Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Apple efsanesi

Geçenlerde Bağdat Caddesi’nin önemli bir yerindeki iki katlı şık bir binanın tamamının Apple mağazası olarak açıldığını görünce bu firma üzerine yazmak istedim. Çünkü mağazanın yeri ve şıklığı tam da Apple’ın hedef kitlesi, felsefesi ve müşteriye yaklaşımıyla ilgili. Dünyadaki Apple mağazalarına baktığınız zaman neredeyse hepsi şehirlerin en gözde ve merkezi yerlerinde veya yüksek gelirli grupların oturduğu semtlerde. Apple ürünlerinin de son derece şık tasarımlı, işlevsel ama aynı zamanda oldukça pahalı ürünler olduğunu biliyoruz.

 Apple, 21. yüzyıla damgasına vuran şirketlerden birisi. Belki de birincisi. Bu yazının hedefi reklam yapmak veya bir markanın üstünlüğünü vurgulamak değil; ürün, marka ve mutlu/sadık bir müşteri  kitlesi yaratmadaki başarısıyla diğerlerinden oldukça farklılaşan bu şirkete biraz daha yakından bakmak. Amacım, Apple’ın hedef müşteri kitlesi, kimlere ve nasıl üretim yaptığı ve nasıl bir üretim/satış stratejisi olduğuna dair bazı sorulara yanıt aramak. Gelin öncelikle bir Apple ürününün (I-phone4) üretim maliyetine ve kar marjına bakalım.

I-phone4’ün maliyet yapısı ve kar

Aşağıdaki grafikte I-phone4’ün maliyet kalemlerinin dökümü var. Bu telefon Çin’de ama ABD, G. Kore ve Almanya dahil birçok ülkeden gelen parçaların birleştirilmesiyle üretiliyor. Bu girdilerin toplam tutarı 187,50 dolar. Çin’deki işçilik maliyeti ise sadece 6,54 dolar. Böylece toplam üretim maliyeti 194,04 dolara geliyor. Nakliye, dağıtım ve reklam gibi ilave giderleri de ekleyince toplam maliyet 330,62 dolara çıkıyor. Telefonun satış fiyatı 600 dolar. Dolayısıyla Apple her bir I-phone4 başına 269,38 dolar, yani yüzde 45 kar ediyor. Bu inanılmaz yüksek bir kar marjı. Günümüzdeki yeni I-phone modellerindeki ve diğer Apple ürünlerindeki kar marjları da aşağı yukarı aynı seviyede. İşte Apple ürünlerinin maliyet yapısı ve fiyatlama politikası bu!

“Bu kadar yüksek kar marjıyla çalışan bir firmanın bilançosu nasıl olur?” acaba diye soranları duyuyor gibiyim. Haklısınız, bu karlılık mali tablolara da yansıyor. Apple’ın bilançosundaki nakit para miktarı Ocak 2021 itibarıyla tam tamına 195,57 milyar dolar. Bu rakam, aynı ay itibarıyla Borsa İstanbul’da işlem gören bütün şirketlerin toplam piyasa değeri olan 268,3 milyar doların neredeyse yüzde 73’üne tekabül ediyor! Apple’ın karlılığı elbette şirketin hisse senedi fiyatlarına da yansıyor. ABD’nin en kapsamlı hisse senedi endeksi olan Standard and Poor’s son 10 yılda 3,5 kat değer kazanırken Apple hisseleri aynı dönemde 10 katından fazla yükselmiş durumda. 2 Kasım 2021 itibarıyla, 2,46 trilyon dolarlık piyasa değeriyle Apple çok az farkla Microsoft’un ardından dünyanın en değerli ikinci şirketi.

Çin’de üretim boyutu

Bu diyagramın bize aktardığı önemli bir bilgi de Çin’le ve Çin’de (veya uzak doğuda düşük emek ücreti olan herhangi bir ülkede) üretimle ilgili. Biliyorsunuz bir dönem özellikle ABD ve AB ülkelerinde Çin’de üretim yapan Batılı firmalara bir tepki vardı. Hala da var aslında. İş sahalarını Çin’e taşıyarak kendi ülkelerinin işçilerini işsiz bıraktıkları ve işçi sınıfına ihanet ettikleri iddia ediliyordu. Bunda elbette gerçeklik payı vardı ama bu firmaların Çin’in işçilik fiyatlarıyla veya ona yakın fiyatlarla kendi ülkelerinde üretim yapmaları mümkün değildi. Bu örnekte Iphone4’ün bütün işçiliği sadece 6,54 dolara yapılıyor. Yani toplam satış fiyatının sadece yüzde 1’i işçilik bedeli olarak Çin’de kalıyor. Elbette Apple gibi yüksek kar marjıyla çalışan şirketler için şunu iddia edebiliriz: Aynı işi ABD’nde yaptırsaydı ve 10 katı bir işçilik bedeli ödeseydi, yine çok karlı bir şirket olmaya devam eder, üstelik kendi ülkesinde istihdam yaratırdı. İşte bu da ekonomi politikasıyla, vergi oranlarıyla ve diğer önlemlerle hükümetlerin karar vermesi gereken alanlardan birisi. Neticede her sonuç bir tercihten kaynaklanıyor!

Nitekim Apple Trump döneminde bu baskıyı bir ölçüde hissetti ve fason üreticilerinden birisi olan Tayvanlı Foxconn firması ABD’nde üretim merkezi açacağını ilan etti. Fakat son aylarda Amerikan basınında bu yatırımın ilan edilenden çok daha küçük çapta olacağına dair haberler çıkmaya başladı. Bu arada Apple’ın kendi üretim tesisi olmadığının, ürünlerini fason olarak Foxconn, Wistron ve Pegatron gibi firmalara ürettirdiğinin altını çizmiş olalım.

