Köşe Yazıları

Erzurum’dan Münih’e elektrikle çalışan araba

Münih’te kurulu genç bir firma, Sono Motors elektrik motoruyla çalışan otomobil sektörünü karıştıracak yeni fikirlerle bir araba tasarlamış ve şimdi seri üretime geçmek işin sermaye arıyor. Otomotiv sektöründeki dev firmalara meydan okuyan Sono Motors arabalarını boyamayacak, direksiyon bölgesinde yosun kullanacak, kaporta da yamalı bohçaya benzeyecek.

Araba meraklılarının ilgisini çekmeyecek ama…

Yosun filtresi ile ince toz (partikül) tutulacak. Kaporta yerine güneş panelleri kullanılacak… Yani?

Biliyorsunuz elektrikli arabalarda akü yahut bataryaya elektrik yükleniyor ve bu akü ortalama 250 veya 300 km -belki biraz daha fazla- sonra boşalıyor. Gerçi elektrik dolum tesisleri (benzinci kelimesini bir an önce unutmamız dileğiyle) yaygınlaşıyor, ama bataryayı doldurmak bayağı bir zaman istiyor.

Sono arabalarının aküsü 250 km götürecek ve bunun üstüne fazladan bir 30 km mesafeyi de arabayı kaplayan panellerde ürettiği güneş enerjisi ile gidecek.

Nasıl rekabet ama? Kaporta mı bedava, yakıt mı? Göz alıcı renkler mi, yoksa kat ettiği mesafe açısından bir numara olmak mı?

Bu konuya takılmamın, bu haberi yazmamın nedeni ise 2014 yılında okuduğum şu haber: Nursima Kesin’in Hürriyet’te yayınlanan haberine göre, Erzurum’un Uzundere ilçesinde 33 yıldır elektronikçilik yapan 49 yaşındaki ilkokul mezunu Mustafa Karasungur, 1992 model LPG’li otomobilini şimdi güneş enerjisiyle çalıştırıyor. Ayıların bahçelere zarar vermesini önlemek için ‘Ayısavar’ robotu yapan Karasungur, daha önce su katarak çalıştırdığı otomobilini 2,5 yıldır güneş enerjisiyle çalıştırdığını bildirdi. Evli ve 3 çocuk babası olan Karasungur, güneş enerjisiyle çalışan otomobiliyle 20 bin kilometre yol gittiğini belirterek “Otomobilin ön kapağına monte ettiğim panel sayesinde güneş enerjisi depolanıyor. 30 liralık LPG ile 236 kilometre yol gidiyorum. Güneş kaybolsa, hava kararsa bile otomobil 100 kilometre gidiyor” dedi.

 

Mustafa Karasungur önce hidrojeni (LPG deposunu) dolduran, sonra elektrikli arabaya ek güç sağlayan fotovoltaik panelli araba yapmış.

Kim bilir, belki Mustafa Bey’in düşünceleri ya da haberi o zamandan Erzurum’dan Münih’e ulaşmıştır.

Alper Öktem – Güneş Gönüllüsü

Hafta SonuManşet

İhtiyaç fazlasını şebekeye veren güneş santralleri için fiyat garantisi değişti: Peki amaç ne?

24 Haziran seçimlerinden hemen önce, 21.6.2018 tarihli Resmi Gazete’de yenilenebilir enerji sektörü üzerinde önemli etkilere sebep olabilecek değişiklikler içeren bir kararname yayınlandı. Bu kararname ile Türkiye’de kurulacak güneş enerji santrallerine (GES) verilen fiyat garantisi sistemi değiştirildi. Bugüne kadar GES’lere kWh başına 13,3 dolar-sent verilirken, bundan sonra farklı GES’lere farklı fiyat garantileri verilecek.

Bu değişiklik stratejiyi ele vermesi açısından önemli görünüyor. Bugüne kadar pek önemsenmeyen küçük üretici/öztüketici sektörünün gelişmesi için bir şey yapılmıyor. Ancak aynı zamanda küçük çaptaki GES’lerde üretilen elektriğin satışı mı, öztüketimi mi isteniyor sorusuna, öztüketimin tercih edildiğini gösteren net bir cevap veriliyor.

Kararname ile güneş enerjisinden elde edilen ve ihtiyaç fazlası olup sisteme verilen elektrik için ödenecek fiyatlar da belirleniyor. Kararnamede 10 yıl için rakam vermek yerine “perakende tek zamanlı aktif enerji bedeli”nden bahsediliyor. “Perakende tek zamanlı aktif enerji bedeli” TEDAŞ tarifesinde meskenler için halen 33-37 kuruş. Bu da artık öztüketimden sonra sisteme verilen üretim fazlası elektrik için çatıda 10 KW’a kadar, diğer lisanssız GES’lerde 1 MW’a kadar 10 yıl boyunca 33-37 kuruş olan fiyat verileceğini gösteriyor.

Önce çatılara odaklanırsak:

1 kWh için şimdiye kadar 13,3 dolar-sent veriliyordu, bu da şu anki kurla 60 kuruş kadar ediyor.

Tüketiciler elektriği yaklaşık 46 kuruşa kullanıyorlar. Yani, öztüketim için kurulan bir çatı-GES şu an fiilen 46 kuruş getiriyor gibi düşünebiliriz.

Enerji fazlasını satmak üzere kurulan bir çatı-GES ise 33-37 kuruş arası getirecek.

Tabi bu 33-37 kuruştan herhalde bazı masrafları düşmek gerekecek.

Sonuçta Güneş Gönüllüleri olarak yeni kararnamenin getirdiği değişikliği şöyle yorumluyoruz: Bundan böyle çatı-GES’lerde ne kadar öztüketime odaklanılırsa yatırım o kadar karlı olacaktır.

Fotovoltaik elektrik santrali kurulum maliyetlerinde sonu gelmeyen düşüşlerin son aylarda güneşten elde edilen elektriği en ucuz elektrik konumuna getirdiği yönünde haberler okuyoruz. Hammadde temini açısından da güneş enerjisi hiçbir spekülatif fiyat hareketine el vermiyor, malum güneş bedava.

Böyle olunca ödemelerde rakamların düşmesi doğal. Nitekim Almanya’da ödemelerdeki düşüşler meskenler için öztüketimi cazip kılıyor artık. Ben de şişkin bir fatura ödemek yerine halen yaklaşık 10 avro-sente mal ettiğim kendi elektriğimi kullanıyorum

Politik açıdan ise izlenen strateji konusunda belirgin bir ipucu mevcut: Nedense 1 MW üstü lisanslı GES’lere 13,3 sent/60 kuruş vermeye devam ediliyor. Belli ki devlet artık özellikle büyük GES’leri desteklemek istiyor. Lisanssız üretici olarak tanımlanan ve şimdiye dek sektörün koçbaşı olan yatırım kategorisi  dönemini bitirdi. Lisanssız yatırımın özelliği, herhangi bir sınai, ticari vs. bir faaliyette ihtiyacı karşılamak üzere kurulan güneş enerjisi santralinde ortaya çıkabilecek üretim fazlalığının rasyonel  bir şekilde değerlendirilmesine imkan vermesi idi. Ancak uygulamada usulen ihtiyaç göstermek, kitabına  uydurmak noktasına dek varmış olduğumuz söyleniyor.

Yeni kararnameyi değerlendirmek için bir karşılaştırma yaparsak, Almanya’da fiyatlandırmada en çok kollananın “küçükler” olduğunu görürüz. Ayrıca bu fiyatlandırma yasal çerçeveye oturuyor, tüm yenilenebilir enerji kaynakları ve tüm kurulu güç sınıfları için eşzamanlı yapılıyor, ilan ediliyor. Şebekeye bağlanan GES’e verilen fiyat 20 yıl geçerli. Aksi halde kredi almak, yatırımcı ve bankalar önlerini göremeyeceği için olanaksızlaşır.

Tablodan görüldüğü gibi, Almanya’da devlet en yüksek fiyat garantisini çatılardaki küçük ölçekli GES’lere vermektedir. Bunun sebebi ise küçük ölçekli çatı-GES’lerinin maliyetinin daha yüksek olmasıdır.

Yurttaşın Elektrik Santrali (YES) niçin kollanıyor? Üstelik küçük ölçekli yatırım kW kapasite başına daha pahalı.

Çünkü iklim değişikliğine karşı, örneğin termik santrallerin kapatılması için, enerjide U dönüşümü isteyen aktivistlerin ve çatısına mini santral kurmuş olan bir milyon kişinin katılımcı demokraside önemli bir gücü oluyor.

Türkiye’de ise tam tersi bir strateji görülüyor: Bundan sonra kurulacak küçük ölçekli GES’ler için daha düşük fiyat garantisi olacak. Oysa verilen fiyatın en küçük segmentte daha yüksek olması gerekirdi.

Öztüketim için yapılan 10 kW’ye kadar GES’lerde KDV alınmayarak vatandaşın bu işe heveslendirileceğini düşünüyorum.

Öztüketim için kurulacak GES’ler başından beri olduğu gibi sivil toplumun görevi. Elbette enerji kooperatifleri kurmak da sivil toplumun görevi. Satış olmadığı takdirde bürokratik engeller azalacak. Sosyal sorumluluk projelerinden başlayıp, belediyeleri hareketlendirmeye kadar yapılacak çok şey var.

 

Alper Öktem

Güneş Gönüllüleri

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuManşet

Öztüketim amaçlı enerji üreticiliği

Mevzuat temelden düzelmiyor. İnverter ve depolama sistemleri hızla gelişiyor.

Bir iyi bir de kötü haber. Yukarıdaki cümleler işte öztüketim için elektrik üretimi döneminin geldiği şeklinde yorumlanabilir. Kabaca kurulu gücü (hane başına) 3 kW’a kadar olan mini güneş santrallerinin, Yurttaşların elektrik Santrallerinin  (Y.E.S.’lerin) zamanı geldi.

Güneş enerjisinden elektrik üretmeyi savunanların çoğu “Yerinde üretim, yerinde tüketim”i de  savunuyorlar. Bu çerçevede Güneş Gönüllüleri öztüketimi esas alarak toplumun kayda değer bir kesimini üretici yapmayı, başka ülkelerdeki olumlu örneklerin gösterdiği gibi tüm ülkeler için geçerli, evrensel bir hedef olarak görüyorlar. Bunun bireysel olması yahut kooperatif üyeliği ya da apartman /site birlikleri yoluyla gerçekleşmesi birincil önem taşımıyor. Yurttaşlara Enerji Santrallerini (Y.E.S) kurmalarını öneriyoruz. Tutulacak yol en az zaman/emek gerektiren yol olmalı.

Güneş enerjisinden elektrik üreten farklı kesimler arasında enerji şirketleri tümüyle satmak için üretirken, endüstriyel çatılarda ihtiyaç için üretilip fazla olan enerjinin şebekeye verildiğini görüyoruz. Bu kategoride mahsubi sayaç kavramı kullanılıyor. Evinin çatısında üretip fazla olanı şebekeye veren bireysel üreticiler de var. Burada „fazlalık“ ifadesi göreceli bir ifade. Bir aile için 3kW kurulu gücün akü kullanılması halinde yeterli olacağını kabaca varsayarsak burada mahsubi sayacın anlamı kalmıyor. Çünkü güneşten elektrğin fiyatı şu an için  cazip görünse de burada elde edilebilecek kar yahut cirolar  üzerinde konuşmaya değecek miktarlar değil. Ayrıca bürokrasi ile uğraştığına değmez diye düşünülüyor. İşte bu segment Türkiye’de  solar elektrik üretiminde  diğer ülkelerde olduğu gibi belirleyici rollerden birişini  oynacak olan segment. Burada ise yaprak  kıpırdamıyor.

Akü ve invertör  teknolojilerindeki  son yıllardaki gelişmeler ise artık şehrin göbeğinde dahi şebekeden bağımsız yalnızca  öztüketim için üretmeyi mümkün kılıyor. Beri yanda solar elektrik ihtiyacın sadece bir kısmını karşılasa da çok bakımdan anlamlı oluyor.  Bu nedenle bu  segmenti „ 1-3 kW arası kurulu gücü olan, akülü, (gerektiğinde şekeden destek alabilen)  akıllı invertörlü  parsiyel (kısmi) öztüketim modeli olarak tanımlayabiliriz.

Pazar için değil, kendi tüketimi için  üretim yapan üreticinin durumu Günısıdan sıcak su elde eden insanlara benziyor. Bunlar tüketmek üzere üretenler, bu bir bağ evi olabilir yahut bir apartman dairesi. Şebekeden ancak ihtiyaç halinde – akıllı invertör buna karar veriyor- cereyan çekiyor. Kurulu gücünüz düşük ise bu daha  sık gerçekleşiyor.

Güneş gönüllüleri bu akülü, akıllı invertörlü (kısmi) öztüketim modelini yalnızca önermekle kalmamalı,  bunun finansmanı için de çözümler önermelidir. İhtiyaç sahiplerini potansiyel destekçilerle buluşturacak pilot çalışmalarla  sosyal projelerle yurttaş enerjisi hızla  tutunabilir.

Kurulu gücün optimal olması gerekli değildir. Amortisman ya da yatırımın  ne kadar zamanda geri  döneceği tartışmasına yer yoktur.

Ne kadar çok insan kısmen de olsa üretici olursa çatılarda paneller göze çarpmaya başlarsa  bu  işte görünür olmayı beraberinde getirecektir.

Solar elektrik teknolojisi büyük bir teknolojik devrim. Devasa kömür santralinin  yahut nükleer santralin yerine  deyim yerinde ise onbinlerce mini santral.  Ama bunun gerçekleşmesi milyonlarca insana bağlı. Bütün devrimler gibi…

 

Alper Öktem

Kategori: Hafta Sonu

Köşe Yazıları

Çatıda güneş santrallerine dair geçen haftalardan notlar

6 Nisan 2018 günü TAZ gazetede Filiz YavuzHayatın ironisi işte” diyor: “DNA onarımı” çalışmasıyla kimya dalında Nobel alan Sancar, nükleer enerji reklamında tüm heybetiyle karşımızda duruyor. Oysa radyasyonun DNA’ya zarar vererek mutasyona yol açtığını herkesten çok o biliyor olmalı.”

Bence Prof. Sancar bundan böyle bizlere bunun sadece bir deney olduğunu söyleyebilir. DNA’yı önce bozuyoz, sonra onarıyoz. Ama Akkuyu laboratuvar olarak çok büyük değil mi? Küçükçekmece yetmez mi?

………………

9 Nisan günü Yeşil Ekonomi bülteni güne iyi bir haberle başlıyor. “Türkiye güneşte Avrupa’da 7, dünyada 13’üncü sıraya yükseldi.” Mart ayı sonunda kurulu güç 4.590 MW olmuş.

Güneş Gönüllüleri eksik bir şey var diyor. Evet, çatılar eksik, kooperatifler eksik, yurttaşlar eksik. Yurttaşların Enerji Santralleri (YES) için programlar teşvikler eksik. Kentsel dönüşümü solar elektrik ve solar ısı uygulamaları için bir fırsat olarak gören uygulamalar eksik. Haliyle üretici olmanın getireceği enerji bilinci eksik.

……………..

Mehmet Kara (Enerji Gündemi) 5 Nisan günü Dünya Gazetesinde yazıyor: Nükleerin yükünü güneşe çektireceğiz. Yazının başlığı ve içeriği mükemmel. “Şimdi de kurulacak bu santralde üretilecek elektriğin maliyetine gelelim. Devlet bu santralde üretilecek elektriğe ilk 15 yıl boyunca kilovatsaat başına 12,35 dolar/cent’lik fiyat alım garantisi sundu. Şu anda piyasada elektrik fiyatları 4 dolar/cent’ler mertebesinde. Bu durumda Akkuyu Nükleer Santrali ekonomik açıdan çok da akıl kârı görünmüyor. Üstelik elektrik fiyatlarının ileride artacağı gibi bir öngörüde bulunmak da kolay değil.”

14 Nisan’da Enerji Günlüğü’nde yayınlanan “Yenilenebilir maliyetleri ve elektrik stratejisi” başlıklı yazısında Dr. Nejat TAMZOK, “Bir taraftan yenilenebilir enerji teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, kurulu güç kapasitelerinin giderek artması ve santral kurulum maliyetlerinde ortaya çıkan gerileme, diğer taraftan bu gelişmelere paralel büyüyen piyasalarda daha deneyimli ve kurumsallaşmış küresel şirketlerin tedarik tarafında rekabeti tetiklemeleriyle yenilenebilir enerjiden elektrik üretim maliyetlerinin giderek daha da düşmesi kaçınılmaz görünüyor. Depolama teknolojilerindeki gelişim de dikkate alındığında, bu sürecin elektrik üretiminde hızlı bir dönüşüme yol açması muhtemeldir.”

