR’un verilerine göre, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Rize, Trabzon, Artvin ve Giresun illerinde 830 bin dekar alanda 1 milyon üretici aile tarafından yapılan çay tarımında yılda 1 milyon ile 1 milyon 200 bin ton arasında değişen miktarlarda yaş çay ürünü elde ediliyor. Üretilen çay, 151’i özel sektör, 46’sı ÇAYKUR’a ait fabrikalarda işlenerek yılda ortalama 220 ila 250 bin ton arasında kuru çay üretiliyor.

Hopa’da bir çay bahçesi

Elbette, Doğu Karadenizli çay üreticileri bugünlerde, “kontenjan”, “alım yeri” “taban fiyatı” gibi kavramların çok daha ötesinde bir tartışmanın içinde. Daha doğrusu, çay üreticileri varlıklarının devamlılığı üzerine kafa yormakta. Çünkü, üreticinin gözünde kendilerinin garantisi olan ÇAYKUR’un Katarlılar’a önce satıldığı sonra ipotek edildiği yönündeki iddialar kafalarını bir hayli karıştırmış ve varoluşlarına dair belirsizlik yaratmış durumda.

Taban fiyatı belli değil

Öte yandan Katarlılar’a satıldığı veya ipotek edildiği yönündeki iddialar yanlış da olsa, ÇAYKUR’un Varlık Fonu’na devredildiği bir gerçek. Bu da zaten her an satılabileceği veya ipotek edilebileceği anlamına geliyor.

Hopa’da bir çay bahçesi

Bu yıl 1 milyon üretici tüm bu tartışmalar etrafında çay bahçesine indi. Çay 3 kez hasat edilen bir ürün. Üretici, önce mayıs, sonra temmuz ve son olarak eylülde bahçelere inerek çay hasadını gerçekleştirecek. Bu tarihler sıcaklığa göre ve bahçelerin konumuna göre değişiyor. Ve yaş çay taban fiyatı da henüz açıklanmadı. Bu büyük bir handikap.

Çay üreticileri: Katar’ı gösterip varlık fonuna razı ediyorlar

Hopalı çay üreticilerinden Harun Aksu’ya göre, çay üreticileri için zor dönemler yeni başlamadı, çay üreticileri uzun zamandır derin bir çaresizlik içinde, ancak sorunlar ÇAYKUR’un Katar’a satıldığı iddiası ile açığa çıktı. “Benim endişem ÇAYKUR’un Katar’a satılması değil. Zaten böyle bir şey yok. Katar’ı gösterip bizi varlık fonuna razı ediyorlar” diyen Aksu, ÇAYKUR’un elden çıkartılacak KİT’lerden biri olduğu görüşünde.

Hopalı çay üreticilerinden Harun Aksu, “Katar’ı gösterip bizi Varlık Fonu’na razı etmek istiyorlar” diyor

ÇAYKUR’un iktidarın halka ulaşmasında en önemli araç olduğunu söyleyen Aksu, “ÇAYKUR eli ile halka ulaşan devlet ÇAYKUR satıldığında halkın ne tepki vereceği noktasında endişeli. Bu nedenle sürekli erteliyorlar. Birşeylerin gizlendiği açık” diyor.

Aksu ailesi Hopa’da çay üretimi ile geçimini idame ettiriyor

Çay üreticileri olarak tüm bu tartışmalar yokmuşçasına bahçelere indiklerini söyleyen Aksu, çay ve genel olarak tarım arazilerinin bitirilmek istendiğini belirtiyor.

Şişmanlar: Binlerce aile çay parası ile geçimini sağlıyor

Rize’nin Ardeşen ilçesine bağlı Oce Köyü’nden çay üreticisi Aysel Şişmanlar da, fındık ve çay bahçeleri olduğunu belirterek, çaydan elde ettikleri gelir ile geçinen binlerce aile olduğunu hatırlattı. Çay tarımında yaşanan tartışmaların halka yeterli bilgi verilmemesinden kaynaklandığını söyleyen Şişmanlar, üretici olarak kaygılı olduklarını söyledi. “ÇAYKUR herşeye rağmen üreticinin teminatıdır” diyen Şişmanlar, “Eğer ÇAYKUR satılırsa hesap sorabileceğimiz bir kurum kalmaz. Kiminle muhatap olacağız belli değil” diyor.

Çay Üreticileri Sendikası: Çözüm üreticinin örgütlenmesi

Çay Üreticileri Sendikası Başkanı Recep Memişoğlu’na göre ÇAYKUR’un Varlık Fonu’na devredilmesi başlı başına skandal. Varlık Fonu’nun zaten ipotek anlamına geldiğini söyleyen Memişoğlu, “Katar’a satılması veya ipotek edilmesi ne kadar gerçek ne kadar yalan bunu bilemeyiz, ancak  fon denetimden uzak, tek kişiye bağımlı bir kurum ve dönen dolapları bilmemiz mümkün değil” dedi. Üreticinin her zaman özelleştirme gerçeğini bildiğini söyleyen Memişoğlu, “Vatandaş bunu biliyor ÇAYKUR bugün olmasa da yarın satılacak. Vatandaş bunun çok iyi bir şey olmayacağını biliyor” diye konuştu. Üreticinin duygu halinin “çaresizlik” olduğunu söyleyen Memişoğlu çözümü de üreticinin örgütlenmesi olarak gösterdi.