Apple’ın üretim ve pazarlama stratejisi

Apple’ın üretim stratejisine baktığımızda, bir kere firmanın son derece sınırlı sayıda ürün üzerine yoğunlaştığını görüyoruz. Dolayısıyla dikkatini ve enerjisini az sayıda ürüne odaklayıp ürün tasarımı ve kalitesini geliştirme imkanı bulabiliyor. Ayrıca, Apple sadece teknoloji geliştiren, tasarım yapan ve marka yönetimi yapan bir şirket. Üretimle uğraşmıyor! Oysa Apple’ın rakiplerinde durum son derece farklı. Hepsi çok geniş ürün yelpazesinde üretim yapıyor.

İkincisi Apple ürünlerinde tasarımın ve kullanım kolaylığının ön plana alındığını görüyoruz. Çok az düğme ve tuşla neredeyse sonsuz sayıda işlem yapabiliyorsunuz. Ayrıca ürünlerin birbiriyle uyumu ve tamamlayıcılığına da çok önem veriliyor. Böylece adeta bir ürün ekosistemi yaratılıyor ve tüketici bu sisteme bağlanıyor. Üçüncüsü, bu kadar kaliteli, şık ve işlevsel yanı yüksek ürünler yapabilmek için çok yetenekli insanlarla çalışmak gerek ve Apple bunu becerebiliyor. Bu sayede üstünlüğünü ve yaratıcılığını yıllardır sürdürüyor. Son olarak, Apple müşterisiyle kurduğu ilişkiye çok önem veriyor ve onların dükkanlarında veya ürünleriyle yaşadığı deneyimin özel ve etkileyici olmasını sağlıyor. Kaliteli ürünler yanı sıra kurulan bu duygusal ilişki de sadık bir müşteri kitlesi yaratmasını mümkün kılıyor. Zaten Apple müşterilerinin yarısından fazlası sadece Apple ürünleri alan kişiler.

Aşağıdaki tabloda yer alan küresel cep telefonu pazar payına bakıldığında Apple’ın I-Phone satışları olağanüstü kar marjından kaynaklanan yüksek fiyatlarına rağmen 2021 yılı ikinci çeyreğinde yüzde 14 ile üçüncü sırada yer alıyor. Önceki yılın aynı döneminde ise yüzde 16 ile ikinci sırada yer alıyor. Bu da Apple’ın kendini konumlandırma stratejisinin, yüksek fiyatlarına rağmen, dünya çapında kabul gördüğünü tescilliyor.

İşin sırrı: Sadık müşteri kitlesi

Apple kendi markasına ve ürünlerine bu kadar bağlı geniş bir müşteri kitlesi yaratınca ağırlıklı olarak o kitleyi hedef alıyor ve kar marjını yüksek tutmayı tercih ediyor. Her bir Apple ürünü adeta bir “prestij” ürün niteliği kazanıyor ve statü sembolü haline geliyor. Ayrıca, müşterisi kendisini mutlu ve ayrıcalıklı hissediyor. Apple, birçok şirketin aksine, hiçbir zaman pazar payına oynamıyor, karını ençoklama üzerine kurulu bir pazarlama ve fiyatlama stratejisi izliyor. Bu nedenle, fiyatını düşürüp daha fazla müşteriye ulaşmak gibi bir derdi de yok. Dolayısıyla, her ülkede göreli olarak alım gücü yüksek kesimlere hitap eden ama daha düşük gelirli kitlelerin bütçelerini zorlayarak da olsa satın almayı isteyeceği bir ayrıcalıklı ürün/müşteri kitlesi yaratma yaklaşımı izliyor. O nedenle mağazalarını İstanbul gibi bir şehirde sadece Zorlu Center, Akasya AVM ve Bağdat Caddesi gibi yerlerde açıyor.

Apple çağın ruhunu yakalamış ve bunun üzerinden yükselmeye devam eden son derece başarılı bir marka. Horace Dedieu isimli analistin yorumuyla “Apple kendi müşterisini yaratıyor ve hiç kaybetmiyor. Aslında bu ifade Apple’ı çok iyi anlatıyor. Apple yarattığı son derece cazip ve işlevsel ürünlerle bir müşteri kitlesi yaratıyor ve sunduğu kaliteli hizmet ve müşteri servisiyle bu müşterileri kendisine bağlıyor. Bu başarının bir sonucu olarak, 2021 itibarıyla 408 milyar dolarla dünyanın en kıymetli markası unvanına sahip durumda. Esas olarak teknolojik devrim ve küreselleşmeden en çok etkilenen, buna en çok katılan, nispeten yüksek eğitimli ve gelirli kitlelerin markası. Ama diğer kesimlerin menzilinden de çıkmadan, onlar nezdinde ulaşılma arzusunu sürekli canlı tutan bir “prestij” marka olarak kalmayı becererek yapıyor bunu. Apple’ın yaratıcılığı nereye kadar sürer, bu sadık müşteri kitlesini daha ne kadar süreyle peşinde sürükleyebilir pek belli değil. Her çıkışın bir inişi olacağı açık. Apple’ın tarihinde de bu iniş-çıkışlar var. Ama 21. yüzyılın en azından ilk çeyreğine damgasını vurmuş bir şirket olduğu da yadsınamaz.

Kategori: Hafta Sonu

İklim KriziManşet

Tayvanlı bir kişi göle düşürdüğü telefonunu bir yıl sonra göl kuruyunca buldu

İnsan kaynaklı küresel iklim krizi nedeniyle son 56 yılın en büyük kuraklığını yaşayan Tayvan’da yaşayan bir kişi geçtiğimiz yıl Sun Moon Gölü’nde düşürdüğü telefonunu kuruyan göl yüzeyinde buldu.