Ortaya konulan bu tablodan çıkaracağımız tek bir sonuç var: 2020 ve sonrasında fosil yakıtlardan elektrik üretecek olanların işleri her yıl biraz daha zorlaşacak. Ve elbette, elektrik ihtiyacının yüzde 70’e yakınını fosil yakıtlardan üreten ülkemizin de bu tablodan çıkaracağı önemli dersler var.” diyor Dr. Nejat Tamzok.

Güneş ve rüzgâr hammadde anlamında bedava, petrol gibi taşıma masrafı da yok. Dünya dönüyor güneş her ülkeye doğuyor, rüzgâr zaten kendisi hareket halinde. Bugün fiyatı olmayan bu girdilerin hammaddelerin yarın da fiyatı olmayacak diye not düşüyorum.

Ama mesele son tahlilde fiyatta değil, dövizde değil, mesele bu dünyayı en başta biz insanlar için yaşanmaz hale getirecek olan iklim değişikliğinde, radyoaktif kirlenmede. Şimdiye dek önerdiğimiz çareyi Güneş Gönüllüleri sayfasında tekrarlıyorum: Öyle ise ne yapmalı nükleer karşıtları? Bir Çare? Var, OTONOMİ. Çatılarda kendi elektriğinizi kendiniz üretin, kooperatifler kurun üretin. İklim düşmanı ve pahalı kömür ve nükleer elektrik piyasasına müşteri olmayın. Siz almazsanız kime satacaklar? Satamazlar ise öz-tüketim için üretenler itiraz etmez mi? Bâki kalan kubbede bir hoş temel tören sedası imiş diye yazılır tarihe.

……………

Mehmet Kara’nın 22 Şubat günkü yazısına da değinmek istiyorum. Yazının başlığı “Mini GES kurulum maliyeti beşte bir azaltılabilir.” Önerilere katılıyorum. Maliyeti azaltacak öneriler çok olumlu. Biraz da orta direk teşvik görsün. Hem de kelimenin gerçek anlamına bir vurgu yapma fırsatı görüyorum: Zararlı veya zarar edecek bir iş teşvik edilmez ki! Ulusal menfaatler nedeniyle finansal açığı vergi mükelleflerine karşılatacağız diyebilir ilgililer.

Yazının bir yerinde bir cümle çok dikkatimi çekiyor. “Ama bence asıl sorun, harcanacak tutarın ne kadar sürede geri döneceğinden çok başlangıç maliyetinin ne olacağıdır” diyor Enerji Gündemi yazarı Mehmet Kara.

Evet, yurttaşlara çatınızın ve cebinizdeki paranızın elverdiği kadar bir YES kurun denilmeli. Güneş enerjisinin (Yurttaşların elektrik santrallerinin) tüketici-üretici kesimde yaygınlaşması için en çok gerekli olan şeyin PV elektrik panellerinin çatılarda bir an önce görünür hale gelmesi olduğunu düşünüyorum.

Hesap şöyle:

100 bin adet x 2 kW gücünde mini santral = (toplam) 200.000 kW (200MW) kurulu güç ile

200 adet x her biri 1000 kW gücünde santral, toplam 200.000 kW kurulu güç birbirleriyle eşit değildir.

Birinci şık daha pahalıya mal olmakla birlikte mini santrallerin hızla yaygınlaşması için çok gerekli. Mini santral atılımının enerji konusunda yurttaş bilincine etkisi dışında yüksek bir ekonomik geri dönüşü de olacak, istihdam artışı fosil yakıt ithalinde tasarruf. Orta direk diyelim, nüfusun büyük çoğunluğu kendi elektriğini kendisi üretebilir. Türkiye’de de yenilenebilir enerjilerin yaygınlaşması halkın önemli ölçüde üretici olmasına bağlı.

1990’ların teşvik arayışlarının ardından maliyeti karşılayacak alım fiyatlarının yasayla belirlendiği dönemleri gördük. (20 yıllık bir dönem içinde beklenen toplam üretim, yapılan yatırımın (kurulu gücün) tutarına bölünüyor.) Solar elektriğin en ucuz elektrik olması yeni bir gelişme. Fiyatlardaki bu düşme üretim ve organizasyon modellerinde son dönemde öne çıkan gelişmelerle uyum içinde.

Y.E.S. kurulumlarında artık öz-tüketim modelleri öneriliyor ve akıllı şebeke işletmeciliği konuşuluyor. Burada şebeke, işletmecinin bilgisayar ile birbirine bağladığı üretim santrallerinin ve depoların (akü) arasındaki organizasyon ile elektrik arzının optimum hale gelmesi. Solar elektrikte yerinde üretim yerinde tüketim hayata geçiyor.

Türkiye’de Yurttaşların Elektrik Santrali’nde -bu mini santral ünitesinde- tüketilmeyen elektriği şebekeye mi satacağız yoksa aküde depolayıp güneş battıktan sonrasına mı saklayacağız? Akü ekstra masraf demek ve ayrıca lisanssız üreticiye şebekeye verdiği elektrik için daha iyi fiyat veriliyor. Peki uygulama? Evet, 3-5 kW gücünde bir mini santral solar elektrik fazlasını şebekeye vermek ve güneş battıktan sonra şebekeden fosil kaynaklı elektrik almakla, fiyat farkından biraz kazanıyor. Peki kaç kişi bu lisanssız üretici olabilmek için gereken süreci başardı? Bu prosedürün masrafları da az değil. Bugün için 2 yahut 3 kW akülü Y.E.S. ile öz-tüketim ekonomik değil. Ama yurttaşlar için birkaç yüz tl yılda kazanç beklentisi ile lisanssız üreticilik yoluna girmelerini önermek de ikna edici değil. Bu yol tutmadı. Yoksa PV paneller Gün ısı kolektörleri gibi çatıları doldururdu.

Bir şey daha var. Termik santralden -ileride kim bilir belki nükleer santralden- gelen elektriği kullanmak istiyor musunuz gerçekten? Güneş battıktan sonra şebekeden alacağınız elektrik eko-cereyan yahut temiz enerji değil. Türkiye’de bu tedarik hizmeti verilmiyor. Kurun 2-3 kW gücünde bir mini santral, Y.E.S., akülü ve olağanüstü ihtiyaç ve olağan dışı üretim azalmasına karşı mevcut şebeke ile bağlantınızı da sürdürün. Şebekeden nadiren de olsa kullanmak zorunda kalmamak için çamaşır makinası ile bulaşık makinası ve elektrik süpürgesini aynı anda kullanmamayı da öğrenirsiniz. Enerji verimliliği, enerji tasarrufu ve enerjinin etkin kullanımı konusundan çok keyif alacaksınız. (Bu konu siyaset yapmak için ideal şartlar sunuyor. Bu sayede siyaset konuşmak zorunda da kalmazsınız.)

İsterseniz bir plaket asarsınız: Bu eve fosil yakıtlardan üretilen elektrik girmiyor. Elektriğimiz karbonsuz.

 

Alper Öktem

EnerjiYazarlar

Almanya’da 2018 yılındaki elektrik faturası ve bileşenleri analizi

Nükleer enerji üretiminden çıkma kararını açıklayıp halihazırda 9 reaktörünü devreden çıkartarak Energiewende(Enerjide dönüşüm) politikasıyla yüzünü yenilenebilir enerji üretimine dönerek güneş enerjisinden elde edilen üretimde önemli mevzi kaydeden Almanya’da 2018 yılında tüketiciler için ortalama elektrik fiyatı 29,42 Cent (Avro) /kilovatsaate tekabül ediyor.


EEG.Umlage =Yenilenebilir enerjiler  yasası gereği  katkı payı     6,79 Cent(avro) ; Offshore, AbLa , KWKG,  19.madde NEV  =diğer katkı payları      0,76 Cent(Avro) ; Umsatzsteuer =  KDV  4,70 Cent(Avro); Stromsteuer    =  Elektrik vergisi   2,05 Cent(Avro) ; Konzessionsabgabe = Belediyeler ait ruhsat/izin 1,66 Cent(Avro)   (Bu 5 kalem  vergi  ve ödentiler/katkı payları toplam elektrik fiyatının %  54,3’ünü teşkil ediyor)

Stromerzeugung =  Elektrik üretimi 6,18 Cent (Avro)    (%21)   ; Netzentgelte  = Elektrik hatları kullanma ücreti 7,27 Cent(Avro)  (%24,7)   Yani Almanya’da elektrik fiyatının %21’i üretim,  %24,7’si elektrik nakil hatları kullanma ücreti ve % 54,3’ü vergi ve katkı paylarından  oluşuyor.

(Grafiğin iç çemberinde  2017 yılına ait oranları görüyorsunuz)

Şimdi bu hesaplamayı  ortalama tüketici fiyatı ve bileşenleriyle  tek tek grafik üzerinden  inceleyerek durumu güneş enerjisinin imkanları açısından izah etmeye çalışalım:

Almanya’da Yenilenebilir Enerjiler  Yasası gereği  bu alanda uygulanan katkı payı (EEG-Umlage)  6,79 Cent(Avro) ile halihazırda fiyatın % 23,1′ ine tekabül ediyor . Bununla birlikte  yenilenebilir  enerji   kaynaklarından  elde edilen  elektrik olduğu gibi şebekeye verilirken  bunun fiyatı kurulum yılındaki maliyetleri karşılayacak şekilde  20 yıl süreyle sabit olmak üzere tesbit ediliyor. Yasanın çıktığı 2000 yılından beri ise güneş enerjisi kurulum maliyetleri sürekli düşüyor. Bu nedenle örneğin 2010 yılında kurulan bir çatı santrali için 2030 yılına dek geçerli verilen fiyat 2002 yılında verilen ve 2022 yılına dek geçerliliğini koruyacak olan fiyatın daha altında.Günümüzdeki güneş enerjisi kurulum maliyeti ise diğer elektrik  üretim araçlarına göre benzer seviyelerde ve bunun da altına inmeye başladı. Dolayısıyla fonlama gerekçesi kalmadı.

Sayısal olarak ifade edersek,  2000 yılında yayınlanan Yenilenebilir Enerji Yasasına  göre her yıl kurulan güneş enerjisi maliyetleri de tespit edilerek fiyatlar yeniden belirlenmişti (maliyetlerin düşmesine bağlı olarak şebekeye verilen elektrik için yapılan ödeme kilowatsaat başına 2006 yılında 40 Cent(Avro) civarına , 2010 yılında 30 Cent (Avro) civarına düştü).

Grafik açıklaması:

2006’dan 2013′ e dek 1 kilovatt çatı solar santral kurulum toplam fiyatı 5000 Avro’dan 1684 Avro’ya düştü. Yenilenebilir Enerjiler  Yasası gereği  bu alanda uygulanan katkı payı   tüm elektrik tüketicileri tarafından ödenmesi gerekirken  sanayi sektörü kendisine bu alanda bir muafiyet sağlamayı başararak katkı paylarının mesken tipi tüketicilerin faturasına fazla yansımasına neden oldu.

Elektrik vergisi : Elektrik  vergisi ise  “Çevre Vergisi” nin bir parçası olarak 1999 yılında iklim koruma tedbirlerinin finansmanı için uygulanmaya kondu. Ancak zamanla hükümetler bir yerden sonra bu vergi  gelirlerini  büyük ölçüde emeklilik sigortasını ayakta tutabilmek için  sarf etmeye başladılar.

KWK /Bileşik ısı ve elektrik/Combined Heat and Power (CHP) katkı payı : Isı üretiminin yanısıra elektrik de üreten teknolojiler için   2002  yılında uygulanmaya başlamış olan bir ödenektir.

 19 NEV Katkı payı :  Sanayi kuruluşlarına enerji  nakil hatları ücretlerinde indirim sağlayan ve   2012 yılından beri uygulamada bulunan bir ödenektir.

Offshore Mali Mesuliyet katkı payı : Denizlerde kurulan rüzgar santrallerinin ulusal şebekeye bağlanmasında gecikmeler  veya  aksamalar ortaya çıkması halinde doğacak tazminat taleplerinin finansmanı için kilovat saat başına 0,25 cent(Avro) olarak tahsil ediliyor.

Ruhsat/izin ücreti: Belediyelerin payı, belediye sınırları içinde nakil hatları inşası ve işletme masrafları karşılığı tahsil edilen bir ücrettir.

2018 yılında güneş enerjisinden üretilen elektrik ise artık en ucuz elektrik denebilir . Zira bu yılın ihalelerinde üreticiler  güneşten elde edilen elektrik için 4,3 Cent(Avro)/ kilovattsaat fiyat verdiler. Bu fiyat, kömür üreticilerinin  (uzun vadede çevreye ve insana  verdiği zararların parasal karşılığı itina ile maliyet hesaplarının dışında tutulmasına rağmen) ürettiği elektrikten  daha ucuz, hatta rüzgar  enerjisi  için verilen fiyatın da altında bulunuyor.

Onshore rüzgar enerjisinde ise  fiyat son ihale ile 4,6 cent(Avro)/kilovattsaat ile öncekine göre artış gösteriyor.1

Anlaşılan o ki Yurttaşın Enerji  santrali (Y.E.S.) açısından işler  giderek öztüketim için üretim yapmak ile özdeşleşiyor. Bu eğilimi güçlendiren bir faktör  ise depolama (akü) teknolojilerindeki  gelişme. Üretici  fiyatlarındaki   düşme   fazla elektriği satmanın muhtemel  getirisini  -bir evin çatısından hareket edersek-  mali bakımdan ihmal edilebilir düzeylere  indiriyor.2 Güneş enerjisinden üretilen elektiriği üreticiler tamamını şebekeye veriyor, kendi kullanacakları elektriği ise satın alıyorlar. Fakat maliyetler düştüğü için bu hesap tersine döndü. Artık çatısına panel kuran yurttaş açısından güneş enerjisini kullanmak daha akıllıca görünüyor.

Son notlar

1: https://www.erneuerbareenergien.de

2: Stromreport Newsletter 21.2.2018

Dr. Alper Öktem  

(Güneş Gönüllüsü)

 

 

 

 

 

 

 

Kategori: Enerji

Köşe Yazıları

[Belediyeler iklim değişikliğine karşı II] Sihirli söz: Belediye-Halk İşbirliği

Fosil kaynaklı enerji kullanımının iklim değişikliğinin temel nedeni olduğu artık ciddi bilim çevrelerince tartışılır olmaktan çıktı, artık sadece karbon salımını azaltmanın yetmediği yeni bir döneme girdik. Şimdi  esas olarak fosil  yakıtlardan elde edilen enerjinin  daha etkin kullanımını sağlamak, enerji verimliliğini artırmak ve israfı durdurmak ve onarıcı uygulamaların hayata geçirilmesi gerekiyor.

İklim değişikliğine karşı mücadelede karbon salımını azaltmanın en önemli ayaklarından başlıcasını da karbon salımına yol açan fosil enerji kaynaklarının kullanılmasının yerine  yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması oluşturuyor.

Yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik, ısı vb. üretme teknolojileri ise özellikle güneş enerjisinde ev çatısını, balkonu, yol kenarını, bahce duvarının üstünü…her yeri enerji  üretimine elverişli hale getirdi.  Kentler  enerjilerini giderek artan oranda yenilenebilir enerjilerden üretebilirler. Kentler? Kentin insanları demek istiyorum.

İklim değişikliğine karşı uluslararası kent birliklerinin parçası bazı belediyelerde dikkate değer çalışmalar sürdürülüyor. Bunun başarısı yine  kentlilerin deyim yerinde ise kitle halinde somut  tedbirlere, uygulamalara  katılması  ile mümkündür diye düşünüyorum.

Bir kaç gün önce Yeşil Gazetede yeralan Kadıköy “iklim elçilerini” arıyor! “  başlıklı haberin esası şu:“Sizler de iklim değişikliğinin dünyamız üzerinde etkilerini azaltmak, farkındalık oluşturmak, sürdürülebilir ve yaşanabilir bir Kadıköy yaratmak için Kadıköy’ün İklim Elçisi olmak istiyorsanız başvuru formunu doldurarak ‘Kadıköy Belediyesi Bütüncül ve Katılımcı İklim Eylemi Projesi’ne destek olabilirsiniz”.