Rize Ziraat Odası Başkanı Paliç: Vatandaşı özel sektöre mahkum ediyorlar

Rize Ziraat Odası Başkanı Nevzat Paliç

Rize Ziraat Odası Başkanı Nevzat Paliç ise, yeşil çay taban fiyatının henüz açıklanmamasına tepki göstererek, beklentilerinin kg başına 2 lira 40 kuruş olduğunu belirtti. Kontenjan uygulamasını da eleştiren Paliç, ikinci sürgünde kontenjan miktarının düşmesinden kaynaklı olarak üreticilerin çaylarını özel sektöre sattıklarını söyledi. “Vatandaşı özel sektöre mahkum ediyorlar” diyen Paliç, “ÇAYKUR insanları korumalı,  ÇAYKUR olmazsa bu üretici tamamen biter. ÇAYKUR vatandaşı düşünerek hareket ederse o zaman özel sektör de vatandaşa iyi davranmak hakkını vermek zorunda kalır. Bizim talebimiz budur” dedi.

Çay Üreticileri Derneği Başkanı Mavi: ÇAYKUR yönetimi halka kan ağlatıyor

Çay Üreticileri Derneği Başkanı Mustafa Mavi ise ÇAYKUR’un Katarlılar’a satılması yönündeki iddiaların tamamen spekülasyon olduğunu çok sağlam kaynaklardan öğrendiklerini açıkladı. Üreticinin ÇAYKUR’un yönetimine güvenmediğini belirten Mavi, “Bugün bu yönetim halka kan ağlatıyor. Üreticinin lehine az projeler üretti, özel sektörü ve pazarlamayı koruyan politikalar uyguladı. ÇAYKUR çayı satılmıyor. Dışardan gelen çaylara rağbet var” dedi. ÇAYKUR’un kendi yandaşlarına fayda sağladığını anlatan Paliç, “Üretici ile oynuyorlar. Açıklanacak taban fiyatın gerçekten fiyat olmalı. Taban fiyatı açıklanır ama tavan fiyatı olur. Özel sektör çay alırken fiyatı düşürüyor. Üretici çok mağdur oluyor. Buna da ÇAYKUR olanak sağlıyor” diye konuştu. Çözüm olarak üreticilerin sendikalarda ve derneklerde örgütlenmesi gerektiğini söyleyen Mavi tüm üreticileri derneklerine üye olmaya davet etti.

Haber: Evrim Kepenek – Yeşil Gazete (Rize)

Kategori: Ekonomi

Doğa MücadelesiGünün ManşetiManşet

Fındıklı halkı HES’çileri bir kez daha kovaladı

Rize’nin Fındıklı ilçesinde hidroelektrik santral (HES) yapmak isteyen HES’ci şirket halk bilgilendirme toplantısı yapmak istedi. Ancak, Fındıklı halkının protestosu ile karşılaştı. HES’çi şirket kaçtı Fındıklı halkı kovaladı.

Rize’nin Fındıklı ilçesinde Fındıklı Dereleri Koruma Platformu üyeleri ve yaşam savunucuları HES’çi şirketleri protesto etti. Fındıklı Meydanı’nda toplanan her yaştan yaşam savunucusu, HES’çi şirketin halk bilgilendirme toplantısı yapacağı Fındıklı Halk Merkezi’ne kadar, “Fındıklı’da HES istemiyoruz. Yaşam alanlarımızı terk edin” yazılı pankart ve “HES yapma boşuna yıkacağız başına”, “HES’çi şirket Fındıklı’yı terk et” sloganları ile yürüdü. Kortejin en önünde kadın ve çocukların görüldüğü yürüyüş boyunca sloganlar hiç susmadı.

Boş salona bilgi vermek istediler

Halk Eğtim Merkezi önüne ulaşan yaşam savunucularından bir grup toplantıda gözlem yapmak üzere toplantı salonuna girdi. İl Çevre Müdürlüğü’nden ve Çevre Bakanlığı’ndan temsilcilerin de olduğu toplantı bir hayli tartışmalı geçti. Yaşam savunucularından Avni Ertaş, şirketin bilgilendirme toplantısını yapmaması gerektiğini çünkü halkın dışarıda HES’i protesto ettiğini söyledi. Avni’nin sözlerini dikkate almayan heyet HES projesini boş salona anlatmaya başlayınca yaşam savunucuları tepki gösterdi.

Bakanlığa gerçek olmayan fotoğraflar sunulmuş

“Biz bu HES’i sizin anlatmaya çalıştığınız projeyi çok iyi biliyoruz” diyen Avni, dosyada yer alan iki fotoğrafın Fındıklı’nın köylerine ait olmadığını ve Çevre Bakanlığı’na yalan bir dosya sunulduğunu söyledi. Bunun üzerine başlayan sözlü tartışmalar sonucunca kendisini Rize İl Çevre Müdürü olarak tanıtan kişi, “Tutanağı tutuyoruz. Burada toplantı yapılmıştır” ifadesini kullanınca tartışmalar derinleşti.

Halk pencereden salona girdi

Bunun üzerinden içerden gelecek haberi horonlarla bekleyen Fındıklı halkı duruma tepki göstermek için binaya girmek istedi ancak polisler tüm kapıları kapadı. Bunun üzerine Fındıklı halkı pencereleri açarak içeri girdi ve toplantının yapıldığı salona ulaşıp kapıları kapattı. “Bu tutanak değişmeden bu binadan çıkamazsınız çünkü biz o toplantıya katılmadık burada toplantı yapılmadı” ifadelerini kullanan halk ve HES’çi şirket ve görevliler arasında uzun süreli tartışmalar yaşandı.

İçerde bunlar olurken dışarıda da “Direne direne kazanacağız” sloganlarının yükseldiği görülürken, görevliler tutanağı halkın istediği gibi değiştirme sözü verdi.

Fındıklı halkının direnişi horonlarla devam ediyor.

 

Haber: Evrim Kepenek

(Yeşil Gazete)