BBC’nin aktardığı habere göre soyadı Chen olan kişi, geçtiğimiz yıl gölde kürek sörfü yaparken telefonunu düşürmüştü. Geçtiğimiz hafta bir işçi telefonunu bulduğunu söylemek için onunla temasa geçti.

Nadir görülen olumlu bir hikaye

Haberi aldıktan sonra heyecandan uyuyamadığını söyleyen Chen, telefonuna kavuştuğunda su geçirmez kaplaması sayesinde telefonunun hala çalıştığını öğrendi.

Ne yazık ki Chen’in hikayesi kuraklık nedeniyle zor günler yaşayan Tayvan için nadir görülen olumlu hikayelerden. Chen görevlinin kendisine gölün son 50 ile 60 yıl içerisindeki en düşük seviyede olduğunu söylediğini aktardı.

Kuraklık nedeniyle zor günler yaşıyor

Tayfunların bölgeye yoğun yağışlar getirdiği Tayvan uzun zamandır ilk kez bu kadar kuru. Bu yüzden yetkililer kuaförlerde şampuan içermeyen uygulamalar ve benzin istasyonlarında araba yıkamanın olmaması gibi çeşitli kısıtlama kararları aldı.

Tayvan’daki su kıtlığının, su yoğun mikroçip üretim sektörünü etkilemesi ve bilgisayarlardan akıllı telefonlara kadar her şeye güç sağlayan küresel yarı iletken kıtlığını daha da kötüleştirmesi bekleniyor.

 

Kategori: İklim Krizi

DünyaManşet

Tayvan’da en az 50 kişinin öldüğü kazadan sonra Ulaştırma Bakanı istifa etti

Tayvan‘da cuma günü en az 50 kişinin öldüğü, 200’den fazla kişinin yaralandığı tren kazasının ardından Ulaştırma Bakanı Lin Chia-lung, kazanın sorumluluğunu üstlenerek istifa edeceğini açıkladı. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Lin, ‘tüm sorumluluğu üstlendiğini’ belirtip ilk kurtarma çalışmalarının son bulmasının ardından görevini bırakacağını duyurdu. Lin, “Son birkaç gündeki bütün eleştirileri kabul etmeliydim ama yeterince iyi bir iş çıkarmadık” dedi. 

Başbakan Su Tseng-chang’ın ofisinden yapılan açıklamada ise bakanın sözlü olarak sunduğu istifanın şu an için reddedildiği, çabaların arama kurtarma çabalarına odaklanması için bakandan soruşturma tamamlanana dek görevinin başında kalmasının istendiği belirtildi.

Şantiye şefi özür diledi

Kazaya neden olmakla suçlanan ve gözaltına alınan şantiye şefi Lee Yi-hsiang da, gözaltına alındığı sırada evinin önünde bekleyen gazetecilere yaptığı açıklamada halktan özür diledi. Şantiye şefi, “Bu yaşananlara çok üzgünüm ve en derin özürlerimi sunuyorum” derken, soruşturma ekibiyle işbirliği yapacağını vurguladı.

ilk belirlemelere göre kaza, Lee’nin sorumluluğundaki demiryolu hattının yakınındaki bir tepeye park edilen vincin rayların üzerine kayarak yolcu trenini tünele girmek üzereyken raydan çıkarması nedeniyle yaşandı. Vincin frenlerinin çalışmadığı da iddia ediliyor. Geçmişte bir başka suçtan hüküm giydiği de belirtilen Lee’nin en az iki ay gözaltında tutulabileceği belirtiliyor.

Tatil nedeniyle 500 yolcu vardı

Vincin düşmesi nedeniyle raydan çıkan sekiz vagonlu tren, Taipei’den Taitung‘a gidiyordu. Cuma günü Hualien kenti yakınında yaşanan olay sırasında, aile mezarlarının ziyaret edildiği geleneksel bir uzun hafta sonu tatili nedeniyle trende yaklaşık 500 yolcunun bulunduğu ve bazılarının ayakta seyahat ettiği belirtiliyor. Kazada ölü sayısının artabileceği belirtiliyor. 

Kategori: Dünya

EnerjiGünün ManşetiManşet

10 ülke ‘Nükleersiz Asya’ için bir araya geldi

30 yıldır Asya’nın çeşitli ülkelerinden nükleer enerji ve nükleer silahlanmaya karşı olan bilim insanı, akademisyen ve aktivistlerin buluştuğu Nükleersiz Asya Forumu (NNAF) bu sene Tayvan‘ın başkenti Taipei‘de 20-23 Eylül 2019 tarihlerinde gerçekleştirildi. Tayvan, her birinde ikişer reaktör olan dört nükleer santral tesisi bulunan, fakat dördüncü tesisin henüz devreye alınmadığı gibi Almanya , Belçika , İspanya, İsveç gibi nükleer enerjiden 2025’e kadar çıkmayı planlayan bir ülke.

Etkinliğin başlangıç  tarihi olarak seçilen 20 Eylül ise Türkiye’de de Marmara ve Düzce depremlerinin meydana geldiği 1999 yılında; Tayvan’da da 2400 kişinin yaşamını yitirmesine ve 11 bin kişinin yaralanmasına neden olan 7,7 şiddetindeki büyük depremin yıl dönümü. Etkinliğe ev sahipliği yapan Tayvan Çevre Koruma Örgütü‘nün “Nükleersiz bir Asya için gücümüzü birleştirelim” sloganıyla gerçekleştirdiği etkinlikte, nükleer santrallerin risklerine karşı Fukuşima Nükleer Felaketi’nden ders alınması gereği ve deprem gerçeğine dikkat çekildi. Sunumların ardından, delegelerle birlikte Cumhurbaşkanı’nın makamına bir ziyaret de yapıldı.  