Kent yönetimi, kentlilere ulaşmak için kentli öncülere, aktivistlere muhtaç. Kentli yurttaşların irili ufaklı güneş enerjisi santralleri kurmaya ilgi göstermesinden söz ediyoruz, kooperatifler kurmasından söz ediyoruz. Bu atılım 10 yahut 50 kişinin bu değişime ikna edilmesi değil bir kaç yıl içinde diyelim 10 bin Y.E.S. (Yurttaşların Elektrik Santralleri) kurulması demektir. Özellikle  ev, çatı imkanı olmayan 5 -10 bin kişinin yenilenebilir enerji   kooperatif üyesi olması demektir. Kaloriferleri ya da tek tek radyatörleri ihtiyaç kadar çalıştıran termostatların 10 bin evde kullanılır olmasından, toplu taşımanın elektrikli araçlarla yapılmasından  söz ediyoruz. Tıkanmış trafiğe arabayla girmeye alternatif ulaşım imkanları bulmaktan  söz ediyoruz. Bu rakamlar 500 bin nüfusu olan bir ilçe için nedir ki?

Burada belirtmem gereken, iklim elçisi olan yurttaşların otonom örgütlenmesinin temel alınması gerektiğidir. Kendi kendini idare eden gönüllü grupların yaratıcılığı ve  etkin çalışması bence en kıymetli öğedir. Böylesi gruplar birbirleriyle ve belediye ile daha verimli işbirliği yapacaklardır. Bu yurttaşları ben enerjik yurttaşlar olarak adlandırıyorum. Mahallelerde, okullarda, kurumlarda, siyasi partiler içinde, sitelerde, çarşılarda ve daha pek çok alanda böylesi çalışma gruplarının kendi aralarında işbirliği ve yarışma havası oluşacağını, bunun da iklim mücadelesine olumlu  katkı yapacağını ve ana hattın ise belediye halk işbirliği olması gerektiğini düşünüyorum.

Belediye–Halk işbirliği

  • Belediyeler çatısında güneş enerjisininden elektrik üretmek isteyenlere destek olabilir, teşvik verebilir
  • Enerjik Yurttaşlar belediyenin iklim değişikliğine karşı temiz enerji üretme, kullanma ve enerji verimliliği çabalarına destek olabilirler. Belediyenin atacağı adımları zenginleştirebilirler.

2016 yılında dünya elektrik üretiminin sadece % 2’si güneşten sağlanmıştı. 2030 yılına dek bunun % 13 ‘e ulaşması hedefleniyor. Yurttaş katılımı işte önümüzdeki yıllarda -tabii eğer iklim aktivistleri olarak en önce bizler üretici olup gereğini yaparsak- çok ciddi boyutlar kazanacak.

2017 yılı biterken tüm dünyada herhalde on milyonlarca yurttaş fotovoltaik elektrik üretimi yapıyor. Fotovoltaik panel fiyatlarında 2017 yılında da büyük düşüşler yaşandı ve artık  güneşten elektrik elde etmekte yeni bir dönem, , öztüketimin hızla yaygınlaşacağı kendin üret kendin tüket dönemi başlamış bulunuyor. Çatılarda güneşten elektrik üretimi keseye uygun, örneğin kısmi öztüketimi mümkün kılan çözümlerle yaygınlaşacak, kooperatiflere ortak olacak yurttaşları çoğalacak.

Taban hareketi:  Aktivist yurttaşlar (Güneş Gönüllüleri   vb) ve Belediyeler

Türkiye’de yurttaşların elektrik santrali Y.E.S. segmenti  oluşmadı. Üretim fazlasını mahsubi sayaç ile şebekeye  vermek ve yetmediğinde şebekeden çekmek (böylece depolama masrafından da kurtulmak) modeli  lisanssız üretici kategorisinde değerlendirilmişti ancak mevzuat gereği, vatandaşın çatısına kuracağı 2 kwlik mütevazi bir santral için yerine getirilmesi gereken şartlar, 999 kW gücündeki fabrika çatısına yerleştirilmiş santral ile aynıydı. Firmalar da yurttaşlar da ilgi göstermediler.

Ancak şimdi santral kurulum maliyetlerindeki  bariz düşüş ile birlikte öztüketimin gündem edilir olması, akıllı invertörler gibi teknik gelişmeler ve kooperatif mevzuatında iyileştirmeler yapılmış olması gibi faktörler yurttaşların elektrik santrali segmentinin oluşmasına imkan veriyor. Yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan aktivist, Güneş Gönüllüsü grupların şimdi esaslı gayret göstermesi gerekiyor. Beri  yanda lisanssız üretim yapmak isteyenlere 0-10 kW arası YES’ler için prosedürü son derece kolaylaştırıcı değişiklikler isteğinin hep gündemde olduğunu da belirtelim.

Yurttaşların Elektrik Santrallerinin kurulması için, bunun kendiliğinden yürüyen ve milyonlarca insana ulaşan bir hareket haline gelmesi için bu aktivist, gönüllü yurttaşlar ile belediyelerin işbirliklerine gerek var. Belediyelerin ve kent meclislerinin “topluluk temelli (halka dayalı)“ elektrik üretiminde yeri çok önemli. Aktivist yurttaşlar bir anlamda burada katalizatör rolü oynayacaklar.

  • İlk adım bir aktivistler grubu, Güneş Gönüllüleri çevresi oluşturmak. Zamanla meslek grupları özellikle Odalar bünyesinde, okullarda ve sanayide dahi böylesi girişimler oluşmalı.

Güneş Gönüllüsü ya da aynı hedefe işaret eden adlandırmalarla tanınan bu gruplar belediye ve kent meclisleri ile ve konuyla ilgili başka çevrelerle tanışmalı. Belediye tarafından karbon emisyonunu azaltma çalışmalarına davet edilmeli. Yurttaşlar bizzat oluşturdukları gruplarla katılırlarsa haliyle edilgin kalmayacak ve belediyeye partner olabilecek, yaratıcılıklarını gösterebileceklerdir.

  • Tanıtım çalışmaları ve enerji verimliliği seminerleri yapmak. Y.E.S. leri görünür kılmak için belediyenin yatırım imkanları doğrultusunda öneri yapmak, örneğin bir belediye binasına çatıya mütevazi bir santral kurulması ve kurulan santralin üretimini bina içinden ya da dışında anlık gösteren bir ışıklı tabela konulması belediyeye önerilir. Belediyeye ait mevcut güneş santralleri varsa oraya gezi düzenlenebilir, yerinde tanıtım yapılır.
  •  Sosyal projelerle güneş enerji santrallerini görünür kılmak, konuşulur olmak (“Soma’nın geleceği güneş enerjisindedir, kömürde değil” alevi kültür merkezine güneş santral kurmak projesi gibi).
  • Kaynak bulup örneğin bir semtte başarılı öğrencilerin ailelerine LED lamba hediye etmek. Yani tanıtımı bu güneş santrallerini ve enerji verimliliğini görünür kılarak yapmak en effektif olanı.
  • Öneri ve taleplerle belediyeye gitmek.” Şu pazar yerinin çatısına GES isteriz“ gibi.
  • Enerji kooperatif kurmak üzere geniş çevreleri bir araya getirmek.
  • Çatılarda bireysel santraller, tüketimi birleştirme yöntemleri, sitelerde toplu olarak YES kurulumu… bunlar ancak yurttaşlara yönelik aktif tanıtım ile mümkün. Finansman kolaylıkları (Uygun krediler olması halinde yatırım kararı almak kolaylaşır).
  • Ürünler ve hizmetler hakkında tecrübe sahibi olmakla, önerilerimizle vatandaşa yardımcı olmak da düşünülebilir. Belirli fiyat dilimlerinde çeşitli YES modelleri geliştirmek düşünülebilir.

Genellikle çatılara konuşlandırılan bireysel yahut kooperatiflerde realize edilen yurttaşların elektrik santralleri Y.E.S. segmentinin diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de oluşması gerekiyor. Çatılarda kurulum için yurttaşlara kim nasıl yol gösterecek?

Başka ülkelerde iklim aktivistleri, nükleer karşıtları, termik santrallere karşı çıkan aktivistler işte çabalarının bir kısmını alternatif enerji üretiminin yurttaş eliyle gelişmesi çalışmasına ayırdılar. Türkiye’de iklim ve çevre aktivistlerini dışında demokratik meslek örgütleri aktivistleri, eğitimciler vb. duyarlı toplumsal kesimleri bu yapıcı çalışmayı kendi kurumlarında, sivil toplum kuruluşlarında yahut semtlerinde başlatmaya ve Güneş Gönüllüsü olmaya çağırıyorum.

Kadıköy “iklim elçilerini” arıyor!

 

 

Alper Öktem / Güneş Gönüllüsü

Yazarlar

NES’e teşvik, nesine teşvik? Bir alternatif öneri

Ekonomi Bakanlığı Kasım ayında verilen yatırım teşvik belgeleri listesini yayınladı  Bununla birlikte ilk defa olarak bir nükleer enerji santrali yatırımına da yatırım teşvik belgesi sağlanmış oldu.

Bakanlığın ilanına göre 4.800 MW gücünde olacak Akkuyu NES projesi için 76 milyar TL’lik KDV istisnası ve yaklaşık 4,5 milyar TL’lik de Gümrük Vergisi Muafiyeti sağlandı . 17 Kasım 2017 tarihli 133805 no’lu belge ile düzenlenen teşvik kapsamında santral kurulumunda alınacak tüm mal ve hizmetler KDV ve gümrük vergisinden muaf tutulmuş oldu.

Demek ki Akkuyu NES   toplam 76 milyar liralık alımlarında KDV ödemeyecek:  76 milyar x %18= Akkuyu şirketine 13 milyar 680 milyon  TL hediye ediliyor. Ortalama %5 civarı Tarım dışı Gümrük Vergisi muafiyetini de 225 milyon TL olarak hesaba katarsak nükleerci şirkete yuvarlak rakam ile  14  milyar  TL bir kıyaktan söz edebiliriz.                                                                                                                                                                                                                                            

Güneş Enerjisi sektöründe aynı parayla daha fazla kapasite yaratacak bir teşvik programı mümkün.

14 milyar TL yatırım teşviği ile Akkuyu’da kurulu gücü toplam 4800 MW olan bir NES ‘e devlet hediye  verecek.   Santralin maliyetini ise vatandaşa dünyanın en pahalı elektriğini satarak çıkartacaklar. Bu NES’in nesine teşvik verirsiniz? Anlamak imkansız.

Güneş gönüllüleri olarak Devletin  bu  14 milyar TL  teşviği  yurttaşlarına vermesini öneriyoruz. Bu yöntemle beheri ortalama 3 KW den toplam kurulu gücü 10.500 MW olan 3,5 milyon Y.E.S. kurulmasının önü açılmış olur. Yurttaşların çatılarında, bahçelerinde kuracakları  3kW kurulu gücü olan Güneş enerji santrallerinin 2 kW sinin yatırım maliyetini yurttaş ödeyecek, kalan 1 kW yatırım maliyetini Devlet Baba verecek. ( 1 kW yatırım maliyetini 4000 TL varsayıyorum). Santral sahibi? Yurttaşlar. Yurttaşların kazancı, dünyanın en pahalı nükleer santral elektriğine para ödemek zorunda olmayacaklar.

Kendi santralinin sahibi olacak insanımız :  Y.E.S.  (Yurttaşın Elektrik Santrali).    

Ayrıca hepsi minisantraller olmak zorunda değil, bu atılımı kısmen enerji kooperatifleri eliyle yapmak daha yararlı olur.                                                                                                                                                                                                                                     5 yılda bu projeyi bitiririz. 2023’te dünya küçük dilini yutar bunu görünce. Ayrıca belirtmekte fayda var, devletten bir günde bu kadar para çıkmayacak.

Bir iyi haber daha: Devlet gerçi 14 milyar Türk Lirasını eliyle peyderpey dağıtacak AMA her dağıttığını herhalde 1 yıl içinde geri alacak.

Nasıl mı? Bu devasa programı hayata geçirmekle  sağlanacak istihdam ile devletin ücretlilerden doğrudan ve dolaylı vergi gelirleri artacak.

Alper Öktem

Kategori: Yazarlar

Köşe Yazıları

Belediyeler iklim değişikliğine karşı

Yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji düzenine bu kadar hızla damgasını vurması  fosil yakıtlardan hızla çıkmayı  da mümkün kılıyor ama bir engel var: devletler ve siyaset sınıfı – tabii Sermaye /tekeller bastırdığı için- sistemden vazgeçmemeye çalışıyor. 6 Aralık  2017 günü bir haber: Almanya’da elektrik üretiminde rüzgar  enerjisi, nükleer, doğalgaz ve taşkömürünü   geçerek ikinci  sıraya yükselmiş; geçen yıl 5.sıradaymış. İkinci haber: 1970-2014 yılları arasında Almanya’da  nükler enerjiye, linyit  ve taşkömürüne  devlet desteği  422 milyar avro olmuş.

Kyoto, Paris  … ne büyük toplantılar gördük, ne umutlara kapıldık. Ama iklim değişikliğini ya da sıcaklık artışını engelleme konusunda devletlerarası hedefler  tutturulamıyor, karbon salımında varılan her mutabakatı torpilleme eğilimleri ortaya çıkıyor. Devletlerin yöneticileri genellikle, yenilenebilir enerjilere “biraz da bundan olsun” diye bakan miksciler. Haberi  hatırlar mısınız? 18.12.2015 günü İngiltere’de son kez kömür çıkartılmıştı yani son maden ocağı o gün kapandı. Demek fosil kaynaklardan çıkma konusunu ciddiye almışlar. (Tabii o memlekette güneş ve rüzgar da  madenleri gibi yerli  ve milli addediliyor; ama  hangisi havayı kirletir, kronik akciğer hastalığına yolaçar  gibi kriterler de  gözönüne alınıyormuş. Parantez içi haber  Zeitung kaynaklı)

Beri yanda kentler fosil enerji sektörünün güç ilişkilerine merkezi düzen gibi muhtaç değiller ve zaten devasa santraller kuracak yerleri de pek olmadığı için daha farklı bakabiliyorlar. Kentler bugün karbon salınımının yarısından fazlasından sorumlu. Elektrik genellikle dışarıdan geliyor, uzaklarda bir yerde fosil yakıtların yakılması ile üretilen elektrik kente taşınıyor. Isınma (ısınma ve soğutma) ve mobilite (taşıma, ulaşım) için ise fosil yakıtlar bizzat kentte yakılıyor.

Beri yanda smog ve sıcaklık artışı kentleri yaşanmaz kılıyor.

Elektrik, ısınma- soğutma ,  ulaşım- taşıma için enerji gerekiyor- Hepsi temizinden olmalı

İklim değişikliğini durdurmak için yapılabilecekleri  -sanki yapmış gibi- anahatlarıyla bir not edelim:

.. Fosil kaynaklardan gelen elektrik  giderek  kentte yurttaşlar, kooperatifler , belediye,  OSB ve benzerlerinin genellikle çatılarında  kurulu ve sayıları artan Y.E.S. lerde ürettiği  temiz elektrik   ile  ikame  ediliyor. Kentimizin insanları ekocereyan tedarik eden  firmalara abone oluyor. Enerjinin verimli kullanımı için  tedbirler alınıyor.  Yerinde üretim-yerinde tüketim- öztüketim, enerji  otonomisi kavramları yerleşiyor.

… Binaların ısı (ve  soğutma) gereksinimi  azaltılıyor ve sıfır enerjili  evlerin yapımı destekleniyor . Günısı  tesisatı  geliştirilmiş, güneşin ısıttığı su hem  kullanım için hem de kalorifer için kullanılarak doğalgaz=Fosilyakıt tasarrufu sağlanıyor.

…. Belediyenin otobüs filosu  elektrikmotorlu  kısmen de biyogaz ile çalışıyor. Toplu taşıma çok daha çekici hale gelirken araba paylaşımcıları (car sharing)  bedava park ediyor.

Belediyeler ve Uuslararası işbirlikleri

Bonn’daki iklim zirvesine katılan arkadaşımız, yenilenebilir enerji kooperatifçiliğinin ülkemizdeki öncülerinden, Güneş Gönüllüsü Oral Kaya şunu yazıyor: “…. edindiğim başka bir gözlem ise, belediyelerin ülkemizde yenilenebilir enerji kullanımında çok geride kaldığı. Oysa ki bu konuda yerel yönetimlere çok büyük destekler var. “

İklim değişikliğini durdurmak için dünya çapında önemli bir hareketlilik var belediyeler düzeyinde. Kimi yapılanmalarda Türkiyeden de belediyeler yer alıyor. Dr.Ahmet Soysal Soysal’ın belediyelerin uluslararası örgütlenmelerine yönelik verdiği bilgileri aktarıyorum: Convanent of Mayors gerçek üst örgütlenmedir. Belediyelerin bölgelerinde özellikle fosil yakıt kullanımının ve sera gazı emisyonlarının kontrolü ve azaltılması anlamında yetkili olmasını ister. Energy Cities ise CoM un 107 destekçi örgütünden biridir. Eylemden çok toplum eğitimi bölümü ile ilgileniyor olayın. Şimdi Türkiye’deki belediye örgütlenmelerinde sanayi hariç enerji ve sera gazı, hava kirliliği azaltılmasında Büyükşehir belediyeleri sorumlu. Yani enerji kaynakları planlaması, sera gazı azaltılma projesi yapmak Büyükşehir Belediyesinin görevi, ilçe belediyeleri bunu yapamıyorlar. Büyükşehir Belediyeleri CoM üyesi olabilir. Bir ilçe belediyesi ise Energy cities gibi bir alt destekçi örgüte üye oluyor.” (Türkiye’deki belediye yapılanmasının sonucu.)

Yenilenebilir enerjilerin başarısı  kentli nüfusun sahip çıkmasına bağlı

Yenilenebilir enerjilerin yaygınlaşması başka enerji kaynaklarından farklı olarak esas olarak insan’a dayanıyor. Belediyelerin iklim konusunda  hareketlenmesi gerektiğine dair tartışma  “…….. sorunun çözümü için toplum katkısının nasıl sağlanabileceği üzerinde yoğunlaştı ve başarısız olan tepeden aşağı doğru örgütlenme modeli yerine; yeni bir örgütlenme modeli üstünde çalışıldı. Bu modele göre yerel yönetimlerin katkısı ile alttan tepeye doğru; toplumun duyarlılığını artırarak (bottom-up movement) oluşturulacak yeni bir yapılanmanın sera gazı salımının azaltılması için daha uygun olabileceği düşünüldü. Bunun sonucunda büyük bir çoğunluğunu Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin oluşturduğu İklim ve Enerji için Belediye Başkanları Antlaşması Hareketi (Convanent of Mayors for Climate and Energy-CoM) 2006’da başlatıldı. Hareketin kentlerde yerel yönetimler eli ile başlatılmasının ana nedeni; Avrupa Birliği ülkelerinde nüfusun büyük bir bölümünün kentlerde yaşaması ve enerjinin %80’ine yakınının kentsel alanlarda tüketilmesi idi. (Dr.Ahmet Soysal’dan bir yazı “Küresel iklim değişikliği: Çözüm yerel yönetimlerde mi?” )

Sihirli Söz: Belediye Halk İşbirliği

Devam edecek

Detmold Almanya

Katı atık deposu üzerinde  pv modüller  şemsiye görevini görüyor

 

Bornova, İzmir (  300 KW  GES)

( Belediyeye  ait  olması nedeniyle bunu Yurttaşların Enerji Santrali  Y.E.S. olarak görmek gerekiyor)

 

 

Alper Öktem

Köşe Yazıları

Neyi tartışıyoruz? Türkiye’nin daha fazla enerji ihtiyacı var mı, yok mu?

Bu soru karşısında takınılan pozisyonlar belli. Bu pozisyonların birini ya da diğerini hayata geçirmek için seçim kazanıp hükümet olmalısınız. Daha fazla santral daha fazla elektrik /enerji üretimi diyenler hükümet oluyor ve bunu böyle yapıyorlar. Bu daha fazla ciro, kazanç, GSMH filan falan demek. Silah tüccarları yahut köfteciler de çok farklı düşünmüyor.

Kapitalizm artı ürüne yol açıyor; ekonomi krize giriyor. Gerçi firmalar üretmeye girişmeden önce pazar araştırmasından tüketici manipülasyonuna dek her şeyi deniyorlar. Hep büyümek ve hep daha çok satmak için. Aslında alıcının buna ihtiyacı olup olmadığı önemli değil, lüzumsuz üretmek ve bunların “çöpe gitmesi” düzenin birincil derdi değil. Oturup konuşsak herkesin “enerji verimliliğinden” yana olduğunu göreceğiz. Ama uygulamada böyle olmuyor. Siyasetin hayallerinden bunların destekçilerine dek büyümecilik ağır basıyor. Halbuki “Enerji verimliliği, ülkelerin sahip olduğu en önemli enerji öz kaynağıdır”: TMMOB Makina Mühendisleri Odası Enerji Çalışma Grubu tarafından hazırlanan ve enerji ile konularda temel bir referans  ve bilgi kaynağı olan Türkiye Enerji Görünümü Sunumu  (Eylül 2017)  bunu veciz bir şekilde ifade ediyor. Tabii ki israf azaltan teknolojiler de başarılı oluyor eğer serbest rekabet, tekel, regülasyon gibi köşe taşları yol verirse. Ama kapitalizmin varlık sebebi “daha fazla kar”; rasyonel olmak değil.

Bunun dışında bir de sahte maliyet hesapları var. Örneğin nükleer atıkları kim saklayacak, kaç yıl saklayacak sorusu bu santralleri kuranların derdi değil; eğer bu sözünü ettiğim masrafları toplumun devletin üzerine yıkabilirler ise. Hava, su, bedava idi eski sosyalist deneyde ve kapitalizmde. Yerli kömür hem milli hem ucuz imiş, sanki Soma’da kömür işi büyüdükçe eski özelliklerini kaybetmekte olan komşu Kırkağaç kavunu düşman ülkelerde yetişiyor. Yahut Afşin’de Elbistan’da ziraat yapmaya gerek yok, termik santralin toprağı ekip biçilemez hale getirmesi önemli değil sanki.

Ama tartışma konumuz bu değil. Başka bir konuyu tartışmaya açmak istiyorum ve bunu Güneş Gönüllüsü olarak değil iklim endişeli modern olarak yapmak istiyorum. “Bi şey olmaz” dünyasının, kaderciliğin Don Kişot’ları ordulardan daha kalabalık ama ben de gelecek kuşakları düşünüyorum, börtü böceği düşünüyorum.

TMMOB Sunumundan alıntı yapıyorum: ”2015 yılında küresel olarak enerji yoğunluğundaki [gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) birimi başına kullanılan enerji miktarı] iyileşme, yeni enerji talebinin %70’ini karşılamıştır. Bu nedenle de “BİRİNCİ YAKIT” olarak da, nitelendirilmektedir. Enerji verimliliğini artırmaya yönelik uygulamalar ile 2015’te global enerji talebi sadece %0,8 (nihai tüketim %1) artmıştır. OECD ülkelerinde, 2002-2015 döneminde GSYİH %23 artarken, enerji tüketimi 2015’te, 2002 tüketimi düzeyinde kalmıştır“.  Bu alıntıları yapıyor olmam da gösteriyor: Kesinlikle daha fazla enerji üretme takımının tribününde oturmuyorum.

Brecht’in Bay K’ nın hikayelerinden bir alıntı: “Bay K nın arkadaşı gazetelerden şikayetçidir ve der ki, ‘ben gazete mazete istemiyorum’. Bay K da gazetelere yönelik benzer eleştiriler yaptığını söyler ve ‘ben başka gazeteler olsun istiyorum” der.

TÜRKİYE’DE ELEKTRİK ENERJİSİ KURULU GÜCÜ- 2017 HAZİRAN (MW)

İthal Kömür 7473 % 9,3

Taş Kömürü, Linyit, Asfaltit 9872 % 12,3

Dogalgaz + LNG      22640,6           % 28,2

Fuel Oil, Nafta, Motorin 303 % 0,4

Güneş 1362 % 1,7

Rüzgar 6161 % 7,7

Hidrolik akarsu 7272 % 9,1

Hidrolik baraj 19771 %24,6

Çok Yakıtlılar 4021 % 5

Jeotermal 860 % 1,1

Yenilenebilir, Atık, Diğer 603 % 0,8

____________________________________________

Toplam Kurulu Güç (06/ 017) 80343 MW

Kaynak TEİAŞ 13.7.2017 S.33

TÜRKİYE’NİN ENERJİ KAYNAKLARINDA HIZLI BİR DEĞİŞİKLİĞE İHTİYACI VAR

TMMOB’un sunumundan aktarmaya devam ediyorum: „Paris İklim Değişikliği görüşmelerinin hedefi olan küresel sıcaklık artışını 1,5 veya en fazla 2 santigrad derecede tutabilmek için, enerji arz ve tüketiminde ciddi ve radikal politika değişiklikleri gereklidir. „ (Sayfa 5).

İşte bunu tartışmalıyız: Enerji arzında ciddi ve radikal politika değişikliği gerekiyor. Yani fosil kaynaklardan enerji elde etmeyi bırakmalıyız. Rüzgar ve güneş enerjilerinden yararlanmayı hızla artırırken, termik santralleri hızla kapatmalıyız. Tüketimde de politika değişikliği gerekiyor. Tüketicilere temiz enerji sağlamamız gerekir. Onlardan iklimi korumak için ışıksız ve soğukta yaşamalarını isteyemeyiz. Türkiye’de abonelere temiz enerji tedarik eden firma var mı? Neyi tartışmalıyız? Bunu tartışmalıyız: Niye yok?

Tekellerin ancak bankalarla finanse edebildiği çok pahalı ve devasa termik, petrol ve doğal gaz santraller bugün de temel elektrik/enerji üretim aracı olmayı sürdürüyorlar (Sunumun 3 sayfasından alıyorum; bu üç fosil kaynak 2016 yılında dünya tüketiminin % 85,5 unu sağladı) İklimi korumak için zorunlu görülen karbon salımını azaltmayı 2016 yılında da beceremeyen bu dünya düzenine cevabınız eğer 2017 yılında da “daha az tüketsinler/üretsinler” (fazla üretime son) demekten ibaret kalacaksa o zaman yurttaşların enerji santrali (Y.E.S.) kurması için çalışanlar, kooperatifler kurmaya çalışanlar biraz yalnız kalacak. Ama bir yanlış anlamayı düzelteyim: Kooperatifler kuruyoruz ama bunu enerji üretimini daha da artırmak için yapmıyoruz. Yenilenebilir enerji kooperatiflerin amaçlarından biri de ortaklarının enerji konusundaki duyarlıklarını artırarak enerji tasarrufuna ve verimliliğine teşvik etmek.

Güneş enerjisinin son 20 yılda gösterdiği gelişmeler sayesinde ülkeler bugün birbiri ardına kömürden çıkış için tarih veriyorlar. Biri diğerini pazardan kovuyor diyebilirsiniz.

Alper Öktem – Güneş Gönüllüsü

Köşe Yazıları

Çatılar böyle boş mu kalacaktı?

Almanya’da güneş enerjisinden elektrik ve/veya ısı üretilen (kalorifer kazanı suyunun güneşle ısıtılması, solartermi) evlerde oturan nüfus  2008 yılında 4,5 milyon kişi iken 2015 yılında 9 milyon kişiye ulaşmış; nüfusun % 11’i güneş enerjisinden yararlanan bir tesisle içiçe. Solarbürger  burada yapay bir kelime, “güneşli, güneşsever  yurttaş” gibi bir anlamı var.

Almanya’da 1 650 000  G.E.S. (Güneş Enerji Santrali)  kurulmuş. 2009-2015 arası rakamlara göre küçük düzeyde kurulu gücü olan G.E.S. sayısı yaklaşık 1 milyon. 0-10 kW ile 10-40  kW grupları kurulu gücü düşük olan sistemler  kategorisinde görülüyor. Bu 1 milyon mütevazı fotovoltaik  elektrik üretim tesisinin kurulu güçlerinin toplamı ise 10 GWp.

Almanya ya da Hollanda’da yurttaşlar fosil yakıtlardan çıkış için, güneş enerjisinden yararlanmaya gönül verdiklernden bu tesisleri  finanse  ettiler. Satın alan  tüketici konumundan ürettiğini tüketen konumuna geçtiler. Almanya için diyebilirim ki yenilenebilir  enerjilerin yerleşmesi mücadelesi çatılarda kazanıldı. Bu 1 milyon Güneş Enerji Santraline Yurttaşın Enerji Santrali demek çok uygun düşüyor.

Çatılarda kurulan G.E.S. ler diğer ülkelerde olduğu gibi Almanya’da da on grid yani, şebeke bağlantılıdır. Ancak Almanya’da teşvik  için çok etkin bir yol uygulandı. Güneş enerjisinden fotovoltaik  panel ile üretilen elektriğin Yenilenebilir Enerjiler Yasası’nın (almanca kısatılmış haliyle EEG) kabul  edildiği 2000 yılında çok çok yüksek olan maliyeti alım fiyatı olarak belirlendi. Bu durumda küçük büyük tüm üreticiler ürettiklerinin tümünü satıyorlardı. Kendi  evimden örnek veriyorum. 1996 yılında kurulumu yapılan 1,6 kW  kurulu gücü olan santralimiz yılda (yuvarlak bir rakamla) 1000 kWh  üretiyor. Yasanın çıktığı 2000 yılından itibaren 20 yıl için alım fiyatı yasayla belirlenmiş ve bu 50 Avrosent. Tüm elektrik kullanımımız ise yıllık 3000 kWh. Bunun için dağıtım şirketine ödediğimiz fiyat 20 yıl önce 15 sent iken şimdi 25 senti geçiyor. Bizim için bu fiyattan alım garantisi bitince, şebeke bunu bizden  2017 yılı fiyatı ile 12,3 avrosent karşılığında alacak. (Eğer fiyatlar şimdiye kadar 2004, 2009, 2012, 2014 ve 2017 yıllarında olduğu gibi yasayla yeniden düzenlenmez ise). Bu paraya satıp kullanmak üzere alınan elektriğe  25 sent ödemeye   kimsenin niyeti yok. Gerçek öztüketim çağı Almanya’da şimdi başlıyor! Çatınızda ürettiğiniz elektriğin fazlasını pil ile depolamak ve geceleri kullanmak. Peki,  gün boyu gene de kullanamadığınız ve deponuz da dolu olduğu için depolayamadığınız bir üretim fazlası ortaya çıkarsa?                                                                                                                                                                                                                                              Almanya’daki Enerjik Yurttaşlar çözüm arıyorlar. Enerjik yurttaşlar, çatılarına Y.E.S. kuran, konu komşuyu ikna eden, yenilenebilir enerji  kooperatifleri kuran aktif yurttaşlar. Aralarında bütün bir köyü hatta kasabayı ikna edip bütün köy/kasaba sakinlerini yenilenebilir enerjilerin kokusuz, dumansız, tozsuz ve iklim dostu yoluna sokanlar da var. Fakat  maliyetlerdeki düşüşler,  güneş, rüzgar vd elde edilen elektrik fiyatlarında düşmeyi getirince gerek  bireysel çatı kurulumları gerekse yenilenebilir enerji kooperatifleri sektörü ciddi sarsıntı geçirmekteler. Bir kaç yıldır yurttaşların enerji dönüşümüne yeni katkı sunmalarında, yeni kurulan kooperatif sayısında bir bocalama var. Çareler: Öztüketim ve bunun dışında ihtiyaç fazlası olan solar elektriği doğrudan komşuya satmak?  Kiracılar için ev sahiplerinin çatıya bir GES kurması ve kiracılara elektrik satması?  (Şebekeden 25 avrosente almak yerine, ev sahibinden 20 sente al modeli. Rakamları alabildiğine yuvarlak veriyorum). Üretici ise 12 sente şebekeye  satacağına 20 sente satıyor. Peki ama 1,6 kW kurulu gücün ürettiği elektrikten öztüketim vd uygulamalardan  sonra şebekeye vermeye değer bir üretim fazlası  kalacak mı?

Türkiye’de çatılar

5 yıl kadar oluyor Türkiye’de yenilenebilir enerji üretimi uygulaması yasal çevreye oturdu. Yurttaşlar da mütevazı kurulumlar ile evlerinin çatılarından  bu atılıma katılabileceklerdi. Üretim fazlalarını satmak üzere onlar da lisanssız üretici olabileceklerdi, olmadılar.