 

2017’de Nobel Ödülü alan Nükleer Silahlanmanın Durdurulması için Uluslararası Kampanya‘nın (ICAN) Avustralya temsilcisi Dave Sweeney‘in de katılımcısı olduğu etkinlikte 10 Asya ülkesinden delegeler sunumlar yaptı. Avustralya, Çin, Hindistan, Japonya, G.Kore Moğolistan, Filipinler, Vietnam ve ABD‘den delegelerin katıldığı NNAF 2019’e Türkiye‘den Yeşil Gazete yazarı Pınar Demircan katıldı. Aynı zamanda Nükleersiz. org koordinatörü olan ve daha önce Japonya ve Filipinler‘in ev sahipliğinde gerçekleştirilen forumlara davet edilen Demircan bu sene Tayvan’da yapılan Forum’a ilişkin şunları söyledi :

“Türkiye’de tam da deprem gerçeğinin hatırlandığı bir dönemde bu Forum’un Tayvan gibi yoğun fay hatlarının bulunduğu  bir coğrafyada yapılmış olması Fukuşima Nükleer Felaketi’nden bugüne bir kez daha nükleer santral-deprem ilişkisine dikkat çekmeyi olanaklı kılması bakımından ayrıca anlamlı oldu. Zira sivil toplum özellikle Fukuşima sonrası endişelerin yükselmesiyle ülkede 1970’lerdeki sıkıyönetim zamanında inşa edilmiş olan nükleer santrallerin devreden çıkarılmasını planlıyor. Yine en son inşa edilen santralin çalıştırılmasından bir sonraki  hükümetin döneminde yapılacak referandum oylamasıyla vazgeçilmesi hedefleniyor. Tayvan için dileğim  halkın iradesinin referandumda manipülasyona uğratılmaması”.

Yazarımız Pınar Demircan ve Forum organizatörlerinden Yoko Unoda.

Nükleersiz Asya Forumu‘nun önemini gezegenin bugününü ve yarınını tehlikeye atan, devlet ve şirket ortaklığıyla beslenen küresel kapitalizmin karşısına sivil toplumun benzer ölçekte bir gücü çıkarmak zorunda olduğunu düşündüğünü söyleyen Demircan dünya genelinde bölgesel işbirlikleriyle daha hedef odaklı hareket edilebileceğinin altını çizdi. Demircan, bu açıdan NNAF’in aynı kıta üzerinde kültürel olarak da görece birbirine yakın toplumlar arasında nükleersizlik diyaloğunun güçlendirilmesi için önemli bir misyon taşıdığını ifade ederek “Türkiye’nin hem Asya hem de Avrupa kıtalarında yer alması nedeniyle bölgesel işbirlikleriyle nükleersiz dünya ideali açısından önemli hatta Asya ve Avrupa’yı birleştirici bir pozisyonda olduğumuza inanıyorum”dedi.

Etkinlik süresince katılımcılar NNAF ürünü olan  The People of Asia say No To Nuclear, Türkçesi Asya’nın İnsanları Nükleer Güç İstemiyor adlı kitapla buluştu. Kitaptaki Türkiye kısmının içerik editörü Demircan Asya ülkelerinin benzer bir kültüre sahip olmasının onları tarihsel olarak da yakınlaştırdığını söyledi. Özellikle sıkıyönetim dönemlerinin Tayvan’da da Filipin Cumhuriyeti‘nde olduğu gibi  nükleer santrallerin kurulduğu dönem olduğunu, nükleer karşıtı enerji mücadelesinin demokrasi mücadelesiyle birlikte yürüdüğünü belirtti.

Nükleersiz Asya Forumu kapsamında gerçekleştirilen ülke sunumları ve görüş alışverişi yapılan iki günün ardından delegeler  program kapsamında Cumhurbaşkanı Tsai Ing-wen‘in makamına bir ziyarette bulundu. Tayvan’ın ilk kadın Cumhurbaşkanı olan ve Ocak ayında göreve gelen Ing-wen’in makamında delegeleri karşılayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Chen Chien Jen 2025 yılına kadar nükleer santrallerden çıkış yapma kararı alan hükümetin yaklaşımını “ülkemizde yenilenebilir enerji kaynaklarına yaptığımız yatırımlar ve nükleer santrallerden çıkma eğilimimiz bu sene Nükleersiz Asya Forumu’na uygun bir ortam oluşturmuştur” sözleriyle ifade etti, güvenli bir gelecek için nükleer enerjiden vazgeçilmesi gerektiğini söyledi. 

Nükleersiz Asya Forumu delegeleri ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Chen Chien Jen birlikte

2017 yılında Nobel Ödülü’nü alan Nükleer Silahların Tamamen Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Kampanya (ICAN) temsilcilerinden Dave Sweeney görüşmede, Tayvan’ın nükleerden çıkış kararını kutlayarak Avrupa’da Almanya’nın nükleerden çıkışa liderlik ettiği gibi Tayvan’ın da Asya ‘ya model ve lider olması yönündeki temennilerini iletti. Cumhurbaşkanı yardımcısı “farklı dillerimiz ve kültürlerimizle farklı ülkelerden geliyoruz fakat tek bir dünyamız var ona saygı duymalıyız” diyerek delegelere geldikleri için teşekkür etti.

Delegeler daha sonra başkentteki üç nükleer santrale saha ziyaretinde bulundu. Sırasıyla ülkenin kuzeyindeki üç nükleer santral tesisine giden kafile bu ziyaretlerde özellikle soğutma suyunun alınıp verilmesi neticesinde balık türlerinin azaldığını, denizdeki canlı yaşamının gördüğü zararları uzmanlardan dinledi. 

Nükleersiz Asya Forumu delegeleri iki gün süren Forum’un ardından aşağıdaki sonuç bildirgesini kabul etti . Buna göre: 

  • Nükleer enerji, tüm canlılar üzerinde kalıcı tahribat oluşturan niteliği ile yanlış bir tercihidir. İklim krizine de cevap olabilecek yegane enerji kaynağı olarak yenilenebilir enerjilere geçiş zaruridir. Ancak bu geçiş yerli halkların yaşamına zarar verilmeden gerçekleştirilmelidir.

  • Nükleer enerji temiz, güvenli ve ekonomik değildir. Nükleer enerjinin yenilenebilir enerji olduğu iddia edilemez ve fosil yakıtlara göre karbonsuz enerji yeşil enerji şeklinde tanıtılamaz. Nükleer enerji, elektriğin elde edilmesi için ham madde olan uranyumun yerin altından çıkarılmasından işlenmesi, yakıt sevkiyatı, santral inşaatı ve geçici atık depolarının hazırlanmasına kadar tüm bir nükleer zincir içerisindeki karbon adımlarıyla değerlendirilmelidir. İşletme sürecinde karbon salmasa dahi zararlı olan radyoizotopları salar, dışsallıklarıyla deniz suyunu ve atmosferi ısıtır, çözümsüz radyoaktif atık sorununu ortaya çıkarır.

  • Nükleer enerjinin bir çözüm olarak önerilmesinin kabul edilmemesine bir neden de on yıllardır nükleer atık sürecine dair çözüm dahi üretilememiş olmasıdır. Kaldı ki nükleer santraller kullanılmaya devam edilirse iklim krizi şartlarında kuraklık ya da afetlerle boğuşan dünyada endüstri için yoğun su kullanılması kabul edilemez.

  • Nükleer enerji, nükleer silahlar ve kimyasal silahlar birbiriyle çok yakın ilişkide olarak ekosistem ve dünya barışı için çok büyük bir tehdittir.

  • Yerli halklar ve azınlık halkları, özellikle merkezden uzakta, siyasi gücü veya sesi çok az olanlar – madencilik, nükleer silah testleri, nükleer santral işletmesi ve nükleer atık yakma gibi imha yöntemlerinden kaynaklanan – radyasyon kirliliğinin mağduru olmuşlardır. Avustralya, Tayvan, Çin, Hindistan, ABD ve Güney Pasifik’te bir çok örneği vardır.

  • Ekonomik kalkınma” efsanesi, azınlık halkları için yıkımı ve ölümü hak göremez. Arazilerinin kamulaştırılması ve kirletilmesi kültürel ve fiziksel soykırım olarak değerlendirilmelidir. Maddi ve manevi tazminatlar ödenmeli sağlık şartları iyileştirilmelidir.

  • Pek çok nükleer reaktör operasyonel ömürlerini tamamlamıştır. Bu reaktörlerin sökümü onlarca yıl sürecek zorluklarla doludur.

  • Gelişmiş ülkelerde nükleer enerjiden çıkış yaşanırken Çin, Hindistan ve diğer gelişmekte olan ülkelerde özellikle otoriter hükümetler altında yeni tesisler bir çok teknik eksikliğe rağmen planlanmakta ve inşa edilmektedir. Fukushima Nükleer Felaketi’nden edilen deneyime rağmen hükümetler tarafından mevcut nükleer reaktörlerin ömrünün uzatılması bu reaktörleri çok daha riskli hale getirmektedir.

Nükleersiz bir dünyanın mümkün olduğu tahayyülüyle geleceğin tek enerjisi olarak yenilenebilir enerjiye geçilmesi için ortak hareket etme kararlılığında olduklarını açıklayan Nükleersiz Asya delegeleri yapılması gerekenler bağlamında aşağıdaki konulara dikkat çekti..

  • Tüm dünyada Nükleer Silahların Yasaklanması Uluslararası Antlaşmasının desteklenmesi, imzalanması ve onaylanması gereklidir.

  • Kazanç sağlamak amacıyla gezegene ve tüm canlılara zarar vermekten imtina etmeyen nükleer endüstriye karşı mücadele devam etmek zorundadır.

  • Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı(IAEA), Fukushima Nükleer Felaketi’nin sonuçlarından ders çıkararak özellikle Hindistan, Tayvan ve Türkiye gibi fay hatları olduğu bilinen ülkelerin hükümetlerine nükleer projelerinden vazgeçmeleri bu projeleri durdurmaları için çağrıda bulunmalıdır.

  • Uranyum madenciliğinden atık süreci dahil tüm nükleer zincir içinde radyoaktif kirliliğın önlenmesi için çalışılmalıdır.

  • Tayvan halkı referandumda “Nükeerden çıkış ve yenilenebilir enerjiye geçiş” seçeneğini tercih etmesi ve inşaatı devam eden nükleer santral tesisi için söküm kararı verilmedir. Tesis yenilenebilir enerji üretim tesisine dönüştürülmelidir. Operasyon sürecini tamamlayarak devreden çıkarılan nükleer santrallerin atıklarının ekositemsel kirlilik oluşturmayacak şekilde bertaraf edilmesi gerekmektedir. Tayvan’daki Orkid Adası nükleer atık çöplüğü değildir, nükleer atıklardan temizlenmelidir.

  • Uluslararası Radyoloji Düzenleme Kurulu nükleer kazadan sonra maruz kalınacak dozun kapalı bir mekanda kalınırsa mağduriyet riskinin azalacağını savunan düzenlemesi kabul edilmemelidir.