Çare aramalı….  Bunun için bir yandan yeniliklere bakalım, başka ülkelerin tecrübelerini değerlendirelim. Beri yanda  insan psikolojisine varana dek Türkiye’ye özgü faktörleri göz önünde tutalım.

Çatılarda, bahçede, balkonda  yalnızca öztüketim için üretim düşünülebilir mi? Enerjik yurttaşlar için bu bir alternatif olabilir mi?  Yoksa yalnızca çatıdaki YES’in üretim fazlasını şebekeye satmak, mahsubi sayaç kullanan lisanssız üretici olmak stratejisini önermeye devam etmek ve engellerin kaldırılması yönünde kamuoyunu etkileme çabalarını yoğunlaştırmak mı? Bence hangisi daha iyi tartışması yapmak doğru değil, ama öztüketim yolunu da artık tartışmamız ve araştırmamız lazım.

Akülü ve  akıllı invertör ile  gerektiğinde şebeke destekli (kısmi) öztüketim modeli

Akıllı invertörler dağıtım şebekesi ile  tek taraflı ilişki kurmanıza  imkan veriyor.  İhtiyaç hasıl olduğunda akıllı inverter şebekeden cereyan çekmenizi sağlıyor. Ama üretim fazlanızı şebekeye vermiyor.  Yani ihtiyacınızın bir kısmını güneşten bir kısmını şebekeden karşılıyorsunuz.

Satıcı olmadığınız için, trafoda yer istemek ve bürokratik süreçlerle bir işiniz yok.

Tüketici olarak şebekeden daha az  cereyan almakla enerjide otonom olmanın ilk  adımını atıyorsunuz. Bu adım yerel düzeyde adem-i merkeziyetçi elektrik üretim tüketimine de  ilk adım olur.  Türkiye’de henüz gündem değil ama enerji kooperatifleri zamanla serbest satıcı da olabilirlerse (Organize Sanayi Bölgeleri gibi lisanslı üretici olmak) o zaman lokal üretim ve lokal tüketim hedefine yaklaşıyoruz. Bu konuyu “yüzde yüz ve derhal, hemen şimdi ve tümden gerçekleşmesi istenecek” bir talep olarak düşünmek doğru değil,  tutulacak yol, göreceli olarak her gün biraz daha fazla otonom ve yerel olmak.

Ürettiğiniz elektriği şebekeye verince bağlandığınız trafodan başlayarak  mevcut altyapıyı kullanıyorsunuz, her halükarda  şebekeye “yük oluyorsunuz”. Akülü, akıllı invertörlü gerektiğinde  şebekeden destekli YES’te ise, şebekeden alacağınız elektrik miktarı azalacağı için,  altyapıya yol açtığınız  yük bir nebze azalıyor

Bu model size yapacağınız yatırımın/kuracağınız sistemin gücü yahut kaç para harcayacağınız  konusunda büyük bir özgürlük, büyük bir hareket serbestisi sağlıyor. Yani insanlara panel kurulabilecek yeriniz ve paranız ne kadar ise o kadar kurulu gücü olan YES kurun diyebiliyoruz.  (%100 bağımsız olan GES ler ise ancak şebeke bağlantısı olmayan yerlerde gerekli.)

Güneşten elektrik üretmek politik bir eylemdir diye düşünüyorum. Bu bir yandan tercih imkanı veriyor, kömürden  elektrik istemiyorum deyip hayata geçiriyorsunuz! Büyük değişiklikler olmuyor hemen,  görece küçük adımlar ama aslında büyük bir değişim potansiyeli taşıyor. Her başlangıç iyidir. Ortalama kurulu gücü 1000 W=1KW olan 1 milyon yurttaş (YES) toplamda 1000 MW =1 GW güce sahip olur. Watt olarak düşünürsek çok değil ama enerjik yurttaş  (enerji politikalarında katılımcı demokrasiyi hayata geçiren yurttaş)  olarak bu sayı büyük bir kamuoyu gücüne tekabül eder

Görüldüğü gibi yurttaşların enerji santrali kurması yolunda -mahsubi sayaca dayanan lisanssız üretici olma  modeli dışında- modeller ararken özetle  insan faktörüne ağırlık veriyorum, yenilenebilir enerjilerin ülkemizde yaygınlaşması  çabalarına katılan insan sayısının artmasını  ana kriter olarak alıyorum . Bunun için mütevazı modeller ve mütevazı fiyatlar gerekiyor.

Yenilenebilir enerjiler üretip sisteme vererek  genel enerji üretimine katkı yapmak ne kadar doğru ise, fosil yakıtlara dayanan  merkezi sisteme olan talebi azaltmak da o kadar doğru bir yol. Enerji dönüşümünün bir ayağı da -halen  futurist   bir yaklaşım olarak görülse de-  enerji otonomisine  geçmek olarak tarif ediliyor ve bunun için ilk adımı atmak  bence yalnızca aydınlatmaya yönelik yapılacak 2000 – 3000 YTL civarında bir harcama ile dahi mümkün. Bunları yazarken enerji verimliliği, enerjinin etkin kullanımı için yapılabilecek her şeyi yapmak gerektiğini de vurgulamak  istiyorum. Kısmen de olsa elektrik pazarından  çıkmış bir insanın bu konuda farklı bir bilinç geliştirebileceğini düşünüyorum.

Güneş Gönüllülerine  düşen, insanlara  enerjik yurttaş, enerji üreten yurttaş olmalarını  önerirken onların ödeyebilecekleri  modelleri geliştirmek için de katkı yapmak. Teknisyenler, mühendisler,  firmalar ve mucitler bir araya gelsek…Bu alanda öncü olan Güneş Gönüllüsü bir arkadaşın dediği gibi   “aslında insanların tek istediği kazıklanmadan ve doğru bir sistem kurmak”.

Toplumsal duyarlılık projeleri ile güneşten  elektrik üretmenin “zenginlere has hobi”  olmadığını göstersek, örneğin başarılı yoksul öğrencilere güneş enerjisi ile aydınlatma ödülü versek…

Kentin insanlarının ve kaynaklarının azami derecede seferber edilmesi amacıyla belediye halk işbirliği için adımlar atsak. Güzelbahçe ve Bornova belediye meclisleri gibi teşvik kararı almaktan  tutun,  yenilenebilir enerjiler için belediye başkanının tüm aktörleri bir yuvarlak masaya çağırmasına dek. Kooperatif kurmaktan kamu binaları çatılarına Y.E.S kurmaya dek. Belediye -halk işbirliğinden, yenilenebilir enerji kooperatifleri kurulmasından başlayıp  temiz enerji tedarikçiliğine ulaşabilecek yolları bugün hayal etmek.

Unutulmaması gereken bir nokta: Güneş enerjisinden yararlanmayı savunurken  yalnızca temiz  cereyan  değil enerji tüketiminin her alanında günes enerjisini   önermeliyiz; ev, işyeri, sokak ve sair alanlar  için elektrik (aydınlanma, her çeşit motorlu cihazlar, mobilite/ulaşım) ısınma ve sıcak su (Solartermi, günısı ve solarhava) ve diğer…

SON SÖZ DEĞİL

Mühendis ve Makina dergisinden bir alıntı: “Mevcut güneş enerjili sıcak su üretme sistemleri, bugünkü petrol fiyatlarıyla Türkiye ekonomisine yılda 1 milyar USA doları civarında katkıda bulunmaktadır. Türkiye’de, konutların % 18–20’sinde yani 3,5 – 4 milyonunda güneşli su ısıtma sistemi bulunmaktadır. (Altuntop, N., Erdemir, D. 2013. “Dünyada ve Türkiye’de Güneş Enerjisi ile İlgili Gelişmeler,” Mühendis ve Makina, cilt 54, sayı 639, s. 69-77.)

Buna göre  nüfusumuzun %20’si güneş enerjisinden yararlanıyor diyebiliriz. Yani ülkemizde 15  milyon Solarbürger var. Bu çok büyük bir başarı sayılıyor ve başarının nedeni  bu konuda yasal bir düzenleme, yönetmelik  olmaması deniliyor. Enerjik Yurttaş’ın önü açıkmış,  işi hızla başarıya  götürmüş. Çatılarda elektrik üretimi için yeni arayışlara girişelim önerim  son dönemde umut veren bir yönetmelik değişikliğine de dayanıyor.  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 1 Ekim 2017 tarihinden itibaren geçerli olacak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği’ne  göre;  “…binanın kendi ihtiyacı için yapılacak güneş kaynaklı yenilenebilir enerji sistemleri ruhsata tabi değil…”.

……………………………………………………….

Kısmi  öztüketim  için uygun fiyatlı Y.E.S.

1,2 kW, akülü akıllı invertörlü şebeke bağlantılı konut tipi  9999,00 YTL

Bu bir reklam değildir!

Alper Öktem – Güneş Gönüllüsü

Yazarlar

Yurttaşların enerji santralleri (YES) ve Yenilenebilir enerji kooperatifleri (YEK)

Yenilenebilir Enerjilerin ve kooperatiflerin hızlı  gelişimi

Alman Yenilenebilir Enerjiler Yasasında (EEG,) Yurttaşların Enerji Birlikleri (Bürgerenergiegesellschaft) kavramı yer almaktadır. Birlikler genellikle kooperatif şeklindedir. Limited şirket gibi, ya da kamu yararına çalışan vakıflar ve dernekler gibi, adi şirket gibi formlar da vardır. (Bu yazıda Yurttaşların Enerji Birlikleri’ni temsilen enerji kooperatifleri kavramı kullanılacaktır.)

YEK tekellerden bağımsız, ademi merkeziyetçi ve ekolojik enerji üretimi yerel yahut bölgesel seviyede yapan yurttaşların katılımını amaçlayan kuruluşlardır. Bu şekilde enerji dönüşümü ve iklimi koruma çabalarına katkı imkanı bulmaktadırlar.

Son yıllarda başta Kanada, ABD, İngiltere, Danimarka ve Almanya olmak üzere bir dizi ülkede YEK’ler kuruldu. 2014 yılında Almanya’da sayıları 900’ün üzerindeydi. Hollanda’da sayısı 150 ve 300 arasında olduğu tahmin ediliyor. Fransa’da Enercoop yenilenebilir enerjilerin yerel üretimi alanında çalışması dışında tüketicilere tedarikçi hizmetleri de sunmaktadır. 2014 yılı sonunda Enercoop 10 bölgesel kooperatiften meydana geliyordu ve 23.000 müşterisi vardı, ki bunların %60’ı kooperatif üyesiydi. 2011 yılından beri AB düzeyinde YEK’lerin networku var (REScoop.eu). Bu kuruluşun 11 ülkeden 31 üyesi var.

YEK’ler dünya çapında 1995 yılında uluslar arası kooperatifler ittifakı tarafından belirlenen 7 temel prensibe uyuyorlar: Özgür ve şeffaf üyelik, kurumun üyelerin demokratik kontrolüne tabi olması, üyelerin ekonomik katılımı, otonomi ve bağımsızlık, eğitim ve enformasyon, başka kooperatiflerle kooperasyon ve kooperatifin birlik ve bütünlüğün  korunması.

Almanya’da enerji kooperatifçiliğinin  geçmişi

Daha 19’uncu yüzyılda Almanya’da kırsal bölgelerde enerji üretimi ve dağıtım ağı kurmak ve işletmek üzere bir dizi enerji kooperatifi kurulmuştu. Büyük enerji şirketlerinin nüfus yoğunluğu olmayan kırsal bölgelerde enerji dağıtım ağı kurmakla ilgilenmemeleri nedeniyle iş yurttaşlara düşmüştü. 20’nci yüzyılın ilk yarısında 6000 civarında elektrik kooperatifi vardı. Bu sayı 30’lu yıllardan itibaren sektördeki konsantrasyon çabaları ve zorunlu kapatmalarla giderek azaldı. 2012 yılına gelindiğinde “eskilerden” 50 civarında kooperatif varlığını sürdürüyordu.

Yıllara göre Almanya’da Enerji Kooperatifleri

Ulusal düzeyde enerji dağıtım ağı henüz oluşmamışken özellikle kooperatifler enerji ihtiyaçlarını karşılamak için yerel çözümler buluyorlardı. Kömür ve petrole dayalı büyük elektrik santralleri, daha sonra da nükleer güç santralleri yaygınlaştıkça 20’nci yüzyılın ortlarından sonra YEK’lerin sayısında bariz azalma oldu. Enerji piyasalarında liberalizasyon ve buna bağlı olarak tüketicinin hizmet alacağı şirketi seçme imkanın ortaya çıkması kooperatif tipi yapılanmaların enerji sektöründe yeniden canlanmasına yol açtı. Bunun sonucunda bir dizi enerji satış organizasyonları kuruldu. Bunlar arasında 1999 kurulan Greenpeace Energy kooperatifi gibi kooperatifler de vardı.

Enerjide dönüşüm, yenilenebilir enerji yasası ve kooperatifler

Enerjide dönüşüm ve bunu teşvik eden yenilenebilir enerji yasası ile birlikte kooperatif biçiminde örgütlenen enerji üreticileri özellikle yurttaşların güneş enerji tesisleri 2000’lı yılların başından itibaren arttı. Halen yeni kurulan kooperatiflerin yarısı enerji, çevre ve su sektöründe çalışmaktadır. 2008’den bu yana YEK’lerin sayısı hızla artmıştır. 2008-2011 arasında YEK’lerin sayısı 4’e katlanmıştır. Yalnızca 2011 yılında 150’den fazla EK kurulmuştur. YEK’lerin önemli bir özelliği merkezi olmayan yapılar olmalarıdır. 2015 yılında 165.000 vatandaş YEK’lere ortaktı ve yatırımlar 1,8 Milyar Euroya ulaşmıştı. Genellikle bir hisse 500 ya da 1000 € olmakla birlikte, bunların yalnızca 50 € olduğu kooperatifler de vardır. Kooperatiflerin çoğu yatırımların yarısını öz sermayeden karşılamaktadır. Kooperatiflerin %10’nu ürettikleri cereyanı kendileri satmaktadır, %52’si bölgesel doğrudan pazarlamayı (aracısız) planlamaktadır. 2012 yılı itibari ile YEK’ler 580 Milyon kWh yenilenebilir enerji üretiyordu. Bu rakam 160.000 evin enerji ihtiyacını karşılar. Yatırımlar ağırlıkla fotovoltaik GES alanındadır. Bazı rüzgar enerji RES’lere yatırım yaparken, CHP (combined heat and power, verimleri %90’lara ulaşan, suyu ısıtan “doğal” gaz ocağı değil, ortaya çıkan gücü de kullanan (elektrik üreten) ve bu nedenle kombi adını hak eden sistemler) ve başka enerji alanlarında yatırım yapanlar da vardır.

Yurttaş katılımını o zamana dek desteklemiş olan yenilenebilir enerjiler yasasının 2014 yılında değiştirilmesinden sonra siyasetin çizdiği çerçeve şartların yol açtığı belirsizlik YEK’lerin faaliyetlerinde duraklamaya yol açtı. Yeni kurulan EK’ların sayısı 2015 yılında 40’a inerek dibe vurdu. Bu gerilemede EEG reformunun dışında sermaye piyasaları yasasının da bu sektörde uygulanmaya sokulması ve küçük hisse sahiplerinin korunması yasası üzerine sürdürülen tartışmalar rol oynamıştır. Her yıl gözden geçirilen ve “şartlara uydurulan” yenilenebilir enerjiler yasası 2017 yılında öngörülen değişikliklerde yurttaşların enerji kooperatiflerinin çalışma şartlarını ve yaygınlaşmasını engelleyecek gibi görünüyor. Ki burada şartlar siyasi partilerine bakış açılarına ziyadesi ile bağlı oluyor.

Kooperatiflere has bir fenomen

Yeni teknolojilerde konsensus arayışı ve bu teknolojilerin yurttaşlar tarafından kabul edilmesi noktasında kooperatiflerin pozitif bir etkisini görüyoruz. Katılımcı demokrasinin yurttaşlara getirdiği söz ve örgütlenme hakkı görünüşte yatırımların kar maksimizasyonuna günümüzde zaman zaman engel olmaktadır. Rüzgar enerjisinde karşılaştığımız gürültü konusu buna bir örnektir. Rüzgar enerjisi sektöründe arazi sahibi köylüyü kooperatife ortak etmek bir yandan uzlamaşlara kapı açiyor, beri yanda gürültü ile yatırım arasındaki çelişkiyi RES’e aynı zamanda ortak olan köylü çözüyor. Yurttaş katılımın bu tür olumlu sonuçlarının karşılaşılan problemlerin hepsini çözmeye yetmeyeceğini belirtmek gerekiyor. Hükümet partilerinin siyasi program ve dünya görüşü itibariyle belirleyici rolü var. Tarihsel olarak yerel enerji şirket, komünal kuruluş ve kooperatiflerin oluşturduğu enerji piyasasında, geçen yüzyıl ortalarında gerçekleşen temerküz, az sayıda enerji tekelinin piyasaya hakim olmasını ve siyasette maksimüm ağırlığa sahip olmasını getirdi ve bu bugün de siyasi partilerin enerji politikasına damgasını vuruyor.