  • Tokyo Eyalet Mahkemesi’nin Fukuşima Nükleer Felaketi’nin sorumlusu olduğu iddiasını reddederek üç Tokyo Elektrik Şirketi Yöneticisinin suçsuz olduğu yönünde verdiği kararı kınıyoruz. Suçluların değil felaketin mağdurlarının yanında olunmalıdır.

  • 2020, gerek Tokyo’da planlanan Olimpiyat Oyunları gerekse Hiroşima ve Nagazaki’ya ABD’nin atom bombasını atmasının üzerinden 75. yıl geçmiş olacağı için önemli bir yıldır. Olimpiyat oyunları Fukuşima Nükleer Felaketi’nin badirelerinin atlatıldığına dair bir gösteri aracı olarak kullanılmamalı, bu şekilde olimpiyat ruhuna aykırı hareket edilmemelidir.

 

Kategori: Enerji

DünyaManşet

Hong Kong’da onbinler sokağa çıktı, ‘sınır dışı’ tasarısı ertelendi

Hong Kong’da zanlıların yargılanmak üzere Çin’e iadesine ilişkin tasarının yasama konseyinin önüne gelmesi, on binleri yeniden sokaklara döktü. Yolları işgal edip hükümet binalarını kuşatan protestoculara polis müdahale etti. Tasarının görüşülmesi ertelendi.

Çin Halk Cumhuriyeti‘ne bağlı özel yönetim bölgesi Hong Kong‘da ‘sınırdışı ve iade’ yasası çıkarılmasına yönelik protestolar durulmuyor. Zanlıların yargılanmak üzere Çin’e iadesine ilişkin yasa tasarısının pazar günü 1 milyonu aşkın kişi tarafından barışçı şekilde protesto edilmesine rağmen yasama konseyinin önüne gelmesi karşısında on binler sokaklara döküldü.

Dün sabah şafakla birlikte bazısı maske ve kask giymiş, çoğu öğrencilerden oluşan protestocular Hong Kong’un merkezindeki yolları işgal etti ve hükümet binalarını kuşattı.

Hükümet binalarına girişi engellemeye çalışan protestoculara biber gazı sıkan polis, dağılmamaları halinde güç kullanacağı uyarısında bulundu. Hong Kong Polis Teşkilatı, “Bu davranış barışçı toplanmanın ötesine geçmiştir. Derhal dağılma çağrısı yapıyoruz, aksi takdirde münasip güç kullanılacaktır” diye tweetledi.

Hong Kong İdari Genel Sekreteri Matthew Cheung de protestoculara derhal işgalleri sona erdirip dağılma çağrısı yaptı. Hong Kong Ulusal Cephesi isimli siyasi parti, tasarı geri çekilmezse, yasama konseyini basıp süresiz grev yapma tehdidinde bulundu.

1997 yılında İngiltere’den ayrılıp Çin’e bağlanan özerk Hong Kong’un lideri Carrie Lam tasarıyı yasalaştırmakta kararlı olduğunu söylese de gösteriler sonrası Pekin yanlılarının çoğunlukta olduğu yasama konseyi de (LegCo) yasa tasarısının ikinci okumasını ertelediğini duyurdu. Hong Kong özerk hükümeti, hazırlanan tasarıya göre sınır dışı işlemlerinin sadece uzun süreli tutukluluk gerektiren ağır suçlarda uygulanacağını öne sürüyor. Yaklaşık 7 milyon insanın yaşadığı Hong Kong’da, Çin Halk Cumhuriyeti’nin aksine basın ve gösteri özgürlüğü uygulanıyor.

Borsa düştü

Bu arada yaşanan gösteriler ve tasarı ile ilgili tartışmalar, uluslararası öneme sahip Hong Kong borsasını da olumsuz etkiliyor. Hong Kong Menkul Kıymetler Borsası’nın Hang Seng endeksi Salı gününü yüzde 1,59’lük düşüşle kapattı. Bu da Asya borsaları içinde dün itibariyle yaşanan en büyük değer kaybı oldu. Göstericiler söz konusu tasarının yasalaşması halinde Hong Kong’un uluslararası ticaret ve ekonomi merkezi olarak sahip olduğu imajın da zedeleneceğine inanıyor.

Yasa tasarısı ne anlama geliyor?

Hong Kong’da protestolara sebep olan, zanlıların ve şüphelilerin Çin’e iadesini kolaylaştıran yasal düzenlemeler 3 Nisan’da Meclis’e sunulmuştu. Düzenlemeler, zanlıların Çin ana karası, Çin’in Makao Özel İdari Bölgesi ve Tayvan‘a iadesini kolaylaştıracak. Bu bölgelerdeki yetkililer tecavüz ve cinayetle yargılanan kişileri Hong Kong’tan isteyebilecek. Ancak yasayı eleştirenler muhalif siyasetçilerin Çin’e iadesinin önünün açılacağını savunuyor. Uluslararası Af Örgütü de Çin’e teslim edilecek zanlıların bu ülkede işkence ve kötü muameleye maruz kalma ve haklarında görülen davaların adil olmama ihtimalinin bulunduğu uyarısını yapmıştı.

Özel bir yapıya sahip Hong Kong “iki sistem tek devlet” yapısıyla yönetiliyor. Çin yanlısı politikalar benimsemekle itham edilen bir hükümeti olan Hong Kong’un kendine ait yasaları bulunuyor.

Yapılan bütün gösterilere karşın ‘sınırdışı ve iade’ tasarısının 20 Haziran’da nihai oylamayla yasalaşması bekleniyor.

Kategori: Dünya

DünyaLGBTİ+Manşet

Asya’da eşcinsel evliliğe ilk onay Tayvan’dan

Tayvan parlamentosu, eşcinsel evliliği onaylayan ilk Asya ülkesi oldu. Yağmur altında duyuruyu bekleyen LGBTİ aktivisti yüzlerce kişi kararı kutladı.

Tayvan’da parlamento eşcinsel evliliği onaydı. Böylece Asya kıtasında eşcinsel evliliği onaylayan ilk ülke oldu. Parlamentosunda yapılan oylamada üç farklı tasarı gündeme getirildi. Bunlardan bir tanesi LGBTİ örgütleri tarafından da kabul gören hükümete ait tasarı olurken, diğer ikisi muhafazakâr milletvekilleri tarafından sunuldu.

Muhafazakâr milletvekilleri tarafından sunulan ve ‘sulandırılmış’ olarak anılan tasarı, ‘evlilik’ yerine ‘eşcinsel aile ilişkisi’ veya ‘eşcinsel birliktelik’ tabirini kullanıyor.

Evlat edinme de mümkün olacak

Hükümetin tasarısı ise, her ne kadar karşı cins evliliklerinden farklı bir düzenleme sunsa da LGBTİ örgütleri tarafından kabul görüyor. Buna göre, bir Tayvan vatandaşı, eşcinsel evliliğin yasak olduğu bir ülkenin vatandaşı ile evlenemiyor. Yasa aynı zamanda belli sınırlandırmalar olsa da evlatlık edinme hakkını da tanıyor.

Demokratik İlerici Parti’nin (Democratic Progressive Party-DPP) çoğunlukta olduğu parlamentoda yapılan oylamada, hükümetin tasarısı 27’ye karşı 66 oyla kabul edildi.

Kategori: Dünya

Köşe Yazıları

Faşizmden demokrasiye nükleer enerji açmazı

“Çoğunluğun azınlık tarafından yönetimi tiranlıktır; azınlığın çoğunluk tarafından yönetimi de tiranlıktır. Her iki durumda da ‘senin istediğin gibi değil, bizim istediğimiz gibi yapacaksın’ kuralı geçerlidir.” sözünün sahibi Sosyolog Herbert Spencer egemenlik biçimlerinin açmazlarını çok net ortaya koymakta. Bu yazıda meseleye nükleer enerji merceğinden bakmak ise, tespitin haklılığını teslim etmeyi kolaylaştıracak. Çünkü, gerek baskı rejimlerinde gerekse neoliberal düzenin çerçevesini çizdiği demokrasi zemininin üstünde nükleer planlar yükselir. Baskı rejiminde egemen, en öldürücü silaha ve güce sahip olmayı hedeflerken, neoliberal sistemin demokrasisi elinde teknolojik imkanları tutarak yeni düzenin egemeni olan şirketlere kar ve fayda sağlayacak şekilde işler. Her iki yoldan da ulaşılacak varış çizgisinin gerisinde ise silahlanma ve savaş ihtimali durur. Nitekim savaş ve demokrasinin nemli ortamında serpilen kapitalizmin emperyalist amaca hizmet ettiği dünya genelinde yıllardır tecrübe edilmekte. Dünyanın en yıkıcı savaş aracı olan nükleer silahların aynı zamanda dünyanın en pahalı enerji kaynağından üretilme imkanını barındırması tesadüf değildir. Şimdi bu iddiamı biri geçmişten diğeri bugünden aynı eksenin iki ucu denebilecek örneklerle açıklamaya çalışacağım. Neoliberalizm ile faşizm arsındaki ilişkiye dikkat çeken ABD’li akademisyen Henry Giroux’un da değindiği gibi tarihten dersler günümüz iktidarlarının suistimallerini ve yolsuzluklerını tespit etmek açısından yol göstericidir.

Bu bağlamda 12-15 Kasım tarihlerinde bu sene  25. ‘si gerçekleştirilen Nükleersiz Asya Forumu  farklı ülkelerdeki süreçlerin anlaşılması açısından yıllardır önemli bir imkan sunuyor. Japonya, Hindistan, Tayvan, G. Kore ,Vietnam,Türkiye ve ev sahibi Filipinler’den sivil toplum üyelerini  buluşturan etkinlikte bilgi alışverişinde bulunmak beni son gelişmelerle birlikte özellikle Filipinler ve Tayvan örneklerine yoğunlaşmaya sevketti. Filipinler, yüz yıldan fazla  sömürge altında kalmış, 1971-1981 yılları arasında sıkıyönetimi yaşamış bir ülke. 1973’te Diktatör Marcos tarafından anayasa değiştirilip parlamento feshedildiğinde bugün hala çalıştırılmamış bulunan Bataan Nükleer Santrali’nin inşaatına da başlanmış. Ancak 1986 yılında zirve yapan halk hareketinin etkisi ve ABD yönetiminin yıllardır verdiği desteği çekmesiyle diktatör ülkeyi terk etmiş.1986’da tamamlanmış olmasına rağmen Üç Mil Adası ve Çernobil gibi nükleer felaketlerin neden olduğu çekinceyle de hiç çalıştırılmamış olan eski teknoloji ürünü santralin bugünkü talibinin Akkuyu NGS’nin de sahibi Rosatom olduğunu buraya not düşeyim.