Enerji dağıtımı ve kooperatifler: Tüketicilerin gücü

Enerji kooperatifleri yalnızca üretim değil, aynı zamanda kullanıcılar için enerji dağıtım hizmetini de üstlenebiliyorlar. Almanya’da nükleer santrallere karşı hareketten ortaya çıkan Schönau Elektrik İdaresi (EWS Schönau) 2009 yılında 90.000 müşterisinin ortak ederek bir kooperatif haline dönüştü. Bazı eyaletlerde birkaç yıldan beri yerelde üretilen ekolojik enerjiyi yerelde pazarlayan yapılar ortaya çıkmaya başladı. Buna eko-bölgesel cereyan gibi isimler veriliyor. Yerel düzeyde ortaya çıkan bu üretici kooperatifi ve müşteri örgütlenmesi fiyatlarda bir istikrar sağladığı gibi, GES işletmecileri açısından da daha iyi fiyattan satabildikleri için daha karlı oluyor.

2014 yılı başında yurttaş enerjisi girişimleri birliği adıyla Almanya çapında bir çatı örgütü kuruldu. Bu çatı derneği bir yandan toplumda YES için bilgilendirme ve tanıtım yapıyor, beri yanda YES alanında bilimsel çalışmalara yürütmek gibi hedefler koymuş kendisine.

Bugün Almanya’da tüketicilerin yüzde 20’si temiz enerji (yeşil enerji) abonesi. Mamafih yeşil enerji satıcısı şirketler yalnızca yenilenebilir enerji kooperatifleri değil. Kimi nükleer enerji santralleri işletmecesi tekeller dahi “arzu ederseniz, bizde yeşil enerji de var” diye müşteri toplayabiliyor. Beri yanda 1999 yılında kurulan Greenpeace enerji kooperatifi 125.000 müşterinin enerji gereksenimini karşılıyor ve kooperatifin üye sayısı 23.000’den fazla. Greenpeace enerji kooperatifi kurucuları arasında Greenpeace derneği sembolik sayıda hisse ile kurucular arasında. Bu tanınmış dernek, isminin kooperatif tarafından kullanılmasını kooperatifin dağıtımını yaptığı enerjinin zaten bizzat kendisi tarafından belirlenmiş olan temiz enerji kriterlerine uygunluk göstermesine bağlı kılmıştır.

Yenilenebilir enerjiler: Politik bir eylem

Yenilenebilir enerjiler ve özellikle güneş enerjisinden elektrik üretiminin yeni üretim organizasyonlarına yol açmasında bu enerjilerin teknolojileri belirleyici olmuştur. Giderek büyüyen termik santraller, nükleer santraller gibi devasa teknolojiler, deyim yerindeyse, yerini mikro üretim birimlerine bırakmaktadır. Büyük santraller, enerji naklindeki merkezileşme yerini yerel üretim ve yerel tüketim gibi yeni gelişmelere bırakırken bunların mülkiyeti açısından kapitalist üretim biçiminde yeni tecrübeler yaratıyor, yurttaşın enerji santrali gibi (Bürgerkraftwerk veya Bürgerenergie, YES). Günümüz ekonomilerinin can damarı olan enerji sektörü, uluslararası siyasete, savaş ve barışa, ve demokrasiye, diktatörlüklere damgasını vuruyor. Yurttaşın Enerji Santrali bir yandan merkezileşmenin ezici ağırlığı hafifletecek, beri yanda katılımcı demokrasiyi güçlendirecek gibi görünüyor. Bu yenilenebilir enerji teknolojileri istihdam konusunda da işgücü ihtiyacını azaltan geleneksel devasa teknolojilere göre pozitif özelliklere sahip.

Günümüz enerji üretiminde (petrole dayanan mobiliteden termik santrallere ulaşan elektrik üretimine dek) kısa vadeli ve stratejik hammadde temini, bölgesel iktidarlar, global oyuncular insanlık açısından iyi not almıyorlar. Beri yandan getirdikleri anti-demokratik, şeffaf olmayan yapılar toplumları apolitikleştiriyor. Buna ek olarak nükleer santraller nükleer silahlarla birlikte dünyayı yok edecek potansiyele sahip. Yenilenebilir enerjiler, her yerde bulunan güneş ve rüzgar bu hammadde ihtiyacının yol açtığı, bu anlattığımzı sorunları ve özellikle insanlığın temel sorunu olan iklim değişikliğine karşı çözüm olabilecekse eğer, bu bizlerin, tek tek bireylerin, yurttaşların duruma müdahale etmesi ile mümkün ve bunun için elimizde gereken teknolojiler var.

Çağımızın bir başka toplumsal özelliği de üreticilerin ürünlerinin nasıl üretildiğine ve sonuçlarına karşı geliştirdiği kopukluktur. Bu yabancılaşmaya en güzel örnek silah fabrikalarında çalışanlardır. Madalyonun diğer yüzü ise tüketicilerin bu ürünlerin üretim süreçlerine, kullanım risklerine ve çevresel etkilerine olan vurdumduymazlıklarıdır. Artık benden sonra tufan değil, „yanıbaşımızda zaten tufan“ havası (Lessenich), battı balık yan gider hayat tarzı egemenlik kurmuş. Daha kötüsü bu gelişme ile birlikte tarihsel olarak başka düşünme tarzları, başka hayat anlayışları büyük ölçüde silinmiştir. Tüketicinin üretici haline gelmesi ürününün kıymetini bilmesi, paylaşması ve benzeri acaba yukarıda dert yandığımız yabancılaşmaya çare olabilir mi? Enerji verimliliği, çevre koruma gibi davranışların maddi müşevvikler dışında doğrudan üretici olmakla da ilişkisi vardır. Yenilenebilir enerji teknolojileri ne ölçüde yabancılaşmaya karşı etkili olduğunu hep birlikte göreceğiz.

Bir başka evrensel fenomen de iktisat bilimi gelişirken maliyet hesaplarındaki kaygısızlık artmaktadır. Gelecek kuşaklara havale edilen maliyet, örneğin nükleer atıkları saklama sorunu netleştikçe fırlayan maliyet tahminlerinin karşısına bundan 30, 40 yıl öncesi rakamlarla güneş enerjisi santrali maliyetindeki aşırı ucuzlamayı karşı karşıya koyalım. Beri yanda Danimarka, Mısır, Hindistan, Peru ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki son anlaşmalarla yenilenebilir enerjilerde üreticilerin satış fiyatı  kW başına 0.05 Dolar seviyelerinin altını gördü. Bu, bu ülkelerin her birindeki fosil yakıt ve nükleer enerjiden üretimlerden daha ucuz bir rakama denk geliyor.

Kurulu yenilenebilir enerji kapasitesindeki artış 2016’da yeni rekorlar kırdı. Toplam küresel kapasite, 2015’e göre161 gigawatt artışla (neredeyse yüzde 9)  yaklaşık 2,017 GW’ya ulaştı. Hesaplanan güneş enerjisi kapasitesi yaklaşık yüzde 47 artarken, bunu yüzde 34’le rüzgar ve yüzde 15,5’le hidroelektrik takip etti.

Yenilenebilir enerjiler adem-i-merkeziyetçilik özelliği taşımaları nedeniyle bireyi toplum karşısında güçlendireceği gibi, yereli merkeze karşı güçlendiriyor. Bunun boyutları önüğmüzdeki yıllarda daha iyi anlaşılacak.

 

Alper  Öktem

Kategori: Yazarlar

Köşe Yazıları

Güneş gönüllüleri İstanbul’da buluşuyor

Güneş enerjisinin kullanımının yaygınlaşmasında  genel kabul gören bir gerçek var: Türkiye’deki  süreç çok ciddi bir eksiklik  göstermektedir. Yurttaşlar bu sektöre giremediler. Yurttaşın Enerji Santrali Y.E.S.  yok.  Gerek 10 kW’a dek pv (fotovoltaik)  güneş paneli kurulumlarında ve gerekse ortakların daha mütevazi paylarla yatırıma katıldıkları kooperatiflerin kurularak yatırım yapmalarında kayda değer bir gelişim  olmamıştır.  Halbuki bu alanda kimi ülkelerde yurttaşların payı %50’yi bulmaktadır. Bu eksikliğin diğer yönü ise pv solar panel kurulumları için en uygun yer olan çatılar ülkemizde ihmal edilmektedir. Gerek mevcut binalarda gerekse kentsel dönüşüm vd yeni  yapılacak binalarda çatılar güneş paneli kurulmak üzere değerlendirilmemektedir.

Evet, çatılara yurttaşın enerji santrali. 3,5 yıldan beri Yeşil  Gazete‘de Güneş Gönüllüsü adıyla  yazıyorum. Yazdığım da ne ki?

Çatılara yurttaşın enerji santrali., evet ,  kendi catımıza  ve/veya kooperatif  kurarak,  başkalarını ikna ederek, belediye vd  yerelde ne varsa hepsine ulaşarak güneş enerjisinden yararlanmayı artırmak. Güneş Gönüllüsü olarak okuyucu ve dinleyicilerimi de Güneş Gönüllüsü olmaya çağırıyorum. Yatırımcı insanlar tek tek ya da gurup olarak KENDİ  çatılarımıza kurmaya çağırıyorum ve AKTIVIST GRUP olarak yerelde belediye ve diğer yurttaşları da bunun  için harekete geçmeyi öneriyorum. Bilgi edinmek anlamında tüm yenilenebilir  enerjiler konumuz, ama  çabamız ilk elde yukaridaki eksikliği gidermek

Yatırım? Örneğin bir kooperatif hissesi, 500 TL? Bütçenize göre 2.000 TL tutarında bir solar panel? 1 kW derseniz galiba 5,000TL tutar. 3-5 kW le hemen tümüyle tüketiminizi karşılamak da mümkün. Eğer çatınıza biraz daha büyük bir pv solar panel (10 kW a kadar) kurulumu  yaparak ihtiyaç fazlası elektriği satmak istiyorsanız çatıya statik rapor almak gibi yerine getirilmesi gereken işlemlerin azaltıacağına dair çalışmaların sonucunu beklemek isteyebilirsiniz. (Kaç yıldır  bekliyorsunuz?)  Ama önce hemen karar vermeniz gereken konu gerçekten bu kadar büyük bir yatırıma hazır mısınız?

9 Ekim 2013’te Yeşil  Gazete’de Otonom Enerji başlığıyla ilk yazım yayınlandı. 20 Şubat 2017 tarihine dek 14 yazının hemen hepsinde yurttaşları enerji üreticisi olmaya  çağırdım. Kimi zaman enerji sektöründe  her insanın bu üretim aracına sahip olabilmesinin tekeller üzerindeki etkisi hakkında yazdım veekonomipolitik anlattım. Kimi zaman  Y.E.S. ten sözettim. Bunun  getireceği demokratikleşmeye lafı getirdim. Farklı çıkar grupları ve siyaset ilişkisine dek anlattım. Almanya’nın nükleerden  çıkışında siyasetin iyi niyetinden önce Fuşima felaketinden hemen sonra  800 civarı yerleşim  biriminde üç ay gösteri yapan nükleer karşıtlarının zorlamasının  asıl etkiyi yaptığından söz ettim. „Biz Almanya’da bu mücadeleyi  çatılarda kazandık“ diyerek nükleer karşıtı aktivistlerin Almanya’da güneş enerjisine ilk yatırım yapanlar olduğunu anlattım.

Herşeyin bir zamanı var demek ki: Nisan ayında İstanbul’da  „Yeryüzü derneğinde“ toplantı çağrısı yaptım 8-10 kişi geldi.. Güneş Gönüllüeri adını da beğendi arkadaşlar. O zamandan beri İstanbul’da bir kaç toplantı yaptılar ve bir de  Kadıköy Koşuyolunda bulunan YUVA Derneği’nde eğitim aldılar. Eğitim? Evet ve başta enerji verimliliği.

Güneş Gönüllüleri misyonlarını (varoluş amacı) yenilenebilir enerji üretimi hakkında farkındalığı artırmak ve uygulama çalışmaları yapmak, vizyonlarını ise (gelecek görüşü) yenilenebilir enerji teknolojileri konusunda küçük ölçekli, yaygın ve yerel uygulamaları artırmak olarak tarif ettiler

Kırsal alanı olmayan dolayıs ile rüzgar santrali ve biyogaz üretiminin  pek gündeme alınamayacağı Kadıköy ilçesinde  ele alabileceğimiz konu Güneş enerjisi. Ama yalnızca elektrik üretimi değil, güneşten gelen ısının değerlendirilmesi. Günısı? Evet ama o sıcak suyu kalorifere indirirseniz, hatırı sayılır yakıt tasarrufu gerçekleşiyor (Solartermi).

Kadıköy Belediyesi, Çevre Haftası etkinlikleri kapsamında Kadıköy Çevre Festivali düzenliyor. 26 – 28 Mayıs 2017 tarihleri arasında Selamiçeşme Özgürlük Parkı’nda gerçekleşecek olan festivalde GG’ler (Güneş Gönüllüleri) Yeryüzü  Derneği standında olacaklar. Başka etkinliklerin yanısıra Yenilenebilir Enerji Üretim Kooperatifi Paneline katılacaklar. Çanakkale Troya Çevre Derneği’nden iki arkadaşımız da panelist.

Bir grup  Güneş Gönüllüsü ay başında Çanakkalede “Yenilenebilir Enerji Kooperatifleri Konferansı”na katılmıştı. Konferansın en güzel haberi ise Türkiye’de 17. Enerji kooperatifinin  Çanakkale’de kurulduğu ve bütün yönetimin de kadınlardan oluştuğu olmuştu

 

Alper Öktem

Güneş Gönüllüsü

Köşe Yazıları

Soma Emekçi Kadınlar üretici topluluğu

Soma’da birbirinden farklı görünen ama birbiriyle ilintili  toplumsal süreçler ve mücadeleler ve ekolojik yıkımdan söz ediyorum bu yazıda. Kazanın sorumluları hakkında görülmekte olan duruşma vesile oldu, Ocak ayında  bölgeye  gittim, gördüm dinledim.

Şehit Maden İşçileri Aileleri, 13 Mayıs 2014’te Soma Kömürleri  şirketinin  işlettiği Eynez Kömür ocağında  301 işçinin ölümüyle sonuçlanan kazanın tüm sorumlularının yargılanması ve kazanın tümüyle aydınlatılması için çabalıyor. Başarılı olurlarsa bu  bütün Türkiye’de maden sektöründe işgüvenliği ve çalışma şartlarının iyileştirilmesinin önünü açabilir daha doğrusu devleti ve patronları bu konuda adım atmaya zorlamaya yardımcı olabilir diye düşünüyor Sosyal Haklar Derneği‘nin gönüllüleri.

Ailelere destek olan Sosyal Haklar Derneği aktivistleri arasında sendikal haklar mücadelesinde yer alan emektar sendikacılar ve her yaştan  işçiler var. Sendika seçme özgürlüğünün hayata geçmesi demek, patronları  işçi güvenliğine yatırım   yapmaya  zorlamak demek. Bol israflı enerji düzeni  kömürden elektrik üretmeye dayanıyor;  ucuza-daha ucuza- en ucuza ve bol- daha bol- bol bol kömür çıkartıp ve bunu en az masrafla yakıp elektrik üretmek ancak „kaderin“ eşlik ettiği kol gücüyle mümkün. Makina kullanmak, işgüvenliği tedbirleri almak maliyeti artırmak demek, daha pahalıya geliyor o zaman elektrik. Bol bol elektriği bol bol israf ile tüketmek mümkün. Nasıl olsa yok edilen  zeytinlikler de bu çarka kurban giden insanlar da  hesap sormuyor. Soma’da buna karşı itiraz  var, yaşamı savunan bir itiraz.