Bu yazıda eksenin diğer ucundaki örnek ise, 2025 yılında nükleer enerji üretiminden vazgeçme kararını parlamentoda kabul etmiş olan Tayvan’dan. Çıkarılacak ders, nükleer enerjiyi savunanların meseleyi genel seçimlerde referanduma sunma önerisiyle başlıyor. Zira imkanları elverdiğince nükleer enerjinin gerçeklerini halka anlatmaya çalışan nükleer karşıtları nükleerden çıkış kararının referanduma götürülmesine karşı çıkmıyor, kendinden emin kampanyalar yapıyor fakat, referandum sonucu hiç nükleer karşıtlarının umduğu gibi olmuyor. Geçen hafta gerçekleşen referandumda Tayvan nükleerden çıkış kararını %59 oy ile reddetmiş oldu. Nükleerden çıkış kararını destekleyenler ise %41’de kaldı.

Görünen o ki faşizmden olduğu kadar demokrasiden de pekala maraz doğabilir. Marcus Miessen Katılım Kabusu’nda demokrasinin aşınmasının içerden başladığını , aşınmanın yakıtının sahte mutabakat olduğunu söyler. Tayvan’da da nükleer lobi, seçmen kitlesini iklim değişikliği şartlarını öne sürerek” temiz, güvenli, ucuz” ambalajına sardığı nükleer enerji planlarına inandırmıştır. Bu sahte bilgilerin nasıl yayıldığı, verili bir siyasi sistemde referandumun ve seçimlerin öne çıkanlarının kampanyalara en fazla yatırım yapanlar olduğu gerçeğiyle ve rüşvet ihtimalleriyle birlikte düşünülmelidir. Dolayısıyla “nükleer demokrasiyi sevmez” söylemi artık çökmüştür. Hiçbir zaman dürüst ve şeffaf olması beklenemeyecek hükümetler ve şirketler neoliberal sistemde demokrasiyi araçsallaştırmaktadır. Üstelik tecrübeyle bakidir, bazı yönetimlerde demokrasi adı altında yapılan seçimler baskıdan ve dış etkiden azade gerçekleştirilemeyebilir. Öte yandan bazı konularda referandum yapılması teklif dahi edilememelidir. Bugün henüz doğmamış olanların geleceklerini etkilemeye, onlara nükleer atıklar bırakmaya kimin karar verme hakkı olabilir? Fukuşima ve Çernobil Nükleer Felaketlerinden yayılan radyasyon refrandumların uygulama alanı olan “ülke sınırları”nın ötesine geçmemiş midir?

Bu yazı yeniyasamgazetesi.com dan alınmıştır

Pınar Demircan

Ekolojik YaşamManşet

‘Yeşil’ kitap kurtlarının buluşma mekânı: Beituo Halk Kütüphanesi

Sürdürülebilir ve yeşil çözümler kültürel yaşamlarımız için de olmazsa olmazlardan…

Bu bakış açısına sahip ekolojik yapılardan biri de Tayvan’da bulunuyor.

Taipei Halk Kütüphanesi Beitou şubesi “Yeşil Bina” sertifikasına sahip ülkenin ilk “yeşil” kütüphanesi.

Kütüphanenin mimarisinde kullanılan malzemelerin çoğu çevre dostu.

Çatıların eğimli olmasıyla nem tutuluyor ve yağmur sularının atık su toplama noktalarına aktarımı sağlanıyor.

Bu atık sula hem kütüphanenin çevresindeki bitkilerin sulanmasında hem de tuvaletlerde kullanılıyor.

Derin balkonlar ve dikey ahşap pencere kafesleri iç mekanlara ısı girişini engelleyerek enerji tüketimini azaltıyor.

Çatısındaki fotovoltaik panellerle de güneş enerjisi depoluyor.

Çevresi ile uyumlu, üç katlı ahşap yapının mimarı ise Kuo Ying-chao.

 

(Yeşil Gazete)

Kategori: Ekolojik Yaşam

LGBTİ+Manşet

Tayvan’da eşcinsel evlilikler yeniden gündemde

Tayvan’da parlamentonun eşcinsel evliliğe olanak tanıyan yasa tasarısını yeniden gündemine alması tasarı karşıtlarını ve yanlılarını sokağa döktü.

Tasarı karşıtları başkent Taipei’deki gösterilerde söz konusu düzenlemenin ülkenin sosyal yapısına zarar vereceğini savundu:

“Geleceğe dair ciddi endişelerim var. Çünkü toplum ailenin kadın ve erkek, karı ve kocadan oluştuğu bir sisteme dayanmalı. Uzun süredir ülkemiz bu tür topluma dayalı ve bu değişmemeli.”

Taipei, düzenlemeye destek verenlerin eylemlerine de ev sahipliği yaptı. Aktivistler milletvekillerini “cesur” davranmaya çağırdı:

“Bence insanlar arasındaki karşılıklı sevgi son derece doğal bir şey. Bu yüzden birbirini seven insanların neden evlenemediğini bir türlü anlayamıyorum. Bu sevginin erkekler, kadınlar ya da eşcinseller arasında olması durumu değiştirmemeli. Bu yüzden tepkimizi ortaya koymalıyız.”

Eşcinsellerin evlenmesini yasal hale getiren düzenleme daha önce de parlamentonun gündemine gelmiş ancak milletvekillerinden gerekli desteği görememişti.

 

(Euronews)

Kategori: LGBTİ+

DünyaManşet

Tayvan’da nükleer sızıntı

Tayvan’daki 3 nükleer santralden birinde küçük bir sızıntının 3,5 yıldır devam ettiği belirlendi.

Adada 2016 yılında 4. nükleer santrali açma planları için referandum yapılması tartışmaları sürerken, hükümetin açıkladığı izleme kurulu raporunda, Taipe’nin kuzeyindeki Shihmen nükleer santralinde rutin bakımda buhardan yoğunlaşmanın ortaya çıktığı belirtildi.

Raporda, yaşanan sızıntının çevre veya tesis personeli için bir tehdit oluşturmadığı bilgisine de yer verildi.

 

 

Kategori: Dünya