Tıkır tıkır büyüyor, hızla kalkınıyor bu Soma. Çünkü davul da tokmak da  Soma’da tek elde.  Madenler devletin  ve adına rödevans denilen bir yoldan şirketlere icara veriliyor. Ruhsat verme ve denetim de devletin elinde. Sistem dizayn edilirken yürütme  enerji bakanlığından alınıp Başbakanlığa bağlanmış. Özel sektör de –biz bize benzeriz- siyasete bağlanmış. Bir zamanların Garp Linyitleri İşletmesi de  tümör gibi bir sistemi besliyor olmuş. 10 yılda çıkartılması planlanan kömür 2-3 yıl içinde çıkartılır olmuş. Ciro arttıkça artmış, madene inen insan sayısı arttıkça artmış, ama hava alacakları, çalışacakları alan genişletilmemiş.

Aslında bunca farklı alanda bir tek mücadele veriliyor: Yaşamı savunmak, yaşamı korumak.

Kahkahanın, bir çocuk gülüşünün ve yaşamın hiç de ceza tehdit yahut yasak tatbikinden ibaret olmadığının çocuksu tecrübesinin adresinin bir yaz okulu olduğu Soma’da yaşamı savunmak bazen birbirine tutunmakla mümkün oluyor.

Ekmek parası bugün var. Yarın hiç belli değil. Ekmek aslanın ağzında derler ya burada da ekmek kapısını güç sahibi  partinin üyesi olmak açabiliyor. Garantisi yok tabii çünkü çok fazla sayıda parti üyesi var. Soma’da iş bulma umudu olduğunu duymayan kalmamış, ülkenin dört köşesinden göç alır olmuş. 5 tane özel firma burada ve bunlardan birisi Soma Kömürleri AŞ. Eynez ve Atabacası  kömür ocaklarını işletiyor. Kaza olunca devlet bu iki işyerinde de üretimi durdurma kararı aldı. Sonrasında işçi eylemleri yükselince bu defa 6 ay boyunca bu işyerlerinde çalışan işçilere 2 maaş tutarında ücret ödeme kararı çıkıyor ve böylece infiali önlüyor. 6 ayın sonunda 30 kasım 2014 tarihinde bu ödemeler sona eriyor. Ocaklar bakanlık kararı ile gerekli iş güvenlikleri olmadığı gerekçesiyle üretime başlayamadığı için  ertesi günü 2.883 işçinin iş akitleri kıdemine göre işsizlik ödeneği ödenerek feshediliyor, toptan işsiz kalıyorlar.

Soma’da öksürük aksırık çok ve kanser hastalıkları  fazla, hava kirliliğinden dolayı. Her gün siliyoruz her gün gene aynı toz, diyorlar Soma’da. Verimliliği artırıp daha az kömür yakmayı hedef edinmek, havada partikül ölçümleri yapmak hava kirliliği belli limitleri aşınca kömür yakmamak yok. Bunları talep edecek etkin sivil toplum girişimi de yok.

Soma’nın karşısında Yırca köyünün zeytinlikleri kesilmişti ikinci bir termik santral kurmak için. İyi bir mücadele buna engel oldu ama sonuçta yalnızca  planlanan santralin yeri değişti. Soma’da güzel yer çok, verimli topraklar daha çok. 2 termik santral daha kurulacakmış diyorlar, her yıl daha fazla kömür çıkartılıp yakılacakmış diyorlar. Gittim gördüm.  Kozluören köyünü, dağlardan gelen büyükçe derenin kömürü yıkamak  için hapsedileceği barajın inşaatını, yok edilen derenin yanındaki yolun da yokolduğunu, dağ yamaçlarına yol yapılırken ormanın yok edildiğini  gördüm.

Bir de Soma Emekçi Kadınlar (üretici topluluğu) var. Şimdi güzel şeyler duymak  için Aysun Hanımla  sohbete  başlayalım.

„Maden kazasından beri epeyce yol aldık“

Aysun Gökçe, Soma Alevi Kültür Derneği Başkanı ve  Alevi Kültür Derneklerinin genel merkez yönetiminde genel sekreter olarak görev yapıyor.

„Soma Emekci Kadınlar adına derneğimizin bünyesinde işletme kurduk. Çıkış noktamız kazada eşini kaybeden kadınlardı ama yardımlar ve toplu paralar verilince çalışmayı bırakanlar oldu„ diye anlatıyor. Giderek eşi işsiz kalan kadınlar ve çalışmak zorunda olan kadınlarla bugünkü üretici topluluğu oluşmuş.

“Genel kurulda Cem Evi mutfağını kullanma kararı çıktıktan sonra işe elle başladık, kazandıkça makinalarımızı almaya başladık. Hiç kimseden yardım almadık. Benim ve eşimin 17.000 TL sermayesiyle başladık ve bugün sezonda 30 kadın çalışır hale geldik”

Aramızda, aldığı ilk ücretle pazara  koşup çocuklarına kazandığı parayla aldığı muzu tattırmış olmaktan mutlu olan bir anne var. Lise mezunu olmasına rağmen hiç çalışmamış memleketine giderken yakınlarına hediye alamamaktan üzüntü duymuş, şimdi ise  kazandığı parayı biriktirip hediye almanın mutluluğunu yaşayan bir kadın var. Kocasının durumunun  iyi olmasına rağmen kendisi için harcayabileceği azıcık parayı ancak eşinden ve çocuklarından esirgeyerek bir araya getirebilen bir  anne, bir eş var.

“Facebookta SOMA EMEKÇİ KADINLAR  veya Aysun Hamza Gökçe diye girerseniz görebilirsiniz. Öncelikle belirteyim burada kazancın bir kısmı eğitime ayrılıyor. “2 ton tarhana 2 ton erişteyi rahat satıyoruz. Güneşte domates salçası ve güneşte reçel üretiyoruz doğal ürünler kullanıyoruz. İşletme  Sermayemiz olsa, gıda toplulukları  ile ilişkilerimiz artsa ve kentli gönüllülerimiz  olsa üretim kapasitemizi rahatlıkla artırabiliriz. Sermayemiz kısıtlı olduğundan kullandığımız (cam şişe gibi) ürünleri perakende alıyoruz. Tarlalardan ürünleri parakende almak zorunda kalıyoruz. Büyük firmalar daha sebzeler çiçekteyken üreticiye parasını veriyor bizim doğal ürünleri alabileceğimiz  alanlar azalıyor.Bizim ürün aldığımız tarlalar sunii gübre kullanmıyor. o nedenle kimyasal olmuyor”

““Üreticilerle doğrudan, aracısız çalışıyoruz. Üreticinin nasıl ürettiğini biliyoruz  Bulunduğumuz çevrede hava kirliliğinin yoğun olmasından dolayı (termik santral zehir saçıyor) en az 100 km uzaktan sebze alıyoruz. Bu bile bizim nakliyeden dolayı maliyetimizi artırıyor.

“İstek olursa farklı şeyler de üretebiliriz: ceviz reçeli, patlıcan reçeli, balkabağı reçeli, incir reçeli, portakal kabuğu reçeli, elma reçeli, gibi çeşitli reçeller gibi. Kurutma makinamız olsa her türlü meyvenin kurusu  yapılabilir. Kekik,nane, biberiye pul biber, adaçayı  yapılabilir. Önümüzdeki sezon da sebze kurusu (Domates, Biber, Patlıcan) gibi. zeytin, zeytinyağı gibi  ürünler ekleyebiliriz.

Köyler, köylüler ve maden 

Cemevinde Güneş Enerjisi?

Soma kömür madenlerinde uzak yakın köylerden çalışan çok. İzmir Kınık ilçesi köylerine dek çalışmaya geliyorlar. Köylünün geliri neoliberal politikalar sonucu düştüğü gibi madencilik de köyde  üretimin ihmaline, azalmasına yol açtı. Aysun Hanıma, “Acaba pazar ekonomisinin yıkıcı etkilerinden nisbeten korunabilen  köy üretici toplulukları  oluşabilir mi?” diye  soruyorum , acaba Soma Emekçi Kadınlar bunda rol oynayabilir mi?

“Ormandan toplanan adaçayı, dağ çayı, kekik gibi bitkiler var. Bunlar kontrollü ve sürdürülebilirliğin sağlanması  şartıyla toplanabilir. Ceviz ağaçlarının çok olduğu ürünün toplanmadığı yerlerde ceviz toplanabilir.  Zeytin ve ürünleri değerlendirilebilir. Katma değerin bir kısmı köyde gerçekleşirse gerçekci girişimler gelişebilir“

Burada güneş gönüllüsü olduğumu hatırlayıp yapılabileceğini düşündüğüm hayallerden söz ediyorum. Güneş enerjisinden yararlanmak, bitki , meyva kurutmaktan  paketlemeye kadar ve  tabii peynircilik. Üretilen elektriğin fazlası ise satılır. Başka ülkelerdeki tecrübeler bir tarafa Türkiye’de orman köylerine ek gelir için güneş enerjisinden elektrik üretme projeleri de var.

Kaldı ki Soma bölgesinde çok sayıda rüzgar santralleri var (kurulurken çevre etkileri ne kadar gözetildiğini bilmediğim için RES ler konusuna girmiyorum.)

İnternet üzerinden sürdürdüğümüz  sohbetimiz planlar yapmaya evriliyor giderek. İlk adım Soma Cemevi’nin çatısına bir GES (Güneş Enerji Santrali) kurmak olacak. Karşıda Yırca köyünde Greenpeace caminin çatısına GES kurdu bir bağış kampanyası düzenleyerek. Kömürden elektrik üretmenin iklim değişikliğine yol açtığını konuşurken alternatiflerini  geliştirmek en ikna edici yöntem değil mi?

“Binamız 3 kat, toplam 900 m2, kiracı yok. Çatı 270 m2 ve  her tarafı güneş alıyor. Doğal gaz yok ve kışın soğuk olduğu için üretim yapamıyoruz.  Klima çalıştırmak  akıllıca değil,  fatura yüksek geliyor”

“Soğuk hava depomuz yok. Bunun için yerimiz var ama soğuk hava deposu olunca elektrik faturası daha da artacak.   Hem bundan çekiniyoruz işletme sermayemiz az olduğu, yetersiz olduğu için. Hem de soğuk hava deposu yatırımı için de sermayemiz yok. İşte saklama imkanımız olmadığından az üretiyoruz.” 

Destek, dayanışma ve  işbirliği

“Soma Alevi Kültür Derneği’nin iktisadi kuruluşuyuz. Kooperatif kurmayı başından düşünmüştüm. Bizimkisi gibi bir üretici topluluğu için kooperatif  doğru bir model tabii.  Ancak sermayemiz yoktu. Derneğin hazır  mutfağı olması nedeniyle karar verdik ve böylece hemen başlayabildik.”

“Amatörce başladık, eşim yardım ediyor. İstanbul’dan  bir  işletme mühendisi ve bir gastronomi öğretmeni  bu çalışmamızı, emeğimizi duymuşlar, destek için geldiler. Bize çok şey kattılar. İzmir  Ziraat, Makina ve Gıda mühendisleri odaları sesimizi duyuruyorlar.”

“İyi tarım ürünü  kabul edilen girdiler ile çalışıyoruz. Organik ürün yapmak için bize destek olacak kooperasyonlar, işbirlikleri  içine girmemiz gerekir, o zaman  o alanda da  gelişmek isteriz”

“Düzenli alıcılarımızın olmasını, onları tanımayı ve isteklerini, eleştirilerini dikkate almayı isteriz. Büyük kentlerdeki gıda toplulukları, tüketici kooperatiflerine  ulaşmak isteriz”

 

Alper Öktem

 

Köşe Yazıları

Yeşil Enerji Dağıtım Şirketi

Elektrik  piyasasında liberalizasyon,

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) serbest tüketici limitini düşürmesi ile birlikte aylık elektrik faturası 82 TL’yi geçen tüketicilerin enerjilerini istedikleri tedarik şirketinden almasının yolu açılınca başlayan ‘ucuz elektrik’ ilan ve haberleriyle ilgili Elektrik Mühendisleri Odası’ndan (EMO) uyarı geldi. 19.1.2017 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yer alan bu haberi biraz açalım.

Elektrik satıcıları (dağıtım şirketleri) kendi bölgelerinde tekel konumunda. Ancak EPDK yıllardır bu şirketlerin tekel konumunu tedricen ortadan kaldırıyor. Bunun için belli bir limitin üzerinde tüketenlere tedarik şirketini değiştirme hakkı veriyor. Bu limiti ise yıldan yıla düşürüyor.

2016 yılı için bu limit 3 bin 600 kilovatsaat (kWh) idi. 2017 yılından itibaren 2 bin 400 kWh’e düşürüldü. Bu düşüşle birlikte 2017 itibariyle aylık tüketimi 200 kWh’i, yani aylık faturası 82 lirayı geçen tüketiciler, dağıtım şirketleri dışında EPDK’dan lisanslı tedarik şirketlerinden de enerji alabilecek.

Piyasadaki çok sayıdaki tedarik şirketi için piyasa büyüdü ama görüyorsunuz müşteri başına ciro düşüyor. EMO İzmir Şube Başkanı Mahir Ulutaş fiyatlarda gözboyama yollarına başvuranlar olabilir diye tedarik şirketini değiştirmeyi düşünen tüketicileri uyarıyor.

Birkaç önemli rakamı da not edelim: istatistiklere göre Türkiye genelinde yıllık tüketimi 2 bin 400 kWh’nın üzerinde olan yaklaşık 8.4 milyon abone bulunuyor. EMO’nun hesaplamalarına göre, 4 kişilik bir aile asgari yaşam koşulları için aylık 230 kWh enerji tüketiyor. (19.1.2017 Cumhuriyet)

Peki gerçek rakipler kimler?

Ama tüm bu dağıtım ve tedarik şirketleri satışa sundukları ürünün özellikleri açısından bakınca pek de rakip değiller: Hepsi aynı elektriği satıyorlar. Halbuki kimi tüketiciler ürünlerin kökenini, üretim proseslerini bilmek istiyorlar. Kömür gibi, dizel gibi fosil kaynakların yakılmasından mı gelir sizin ceryanınız? Yoksa güneşten mi, rüzgardan mı? Barajlardan mı? Türkiye’de yeşil enerji tedarik eden bir firma yok. Mesela Almanya’da kullanmak için %100 yeşil enerji (ekoceryan mı desek?) tedarik eden bir şirkete abone oluyorsunuz. Konvensiyonel firmalar ürün portföylerini geniş tutmak için  ekoceryan da tedarik ediyorlar ama pek inandırıcı değiller. Beri yanda elini kirli ceryana bulaşturmayan tedarikçiler de var. Greenpeace gibi, Naturstrom gibi.

Bu şekilde abonelik değiştirenler yeşil enerjiye bir talep oluşturuyor, bu da yenilenebilir enerji üreten firmaların bu alanda daha fazla üretim yapmasına yatırım yapmasına yol açıyor. Kömürden, nükleerden elektrik üretimi ise azalıyor. Bu rekabet aynı zamanda bir politik faaliyete denk düşüyor. İklim değişikliğine yol açması nedeniyle kömürden elde edilen elektriği kullanmayın, aboneliğinizi iptal edin diyoruz insanlara.

Almanya’da gerçek ekoceryan abonelik oranı meskenler için %20 civarında.

Yeşil Enerji tedarikçisi firma yok ama çarelerimiz var  

İki çare var, 1) Enerji verimliliği. En tipik örnek LED ampul kullanmak. Ama önceki kuşaklardan bildiğimiz tasarruf tedbirleri de bu sınıfa giriyor. Standby lambayı iptal etmekten, odadan çıkarken odanın ışığını kapatmak 2) Elektriğini kendin üret.
Aşağıdaki habere bakalım.

EMO Ankara Şube Başkanı Kaymakçıoğlu’na göre yurttaşlar elektrik kooperatifleri kurarsa 41.5 kuruş olan elektrik maliyetlerini 13 kuruşa indirebilir

Kendin üret, kendin tüket = 13 kuruşa iner elektrikte maliyet

Bir bina sakinlerinin 7 kişi bir araya gelerek kooperatif kurabileceğini açıklayan Kaymakçıoğlu, yurttaşların artık elektrik dağıtım şirketlerinden elektrik almak yerine kendi elektriğini üretebileceğini açıkladı… Elektrik dağıtım şirketlerinin yolladığı faturalarda 41.5 kuruş olan maliyeti kaleminin, yurttaşların kendi elektriğini üretmesiyle 13 kuruşa ineceğini söyledi.

Dağıtım şirketlerine bağımlı olmaktan kurtulmak

Kaymakçıoğlu, yurttaşların kooperatifçilikle elektrik dağıtım şirketlerine bağımlı olmaktan kurtulacağını vurgulayarak, “Enerji sektörünün var olan bu yapısı yeni bir dönüşüme ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Bu dönüşümde en önemli ayağı enerji kooperatifleri olabilir. Tüketicilerin kendi elektrik ihtiyacını karşılamak üzere üretim yapması, bu üretimi de ortak bir çatı altında gerçekleştirmesi sektörde katılımcılığı artırabilecek ve demokratik bir yapının oluşmasını sağlayabilecektir” dedi.

Kooperatiflerin organizasyon ve hedeflerinde adi kâr amacı gütmeyen ortaklıklar olduğunu söyleyen Kaymakçıoğlu, “Kooperatifler, insan ve/veya kuruluşlar topluluğu olarak ve karşılıklı güvene dayalı, demokratik organizasyonlar olarak, sosyal sermayenin temel yapı taşlarını oluşturmanın önemli bir unsurudur. Rüzgâr, hidrolik, jeotermal ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir kaynaklara bağlı elektrik üretim tesisleri kaynağında kurulması daha ekonomik olmaktadır” dedi.

Güneş enerjisi üzerinde tasarruf

Kaymakçıoğlu, yurttaşların kooperatif kurmalarını sağlayacak yöntemin binalardaki güneş enerjisi olabileceği örneğini vererek, güneş enerjisi üzerinde tasarruf hesabı yaptı: “1 kW lık güneş paneli çatıda 7 metrekare alanı kaplar. Ortalama günlük ışınım süresi 7,2 saattir. Hava kapalı olduğunda da üretim yapmaya devam eder. Günlük 7.2 kWh enerji üretir ve aylık 216 kWh enerji üretmiş olur. Bu miktar bir dairenin tüketimine denk gelen elektrik enerjisi ihtiyacıdır. Bunun için aileler sadece elektirik bedeline 42 kuruş ödüyor. Faturalara yapılan ek kalemlerle 90 liraya geliyor.” (Ankara/EVRENSEL  https://www.evrensel.net/haber/304524/elektrikte-tasarruf-icin-kooperatifcilik-onerisi)

Tek yol kooperatif değil . Bütün yollar güneşe çıkıyor

ve Y.E.S. Yurttaşın Enerji Santrali

Bence, güneş enerjisinden elektrik üretilmesinin başarısını bizzat yurttaşlar belirleyecektir. Bunun için  yurttaşların aktivistler tarafından bilgilenmesi, örnekleri ve bu örneklerin  işlediğini          görmesi , kendisini sıkıntıya sokmayacak bir yatırım tutarını kafasında tasarlaması böylece projenın kapsamını önceden belirlemesi  gerekiyor . Bu üretilen elektriği kendisinin tüketeceğini  kavraması gerekiyor..Böylece insanlar kendi 1-2 KW (haydi haydi 3 yahut 4 KW) gücündeki GES lerini çatılarına (yaratıcı çözümler göreceğiz) kurmalıdır. Hatta bir-iki panel ile 250 W, 500 W gücünde mini mini balkon santralleri de düşünülebilir.

Üretilen elektriğin ihtiyaç karşılandıktan sonra  artan kısmını satmaya dayanan (On Grid) uygulama ile anılan lisanssız üreticilik başarılı oldu  mu? Hayır, meskenlerin çatılarını fotovoltaik panellerle dolduramadık. Yani 10 ila 30 KW ye kadar kurulu gücü olan YESler  pek az. Ülkemizde daire başına düşen  metrekare çatı zaten az,  ciddi miktarlarda üretip satacak büyüklükte çatı yok. Ayrıca 10 KW kurayım diyen insanların çoğu herhalde maliyeti duyunca vazgeçiyor. İkinci sebep şu: o kadar çok bürokratik engel var ki… Duyan vazgeçsin diye bir prosedür var. Günısı varilleri bizim fotovoltaik panellerden kat be kat daha ağır. Ama çatı için statik rapor kimden isteniyor? GES ‘ten isteniyor. Lisansız üretici olma niyetiyle trafo sahibi dağıtıcı firmaya sunmanız gereken evraklar arasında statik rapor da var.

Özetle,  güneş enerjisi kullanımının yaygınlaşmasında esas hedef   mümkün olduğunca çok sayıda yurttaşın Y.E.S. kurması olmalıdır. 1 KW kurulu güç evet azdır ama kaç kişinin  bu güçte bir kurulumu yaptığı daha önemli. Yani  kurulacak sistem ne kadar az güçlü (= düşük fiyatlı) ise o kadar çok insan cesaret edecek… Çok insanı tercih etmek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü güneşten elektrik elde etmek politik bir eylemdir, çatılarda görünen  Y.E.S.lerin çok büyük propaganda yahut reklam etkisi vardır! Türkiye’nin bence bir yıl içinde 100.000 üreticiye gereksinimi var. GünIsı’da  ülkemiz dünyada 2. sırada deniyor. Bir yıl içinde 100 bin kişi GES kuralım , GünIsı’daki başarıyı tekrarlarız.
Özetle: Yurttaşları sadece kendi ihtiyaçlarının bir kısmını / en iyi ihtimalle tamamını  karşılamak üzere, öztüketim için Y.E.S. kurmaya çağırıyorum.
Ayrıca şebekeye vermek üzere üretmek istiyorsak enerji kooperatifleri bu işlevi görecektir. Yazının başında  sözünü ettiğim yeşil enerji dağıtım şirketleri arasında Almanya’da Greenpeace enerji kooperatifi, Schönau Elektrik İşletmesi gibi kooperatifler en güçlü olanları.
Öztüketim amaçlı, mütevazi gücü nedeniyle pek de ürün fazlası (artıürün) yaratmayan Y.E.S. lere örnekler  Solarbaba sayfalarından. Bunlar şebekeye elektrik vermiyorlar. Yani on grid değiller. Aküleri var ve kurulu güçleri 3 – 4 KW. Ama ürettiğiniz elektrik yetmedikçe şebekeden gerektiği kadar alıyorlar.

Şebeke Destekli Akülü (kısmi) Öztüketim Modeli.

örnekler

http://www.solarbaba.com/haber/apartmanda-off-grid-cati-ustu-ges

http://www.solarbaba.com/haber/gunes-enerjisi-duayenlerinden-engin-ture-elektrigini-gunesten-uretiyor

 

Alper Öktem

Güneş Gönüllüsü

Köşe Yazıları

Zeki Usta, Rüzgar gazı ve Otonom enerji’ye giden yol

2 Aralık 2014, Az sonra sabah olacak. Facebook‘ta YERLİ TOHUM TEMİZ SU ve GIDA HAREKETİ’nin sayfasındayım.  Çevreci mucit Yılmaz Usta’nın videosu, mutlaka bakmalıyım. Zeki Usta elektrik teknisyeni ve makina da okumuş. Günışığından gaz  elde ediyor.

Almanya Greenpeace’in son safhasına gelmiş olan bir projesini hatırlıyorum. Almanya Greenpeace şubesinin enerji kooperatifi ayni teknolojik yaklaşım ile ilk tesisi kurmus durumda. Teknoloji bilindigi gibi elektroliz ile hidrojen (dogal gaz) elde etmek.. Bu teknolojinin dünya icin çığır açan esprisi elektroliz değil, elektroliz biliniyor zaten. Bu teknoloji ile doğrudan kullanmadığınız ve çok pahalı pillerle ancak kısıtlı bir süre depolayabildiğiniz güneş yahut rüzgar enerjisini bir başka güç kaynağı olarak depolayabiliyorsunuz.

Bilindiği gibi fosil kafalıların yenilenebilir enerjiler konusundaki temel eleştirileri bu enerjilerin depolanamamasıdır. Bu nedenle medeniyetin gerektirdiği elektriği yeterince hazır tutamazsınız, derler. Başka bir deyimle “eee rüzgar esmez ise elektrik nereden gelecek” diye tembel tembel sırıtırlar. Biz ise soruyu onlara şöyle soralım: Rüzgar fazla eser ise yani ihtiyaçtan fazla elektrik üretirsek ne yapacağız? Cevabımız: Bu fazla elektrik ile elektroliz yoluyla hidrojen yani doğal gaz elde edeceğiz. Mevcut doğal gaz depo ve boru sistemine vereceğiz. Lazım olduğunda doğal gazdan kojenerasyon yoluyla tekrar elektrik elde edeceğiz. Zeki Usta bunu güneş paneli ile ve ev tipi olarak yapmış. Elde ettiği hidrojeni ise ısıtma amaçlı kulanıyor.

Almanya‘da Greenpeace tesisi rüzgar tribünü ile elde ettiği hidrojeni doğal gaz şebekesine bağlamış. Bundan elde ettiği gazı ısınma amaçlı olarak abonelerine satıyor. Wind=Rüzgar ve Gas=gaz,  yani rüzgar gazı diyorlar adına . Ancak teknoloji yeni ve bu teknolojinin masrafı ve daha da gelişmesi için aboneler bilerek isteyerek biraz fazla ödüyorlar (aslında daha AR-GE aşaması da tam bitmiş değil galiba, zira gazı  şebekeye de daha veremiyorlar, bunun yatırımı daha tamamlanmamış. Ancak eli kulağında, zira Grenpeace kooperasyon yapmak isteyen başka rüzgar santral işleticileri arıyor). Ocak ayında fiyatlar indirim var!  Kontrat fiyatı yani aylık abonelik temel ücreti 14,90 Eurocent. Kullanılan gazın fiyatı halen kWsaat başına 6,65 Eurocent, Windgas aboneleri kWsaat başına 0,40 Eurocent fazla ödüyorlar. Evet bu bir teşvik tabii ama devlet parası filan değil, evet tüketici bilerek isteyerek çevreci teknolojiye parasıyla destek oluyor.

Almanya kurtulsun yahut enerjide dışa bağımlı olmasın kavramı bu fedakarlığı izah etmekte çok yetersiz kalıyor (malum bir ülkenin kurtulması için bayrak sallamak yeterlidir, ayrıca cepten harcamaya ne gerek). Tüketiciler bunu iklim değişikliğini frenlemeye katkı yapmak  için yapıyorlar. Tüketiciler bunu dünya fosil yakıtlardan kurtulsun diye yapıyorlar, cepten katkı yapıyorlar

Yenilenebilir enerjileri depolamak için uygulanmaya yeni yeni başlanmış başka teknolojiler de var. Okuyunca  „tüh be, bu kadar basitmiş, nasıl oldu da ben düşünemedim“ diyeceksiniz.   Şimdilik bunları anlatmıyorum. Onun yerine konumuza dönelim, otonom enerji konusuna.

Otonom enerji üretiminin başlaması ve gelişmesi  yurttaş inisyatifi gerektiriyor. Devletten beklemekle  olmuyor. Ama özerk davranan yurttaş aynı zamanda devletten talep etmesi gereken şeyi de biliyor. Şu günlerde Almanya’dayım, dolayisiyle şöyle ifade etmeliyim: Burada seçmen hangi kiliseye (katolik ya da protestan)  gidiyorsa  ona göre oy vermiyor. Burada muhafazakar partiler var tabii ama seçmen oyunu kendi kilisesinden çıkan adaya verme gibi otomasyona uğramış değil. İkincisi burada da seçmen yahut yurttaş katılımcı demokrasi taraftarı. Bunun için çok basit bir adım atıyor, bizzat katılıyor. Katılmasında engel varsa „alanımı genişletin“ diye talep ediyor. Çoğu zaman da bunu parlamentodışı mücadele ile, bizzat alan kazanarak yapıyor.

Daha geçen hafta Türkiye’de idim, gene burada  yani Türkiye’de nasıl oluyor? Katılımcı demokrasi istiyoruz, deniyor. Burada yolunu yordamını bulup devletten bağımsız atılımlar yapıldığını pek görmüyoruz. İsteriz deyince de TOMA filan görüyoruz. Bir de gerçekten takdir etmemiz gereken Zeki Usta gibi mucitlerimiz var. Bunların çalışmalarını duyunca çok seviniyoruz. Netice çıkmayınca da komplo teorileri yapıyoruz. Halbuki dünyada bu tür inovasyonların, icatların seri üretim safhasına geçememesinin sebebi sermaye yokluğudur. Beri yanda pek çok ülkede Venture Capıtal adı verilen yatırım şirketleri vardır, bu tür mucitlerle sermayedarlar bir araya gelir ve işin yürütülmesi filan da profeyonellere verilir.

Almanya’da devlet kömür ve nükleeri teşvik ediyor. Yenilenebilir enerjilerden daha fazla teşvik dağıtıyor bu alanda. Kapitalist devlet haliyle fıtratına göre davranıyor ve bu tavır sistem sorunu. Ama bu konu o noktada bitmiyor.  Iklim değişikliğine karşı şahsen bir şeyler yapmak isteyen yurttaşlara gelecek yazımda koopratif dısında da yollar önereceğim.Ve eminim asıl siz okuyucular ve uzmanlar onlarca yol önereceksiniz.

Alper Öktem

 

 

Alper Öktem

Yeşeriyorum

Otonom enerji

Bugünkü dünyada enerji kullanımı aynı zamanda enerji bağımlılığı demek. Ülkeler arasında, kıtalar arasında ve bir ülke içinde enerji kaynakları ve elektik olarak bizzat enerji taşınıyor, alınıp satılıyor.

Enerji kaynaklarının kontrolü ve paylaşımı için diplomasi yapılıyor, savaşlar çıkıyor.

Enerji tekelleri muazzam ekonomik güçleriyle ülkelerin siyasetini belirliyor. Ülkelerin kalkınma politikaları gene enerji tekellerinin çıkarlarına bağımlı.

Fosil kaynaklara dayanması ve iklim değişikliğine yol açması nedeniyle bu enerji düzeni yanlış.

Tekelleri güçlendirdiği, ülkeler arasında sorunlar çıkardığı ve savaşlara yol açtığı için yanlış.

Bu enerji düzeni demokrasi ile bağdaşmıyor. Geniş tüketici ve üretici kitleler merkeze ve tekellere tümüyle bağımlı durumdalar.

Şöyle bir hayal edelim: Mahallemizde elektrik üretiyoruz, suyumuzu ısıtıyor, aynı zamanda elektrikli semt otobüsünü şarj ediyoruz. Geceleyin taşıtın aküsünden gündüz güneşten topladığımız elektriği geri alıp kulanıyoruz. Güneşten elektrik sağlayan fotovoltaik paneller, rüzgar santralleri, ısı pompaları, kalorifer dairesine kurulmuş mini kojenerasyon santralleri ve diğer teknolojiler. Çevreye dost, yenilenebilir enerjiyi yerinde üreten teknolojiler.

Enerjinin gerek duyulan yerde yerinde üretimi aynı zamanda enerji naklınde ortaya çıkan kayıpların ortadan kalkması demek. Fosil enerji kaynaklarının arama, üretim ve taşınmasında ortaya çıkan ve çevreye muazzam zarar veren kazaların olmaması demek.

Tüketicilerin enerji tekellerinin fiyat sultasından kurtulması demek.

Tüketicilerin enerji üretmesi demek, insanlar arasında işbirliği, kollektivite demek, daha fazla demokrasi demek.

Otonom enerji üreticisi olma zamanı geldi geçiyor. Kooperatifler, dernekler hatta apartman komşularının birlikler oluşturması zamanı.

Örneğin Almanya’da son yıllarda 600’ün üzerinde enerji kooperatifi kuruldu. Bunlar elektrik üretiyor. Birlikte düşünmenin, tartışmanın ve üretmenin tadını çıkartıyorlar. Sera gazı salınımdaki paylarını azalttıkları için vakti gelince sırat köprüsünden rahatlıkla geçeceklerini bilmenin gönül rahatlığı içindeler. Kendi evi, çatısı olmayan yahut maddi imkanları tek başına yeterli olmayan insanlar bir araya geliyor. Kooperatiflerin yanısıra evi olan bireyler çatılarına, işletmeler işyerlerinin çatılarına köylüler ahırların çatılarına fotovolkaik paneller takıyor, parası olanlar rüzgâr santrali ve güneş çiftliği kuran şirketlere ortak oluyor.

2013 yılı Ocak ayında bir gün öğle saatlerinde Almanyada o saatte üretilen yenilenebilir enerji miktarı nükleer santrallerde üretilen enerjiyi geçmişti, hem de kış günü.

 

Alper Öktem

Kategori: Yeşeriyorum